Lübnan Patriği: Siyasiler ülkeyi değil kendilerini kurtarmaya çalışıyor

Rai, hükümetin kurulması engellenerek parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesinden korkuyor.

6 Haziran’da pazar ayinini gerçekleştiren Rai (NNA)
6 Haziran’da pazar ayinini gerçekleştiren Rai (NNA)
TT

Lübnan Patriği: Siyasiler ülkeyi değil kendilerini kurtarmaya çalışıyor

6 Haziran’da pazar ayinini gerçekleştiren Rai (NNA)
6 Haziran’da pazar ayinini gerçekleştiren Rai (NNA)

Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai, yeni hükümetin kurulmasının engellenerek, parlamento seçimlerinin ve daha sonra gelecek yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmaması yönünde bir eğilim olacağı konusunda uyarırken, yetkilileri de ‘ülkeyi kurtarmak için değil, kendilerini kurtarmak için çalışmakla’ suçladı.
Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin liderliğini yaptığı (Seküler Şii) Emel Hareketi milletvekillerinden Ali Bazzi, Berri’nin girişiminin devam ettiğini, hükümetin kurulmasını engelleyen düğümlerin çözüldüğünü ve sadece küçük ayrıntıların kaldığını söyledi.
Rai, pazar vaazında yaptığı konuşmada, “Bu zor günlerde yetkililer ülkeyi kurtarmaya değil, kendilerini ve çıkarlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Sanki halk yokmuş, devlet yokmuş, düzen yokmuş, kurumlar, ekonomi, sanayi, ticaret, yoksulluk, açlık, işsizlik ve göç yokmuş gibi davranıyorlar. Bankaların, sarrafların, benzin istasyonlarının, fırınların, eczanelerin, hastanelerin ve seyahat şirketlerinin önünde aşağılanmaya, zulme ve eziyete artık tahammülü olmayan insanları umursamıyorlar” ifadelerini kullandı.
Rai, Beyrut Limanı’nda yaşanan patlamaya yönelik soruşturmadaki gecikmeyi de eleştirirken, “Bu halk, Beyrut Limanı’ndaki patlamaya sessiz kalınmasına artık tahammül edemiyor. Olayın üzerinden on ay geçti” dedi. Hükümetin kurulmasında yaşanan geçilmeye de değinen Beşara er-Rai, “Hükümet kurmamak için cılız nedenlerin arkasında, önümüzdeki Mayıs ayında parlamento seçimlerini, ardından Ekim’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini yapmama niyeti ve belki de bağımsız bir devlet kurulmasından yüz yıl sonra Lübnan’ı devirme niyeti mi yatıyor? Ancak çalkantılı koşullara ve gelip geçici güze aldanmayacağız. Yürekten vurulsak da ölmeyen bir milletiz. Bu yüzden bu planın tamamlanmasına izin vermeyeceğiz. Büyük ulusumuzun düşmesine izin vermeyeceğiz” dedi.
Lübnan’daki demokratik sistemin değişmesini reddeden Maruni Patriği, tarafsızlığın olması gerektiğini vurgulayarak, uluslararası bir konferansın düzenlenmesi çağrısı yaptı. Beşara er-Rai, “Lübnan’ın kimliğinin tahrif edilmesine izin vermeyeceğiz. Lübnan halkının sivil yaşamının çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz. Lübnan medeniyetinin yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Lübnan’ın bölgedeki çatışmalara müdahil olmaya devam etmesine izin vermeyeceğiz. Doğu, batı, tarafsızlık ve kendini uzak tutma sloganına saygı duyulmazken, aktif tarafsızlık sistemi ilanını tüm anayasal boyutlarıyla ortaya koyduk. Kurtuluş imkânsız hale geldiğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Lübnan konuslu uluslararası bir konferans çağrısında bulunduk” açıklaması yaptı.
Sağlık krizine ilişkin olarak ise Rai, “Talihsiz insani durumumuzda, Lübnan’ı çöküş ve iflastan kurtarmak için müdahale etmesi amacıyla BM’ye başvuruyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) Lübnan’daki sağlık koşullarına el atma, ilaç ve tıbbi malzeme ihtiyacına cevap verme çağrısı yapıyoruz. Özellikle de zor zamanlarda Lübnan’ın emniyet supabı olan orduya yardımlarından dolayı dost ülkelere teşekkür ederken, bu ülkelerin de halkları konusunda ordunun yanında kararlı bir duruş sergilemelerini umuyoruz. İçeride ise insanlar bölgesel olarak örgütlenmelidir” dedi.
Rai’nin ifadeleri, özellikle de Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin girişiminin maruz kaldığı ‘gerileme’ ve bir yanda Cumhurbaşkanlığı ile ‘Özgür Yurtsever Hareket’, diğer yandan da ‘Müstakbel Hareketi’ arasında yüksek profilli bir veri savaşının kaydedilmesi sonrasında hükümetin kurulmasına ilişkin ilerleyen günlerin getireceği gelişmelere dair Lübnan’da hâkim olan beklenti ışığında geldi. Emel milletvekili Ali Bazzi ise girişimin devam ettiğini aktardı.
Bazzi, güneyde yaptığı açıklamada “Lübnan, istifa etmiş bir hükümetin altında ekonomik, mali ve siyasi nedenlerin kesiştiği çağdaş tarihinin en ciddi krizlerini yaşıyor. Hükümetin varlığı, herkesin Lübnan’ı tehdit eden tehlikeler hakkında sorduğu tüm rahatsız edici soruları yanıtlamak için zorunlu bir geçittir. Uluslararası Para Fonu’nu muhatap almak acil bir ihtiyaçtır. Bir hükümet olmadan Lübnan’a para ya da yardım sağlanamaz. Herkes Fransız girişimine uygun olarak kurumlar devleti mantığını benimseyen, yolsuzlukla mücadele eden, denetim organlarını harekete geçiren ve yargı bağımsızlığını güçlendiren bir reform programı ile bir hükümete ulaşmanın önemini kavramalıdır” dedi.
Ali Bazzi, “Başkan Berri, içeriden zorunlu olan ve dışarıdan memnuniyetle karşılanan girişimine dayalı olarak hala bir hükümet kurmanın yollarını arıyor” dedi. “Bazıları tarafından girişimin başarısız olduğuna dair söylenenlerin aksine, girişimin hala geçerli olduğunu ve başarısızlığının Lübnan ve tüm Lübnanlılar için bir başarısızlık olduğunu vurguluyoruz” diyen Bazzi, “Hangi konuda anlaşmazlık yaşıyoruz? Lübnan'ın çöküşünü ve insanların yaşamlarına, geçim kaynaklarına, mali, ekonomik ve sosyal güvenliklerine dokunan sektörlerinin dağılmasını buradan ve şuradan bir bakan mı izlemelidir? Lübnan’ı böyle mi koruyor ve kurtarıyoruz?” şeklinde konuştu.
Bazzi, “Hükümetin kurulmasını engelleyen tüm düğümler çözüldü. Herkesin yüksek tavanlı ağaçtan aşağı inmesi ve Lübnanlıların daha fazla çöküşle bedel ödediği imkânsız koşullardan vazgeçmesi şartıyla çözülmesi gereken küçük ayrıntılar kaldı” diyerek, Emel Hareketi’nin, insanlar için alternatifler sağlanmadan ve mevduat sahiplerinin paraları korunmadan sübvansiyonun kaldırılmasını kabul etmeyeceğini vurguladı.
Aynı şekilde Meclis’teki Demokratik Buluşma Bloğu Milletvekili Nima Taama, yaptığı açıklamada, “Hükümet kurulmazsa ve acil kurtarma planları uygulanırsa, sadece kaosa değil, koca bir ülkenin kaybına da gideriz. Sonrasında pişmanlığın ne anlamı kalır?” dedi.
Taama, “Lübnan’ın içinde bulunduğu çıkmazla mücadele için izlediği yol, kotalarla karakterize edilen keyfi politikalarla çevrilidir. Ülkenin ve halkının başına gelen bu felaketin büyüklüğü, ekonomik ve toplumsal bir acil durum yoluyla harekete geçmeyi gerektiriyor. Ancak yetkililerin bazıları, ülke ölürken ve yöneticilere olan uluslararası güven azalırken seçim arka planında popülist söylemlere, bazıları ise siyasi hesaplarını tasfiyeye dalmış durumda” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Patrikhane merkezi Bkerki (Maruni) Milletvekili eski bakan Saacan Kazzi, bir radyo kanalına yaptığı açıklamada, “Hükümeti kurmakla görevli yetkili, 24 bakan formülüne göre yeni bir hükümet kurmalı” ifadelerini kullandı. Kimsenin bir hükümet istemediğini söyleyen Kazzi, “Bir krizin patlak vermesinden korktuğu için bir hükümet istemeyen bir grup var. Ve Lübnan devletini değiştirmeye çalıştığı için hükümet istemeyen bir grup daha var” değerlendirmesinde bulundu.
Saacan Kazzi, “Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin girişimi de dahil olmak üzere önerilen tüm girişimler hükümet kurma konusunda sonuç vermedi” diyerek, “Maruni Patriği Rai, görevinden fazlasını yaptı. Endişesi Lübnan’ı korumak olduğu için birçok engel ve protokolün üstesinden geldi ve bu, çözümlerin uygulayıcısı değil, çözümün bir feneri olabilir” ifadelerini kullandı.



ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
TT

ABD’den Hizbullah'ın mali kurumlarını hedef alan en kapsamlı yaptırımlar

Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)
Geçtiğimiz cuma günü Beyrut’un güney banliyösünde Aşure anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı dün, Hizbullah'ın mali yapısıyla bağlantılı 5 mali kuruluş, 16 yetkili ve isim hakkında yaptırım kararı aldığını duyurdu. Bu adım, Hizbullah’ın finansman kaynaklarını kurutmayı hedefleyen kapsamlı bir tırmanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Yaptırımlar, Hizbullah'ın mali yapısının iki merkezi kurumu olan ‘Karz'ul Hasen’ ve ‘Beyt'ul Mal’ı da kapsıyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Karz'ul Hasen'i sivil toplum kuruluşu görünümü altında faaliyet gösteren ancak ‘bankacılık hizmetlerine benzer finansal hizmetler sunan, şekli hesaplar ve aracılar üzerinden fon alan ve bu fonları Hizbullah'ın askeri ile siyasi faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanan’ bir kuruluş olarak nitelendirdi.

Beyt'ul Mal ise bakanlığın tanımıyla Hizbullah'ın gayri resmi hazinesi ve Hizbullah'ın varlıklarını yönetiyor, fonlarını işletiyor ve grubun geleneksel bankacılık sistemiyle arasında köprü işlevi görüyor. Beyt'ul Mal'ın finansal faaliyetleri, Hizbullah Genel Sekreteri'nin doğrudan denetimine tabi bulunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı, bu kuruluşları ‘Lübnan ekonomisinden döviz emmekle, ülkenin ihtiyaç duyduğu kaynakları Hizbullah ağına doğrudan aktararak likidite krizini daha da derinleştirmekle’ itham etti.

Yaptırım uygulanan kişiler

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasında yaptırım uygulanan 16 yetkili arasında öne çıkan isimler yer alıyor. Bunların başında Hizbullah'ın Merkezi Finans Birimi'ni yöneten İbrahim Ali Daher geliyor. Bu birim, Hizbullah’ın Lübnan içinde ve dışında yürüttüğü terör faaliyetlerinin finansmanı da dahil olmak üzere Hizbullah'ın genel bütçesini ve harcamalarını denetliyor. Merkezi Finans Birimi, Hizbullah'ın dünya genelindeki gelirlerini topluyor, Hizbullah'ın tüm birimlerinin ve bölümlerinin bütçelerini yönetip denetliyor ve tüm Hizbullah üyelerinin mali haklarının ödenmesini koordine ediyor.

fdvfvev
İsrail’in hava saldırısı düzüenlediği Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ul Hasen Vakfı’na ait binalardan birinin enkazı, Ekim 2024 (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Yaptırımlar, Karz'ul Hasen yetkililerini de kapsıyor. Kuruluşun İcra Direktörü Adil Muhammed Mansur ve Ahmed Muhammed Yezbek ile Abbas Hasan Garib, Mustafa Habib Harb, İzzet Yusuf Akar, Hasan Şehata Osman, Samer Hasan Fevaz, Ali Muhammed Karnib, Ni'me Ahmed Cemil ve İsa Hüseyin Kasır bu isimler arasında yer alıyor.

Beyt'ul Mal yetkilileri de yaptırım listesine alındı. Bu yetkililer, resmi finans sistemi içinde yüz milyonlarca dolarlık havale gerçekleştirirken Lübnan ve ABD bankalarındaki ortak hesapları kullanarak ABD’nin daha önce uyguladığı yaptırımlara karşın on yılı aşkın bir süre zarfında 500 milyon doların üzerinde fon hareketine imkân tanıdılar.

Devre dışı bırakma yöntemlerinin engellenmesi

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında yaptırımların yalnızca hedef alınan kuruluş ve kişilerin ABD içindeki varlıklarını dondurmakla sınırlı kalmadığını, Hizbullah'ın resmi finans sistemini atlatmak için başvurduğu kanalları da devre dışı bırakmayı amaçladığını vurguladı. Özellikle ‘Hizbullah'a yıllar boyunca yaptırımlar altında mali bir çıkış yolu sağlayan döviz büfesi, altın merkezleri ve gayri resmi ticaret ağları’ bu kapsamda ele alınıyor.

Bu adım, ‘ticari veya hayır amaçlı faaliyet görünümü altında’ çalışan Hizbullah bağlantılı kişi ve ağları hedef alan benzer Amerikan tedbirlerinin bir devamı niteliğinde. Washington, bu sürecin bütününü Hizbullah'ın ‘mali oksijenini kesmek’ olarak tanımlıyor.

hty5jy6
Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki ‘Önce Lübnan’ yazılı reklam panolarından biri yakılmaya çalışıldı (AFP)

Bu yeni yaptırımlar aynı zamanda siyasi bir ağırlık da taşıyor. Söz konusu yaptırımlar, Lübnan'ın egemenliğini yeniden tesis etmeye, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya ve altyapısını tasfiye etmeye yönelik bir süreç oluşturmayı hedefleyen İsrail ve Lübnan arasında varılan ‘çerçeve anlaşmanın’ imzalanmasının ardından gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi yetkilileri, anlaşmanın korunmasının ‘yalnızca sahada güvenlik düzenlemelerini değil, güvenlik boyutuna paralel olarak Hizbullah'ı yeniden güçlendirmek ya da anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalışmak amacıyla fon yönlendiren ve sivil cepheler kullanan ağlara yönelik baskının sıkılaştırılmasını da kapsayan çift kulvarlı bir stratejiyi’ gerektirdiğine dikkati çekti.

ABD yönetiminden bir kaynak, bu yaptırımlara ilişkin Şark'ul Avsat'a yaptığı açıklamada “Bu yaptırımlar Hizbullah'a gayri resmi finansmandan yararlanma döneminin kapandığı yönünde güçlü bir mesaj iletirken aynı zamanda Lübnan makamlarına da paralel mali ağlara yönelik her türlü hoşgörünün daha güçlü Amerikan baskısıyla karşılanacağını bildiriyor" ifadelerini kullandı.


İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
TT

İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)

İsrail ordusu, cuma sabahı Güney Lübnan'da yürütülen askeri operasyonlarda dört askerinin öldüğünü açıkladı. Bu, Washington ile Tahran arasında Orta Doğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptının imzalanmasının ardından İsrail'in açıkladığı ilk askeri kayıp oldu.

Daha sonra İsrail ordusu, dört askerinin hayatını kaybetmesinin ardından Güney Lübnan'da Hizbullah'a ait hedefleri vurduğunu duyurdu.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ise, "Lübnan'ın tamamı yanmalı" ifadelerini kullandı.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi müttefiki ve İsrail aşırı sağının önde gelen isimlerinden Ben Gvir, "Amerikalılara duyduğumuz tüm saygıya rağmen İsrail, evlatlarımızın kanı ve vatandaşlarımızın güvenliği konusunda hiçbir pazarlık yapmayacağını tüm dünyaya açıkça göstermelidir. Lübnan'ın tamamı yanmalı." dedi.

scdfgth
İsrail tarafından görüldüğü üzere, İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. 17 Haziran 2026. (EPA)

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in gece saatlerinde Güney Lübnan'daki Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 18 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, kesinleşmemiş verilere dayanan bu can kaybının, Tahran ile Washington arasında Lübnan'ı da kapsayan Orta Doğu savaşını durdurma anlaşmasına varılmasından bu yana yaşanan en kanlı saldırı olduğunu belirtti.