Hammadde fiyatlarının tüm dünyada yükselmesi, Türkiye'de zaten yüzde 102 pahalılaşan otomobil fiyatlarını nasıl etkileyecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hammadde fiyatlarının tüm dünyada yükselmesi, Türkiye'de zaten yüzde 102 pahalılaşan otomobil fiyatlarını nasıl etkileyecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Dünyanın en büyük elektrikli otomobil üreticisi Tesla'nın CEO'su Elon Musk, şirketinin satışlarının yüzde 90'ını oluşturan 3 ve Y modellerinin fiyatlarının, marttan mayısa kadar beş defa yükselmesiyle ilgili Twitter'dan şu açıklamayı yapmıştı: 
"Fiyatlar, endüstrinin genelinde oluşan arz zinciri baskısı nedeniyle yükseliyor. Özellikle hammaddelerde…"
Tesla'nın bataryaları için kullandığı lityumdan kauçuğa, çelikten, plastiğe kadar tüm dünyada büyük bir hammadde krizi mevcut. 
Çünkü pandemi boyunca bekleyen talep, zirve yapmış durumda. 
Hammaddedeki yükseliş, nihai ürüne de yansıyor.
Tüm dünyada hem sıfır araçların hem de ikinci el araçların fiyatı yükselişte. 
Yani otomobil fiyatlarının yükselmesi Türkiye'ye özgü değil.
Ancak Türkiye'yi diğer ülkelerden ayıran fark, bu artışın daha fazla hissedilmesinin ardındaki neden, her şeyin üzerine döviz maliyetinin de eklenmesi. 

Hammadde artışını tetikleyen üç neden
Birleşik Krallık Ticaret Bakanlığı danışmanlarından Dr Maurizio Bragagni, Linkedin'de kaleme aldığı makalesinde üreticilerin, iki önemli sorunla başa çıkmaya devam ettiklerini yazdı: "Tedariğin yavaşlaması ve işgücünün pandemi nedeniyle hâlâ çalışmaya müsait olup olmadığı." 
Bragagni'ye göre hammadde fiyatlarını etkileyen üç trend var: 
1- Çin ekonomisinin V şeklindeki toparlanmasının da etkisiyle küresel talebin güçlenmesi hammadde kıtlığına yol açtı. 
Çin tek başına tüm dünyadaki demir cevherinin yüzde 70'ini, bakır üretiminin de yüzde 50'den fazlasını tüketiyor. 
Bunun yanı sıra Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre küresel ekonomi 2021'de yüzde 5,5, 2022'de yüzde 4,2 büyüme kaydedebilir. 
2- Kasım 2020'den bu yana petrol fiyatları yüzde 60'a yakın yükseldi. 
3- Talebe yetişemeyen lojistik sektöründe konteynır sıkıntısı baş gösterdi. Bu da Asya'dan Avrupa'ya ulaşım maliyetlerini artırdı. Avrupa'da arz kesintilerine yol açtı 
Bakır, platinyum, çeliğin üretildiği demir cevheri, sac gibi endüstriyel maddelerin yanı sıra polimer ve mısır ve soya gibi tarımsal ürünlerin de fiyatının arttığını söyleyen Bragagni, "Son bir yılda fiyatı ikiye katlanan bakır, dokuz yılın en yüksek seviyesine çıkarken, 'sıcak çekilmiş çelik' fiyatı Avrupa'da 2008'den bu yana en yüksek seviyede. Üreticiler ayrıca yükselen petrol fiyatlarıyla enerji maliyetine de katlanıyor" dedi. 

Kauçuk fiyatlarında yüzde 70 yükseliş
Dünya Bankası analistleri Jinxin Wu ve John Baffes konuyla ilgili 17 Haziran'da bir yazı kaleme aldı. 
Hammadde Fiyatları Endeksi'nin bir yıl öncesine göre yüzde 18 yükseldiğini hatırlatan Wu ve Baffes, artışa pamuk ve kauçuğun öncülük ettiğini söyledi. 

Dünya Bankası'nın raporuna göre hammadde fiyatlarının 2021'de ortalama yüzde 10 yükselmesi, 2022'de istikrara kavuşması bekleniyor. 
Tüm dünyada üretilen kauçuğun üçte ikisinin lastik endüstrisinde kullanıldığını söyleyen Jinxin Wu ve John Baffes, bu yıl doğal kauçuk fiyatlarındaki yükselişin ortalama yüzde 30 olacağını belirtiyor. 
"Pandemi sonrası, 2020'nin son çeyreğinde otomotiv sektöründe başlayan toparlanma kauçuğa olan talebi çok artırdı" diyen ekonomistler, "Doğal kauçuk fiyatları mayıs ayında, 2020'nin aynı dönemine göre yüzde 70 yükselmişti" bilgisine yer verdi. 

Demirin ons fiyatı bir yılda yüzde 107 arttı
Demir cevherinin ons fiyatı (1 ons yaklaşık 30 gram), mayıs ortasında tarihin en yüksek seviyesine çıkarak 218 doları gördü.
Ancak Çin'den gelen haberlerle 212 dolar seviyesine kadar çekildi. 
Çin Ulusal Gıda ve Stratejik Rezervler İdaresi'nden geçen hafta yapılan açıklamada maliyetlerdeki artışın ardından ülkenin bakır, alüminyum ve çinko rezervlerinin piyasaya sürüleceği söylendi. Arzı serbest bırakılan maddeler arasında demir cevheri yoktu. 

Demir cevheri fiyatlarının bir yıllık değişimi/ Grafik: Financial Times
21 Haziran'da ülkenin en üst seviyedeki piyasa regülatörü ve planlama kurumu olan Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu'ndan (NDRC) yapılan açıklamada emtia fiyatlarını sabitlemek amacıyla demir cevheri fiyatları ve ticaret hacmi ile ilgili soruşturma başlatılacağı duyuruldu. 
NDRC ayrıca, olağandışı para transferleri ile spekülasyonları incelediklerini açıkladı. Münhasır anlaşmalar, fiyat artışı bilgisinin yayılması ve stokçuluğun incelemeler kapsamında olacağı ve ağır cezalandırmalara maruz kalacağı ifade edildi. 
Ons fiyatı bir yıl önce 102 dolar, sene başında 170 dolar olan demir cevheri, 210 dolar seviyesinin üzerinde seyretmeye devam ediyor. 

Türkiye çelik üretiminde ilk 10 ülke arasında 
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Şube Müdürü Uygar Tatar'ın açıklamasına göre Türkiye'de çelik sektörü, 2020'yi miktar bazında yüzde 3,8 azalışla 20,3 milyon ton ve değer bazında yüzde 8,6 düşüşle 12,6 milyar dolar ihracatla tamamladı. Salgının yanı sıra farklı ülkelerdeki korumacılık önlemleri de ABD, AB ve diğer bölgelere olan ihracatı daralttı. 
"Türk çelik sektörü yine de 2020 yılını en az düzeyde kayıp yaşayarak geride bırakabilmek için büyük çaba sarf etti ve ihracat tecrübesiyle önüne çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmesini bildi" diyen Tatar, küresel çelik ihracatının neredeyse yarısına hakim olan Çin ile ihracatın 2020'de yeniden başladığını söyledi. 
Uzak Doğu pazarını geri kazanabildiklerini, Afrika ve Güney Amerika'ya olan ihracatın da arttığını söyleyen Uygar Tatar, Avrupa ve Amerika'da yaşanılan kayıpların bu şekilde bir miktar telafi edildiğini belirtti. 
Uygar Tatar'ın açıklamasına göre Türkiye, 2020'de çelik üretimini artıran birkaç ülkeden biriydi. Çin ve İran ile birlikte dünyanın en fazla üretim yapan ilk 10 ülkesi arasına giren Türkiye'de çelik üretimi yüzde 6 yükselişle 35,8 milyon ton oldu. 
Tatar, "Bu artış ile Almanya'yı geride bırakarak dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi olduk. Böylesi zor bir yılda Avrupa'nın ise en büyük çelik üreticisi olma başarısını elde ettik" bilgisini paylaştı. 

"Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı Türkiye"
Çelik üretimin en önemli girdi maliyetinin hammadde olduğunu hatırlatan Çelik İhracatçıları Birliği Şube Müdürü Tatar, "Sıvı çelik üretiminde kullanılan ana hammaddeler cevher ve hurdadır. Dünyanın en büyük cevher ithalatçısı Çin ve en büyük hurda ithalatçısı Türkiye'dir" dedi ve ekledi: 
"2020 yılının ilk çeyreğinden başlayıp, 2021 yılının ortalarına kadar olan fiyat eğilimini değerlendirdiğimizde; küresel pandeminin tetiklediği artış trendi neticesinde cevher fiyatlarının 100 dolar bandından 200 dolar seviyesinin üzerine ve hurda fiyatlarının ise 200-300 dolar bandından 500 dolar seviyesinin üzerine yükselmiş olduğunu görüyoruz. 
Tüm dünyada meydana gelen ham maddedeki fiyat artışları, çelik ürün fiyatlarına doğrudan üretim maliyetleri oranında yansımaktadır ve hatta ek finansman maliyetleri de doğurmaktadır. Fiyatlardaki değişimler her çelik üreticisini etkilediği gibi çelik tüketen sektörleri de beraberinde olumsuz etkilemektedir."

Otomobil fiyatları bir yılda yüzde 102 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), her enflasyon açıklamasında, belli bazı maddelerin ortalama fiyatlarını da açıklıyor. 
Buna göre 2018 Mayıs'ında 87 bin 698 lira olan ortalama otomobil fiyatları, 2019'un aynı ayında 108 bin 730 liraya çıktı. 
Bu miktar, Mayıs 2020'de 139 bin 204, tam bir yıl sonra ise 295 bin 732 lira oldu. 
2020'nin haziran ayında başlatılan düşük faizli kredi kampanyaları otomobile olan talebi ve fiyatları hızla yükseltmişti. Hal böyle olunca haziranda 145 bin seviyesinde olan ortalama otomobil fiyatı 2021'in mayıs ayına kadar yüzde 102 artarak 300 bin lira sınırına dayandı. 
Tatar'a göre çelik fiyatlarındaki artış, çelik tüketen tüm sektörleri etkileyebilir. Ancak, otomobil gibi karmaşık sektörlerde etkisi kısıtlı seviyede kalması muhtemel. Zira hammadde fiyatlarındaki artışların ana maliyet unsurlarının gerisinde kalmaya devam etmesi öngörülüyor. 

Sacdaki 250 dolarlık artış, bir otomobile 2500 lira ekliyor 
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan'a göre de hammaddenin pahalılaşması, otomobil fiyatlarındaki artışın nedenleri sıralamasında "dövizin etkisinin" gerisinde kalıyor. 
Sac gibi bir yassı ürün fiyatının 550-600 dolar seviyesinden Avrupa'da 1200-1300 dolara, ABD'de 1500 dolara çıktığını söyleyen Yayan, bu fiyatların Türkiye'de bir miktar daha ucuz olduğunu belirtti. 
Veysel Yayan, "Örneğin bir otomobil için 500 kilogram yassı ürün kullanılıyorsa, 250 dolarlık artış sadece sacdan gelir. Türkiye'de 250 dolarlık artış 2500 liralık artış anlamına geliyor" ifadelerini kullandı. 
Yayan, "Bundan bir sene önce 100 bin lira olan otomobil fiyatı şimdi 300 bin lira. Otomobili satan, döviz, enerji gibi girdi maliyetlerini görüyor. Kâr marjını da koyuyor ve fiyat yükseltiyor" değerlendirmesinde bulundu. 

Hurda fiyatları 220 dolardan 530 dolara kadar yükseldi 
"Girdisi dolarla alınıp satılan bir şeyin fiyatının, dolarda yükseliş olduğunda artmaması mümkün mü?" sorusunu yönelten TÇÜD Genel Sekreteri, pandemide talebin daralmasıyla hurda fiyatlarının 220 dolara, demir cevherinin 80 dolara kadar gerilediğini hatırlattı. 
Yayan'ın açıklamasına göre talep, Haziran 2020 sonrası önce mütevazı bir şekilde artmaya başladı, yılın son çeyreğinde ise zirve yaptı. Hal böyle olunca demir cevheri üreticileri de hurda üreticileri de buna cevap veremedi. 
Talep, ocakta bir miktar yavaşlasa da şubat ayı geldiğinde girdi maliyetlerindeki yükseliş kendini göstermeye başladı. 
Hurdanın ton fiyatı önce 400 dolara daha sonra 525-530 dolara kadar yükseldi. 
Bu fiyat artışlarının üzerine bir de elektrik, personel gibi sabit masrafların da eklendiğini söyleyen Veysel Yayan, "Hurda fiyatının 526 dolar olduğu bir ortamda Türkiye'de demir fiyatları 700 küsur dolar. Eskiden beri de her halükârda 200 küsur dolarlık üretim maliyeti zaten vardı" diye konuştu. 

İnşaat demiri fiyatındaki yükseliş yüzde 50 oranında 
Hammaddedeki artış elbette ki yalnızca otomotivi etkilemiyor. İnşaat da yara alan sektörlerden. 
"İnşaat demirinin 500 dolardan 750 dolara çıktığı, yani yüzde 50 civarında arttığı iddiası doğru" yorumu yapan Veysel Yayan, sektörün girdilerinin dövizle alınıp satıldığını, Dolar/TL'nin şubatta 7 lira altına gerilediğini bugün ise 8 lira 78 kuruş ile rekor kırdığını hatırlattı. 
Yayan, "Döviz fiyatlarının ve girdi maliyetlerinin kontrol altına alınamadığı bir dönemde inşaat demiri fiyatlarını, yalnızca Türkiye'deki enflasyonla değerlendirmek makul mü?" diye sordu. 

Türkiye'de çelik ürünlerinin yüzde 70'i ithal 
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği'nin Türkiye'deki üretimin (inşaat demiri, yassı ürünler, vasıflı çelik ürünleri gibi) yüzde 95'ini temsil ettiğini söyleyen Veysel Yayan'ın açıklamasına göre bu girdilerin yüzde 70'i ithal, yüzde 30'u yurtiçinden temin ediliyor. 
Yurtiçindeki üreticiler de fiyatlarını belirlerken küresel piyasadan etkileniyor: 
"Diyelim ki ürün, yurtiçinde 200 dolara üretiliyor. Batı'da hurda fiyatları artınca Türkiye'deki üreticiye 'Sen bunu Türkiye'de Türk işçisini kullanarak üretiyorsun. Türkiye'de böyle bir artış olmadı. Sen neden bu kadar keskin şekilde artırma gayreti içerisindesin' diyemiyorsunuz.
Kendisi, 'Belçika'da, Rotterdam'da fiyatlar artıyor. Ben de bu sabah fiyatlara 100 dolar zam yaptım' diyebilir. 
Dünya küçük bir köy gibi. Belçika'da ne oluyorsa, Türkiye'deki üretici de kendini ona göre ayarlıyor. 
Orta vadeli biri inşaat işine girdiğinizde, demir fiyatlarının da diğer ürünler de olduğu gibi salt yurtiçi enflasyonla bağlantılı olmadığını dikkate alacaksınız. Ya önceden stok yapacaksınız ya önceden parasını ödeyip sağlama alacaksınız. Ki proje döneminde fiyatlardaki artış ya da düşüşlerle karşı karşıya kalmayalım."

"700-750 dolarlık saclarda, 400-450 dolarlık artış var"
Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) ve Ford Otosan'ın Yönetim Kurulu Başkanlıklarını yürüten Haydar Yenigün, nisan ayında Habertürk'e verdiği röportajda 2021'in ilk çeyreğinde sektörün toplam üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 1 yükseldiğini, artışta ticari araçların öncülük ettiğini söylemişti. 
Otomobil üretiminin ise yüzde 10 gerilediğini aktaran Yenigün, Türkiye'nin otomotiv genelinde Avrupa'da dördüncü olduğunu hatırlatmıştı. 
Küresel çapta konteyner bulmada sıkıntı yaşandığını, hammadde fiyatlarının inanılmaz seviyede arttığını söyleyen Yenigün, şöyle konuşmuştu: 
"Bazen, 'Araç fiyatları niye arttı?' gibi sorular geliyor. Bunun en önemli nedeni hammadde fiyat artışı. Örneğin 700-750 dolarlık saclarda, 400-450 dolarlık artışlar olmaya başlıyor. Ortalama rakam yüzde 80. Plastik hammaddesinde yüzde 100'lük artışlar var. Çok ciddi bir sıkıntılı süreç yaşıyoruz. Başka hiçbir değişiklik olmazsa, araçların fiyatlarının en azından enflasyon oranında artacağını öngörmemiz lazım."
Independent Türkçe



Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
TT

Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)

İsrail finans piyasaları, son 30 yılı aşkın sürenin en kritik kur kırılmalarından birine sahne oldu. ABD doları karşısında 3 İsrail şekelinin seviyesinin altına gerileyerek 2.993’e kadar düştü. Bu gelişme, Ekim 1995’ten bu yana ilk kez görülen tarihi bir eşik olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu tarihi kırılma, yatırımcılar arasında bölgede askeri çatışmaların sona erebileceğine ve İran ile Lübnan cephelerinde ateşkes anlaşmalarının yakın olduğuna dair artan iyimserlik dalgasıyla ilişkilendiriliyor. Analistlere göre bu hızlı değer kazanımı, yalnızca teknik bir düzeltme ya da geçici bir dalgalanma değil; yatırımcıların fiilen fiyatladığı bir jeopolitik rahatlamanın doğrudan sonucu.

Ekonomistlere göre son bir yılda yüzde 20’yi aşan bu yükseliş, İsrail para birimi üzerinde uzun süredir baskı oluşturan jeopolitik risk priminin belirgin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. Bu durum, şekeli baskı altındaki bir para biriminden, yabancı sermaye için daha cazip bir varlığa dönüştürdü.

Teknoloji yatırımları ve savunma ihracatı

Bu güçlü yükseliş görünümüne rağmen, şekelin aşırı değer kazanması ihracat ve sanayi sektörleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Üreticilere göre güçlü para birimi, küresel rekabetçilik üzerinde ağır bir darbe etkisi yaratıyor.

İhracatçılar, gelirlerini dolar üzerinden elde ederken maliyetlerini ve çalışan maaşlarını şekel üzerinden ödedikleri için kâr marjlarının hızla eridiğini belirtiyor. Bu durumun devam etmesi halinde bazı fabrikaların kapanabileceği ve geniş çaplı işten çıkarmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerinin maliyetlerin dolar bazında artması nedeniyle operasyon merkezlerini yurt dışına taşıma ihtimalini değerlendirdiği ifade ediliyor.

Bu dengesizlik, sanayi temsilcilerinin sert uyarılarını da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre süreç, yerli ürünlerin küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasından kritik üretim tesislerinin kapanmasına ve binlerce kişinin işsiz kalmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir. En dikkat çekici unsur ise, çok uluslu teknoloji şirketlerinin operasyonlarını başka ülkelere taşıma tehdidi; bu da devlet bütçesinin önemli vergi gelirlerinden mahrum kalmasına yol açabilir ve ekonomi açısından “döviz kuru istikrarı mı, sanayinin devamı mı” ikilemini gündeme getirir.

İsrail Merkez Bankası

İsrail Merkez Bankası’nın mevcut tutumu ise “bekle ve gör” yaklaşımı yönünde. Banka, döviz piyasasına doğrudan müdahale etmiyor. Bunun temel nedeni, güçlü şekelin enflasyonu baskılamaya yardımcı olması; ithalat ve enerji maliyetlerini düşürerek tüketici fiyatlarını aşağı çekmesi.

Merkez Bankası, bu yükselişi bir “balon” olarak değil, ekonominin temel dayanıklılığı ve jeopolitik görünümdeki iyileşmenin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, finansal istikrarı tehdit eden ciddi bir risk oluşmadıkça milyarlarca dolarlık müdahaleden kaçınılıyor. Ancak ihracat sektörü, bu durumdan en çok zarar gören kesim olarak sık sık şikâyetlerini dile getiriyor.

Eski İsrail Merkez Bankası yetkilisi Asher Blass, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Dolar genel olarak zayıf” ifadelerini kullandı ve şekelin euro gibi diğer para birimleri karşısındaki kazanımlarının daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Blass ayrıca, İsrail ekonomisine yönelik genel olumlu beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirtti.

Şubat ayında Uluslararası Para Fonu (IMF), İsrail ekonomisinin Gazze Şeridi’nde Hamas ile iki yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşlara rağmen “dikkat çekici bir direnç gösterdiğini” açıklamıştı. IMF bu ay ayrıca, İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının 2026 yılında yüzde 3.5 oranında büyümesini beklediğini, bunun 2025’te İsrail İstatistik Merkezi tarafından kaydedilen yüzde 3.1’lik oranın üzerinde olduğunu duyurdu.

Blass, savunma ihracatının büyümede önemli bir motor olabileceğini, bunun yanında uzay teknolojileri gibi sektörlerin de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak İsrail ve ABD’nin Şubat sonunda İran’a karşı yürüttüğü savaşın yeniden tırmanması halinde ekonomik görünümün olumsuz etkilenebileceğini ve ülkenin çok yüksek savunma harcamalarına zorlanacağını da sözlerine ekledi.


Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.


Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan’ın ekonomik geleceğine yön verecek önemli bir adım olarak, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yönetim kurulu, Veliaht Prens  Muhammed bin Selman başkanlığında 2026–2030 stratejisini onayladı. Yeni strateji, fonun “hızlı büyüme ve genişleme” aşamasından “sürdürülebilir değer yaratma ve etkiyi maksimize etme” aşamasına geçişini temsil eden köklü bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.

Strateji kapsamında yatırımlar üç ana portföy altında yeniden yapılandırılırken, hedef; rekabetçi yerel ekonomik ekosistemler oluşturmak ve Suudi Arabistan’ın küresel liderliğini güçlendirmek olarak belirlendi.

Vizyon 2030 ile uyum

Yeni beş yıllık plan, Suudi Arabistan Vizyon 2030’un üçüncü aşamasıyla uyumlu şekilde hazırlandı. PIF’in son yıllarda elde ettiği başarılar üzerine inşa edilen strateji, fonun yönetim altındaki varlıklarını 3,4 trilyon riyalin (906,6 milyar dolar) üzerine çıkarmasının ardından geliyor.

vbfe
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2021-2025 stratejisinin lansmanı sırasında daha önce bir toplantıya başkanlık etmişti (SPA)

Fon; yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve ileri teknolojiler gibi kritik sektörlerde kaydettiği büyüme sayesinde, küresel ekonomide stratejik bir aktör konumunu pekiştirdi.

Üç ana yatırım portföyü

Yeni strateji kapsamında PIF yatırımları üç ana portföyde toplanacak:

1- Vizyon portföyü:
Ekonominin öncelikli sektörleri arasında entegrasyonu artırmayı, yerel büyümeyi desteklemeyi ve ulusal hedeflere katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu portföy; turizm ve eğlence, kentsel gelişim, ileri sanayi ve inovasyon, lojistik ve sanayi, temiz enerji ve su altyapısı ile NEOM gibi mega projeleri kapsayan altı entegre ekonomik ekosistemi içeriyor. Ayrıca yerel özel sektörle iş birliklerini artırmayı ve uluslararası yatırımcıları çekmeyi hedefliyor.

2- Stratejik yatırımlar portföyü:
Stratejik varlıkların getirilerini artırmaya, PIF şirketlerinin küresel oyunculara dönüşmesini desteklemeye ve ekonomik etkiyi büyütmeye odaklanıyor. Uzun vadeli küresel eğilimler doğrultusunda yatırımlar sürdürülecek.

3- Finansal yatırımlar portföyü:
Fonun mali gücünü desteklemek ve gelecek nesiller için ulusal serveti büyütmek amacıyla sürdürülebilir finansal getiriler hedefleniyor. Küresel piyasalarda doğrudan ve dolaylı yatırımlarla portföy çeşitliliği ve esneklik artırılacak.

Rumiayan: Yeni fırsatlar doğacak

PIF Başkanı Yasir el-Rumayyan, stratejinin fonun yerel ve uluslararası büyümesini sürdüreceğini belirterek, son on yılda gerçekleştirilen mega projeler ve stratejik yatırımlar sayesinde önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı.

fbfdb
Yasir el-Rumayyan’ın daha önce katıldığı bir konferans sırasında (Şarku’l Avsat)

Rumayyan, fonun varlıklarının altı kat büyüdüğünü, uluslararası yatırımcıların Suudi ekonomisine çekildiğini ve önümüzdeki dönemde de Vizyon 2030 hedeflerine katkının süreceğini ifade etti.

Küresel ve yerel esneklik vurgusu

Yeni dönemde PIF, hem yerel hem de küresel yatırımlarda esnek bir yaklaşım benimseyecek. Hızla değişen küresel ekonomik koşullara uyum sağlanarak, yatırım verimliliği artırılacak; veri ve yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak kurumsal mükemmeliyet hedeflenecek.

Stratejinin, fonun uzun vadeli yönünü belirleyerek onu hem yerel hem de küresel ölçekte etkili bir yatırımcı olarak konumlandırması bekleniyor.

Önceki başarıların üzerine inşa edilecek

Yeni strateji, önceki dönem kazanımlarını temel alıyor. Öne çıkan veriler şöyle:

Varlıklar 2015’te 500 milyar riyalden 2025’te 3,4 trilyon riyalin üzerine çıktı

2017’den bu yana yıllık ortalama Yüzde 7’nin üzerinde hissedar getirisi sağlandı

2021–2025 döneminde yaklaşık 750 milyar riyal yerel yatırım yapıldı

2021–2024 arasında petrol dışı GSYH’ye 910 milyar riyal katkı sağlandı

2024 itibarıyla petrol dışı GSYH’nin yaklaşık Yüzde 10’u PIF katkısıyla oluştu

2021–2024 döneminde 590 milyar riyal yerel içerik harcaması yapıldı

Asya, Avrupa ve Amerika’da yeni ofisler açılarak küresel varlık genişletildi

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından yüksek notlar alındı (Moody’s: Aa3, Fitch: A+)

PIF’in 2026–2030 stratejisi, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecinde belirleyici bir yol haritası olarak öne çıkıyor.