Hammadde fiyatlarının tüm dünyada yükselmesi, Türkiye'de zaten yüzde 102 pahalılaşan otomobil fiyatlarını nasıl etkileyecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hammadde fiyatlarının tüm dünyada yükselmesi, Türkiye'de zaten yüzde 102 pahalılaşan otomobil fiyatlarını nasıl etkileyecek?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Dünyanın en büyük elektrikli otomobil üreticisi Tesla'nın CEO'su Elon Musk, şirketinin satışlarının yüzde 90'ını oluşturan 3 ve Y modellerinin fiyatlarının, marttan mayısa kadar beş defa yükselmesiyle ilgili Twitter'dan şu açıklamayı yapmıştı: 
"Fiyatlar, endüstrinin genelinde oluşan arz zinciri baskısı nedeniyle yükseliyor. Özellikle hammaddelerde…"
Tesla'nın bataryaları için kullandığı lityumdan kauçuğa, çelikten, plastiğe kadar tüm dünyada büyük bir hammadde krizi mevcut. 
Çünkü pandemi boyunca bekleyen talep, zirve yapmış durumda. 
Hammaddedeki yükseliş, nihai ürüne de yansıyor.
Tüm dünyada hem sıfır araçların hem de ikinci el araçların fiyatı yükselişte. 
Yani otomobil fiyatlarının yükselmesi Türkiye'ye özgü değil.
Ancak Türkiye'yi diğer ülkelerden ayıran fark, bu artışın daha fazla hissedilmesinin ardındaki neden, her şeyin üzerine döviz maliyetinin de eklenmesi. 

Hammadde artışını tetikleyen üç neden
Birleşik Krallık Ticaret Bakanlığı danışmanlarından Dr Maurizio Bragagni, Linkedin'de kaleme aldığı makalesinde üreticilerin, iki önemli sorunla başa çıkmaya devam ettiklerini yazdı: "Tedariğin yavaşlaması ve işgücünün pandemi nedeniyle hâlâ çalışmaya müsait olup olmadığı." 
Bragagni'ye göre hammadde fiyatlarını etkileyen üç trend var: 
1- Çin ekonomisinin V şeklindeki toparlanmasının da etkisiyle küresel talebin güçlenmesi hammadde kıtlığına yol açtı. 
Çin tek başına tüm dünyadaki demir cevherinin yüzde 70'ini, bakır üretiminin de yüzde 50'den fazlasını tüketiyor. 
Bunun yanı sıra Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre küresel ekonomi 2021'de yüzde 5,5, 2022'de yüzde 4,2 büyüme kaydedebilir. 
2- Kasım 2020'den bu yana petrol fiyatları yüzde 60'a yakın yükseldi. 
3- Talebe yetişemeyen lojistik sektöründe konteynır sıkıntısı baş gösterdi. Bu da Asya'dan Avrupa'ya ulaşım maliyetlerini artırdı. Avrupa'da arz kesintilerine yol açtı 
Bakır, platinyum, çeliğin üretildiği demir cevheri, sac gibi endüstriyel maddelerin yanı sıra polimer ve mısır ve soya gibi tarımsal ürünlerin de fiyatının arttığını söyleyen Bragagni, "Son bir yılda fiyatı ikiye katlanan bakır, dokuz yılın en yüksek seviyesine çıkarken, 'sıcak çekilmiş çelik' fiyatı Avrupa'da 2008'den bu yana en yüksek seviyede. Üreticiler ayrıca yükselen petrol fiyatlarıyla enerji maliyetine de katlanıyor" dedi. 

Kauçuk fiyatlarında yüzde 70 yükseliş
Dünya Bankası analistleri Jinxin Wu ve John Baffes konuyla ilgili 17 Haziran'da bir yazı kaleme aldı. 
Hammadde Fiyatları Endeksi'nin bir yıl öncesine göre yüzde 18 yükseldiğini hatırlatan Wu ve Baffes, artışa pamuk ve kauçuğun öncülük ettiğini söyledi. 

Dünya Bankası'nın raporuna göre hammadde fiyatlarının 2021'de ortalama yüzde 10 yükselmesi, 2022'de istikrara kavuşması bekleniyor. 
Tüm dünyada üretilen kauçuğun üçte ikisinin lastik endüstrisinde kullanıldığını söyleyen Jinxin Wu ve John Baffes, bu yıl doğal kauçuk fiyatlarındaki yükselişin ortalama yüzde 30 olacağını belirtiyor. 
"Pandemi sonrası, 2020'nin son çeyreğinde otomotiv sektöründe başlayan toparlanma kauçuğa olan talebi çok artırdı" diyen ekonomistler, "Doğal kauçuk fiyatları mayıs ayında, 2020'nin aynı dönemine göre yüzde 70 yükselmişti" bilgisine yer verdi. 

Demirin ons fiyatı bir yılda yüzde 107 arttı
Demir cevherinin ons fiyatı (1 ons yaklaşık 30 gram), mayıs ortasında tarihin en yüksek seviyesine çıkarak 218 doları gördü.
Ancak Çin'den gelen haberlerle 212 dolar seviyesine kadar çekildi. 
Çin Ulusal Gıda ve Stratejik Rezervler İdaresi'nden geçen hafta yapılan açıklamada maliyetlerdeki artışın ardından ülkenin bakır, alüminyum ve çinko rezervlerinin piyasaya sürüleceği söylendi. Arzı serbest bırakılan maddeler arasında demir cevheri yoktu. 

Demir cevheri fiyatlarının bir yıllık değişimi/ Grafik: Financial Times
21 Haziran'da ülkenin en üst seviyedeki piyasa regülatörü ve planlama kurumu olan Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu'ndan (NDRC) yapılan açıklamada emtia fiyatlarını sabitlemek amacıyla demir cevheri fiyatları ve ticaret hacmi ile ilgili soruşturma başlatılacağı duyuruldu. 
NDRC ayrıca, olağandışı para transferleri ile spekülasyonları incelediklerini açıkladı. Münhasır anlaşmalar, fiyat artışı bilgisinin yayılması ve stokçuluğun incelemeler kapsamında olacağı ve ağır cezalandırmalara maruz kalacağı ifade edildi. 
Ons fiyatı bir yıl önce 102 dolar, sene başında 170 dolar olan demir cevheri, 210 dolar seviyesinin üzerinde seyretmeye devam ediyor. 

Türkiye çelik üretiminde ilk 10 ülke arasında 
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Şube Müdürü Uygar Tatar'ın açıklamasına göre Türkiye'de çelik sektörü, 2020'yi miktar bazında yüzde 3,8 azalışla 20,3 milyon ton ve değer bazında yüzde 8,6 düşüşle 12,6 milyar dolar ihracatla tamamladı. Salgının yanı sıra farklı ülkelerdeki korumacılık önlemleri de ABD, AB ve diğer bölgelere olan ihracatı daralttı. 
"Türk çelik sektörü yine de 2020 yılını en az düzeyde kayıp yaşayarak geride bırakabilmek için büyük çaba sarf etti ve ihracat tecrübesiyle önüne çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmesini bildi" diyen Tatar, küresel çelik ihracatının neredeyse yarısına hakim olan Çin ile ihracatın 2020'de yeniden başladığını söyledi. 
Uzak Doğu pazarını geri kazanabildiklerini, Afrika ve Güney Amerika'ya olan ihracatın da arttığını söyleyen Uygar Tatar, Avrupa ve Amerika'da yaşanılan kayıpların bu şekilde bir miktar telafi edildiğini belirtti. 
Uygar Tatar'ın açıklamasına göre Türkiye, 2020'de çelik üretimini artıran birkaç ülkeden biriydi. Çin ve İran ile birlikte dünyanın en fazla üretim yapan ilk 10 ülkesi arasına giren Türkiye'de çelik üretimi yüzde 6 yükselişle 35,8 milyon ton oldu. 
Tatar, "Bu artış ile Almanya'yı geride bırakarak dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi olduk. Böylesi zor bir yılda Avrupa'nın ise en büyük çelik üreticisi olma başarısını elde ettik" bilgisini paylaştı. 

"Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı Türkiye"
Çelik üretimin en önemli girdi maliyetinin hammadde olduğunu hatırlatan Çelik İhracatçıları Birliği Şube Müdürü Tatar, "Sıvı çelik üretiminde kullanılan ana hammaddeler cevher ve hurdadır. Dünyanın en büyük cevher ithalatçısı Çin ve en büyük hurda ithalatçısı Türkiye'dir" dedi ve ekledi: 
"2020 yılının ilk çeyreğinden başlayıp, 2021 yılının ortalarına kadar olan fiyat eğilimini değerlendirdiğimizde; küresel pandeminin tetiklediği artış trendi neticesinde cevher fiyatlarının 100 dolar bandından 200 dolar seviyesinin üzerine ve hurda fiyatlarının ise 200-300 dolar bandından 500 dolar seviyesinin üzerine yükselmiş olduğunu görüyoruz. 
Tüm dünyada meydana gelen ham maddedeki fiyat artışları, çelik ürün fiyatlarına doğrudan üretim maliyetleri oranında yansımaktadır ve hatta ek finansman maliyetleri de doğurmaktadır. Fiyatlardaki değişimler her çelik üreticisini etkilediği gibi çelik tüketen sektörleri de beraberinde olumsuz etkilemektedir."

Otomobil fiyatları bir yılda yüzde 102 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), her enflasyon açıklamasında, belli bazı maddelerin ortalama fiyatlarını da açıklıyor. 
Buna göre 2018 Mayıs'ında 87 bin 698 lira olan ortalama otomobil fiyatları, 2019'un aynı ayında 108 bin 730 liraya çıktı. 
Bu miktar, Mayıs 2020'de 139 bin 204, tam bir yıl sonra ise 295 bin 732 lira oldu. 
2020'nin haziran ayında başlatılan düşük faizli kredi kampanyaları otomobile olan talebi ve fiyatları hızla yükseltmişti. Hal böyle olunca haziranda 145 bin seviyesinde olan ortalama otomobil fiyatı 2021'in mayıs ayına kadar yüzde 102 artarak 300 bin lira sınırına dayandı. 
Tatar'a göre çelik fiyatlarındaki artış, çelik tüketen tüm sektörleri etkileyebilir. Ancak, otomobil gibi karmaşık sektörlerde etkisi kısıtlı seviyede kalması muhtemel. Zira hammadde fiyatlarındaki artışların ana maliyet unsurlarının gerisinde kalmaya devam etmesi öngörülüyor. 

Sacdaki 250 dolarlık artış, bir otomobile 2500 lira ekliyor 
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan'a göre de hammaddenin pahalılaşması, otomobil fiyatlarındaki artışın nedenleri sıralamasında "dövizin etkisinin" gerisinde kalıyor. 
Sac gibi bir yassı ürün fiyatının 550-600 dolar seviyesinden Avrupa'da 1200-1300 dolara, ABD'de 1500 dolara çıktığını söyleyen Yayan, bu fiyatların Türkiye'de bir miktar daha ucuz olduğunu belirtti. 
Veysel Yayan, "Örneğin bir otomobil için 500 kilogram yassı ürün kullanılıyorsa, 250 dolarlık artış sadece sacdan gelir. Türkiye'de 250 dolarlık artış 2500 liralık artış anlamına geliyor" ifadelerini kullandı. 
Yayan, "Bundan bir sene önce 100 bin lira olan otomobil fiyatı şimdi 300 bin lira. Otomobili satan, döviz, enerji gibi girdi maliyetlerini görüyor. Kâr marjını da koyuyor ve fiyat yükseltiyor" değerlendirmesinde bulundu. 

Hurda fiyatları 220 dolardan 530 dolara kadar yükseldi 
"Girdisi dolarla alınıp satılan bir şeyin fiyatının, dolarda yükseliş olduğunda artmaması mümkün mü?" sorusunu yönelten TÇÜD Genel Sekreteri, pandemide talebin daralmasıyla hurda fiyatlarının 220 dolara, demir cevherinin 80 dolara kadar gerilediğini hatırlattı. 
Yayan'ın açıklamasına göre talep, Haziran 2020 sonrası önce mütevazı bir şekilde artmaya başladı, yılın son çeyreğinde ise zirve yaptı. Hal böyle olunca demir cevheri üreticileri de hurda üreticileri de buna cevap veremedi. 
Talep, ocakta bir miktar yavaşlasa da şubat ayı geldiğinde girdi maliyetlerindeki yükseliş kendini göstermeye başladı. 
Hurdanın ton fiyatı önce 400 dolara daha sonra 525-530 dolara kadar yükseldi. 
Bu fiyat artışlarının üzerine bir de elektrik, personel gibi sabit masrafların da eklendiğini söyleyen Veysel Yayan, "Hurda fiyatının 526 dolar olduğu bir ortamda Türkiye'de demir fiyatları 700 küsur dolar. Eskiden beri de her halükârda 200 küsur dolarlık üretim maliyeti zaten vardı" diye konuştu. 

İnşaat demiri fiyatındaki yükseliş yüzde 50 oranında 
Hammaddedeki artış elbette ki yalnızca otomotivi etkilemiyor. İnşaat da yara alan sektörlerden. 
"İnşaat demirinin 500 dolardan 750 dolara çıktığı, yani yüzde 50 civarında arttığı iddiası doğru" yorumu yapan Veysel Yayan, sektörün girdilerinin dövizle alınıp satıldığını, Dolar/TL'nin şubatta 7 lira altına gerilediğini bugün ise 8 lira 78 kuruş ile rekor kırdığını hatırlattı. 
Yayan, "Döviz fiyatlarının ve girdi maliyetlerinin kontrol altına alınamadığı bir dönemde inşaat demiri fiyatlarını, yalnızca Türkiye'deki enflasyonla değerlendirmek makul mü?" diye sordu. 

Türkiye'de çelik ürünlerinin yüzde 70'i ithal 
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği'nin Türkiye'deki üretimin (inşaat demiri, yassı ürünler, vasıflı çelik ürünleri gibi) yüzde 95'ini temsil ettiğini söyleyen Veysel Yayan'ın açıklamasına göre bu girdilerin yüzde 70'i ithal, yüzde 30'u yurtiçinden temin ediliyor. 
Yurtiçindeki üreticiler de fiyatlarını belirlerken küresel piyasadan etkileniyor: 
"Diyelim ki ürün, yurtiçinde 200 dolara üretiliyor. Batı'da hurda fiyatları artınca Türkiye'deki üreticiye 'Sen bunu Türkiye'de Türk işçisini kullanarak üretiyorsun. Türkiye'de böyle bir artış olmadı. Sen neden bu kadar keskin şekilde artırma gayreti içerisindesin' diyemiyorsunuz.
Kendisi, 'Belçika'da, Rotterdam'da fiyatlar artıyor. Ben de bu sabah fiyatlara 100 dolar zam yaptım' diyebilir. 
Dünya küçük bir köy gibi. Belçika'da ne oluyorsa, Türkiye'deki üretici de kendini ona göre ayarlıyor. 
Orta vadeli biri inşaat işine girdiğinizde, demir fiyatlarının da diğer ürünler de olduğu gibi salt yurtiçi enflasyonla bağlantılı olmadığını dikkate alacaksınız. Ya önceden stok yapacaksınız ya önceden parasını ödeyip sağlama alacaksınız. Ki proje döneminde fiyatlardaki artış ya da düşüşlerle karşı karşıya kalmayalım."

"700-750 dolarlık saclarda, 400-450 dolarlık artış var"
Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) ve Ford Otosan'ın Yönetim Kurulu Başkanlıklarını yürüten Haydar Yenigün, nisan ayında Habertürk'e verdiği röportajda 2021'in ilk çeyreğinde sektörün toplam üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 1 yükseldiğini, artışta ticari araçların öncülük ettiğini söylemişti. 
Otomobil üretiminin ise yüzde 10 gerilediğini aktaran Yenigün, Türkiye'nin otomotiv genelinde Avrupa'da dördüncü olduğunu hatırlatmıştı. 
Küresel çapta konteyner bulmada sıkıntı yaşandığını, hammadde fiyatlarının inanılmaz seviyede arttığını söyleyen Yenigün, şöyle konuşmuştu: 
"Bazen, 'Araç fiyatları niye arttı?' gibi sorular geliyor. Bunun en önemli nedeni hammadde fiyat artışı. Örneğin 700-750 dolarlık saclarda, 400-450 dolarlık artışlar olmaya başlıyor. Ortalama rakam yüzde 80. Plastik hammaddesinde yüzde 100'lük artışlar var. Çok ciddi bir sıkıntılı süreç yaşıyoruz. Başka hiçbir değişiklik olmazsa, araçların fiyatlarının en azından enflasyon oranında artacağını öngörmemiz lazım."
Independent Türkçe



Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
TT

Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)

Hala Sağbini

Dünya, koronavirüs salgınının ardından ‘kolay para’ sayfasını kapatmaya hazırlanırken, Ortadoğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel para piyasalarını yeniden karıştırdı. En dar noktasında genişliği 29 deniz milini aşmayan bu boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve gaz geçiyor; bu miktar, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Bugün, tehditler ve saldırılar nedeniyle bu kritik geçiş hattının tıkanmasıyla hükümetler, acil durum desteği adı altında tekrar milyarlarca dolar pompalamak zorunda kaldı.

Bu tablo, salgın sırasında uygulanan geniş çaplı hükümet müdahalesi senaryosunu tekrar ederken, merkez bankalarını hem enflasyon hem de derin bir durgunluk arasında ‘çifte kâbusla’ karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

Bu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Aralık 2025’te, niceliksel sıkılaştırma programını sonlandırıp bütçesini 6,5 trilyon dolar seviyesinde sabitleyeceğini açıklamasından sadece birkaç ay sonra yaşandı. Bu adım, ‘parasal normale dönüş’ sürecinin son halkası olarak değerlendirilmişti.

Söz konusu bütçe hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 60 üzerinde; Aralık 2019’da 2,44 trilyon dolardı. Ancak, petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılar farklı bir tablo ortaya koydu. Salgın sırasında likidite bireylere destek için yönlendirilmişken, bugün hükümetler kaynaklarını enerji altyapısındaki hasarları onarmak ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda takılı kalan dünya gübre ihracatının yüzde 30’u dikkate alınarak gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek için kullanıyor.

Fed, piyasalar açılmadan önce 8,07 milyar dolar likidite sağladığını duyurdu. Bu adım, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yarattığı güven kaybı endişeleri arasında, Wall Street’in açılışı öncesinde piyasalar için bir nakit yastığı sağlama amacı taşıyan yeni bir niceliksel gevşeme döneminin başladığına işaret ediyor.

 ABD Merkez Bankası (FED) binası (Reuters)ABD Merkez Bankası (Fed) binası (Reuters)

Likidite yarışı

Fed bu sürecin tek aktörü değildi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sürerken, büyük ekonomik güçler, fiyat şoklarını hafifletmek ve tedarik zincirlerinin durmasını önlemek için doğrudan mali destek paketleri açıkladı. Örneğin Avrupa Komisyonu, sanayi şirketlerini aşırı gaz maliyetlerinden korumak ve toplu işten çıkarmaları önlemek amacıyla 45 milyar euro değerindeki Enerji İstikrar Fonu’nu devreye aldı.

Japonya, çatışma bölgesinden uzakta alternatif nakliye maliyetlerini desteklemek ve stratejik petrol stoklarını güvence altına almak için 3,2 trilyon yen (yaklaşık 21 milyar dolar) değerinde acil durum paketi uygulamaya koydu. Bu adım, yerel yakıt fiyatlarının istikrarını koruma hedefi taşıyor. İngiltere ise haneler ve küçük işletmeler için ‘enerji kredisi’ niteliğinde 12 milyar sterlin ayırdı; bu adım, sıvılaştırılmış gaz kesintisi nedeniyle ısınma ve elektrik faturalarındaki beklenen artışa karşı önlem olarak planlandı.

Filipinler ise ulaşım ve tarım sektörlerine doğrudan destek olarak 850 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Bu önlem, merkez bankasının hedeflerinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle, yaşam maliyetlerindeki artışın yol açabileceği sosyal huzursuzlukları önlemeyi amaçlıyor.

Geri dönmek

Mevcut durumun ciddiyeti, 2020-2022 yılları arasında dünyada yaşanan tarihî likidite hacmi göz önüne alınmadan anlaşılamaz. Koronavirüs salgınının zirve yaptığı dönemde, Fed’in bütçesi rekor seviyeye çıkarak 9 trilyon dolara ulaştı; bu, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Büyük merkez bankaları da bu sürecin dışında kalmadı. Avrupa Merkez Bankası, Acil Alım Programı (PEPP) kapsamında 1,8 trilyon eurodan fazla likidite sağlarken, İngiltere Merkez Bankası’nın tahvil alımları yaklaşık 895 milyar sterlini buldu.

Likidite hamlesi yalnızca Atlantik’in iki yakasında sınırlı kalmadı. Uzak Doğu’da Japonya Merkez Bankası bütçesi rekor kırarak 730 trilyon yen sınırını aştı; bu, ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 135’ine denk geliyor. Çin Halk Bankası ise küresel ticaretin aksamasını önlemek için 1,2 trilyon yuan (yaklaşık 174 milyar dolar) sağladı.

Bugün bu rakamlar, finans çevrelerinde korkutucu bir referans noktası olarak görülüyor; analistler, petrol varil fiyatının 130 dolara dayanmasıyla birlikte bu merkez bankalarının yeniden büyük miktarlarda para pompalayarak piyasayı destekleme olasılığından endişe duyuyor.

Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)

Enflasyon ve durgunluk arasında

‘Çifte kâbus’ olarak tanımlanan durum, para politikası yapıcılarının neredeyse tamamen hareket kabiliyetini kaybetmesine işaret ediyor. Bir yandan fiyatlardaki patlama, faizlerin sert şekilde artırılmasını gerektiren ‘ithal enflasyon’ baskısı yaratırken; diğer yandan maliyetlerdeki keskin artış, gelirinin yüzde 88’ini gıda, enerji ve barınmaya harcayan düşük gelirli kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor ve bu durum, tüketici borçlarında kriz riskini artırıyor. ABD’de, çatışmanın ilk 100 saatinde bütçe açığının 3,7 milyar dolar artması dikkat çekerken, 10 yıllık tahvil getirileri de 31 baz puan yükseldi.

Bu çelişkili tablo, faiz artışlarını etkisiz bir araç haline getiriyor. Zira faiz artırımı kapalı bir boğazı açamazken, faiz indirimi ise kontrol edilmesi zor bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle analistler, dalgalı seyreden tahvil piyasalarını desteklemek amacıyla teknik nitelikli bir niceliksel gevşeme sürecine yeniden dönülebileceğini öngörüyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)

‘Coğrafya’ para politikasını belirlediğinde

Para politikalarında zorunlu gevşemeye dönüş, merkez bankalarının bağımsızlığını tartışmaya açarken, küresel tahvil piyasalarında kalıcı bozulma riskini de beraberinde getiriyor. 2025 sonuna kadar bilançoları küçültmek ve fazla likiditeyi çekmek için yoğun çaba harcayan merkez bankaları, bugün jeopolitik zorunlulukların ‘rehinesi’ haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz yollarının açılıp kapanmasına ilişkin kararların, döviz kurları ve enflasyon üzerindeki etkisinin; ABD istihdam verileri ya da Jerome Powell ve Christine Lagarde’ın açıklamalarından daha belirleyici hale geldiği görülüyor.

Bu gelişmelerle birlikte dünya, ‘enflasyonla mücadele’ döneminden çıkarak daha geniş çaplı bir ‘kriz yönetimi’ sürecine giriyor. Ortaya çıkan tablo, 1970’lerin stagflasyon dönemini hatırlatırken, mevcut krizi daha karmaşık kılan önemli farklar bulunuyor. Bugün maliyet yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; küresel havacılık sektöründeki aksamalar ve bölgedeki büyük teknoloji veri merkezlerinin zarar görmesi gibi etkiler de krizi derinleştiriyor.

Yaşananlar, ekonomik belirsizliğin en üst seviyeye ulaştığı bir döneme işaret ediyor. Geleneksel ekonomi teorileri sahadaki gelişmeler karşısında yetersiz kalırken, merkez bankaları bir yandan fiyat artışlarını kontrol altına almaya çalışıyor, diğer yandan ise zaten pandemi döneminden kalma yüksek borç yükü altındaki ekonomilere yeni likidite sağlamak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, küresel para politikasının yönünü artık ekonomik göstergelerden çok jeopolitik gelişmeler belirliyor; ekonomi ise giderek bu sürecin pasif izleyicisi konumuna itiliyor.


Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
TT

Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)

ABD'li büyük bir havayolu şirketi, uçaklarında yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti sunmak üzere Amazon'la işbirliği yapmaya karar vererek Elon Musk'ın Starlink'ine sırt çevirdi.

Delta Air Lines, uçaklarında yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunmak üzere şirketle uzun vadeli bir işbirliği başlattığını bu hafta duyurdu.

Delta hem iç hem de dış hat uçuşlarında şirketin alçak Dünya yörüngesindeki uydu ağı Amazon Leo'yu kullanacak.

Havayolu şirketi, yolcuların uçuş sırasında film ve TV programları izleyebileceğini, podcast ve sesli kitap dinleyebileceğini ve arkadaşları, aileleri ve iş arkadaşlarıyla bağlantıda kalabileceğini belirtti.

Delta, 2028'den itibaren ilk aşamada 500 uçakta Amazon Leo'yu kullanıma sunmayı planladığını açıkladı.

Delta'nın uçaklarına kurulacak sistem, şirketin en güçlü anteni olan Leo Ultra'nın havacılık sınıfı bir versiyonuyla çalışacak. Amazon bunun, türünün en hızlı ticari anteni olduğunu ifade ediyor.

Delta, "SkyMiles" üyelerine uçak içi Wi-Fi hizmetini ilk kez 2023'te T-Mobile kullanarak sunmuştu. Bu hizmet o zamandan beri 1150'den fazla uçağı kapsayacak şekilde genişletildi.

Delta'nın aksine diğer büyük ABD'li rakip havayolu şirketleri, yüksek hızlı internet hizmeti için Elon Musk'ın Starlink'iyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Amazon Leo gibi Starlink de yüksek hızlı geniş bant sağlamak için alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydudan oluşan bir ağ kullanıyor.

Hem Southwest hem de United Airlines uçuşlarında kullanmak üzere Starlink Wi-Fi hizmeti için anlaşmalar yaparken, Emirates, British Airways ve Qatar gibi diğer küresel havayolları da Musk'ın internet hizmetini tercih ediyor.

Diğer yandan JetBlue da Amazon Leo'yla ortaklık kurdu. Hizmetin 2027'de kullanıma sunulması bekleniyor.

Delta'nın CEO'su Ed Bastian şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu anlaşma, günümüz dünyasını birbirine daha iyi bağlamak için erişebileceğimiz en hızlı ve en uygun maliyetli teknolojiyi bize sunuyor ve hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için gelecek yıllarda daha güçlü bağlar kurma hedefimizi paylaşan küresel bir liderle işbirliğimizi derinleştiriyor.

Independent Türkçe

 


BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
TT

BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), bölgedeki askeri çatışmaların başlamasından bu yana en karamsar değerlendirmesini yayımlayarak, Ortadoğu’daki askeri tırmanışın Arap bölgesinin kalkınma hedeflerini eşi görülmemiş risklerle karşı karşıya bıraktığını duyurdu. UNDP’ye göre, askeri etkiler yalnızca doğrudan çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmayacak. Zira bölgede yıllarca süren kalkınma kazanımları silinme tehlikesiyle karşı karşıya ve 2025’te elde edilen toplam büyümenin tamamını tehdit ediyor. UNDP’nin son tahminleri, artan gerilimin Arap ekonomilerine 120 ila 194 milyar dolar arasında mali kayıp yaşatabileceğini, bu kaybın bölgenin toplam gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 3,7 ila 6’sına denk geldiğini gösteriyor.

Mali kayıplar, işsizlik oranlarında yaklaşık 4 puanlık keskin bir artışa yol açacak. Bu durum, 2025’te Arap bölgesinde yaratılan toplam istihdamdan daha fazla olan 3,6 milyon iş kaybı anlamına geliyor.

UNDP’nin ‘Ortadoğu’da Askeri Tırmanış: Arap Bölgesi Üzerindeki Ekonomik ve Sosyal Etkiler’ başlıklı değerlendirmesi, bölgedeki yapısal kırılganlıkları ortaya koyarak, kısa süreli bir askeri tırmanışın bile uzun vadede derin ve geniş kapsamlı sosyoekonomik etkiler doğurabileceğine işaret ediyor.

Tıkanmış enerji arterleri

Değerlendirme, askeri çatışmanın bölgesel deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerini analiz ederek, stratejik deniz yollarındaki aksaklıkların ekonomik krizin ‘ana geçiş kanalı’ olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Rapor, özellikle Hürmüz Boğazı’na dikkat çekiyor; dünya petrol ve gaz arzının yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiği belirtilerek, bölgenin fiilen ‘kapanma’ durumuna girdiği ve bunun enerji ve temel mal akışlarını aksatarak petrol fiyatlarını onlarca yılın en yüksek seviyelerine çıkardığı vurgulanıyor.

fdvff
Umman Körfezi kıyısındaki Şarika Emirliği’nin Khor Fakkan kentinde bir gemi tersanesinin önünde oturan insanlar (AFP)

Raporun kullandığı simülasyon modellerine göre, ‘şiddetli aksaklık ve enerji şoku’ senaryosunda bu kritik deniz yollarının kapanması veya darboğaza girmesi, ticaret maliyetlerinde 100 katı bulan dramatik artışlara yol açabilir. Lojistik tıkanıklık, tedarikçileri nakliye rotalarını çatışma bölgelerinden uzaklaştırmaya zorladı ve üretim sektörlerinde kâr marjlarının daralmasına neden oldu.

UNDP, söz konusu aksaklığın bölgesel gıda güvenliği ve ilaç tedarik zincirlerini doğrudan tehdit ettiğini, özellikle bu deniz yollarına tamamen bağımlı ülkeler için ciddi risk oluşturduğunu bildirdi.

Körfez ve Levant bölgesi şok yaşıyor

Değerlendirme, etkilerin bölge genelinde homojen olmadığını, ana alt bölgelerin yapısal farklılıkları nedeniyle sonuçların belirgin şekilde değiştiğini ortaya koyuyor. Tahminlere göre, makroekonomik kayıpların en büyük kısmı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Levant bölgesinde yoğunlaşıyor.

KİK ülkeleri için en ciddi senaryolar, GSYİH’nin yüzde 5,2 ila 8,5 oranında kaybedilebileceğini öngörüyor. Bu tahminler doğrultusunda, askeri tırmanışın devam etmesi durumunda üretimin durması nedeniyle 3,1 milyon iş kaybı riski bulunuyor.

bfd
Bahreyn’in Manama kentinde İran’a ait bir insansız hava aracının saldırısı sonucu hasar gören bina (Reuters)

Levant bölgesinde (Lübnan, Ürdün, Irak ve Suriye) etkiler rakamların ötesine geçerek ciddi bir insani kriz oluşturuyor. Değerlendirme, bu bölgenin ‘yeni yoksulluk merkezi’ haline geleceğini ve 2,85 ila 3,30 milyon kişinin daha yoksulluk sınırına itilmesinin beklendiğini, bu rakamın Arap bölgesindeki toplam yoksulluk artışının yüzde 75’inden fazlasını temsil ettiğini belirtiyor.

Lübnan özelinde UNDP, insani yardım zincirlerinin kesintiye uğramasıyla birlikte mülteciler ve yerinden edilmiş kişiler için ‘sessiz bir çöküş’ uyarısı yaparken, eğitim ve sağlık sektörlerinin artık asgari hizmetleri sunamaz hale geldiğine dikkat çekiyor.

Geriye dönme

Bölge genelinde, İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen insanî gelişme seviyesinin yaklaşık yüzde 0,2 ila 0,4 oranında düşmesi bekleniyor. Bu düşüş, insanî gelişme alanında sağlanan ilerlemenin neredeyse yarı yıl ila bir yıl kadar geriye gitmesine eşdeğer bir gerilemeyi temsil ediyor.

er
Acil Durum Mutfağı girişiminden gönüllüler, Lübnan’daki yerinden edilmiş insanlar için yemek hazırlıyor. (AFP)

Para politikası istikrarına yönelik riskler

Teknik değerlendirme, krizin devam etmesinin Arap bölgesinde para istikrarını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor. Raporda, Levant ve Kuzey Afrika’daki yerel para birimleri üzerindeki artan baskılar nedeniyle, ithal kaynaklı enflasyonun kötüleşmesi durumunda merkez bankalarının zor kararlar almak zorunda kalabileceği; bu kararlar arasında faiz oranlarını artırmanın da olabileceği ifade ediliyor. Değerlendirme, bu adımın enflasyonla mücadele aracı olmasına rağmen, devlet borçlarının geri ödenme yükünü artıracağı ve gelecekte hükümetlerin temel kamu hizmetleri ile kalkınma programlarını finanse etme kapasitesini azaltabileceği uyarısında bulunuyor.

Hava yollarında sorun

Değerlendirme, sivil havacılık ve hava lojistiği sektörlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını ortaya koyuyor. Bazı hava sahalarının kapanması ve uçuş rotalarının çatışma bölgelerinden uzaklaştırılması, işletme maliyetlerinde önemli artışlara yol açtı. Rapor, bu durumun bölgesel turizm sektöründe ciddi kayıplara neden olduğunu vurguluyor; turizm, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkeleri gibi ülkelerde gelir çeşitlendirmesinin temel direğini oluşturuyor ve binlerce işin kaybı riski yaratıyor.

sdvsd
Kuveyt Havayolları’na ait bir uçuşun iptal edildiğini gösteren kalkış panosunun yanında boş bir koltuk (Reuters)

Stratejik politikaların değiştirilmesi gerekliliği

UNDP Arap Ülkeleri Bölge Ofisi Direktörü Abdullah ed-Derderi, değerlendirmeyi sunarken, “Bu kriz, bölge ülkeleri için mali, sektörel ve sosyal politika seçeneklerini kökten yeniden gözden geçirme çağrısı niteliğindedir; çünkü bu durum, bölgenin kalkınma yolunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor” dedi. Derderi ayrıca, elde edilen bulguların, ekonomilerin çeşitlendirilmesini teşvik edecek bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. Bu bağlamda, enerji üretimine dayalı büyümeye bağımlılığın azaltılması, üretim altyapısının genişletilmesi, ticaret ve lojistik sistemlerinin güvence altına alınması ve ekonomik ortaklıkların artırılması gerektiğini vurguladı. Amaç, bölgenin şoklara ve çatışmalara karşı kırılganlığını azaltmak.