Blinken: 10 bin DEAŞ militanı, SDG tarafından tutuluyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3051961/blinken-10-bin-dea%C5%9F-militan%C4%B1-sdg-taraf%C4%B1ndan-tutuluyor
Blinken: 10 bin DEAŞ militanı, SDG tarafından tutuluyor
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (AP)
Washington/ Şarku’l Avsat
TT
TT
Blinken: 10 bin DEAŞ militanı, SDG tarafından tutuluyor
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bugün yaptığı açıklamada, YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yönetilen kamplarda hala yaklaşık 10 bin DEAŞ militanının tutulduğunu söylerken, durumu kabul edilemez olarak nitelendirdi.
Reuters’ın haberine göre radikalizm yanlısı örgütle mücadeleye yönelik uluslararası çabaları yenilemek için Roma’daki bir toplantının açılışında konuşan Blinken, Washington’un DEAŞ’a karşı koalisyona üye 78 ülke de dahil olmak üzere ülkeleri, örgüte mensup vatandaşlarını ülkelerine geri almaya çağırdığını dile getirdi.
ABD Dışişleri Bakanı, “Bu durum kesinlikle kabul edilemez. Sonsuza kadar devam etmesi de mümkün değil. ABD, koalisyon ortakları da dahil olmak üzere ilgili ülkeleri, vatandaşlarını ülkelerine geri almaya, onları iyileştirmeye veya uygun koşullarda kovuşturmaya çağırmaya devam ediyor” dedi.
Ek bir önemli faktör olduğunu da söyleyen Blinken, bu çerçevere DEAŞ’ın kalıcı yenilgisinin, başta Afrika olmak üzere Irak ve Suriye dışında oluşturduğu tehditleri ele almayı gerektirdiğini sözlerine ekledi.
El-Kaide’nin küçük bir kolu olan örgüt, 2014 yılında Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü ele geçirdi. 2017 yılında DEAŞ’a karşı askeri zafer ilan edildi. Ancak örgüt, o günden bu yana Kuzey Irak’ın bazı bölgelerinde ve Suriye ile sınır bölgesinde bir isyan yürütüyor.
Geçen birkaç ay içerisinde, Iraklı yetkililerin DEAŞ militanlarını suçladığı 25’ten fazla ölümcül saldırı düzenlendi. Ocak ayında kalabalık bir Bağdat pazarındaki bombalı saldırıda 30’dan fazla kişi hayatını kaybetmişti.
Kıtanın batısındaki Afrika Sahel bölgesinde bölgesel, Batı ve Birleşmiş Milletler (BM) güçlerinden binlerce unsurun konuşlandırılmasına rağmen, El-Kaide ve DEAŞ ile bağlantılı radikalizm yanlısı gruplar, son birkaç yılda daha fazla güçlendi.
İsrail ordusu, Hizbullah tarafından düzenlenen İHA saldırısında bir askerin öldürüldüğünü açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5271975-i%CC%87srail-ordusu-hizbullah-taraf%C4%B1ndan-d%C3%BCzenlenen-i%CC%87ha-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1nda-bir-askerin
İsrail ordusu, Hizbullah tarafından düzenlenen İHA saldırısında bir askerin öldürüldüğünü açıkladı
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (DPA)
İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine düzenlediği insansız hava aracı (İHA) saldırısında bir askerin öldüğünü duyurdu.
Ordudan yapılan açıklamada, ölen askerin 47 yaşındaki yedek astsubay Aleksandr Glovanyov olduğu belirtildi. Petah Tikva kentinde yaşayan Glovanyov’un, Askeri Ulaştırma Merkezi’ne bağlı 6924’üncü taburda şoför olarak görev yaptığı ifade edildi.
Açıklamaya göre saldırı, dün saat 16.00 sularında Lübnan sınırına yakın Menara bölgesi civarında gerçekleşti. Hizbullah tarafından fırlatılan birden fazla kamikaze İHA’nın hedef aldığı bölgede, İHA’lardan birinin Glovanyov’un ölümüne yol açtığı kaydedildi.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Glovanyov’un “İsrail devletini ve kuzeyde yaşayanları koruma sorumluluğuyla yedek kuvvetlerde görev yaptığını” söyledi.
Katz açıklamasında, “Bu zor dönemde ailesinin yanındayım. Hizbullah’a karşı görevlerini sürdüren askerlerimize destek verilmesi çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullandı.
Glovanyov, ateşkesin sürmesine rağmen Güney Lübnan’da hayatını kaybeden beşinci İsrail askeri oldu.
Hizbullah’ın bugün sabah saatlerinde başka İHA saldırıları da düzenlediği belirtilirken, İsrail ordusu Güney Lübnan’da askerlerinin konuşlandığı bölgeler üzerinde bazı İHA’ları engellemeye çalıştığını açıkladı.
Öte yandan İsrail ordusu, Hizbullah’a ait hedeflere yönelik hava saldırıları öncesinde Güney Lübnan’daki dokuz yerleşim bölgesinin sakinlerine tahliye uyarısı yaptı.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi nedeniyle İsrail ordusu örgüte karşı güçlü şekilde harekete geçmek zorunda kalıyor. Sivillere zarar verme niyetinde değiliz” ifadelerini kulandı.
Tahliye uyarıları; er-Reyhan (Cezin), Carcu, Kafr Rumman, en-Numeyriyye, Arab Salim, Cumeycime, Meşğara, Kalya (Batı Bekaa) ve Haruf beldelerini kapsadı. İsrail ordusu, bölge sakinlerinden hedef alınacak alanlardan en az bir kilometre uzaklaşmalarını istedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 16 Nisan’da yayımlandığı belirtilen ateşkes anlaşması metninde, İsrail’in ‘planlı, yaklaşan ve süregelen saldırılara karşı kendini savunmak için her zaman gerekli tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğu’ ifade ediliyor. Söz konusu gelişmeler, Lübnan ile İsrail’in 14-15 Mayıs tarihlerinde Washington’da yeni bir müzakere turuna hazırlanırken yaşanıyor. Görüşmelere, geçtiğimiz ay Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından İsrail’le müzakere heyeti başkanı olarak atanan eski büyükelçi Simon Karam’ın da katılacağı bildirildi.
Dünyanın en güçlü nükleer bombalarına kim sahip?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5271891-d%C3%BCnyan%C4%B1n-en-g%C3%BC%C3%A7l%C3%BC-n%C3%BCkleer-bombalar%C4%B1na-kim-sahip
ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
Sami Halife
ABD ve Rusya’nın yanı sıra Çin, Fransa, Birleşik Krallık, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail de büyük miktarda nükleer silaha sahip bulunuyor. Uzmanlara göre bu silahların kullanılması, hayal edilmesi güç ölçekte bir felakete yol açabilir. ABD ile Rusya ise dünyanın en güçlü nükleer bombalarını envanterlerinde bulundurmalarıyla öne çıkıyor.
ABD’nin 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima kentine attığı ve yaklaşık 15 kiloton gücünde olduğu belirtilen Little Boy adlı atom bombası, yaklaşık 140 bin kişinin ölümüne neden olmuş ve şehri saniyeler içinde harabeye çevirmişti. Buna karşın, ABD ve Rusya’nın cephaneliğinde gücü 10 megatonu aşan ve Hiroşima’daki yıkımın yüzlerce katına ulaşabilecek nükleer bombalar bulunuyor.
Çar Bombası
Sovyetler Birliği, 30 Ekim 1961’de Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyindeki Novaya Zemlya takımadalarında tarihin en güçlü nükleer silah denemesini gerçekleştirdi. Çar Bombası olarak bilinen silahın patlama gücü 50 megaton olarak ölçüldü. Bu rakam, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 3 bin 300 katına denk geliyor.
1945’te ABD tarafından Japonya’nın Hiroşima kentine atılan Little Boy bombasının yaklaşık 15 kilotonluk bir patlama gücüne sahip olduğu tahmin ediliyor. (AFP)
Uzmanlara göre bombanın gücü aslında çok daha yüksek olabilirdi. İlk tasarımda patlama kapasitesinin 100 megatona ulaşması planlanmıştı. Patlama sonucu oluşan ateş topunun çapı yaklaşık 9,7 kilometreye ulaştı. ABD’li bilim insanları, bu büyüklüğün Washington ya da San Francisco kent merkezinin tamamını kapsayabilecek ölçekte olduğunu belirtti.
219 numaralı test
Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında yer alan nükleer test sahasında bir nükleer bomba daha denedi. Kuzey Kutbu’ndaki en büyük ikinci buz kütlesini de barındıran bölgede gerçekleştirilen patlamanın gücünün 24,2 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Çar Bombası’nın yarısından daha düşük olmasına rağmen, tarihte patlatılan en güçlü ikinci nükleer silah olarak kayıtlara geçti. Söz konusu bomba, Hiroşima’ya atılan bombadan yaklaşık bin 600 kat daha güçlüydü.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çar Bombası gibi özel bir isimle anılmayan bu deneme, kaynaklarda yalnızca ‘219 numaralı test’ olarak geçiyor. Bu patlama, Sovyetler Birliği’nin havadan gerçekleştirdiği son nükleer denemelerden biri oldu. 1963 yılında imzalanan Nükleer Denemelerin Kısmi Yasaklanması Antlaşması ile atmosferde nükleer testler yasaklandı ve sonraki denemelerin yer altına taşınması zorunlu hale geldi.
147 numaralı test
Sovyetler Birliği, 5 Ağustos 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında 21,1 megaton gücünde bir nükleer bomba denemesi gerçekleştirdi. Tarihteki üçüncü en güçlü nükleer patlama olarak kabul edilen bu test, ‘147 numaralı test’ olarak biliniyor. Patlamanın gücünün, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık bin 400 katına denk geldiği belirtiliyor.
ABD’nin Castle Bravo testi
ABD, 1 Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde 15 megaton gücünde bir nükleer silah denemesi gerçekleştirdi. Castle Bravo adı verilen bu test, beklenenden yaklaşık 2,5 kat daha güçlü bir patlamaya yol açtı. Patlamanın ardından ortaya çıkan radyoaktif serpinti, Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 18 bin 130 kilometrekarelik bir alana yayıldı. Bu durum, Marshall Adaları’ndaki sivillerin, ABD askerlerinin ve Japon balıkçı gemisi mürettebatının yüksek düzeyde radyasyona maruz kalmasına neden oldu. Sonrasında adalarda yaşayan halk arasında kanser vakalarında artış gözlemlendi.
ABD, Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde ‘Castle Bravo’ adı verilen bir denemede 15 megaton gücünde bir nükleer bomba patlattı. (AFP)
Castle Bravo testi ve yol açtığı etkiler, nükleer denemelere karşı küresel protestolara neden oldu. Takip eden yıllarda ABD hükümeti adada yaşayanlara tazminat ödedi. 1984 yılında ise bazı emekli ABD askerleri, radyasyon riskinin küçümsendiği gerekçesiyle hükümete karşı dava açtı.
Castle Yankee testi
ABD, 5 Mayıs 1954’te Bikini Atolü yakınlarında bir savaş gemisi üzerinde yeni bir nükleer deneme gerçekleştirdi. Castle Yankee adı verilen bu testte patlama gücünün 13,5 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 900 katına karşılık geliyor.
Deneme sonucunda yaklaşık 43 kilometre yüksekliğe ulaşan mantar şeklinde bir bulut oluştu. Bikini Atolü sakinleri, nükleer testlerden önce tahliye edilmişti ancak ada, yoğun radyoaktif kirlilik nedeniyle sonradan yeniden yerleşime açılamadı ve uzun süre yaşanamaz durumda kaldı.
Castle Romeo testi
ABD, 27 Mart 1954’te Marshall Adaları’nda yeni bir termonükleer deneme gerçekleştirdi. Bu test, kısa süre önce yapılan ve adalarda radyoaktif serpinti yayılmasına yol açan Castle Bravo testinden sadece birkaç hafta sonraydı. Patlama gücünün 11 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 730 katına eşdeğer yıkım potansiyeline sahipti. Test, Pasifik Okyanusu’nda geniş çaplı radyoaktif kirliliğe yol açtı.
Ivy Mike testi
ABD, 1 Kasım 1952’de Marshall Adaları’ndaki Enewetak Atolü’nde Ivy Mike veya kısaca Mike adlı ilk tam işlevli termonükleer (hidrojen) bombasını denedi. Patlama gücünün 10,4 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 690 katına eşdeğer bir yıkım yarattı. Deneme, Kore Savaşı’nın devam ettiği ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışının hız kazandığı bir dönemde gerçekleştirildi.
Ivy Mike testi, dünyada başarılı bir hidrojen bombası testinin ilk örneği oldu ve nükleer parçalanma temelli silahlardan füzyon teknolojisine geçişin simgesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda, Sovyetler Birliği’nin termonükleer programını hızlandırmasına yol açtı. Kaynaklara göre, hidrojen bombası geliştirme konusu, ABD Başkanı Harry Truman yönetiminde tartışmalı bir gündemdi; bazı yetkililer projeye karşı çıkarken, diğerleri destekliyordu. Sonunda Başkan Truman, bombanın geliştirilmesine onay verdi.
İran savaşın tamamen sona ermesini istiyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5271883-i%CC%87ran-sava%C5%9F%C4%B1n-tamamen-sona-ermesini-istiyor
Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)
Muhrip USS John Finn, muhrib USS Milius, ikmal gemisi USNS Carl Brashear ve uçak gemisi USS George H.W. Bush'un arkasında Arap Denizi'nde seyrediyor. (CENTCOM)
İran, savaşı sona erdirmeye yönelik son ABD teklifine verdiği yanıtı dün Pakistanlı arabulucuya iletti. Tahran yönetimi, özellikle Lübnan başta olmak üzere “tüm cephelerde kapsamlı bir ateşkes” sağlanmasını ve Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğinin garanti altına alınmasını şart koştu. Bu gelişme, kırılgan ateşkesin artan deniz gerilimleri nedeniyle baskı altında olduğu bir dönemde yaşandı.
İran’ın yanıtı, Katar açıklarında bir yük gemisinin alev alması ve Kuveyt ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin düşman insansız hava araçlarına (İHA) müdahale ettiği dönemde geldi. İran ordusu ise ABD yaptırımlarını uygulayan ülkelere ait gemileri Hürmüz Boğazı’ndan geçiş sırasında “sorunlarla” karşılaşabilecekleri konusunda uyardı.
İran Devrim Muhafızları da İran tankerleri veya gemilerinin hedef alınması halinde ağır karşılık verileceği tehdidinde bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Fransız ve İngiliz savaş gemilerine, ABD’nin bölgedeki hareketlerine eşlik etmemeleri yönünde uyarıda bulundu.
Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Hürmüz Boğazı’nın baskı aracı olarak kullanılmasının Körfez krizini daha da derinleştireceği uyarısında bulundu.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin iki hafta içinde İran’daki “her hedefi” vurabilecek kapasitede olduğunu söyledi. ABD Enerji Bakanı ise İran’ın nükleer programının sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmaması halinde savaşın “sona ermeyeceğini” ifade etti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة