Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 2: Saddam Esed’e 1996’da Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına karşı “gizli  zirve” teklif etti

Dönemin Irak lideri Saddam, Şarku’l Avsat’ta yayınlanan gizli mektubunda, Suriyeli mevkidaşı Hafız Esed’i “geçmişin ağırlığını” aşmaya davet ediyor

Soldan sağa Saddam Hüseyin,  Ahmed Hasan el-Bekir,  ve Hafız Esed (Getty Images)
Soldan sağa Saddam Hüseyin, Ahmed Hasan el-Bekir, ve Hafız Esed (Getty Images)
TT

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 2: Saddam Esed’e 1996’da Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına karşı “gizli  zirve” teklif etti

Soldan sağa Saddam Hüseyin,  Ahmed Hasan el-Bekir,  ve Hafız Esed (Getty Images)
Soldan sağa Saddam Hüseyin, Ahmed Hasan el-Bekir, ve Hafız Esed (Getty Images)

Saddam Hüseyin (1937-2006) ve Hafız Esed’in (1930-2000) arasındaki mektuplara dair geçen gün yayınladığımız ilk bölüm, Şam ve Bağdat arasında yıllarca süren şüpheler, hayal kırıklıkları ve komplolardan sonra iki lider arasında iletişimin başladığını anlatıyordu.
Bugünkü bölüm ise, Esed’in, “Ebi Uday’a (Saddam Hüseyin) selamlarını” göndermeye başlaması, iki tarafın karşılıklı ilişkileri sürdürme çabası, iki devlet arasındaki petrol boru hattının yeniden kullanıma sokulması ve doksanların ortalarında Irak’ın petrollerinin ihracı için Ürdün’ün yerine Suriye’nin Birleşmiş Milletler ile “gıda karşılığı petrol” anlaşması karşılığında çıkış kapısı olmasıyla ilgili.
Esed’in yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın 2005 yılında beraberinde Paris’e götürdüğü görüşme tutanaklarını ve belgelerini elde eden Şarku’l Avsat, bu mesajlardaki yeni boyutları açığa çıkarıyor. Bu metinler, el-Kaysi ile telefon görüşmesi yapılarak doğrulanmış metinler. Irak cumhurbaşkanı 1996’da sınırda acil bir zirve yapmayı ve Suriyeli mevkidaşına, İsrail ile karşı savaşta Lübnan’a destek vermeyi teklif etti. Haddam, Saddam’ın 1996 baharında Lübnan’a yönelik saldırılar sırasında kendisini aradığını ve “Irak tüm imkanlarıyla Suriye’nin emrindedir. Iraklıların bu konuda harekete geçmesi için bir işaret yeterlidir” dediğini aktardı. Ayrıca Saddam’ın kendisini bayram tatilinden önce de arayarak bayram tatili sırasında iki başkanın gizli bir zirvede buluşması teklifinde bulunduğunu söyledi ve ekledi: “Iraklılar, Cumhurbaşkanı Saddam’ın bayram haftasında Musul’u ve Suriye ile sınır bölgelerini ziyaret ettiğini göz önünde bulundurarak toplantı ile ilgili yayılan haberlerin doğru olduğuna inanıyorlardı. Hepsi, Suriye’yi sevdikleri için bu haberlere seviniyordu ve Suriye-Irak anlaşmasının onları sefaletten kurtaracağını hissediyordu.”
1990’ların o yılında Saddam’ın Ürdün Kralı Hüseyin’in politikalarına ilişkin endişeleri arttı ve Mart 1996’da Esed’e şunları yazdı: “Kral Hüseyin’in Washington ziyareti öncesi son açıklamaları, onun, ABD’ye ve onun arkasındaki Siyonist düşmanın planlarına ivme kazandırdığına dair elimizdeki bilgileri doğrulamaktadır. Bölgede İsrail ve Türkiye’nin belkemiği olacağı yeni bir bölgesel ittifak planlanmaktadır. Bu durum kesinlikle Irak ve Suriye’nin aleyhinedir.” Bu mektubu iletme işini yürüten Arap elçisi, “Bağdat’ta Saddam’ın damadı Hüseyin Kamil’in, Kral Hüseyin’in planının bir parçası olarak Bağdat’a döndüğüne dair bir kanaat vardı. Bu yüzden tasfiye edildi” dedi.
Saddam’ın özel güvenlik biriminin başındaki Mani Reşid, o sıralarda gizli olarak yapılan Suriye-Irak güvenlik toplantılarını ifşa ederek, Ürdün ve Türkiye, Suriye ve Irak’ı kıskaçlarının arasında sıkıştırmak istiyor” dedi. Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, iki ülke arasında işbirliği kurulmasının bölgedeki çalışma ortamını iyileştireceğini ve mevcut komployu, Türkiye-İsrail, Türkiye-Ürdün ittifaklarını engelleyeceğini vurguladı.
Saddam, Esed’e, son Savunma Bakanı General Mustafa Talas’ın Cezayir Başbakanı Houari Boumediene suikastıyla ilgili açıklamalarından dolayı suikast suçlamalarına maruz kalmasına son derece şaşırdığını bildirmek istedi ancak Haddam’ın kayıtlarına ve belgeleri ile el-Kaysi’nin açıklamalarına göre, Suriye ile ilişkilerin maslahatını gözetmek adına bu konuda açıklama yapılmaması şekilde bir direktif yayınladı.
Haddam’ın kayıtlarında şu ifadeler de yer alıyordu: “1 Mart 1996’da el-Kaysi’yi kabul ettim. Bana, “Cumhurbaşkanı Saddam’ın, kardeşi Hafız Esed’e ve size selamı var. Kendisi, kardeşlik ilişkilerinin yeniden başlamasıyla Arap yaşamında yeni bir sayfa açılmaya çalışılması ve Ürdün’ün bir parçası olduğu ABD-Siyonist planının ifşa edilmesi hususunda Başkan Hafız Esed’in tutumundan ve uyumlu davranışlar göstermesinden duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. Arap çıkarlarını ve Arap ulusal güvenliğini tehlikeye atan mevcut Arap durumları ve pozisyonları, Arap dünyasındaki bozulmayı teyit ediyor. Irak ve Suriye adına bir çözüm sunmak için inisiyatif almak yerine, zaman faktörünü de dikkate alarak sorunlarımızı ve krizlerimizi samimi bir niyet ve açık fikirlilik ile ele alarak bu durumlardan kaynaklanan tehlikelerle başa çıkmak için çaba göstermemiz gerekir” dedi.”
Kayıtta ayrıca şunlar bulunuyor: “El-Kaysi: Kral Hüseyin’in Washington ziyareti öncesi son açıklamaları, onun, ABD’ye ve onun arkasındaki Siyonist düşmanın planlarına ivme kazandırdığına dair elimizdeki bilgileri doğrulamaktadır. Bölgede İsrail ve Türkiye’nin belkemiği olacağı yeni bir bölgesel ittifak planlanmaktadır. Buna göre Irak ile Suriye arasında pratik adımlar atmak için önerdiğimiz şu maddelerin tatbik edilmesini destekliyoruz:
Irak kendi adına diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını ilan edecek ve ardından Suriye bu girişimi memnuniyetle karşılayacak.
Her iki ülkenin güvenlik birimleri, başkanlık seviyesinde toplantılar yapacak.
Memurlar, iki tarafça mutabık kalınan kontroller çerçevesinde ticaret ve petrol için Irak sınırını açacaklar.
Irak, Birleşmiş Milletler ile yapacağı görüşmelerde, gıda ve ilaç için petrol anlaşmasının kabul edilmesi halinde Suriye’yi, Irak petrolünün ihracı için bir çıkış noktası kabul edecek.”
Haddam: “Irak büyükelçisi bu hususları bana dikte ettikten sonra ona şu yanıtı verdim: “Gerçekten hareketimizi durduran durumlar var. Durumu daha da karmaşık halde getirmemek için Araplarla temas kurmak istiyoruz. Kral Hüseyin’in bu hareketinde ciddi olduğunu görüyoruz. Bu yüzden Ürdün’ün Irak’ı kabahatlerini örten bir örtü olarak kullanmaması için çalışıyoruz. Yurtdışında irtibatta olduğumuz ve etki edebildiğimiz tüm Iraklılarla, Ürdün’ün ayıplarını örten birer incir yaprağı olmasınlar diye temasa geçiyoruz.”
“İran’la, Irak’taki muhalifler için bir konferans düzenleme anlaşmamız vardı. Bağdat’ın, yaptığımız bu hareketi bir manevra olarak yorumlamasından sakınmak için Irak’taki muhalifler konusuyla ilgili büyükelçiyi bilgilendirmek istedim.  Ancak onunla konuşurken anladım ki onlar, Irak’taki muhaliflere karşı hareket etmeyi planlamışlar ve Musul, Basra veya Kerkük’te onları ezmek için her türlü tedbiri almışlardı. Dış destekli muhalif hareketler için stratejik silahlar kullanılacaktı. Herhangi bir muhalif komplocuya ulaşmak için infaz hücrelerini yeniden etkinleştirdiler ve Cumhuriyet Muhafızlarına ek olarak büyük ve iyi donanımlı bir acil durum kuvvetleri oluşturdular. Onlara göre Hüseyin Kamil de Kral Hüseyin’in planının bir parçası olarak Bağdat’a döndü. Bu yüzden onu tasfiye ettiler ve ailesine ait tüm topraklara ve mülklere el koydular.”
“Görüşmenin sonunda kendisine mektubu Başkan Hafız Esed’e sunacağımı söyledim. 3 Mart 1996’da el-Kaysi’yi tekrar kabul ettim ve ona şunları söyledim: “Başkan Hafız Esed’in ve benim selamlarımı Başkan Ebi Uday’a ilet. Önceki gün görüşmemizde belirttiğim Kral Hüseyin’in Arap ülkelerini ziyareti, Kuveyt Emiri’nin Washington ziyareti, İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın Şam ziyareti, Sudan Cumhurbaşkanı’nın ziyareti gibi sebeplerle tekrar temas kurma fırsatımız olmadı. Sonra bayram geldi ve biz bir dizi Arap ülkesi için ziyaret tarihleri belirlemek için temaslarda bulunuyoruz.”
“Doğrudan temasların ve toplantıların, Arap ilişkilerini geliştirmek için fırsatlar sunacağına ve ister genel Arap durumuyla ilgili, isterse de ABD-İsrail planıyla başa çıkmakla ilgili düşüncelerimizin gerçekleşmesini kolaylaştıracağına inanıyoruz. Bu yolun en az zararlı yol olduğunu düşünüyoruz. Çünkü doğrudan herhangi bir adım atarak Arap devletlerini hayal kırıklığına uğratırsak bu durumu daha karmaşık hale getirir. Bir toplantı planlamak için sizinle de iletişime geçeceğiz.”
Arap Tarımsal Kalkınma Teşkilatı Genel Müdürü Yahya Bakur, 31 Mayıs ile 4 Haziran arasında Bağdat’a yaptığı ziyaretler hakkında Haddam’a bir rapor sundu. Şarku’l Avsat’ın bir nüshasını elde ettiği habere göre, el-Kaysi, Bakur’u odasında ziyaret ederek ABD ve İsrail’in, Ürdün ve Türkiye ile işbirliği içinde hem Irak hem de Suriye’ye yönelik düzenledikleri saldırılara karşılık olarak Irak’ın bu aşamada Suriye ile ilişkileri düzeltmeye verdiği önemi aktardı.
El-Kaysi burada, Başkan Saddam’ın Lübnan’a yönelik saldırılar sırasında kendisini aradığını ve “Irak tüm imkanlarıyla Suriye’nin emrindedir. Iraklıların bu konuda harekete geçmesi için bir işaret yeterlidir” dediğini aktardı. Ayrıca Saddam’ın kendisini bayram tatilinden önce de arayarak bayram tatili sırasında iki başkanın gizli bir zirvede buluşması teklifinde bulunduğunu söyledi ve ekledi: “Iraklılar, Cumhurbaşkanı Saddam’ın bayram haftasında Musul’u ve Suriye ile sınır bölgelerini ziyaret ettiğini göz önünde bulundurarak toplantı ile ilgili yayılan haberlerin doğru olduğuna inanıyorlardı. Hepsi, Suriye’yi sevdikleri için bu haberlere seviniyordu ve Suriye-Irak anlaşmasının onları sefaletten kurtaracağını hissediyordu.”
Sabri’ye göre, Irak liderliği o sırada Başkan Saddam’ın karşılıklı temasları ve mesajları ve Irak’ın sunduğu inisiyatifler hususunda Şam’ı bilgilendirdi. Bunlara olumlu yanıt veren Başkan Hafız Esed Irak petrolünün Suriye üzerinden geçişini onayladı. Tüm Iraklılar bunu büyük bir sevinçle karşıladılar. Irak, Ürdün ile özellikle ticari ilişkilerini düşürmek için Suriye ile adım atmak istiyor ve bunun hem Suriye’nin hem de Irak’ın çıkarına olacağına inanıyordu.
El-Kaysi, Saddam’ın kendisini, Katar’da meydana gelenleri ve ABD Genelkurmay Başkanı’nın bölgeyi ziyaretinin nedenlerini soruşturmak için aradığını söyledi. Bu arama esnasında Saddam, Bill Clinton tarafından imzalanmış, misyonu terörle mücadele etmek, bölgenin işlerini düzenlemek ve teröre destek veren ülkeleri cezalandırmak olan, Türkiye, Ürdün, İsrail, Katar ve Mısır ve başka ülkelerden oluşan bir Ortadoğu Güvenlik Konseyi kurulmasını kabul eden bir mektup gördüğünü söyledi.
Bakur’un raporuna göre ikinci gün (Cumartesi) program, Tarım Bakanı ile görüşmeler yapmayı içeriyordu. Bakanlık müsteşarı, Profesör Tarık Aziz’in beni beklediğini bildirdi. Toplantı sadece Enver Sabri Abdurrezzak’ın huzurunda Profesör’ün ofisinde yapıldı. Enver Sabri Abdurrezzak toplantıya Suriye’de geçirdiği güzel günleri ve merhum Enformasyon Bakanı Ahmed İskender Ahmed ile yaptığı samimi sohbetleri anlatarak başladı. Sonra da halimizi, sağlığımızı ve Profesör Faruk Şara’nın sağlık durumunu sordu ve Şam’a ve Şam halkına olan sevgisini belirtti.
Profesör Aziz de Moskova’da Sovyetlerin inisiyatifinde kendisi ile Enver Sabri Abdurrezzak arasındaki toplantıdan ve dışişleri bakanlığı görevini üstlendikten sonra da Profesör Faruk Şara ile yaptığı toplantıdan bahsetti. Bu toplantıların başkaları tarafından motive edildiğini ve Sovyet baskısına dayandığı için işe yaramadığını belirterek, bu bölgede çok büyük ve çok yönlü bir komplo olduğunu, sadece Irak’ın değil, İran’ın yanı sıra Suriye’nin de hedef alındığını söyledi. ABD’nin Arap ülkelerini tek tek değerlendirerek tahakkümden kurtuluş hareketini destekleyenleri seçeceğini aktardı. Başkan Saddam’ın, Suriye ile işbirliği yapma ve bölünme sebeplerini ortadan kaldırma girişimi önerilerinde samimi olduğunu ve Irak’ın bunun, Suriye’nin hizmetine olduğu gibi Irak’ın da hizmetine olacağına güvendiğini, Ürdün’ün, tüm istihbarat teşkilatları için küresel bir casusluk merkezi haline geldiği göz önüne alındığında Irak’ın dünyaya açılan penceresinin Ürdün değil Suriye olmasını istediğini ifade etti.  “Ruslar Irak’a, hareketlerinde Ürdün yolunu kullanmamalarını tavsiye etti. Bu sebeple Irak, mümkün olduğunca Tahran yolunu kullanıyor ve Şam yolunun da kendisine açık olmasını istiyor. Çünkü bu onlara çok yardımcı oluyor” dedi.
Kayıtlarda Prof. Aziz’in şu ifadeleri de yer alıyordu: “Irak, İranlılarla köprüler kurmaya ve net ilişkiler inşa etmeye çalıştı. İran’ın petrol türevi mallarının Irak ile mübadelesine dayalı ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve sınırların açılması alanlarında adımlar attı. Bu her iki ülkenin de çıkarınaydı. Ancak İran ile sorunlar arttı. Zira iki ülkenin liderleri aynı fikirlere sahip değildi. Bu, her toplantıdaki davranış ve tutumlarda kendini gösteriyordu. Iraklı yönetimi, Suriye yönetiminin Başkan Saddam Hüseyin’in iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden inşa etme girişimine verdiği olumlu tepkiyi memnuniyetle karşıladı. Irak, ortak eyleme olan isteğinden ve iki devlet arasında Arap dayanışmasının önemini bildiğinden dolayı bu adımları atıyordu.”
Prof. Aziz: “Suriye’deki kardeşler petrolün Suriye’den geçmesine hazırdı. Hattın işleyişini görüşmek ve gereksinimleri belirlemek için bit heyet göndermek ve anlaşmaya ek olarak Birleşmiş Milletler’den bir talepte bulunmak için bir işaret bekliyorlardı. Ben, Sayın Enver Sabri’ye Irak petrolünün Suriye’den geçişi ve boru hattının işletilmesiyle ilgili anlaşmadan daha önceden haberdar olduğumu ancak bundan sonra anlaşma hakkında bir bilgi verilmediğini, bunun da Birleşmiş Milletler’in petrolün Suriye üzerinden geçişine izin vermediği izlenimi uyandırdığını söyledim.”
Bakur, raporuna şöyle devam ediyor: “Aziz, Irak ve Suriye arasında işbirliği kurulmasının bölgedeki çatışma ortamını iyileştireceğine, Arap kitlelere umut vereceğine ve özellikle Suriye, Irak ve İran’ı hedef alan, hem Suriye hem de Irak’taki kuşatmayı sıkıştırmak isteyen Türkiye-İsrail ve Ürdün-Türkiye ittifaklarının mevcut komplolarını başarısızlığa uğratacağına inanıyor. Aziz, Türk komplosunun, Kuzey Irak’ta Amerikan ve İngiliz kuvvetlerine yerine özellikle de Türkiye’nin havadan keşif yapmayı teklif etmesiyle ifşa olduğunu söyledi. Irak bunu çok ciddiye alıyor zira Türkiye-İsrail askeri anlaşmasından sonra Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye dair topladığı bilgiler İsrail makamlarının erişiminde olacak.”
Bakur, raporuna şunları da ilave ediyor: “Pazar sabahı Enver Sabri, Dışişleri Bakanı Muhammed Said el-Sahhaf’ın, Başbakan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan ile profesyonel çalışma görüşmeleri gerçekleştirdiğini, akşam da benimle görüşmek istediğini söyledi. Said el-Sahhaf, Irak’ın uluslararası durumundaki iyileşme göz önüne alındığında, Irak’ın mevcut koşullarının artık eskisinden daha iyi olduğunu ve eski dostlarının, kendileriyle gelecek aşamalarda başarılı sözleşmeler yapabilmek için iletişime geçmeye başladığını aktardı. Irak, Enver Sabri’nin Şam gezileri aracılığıyla sunduğu tekliflerin hepsinde dürüsttü ve olumlu yanıt alacağını umuyordu. Bu, Arapların kalplerine umut tohumları ekmeyi uman Saddam Hüseyin’in beklediği şeydi. El-Sahaf, Irak’ın dürüstlüğü hususunda şunları dedi: “Suriye’deki kardeşlerimizin, Irak’ın tüm tasarruflarında samimi olduğuna ve Suriye’nin güvenliğini tehdit eden tüm unsurların Irak güvenliğinin merkezine de bir hançer sapladığına inanmalarını ve bize güvenmelerini istiyoruz.”
“El-Sahaf’ın, ilişkileri geliştirmeye olan hevesi ve bunun için adım atma, işleri kolaylaştırma ve engelleri kaldırma konusundaki isteği çok açık belli oluyordu. Ayrıca bana, Enver Sabri’nin ilk işarette Şam’a gitmeye hazır olduğunu bildirdi. Giderken yanında, Irak’ın Suriye ile ilişkilere geri döndüğünü açıklayan deklarasyon metnini de götürecek ve eğer Suriyeliler de isterse metni onlarla görüşecek, onların görüşlerini de ifade etmesi için gerekli görülen değişiklikleri metne işleyecekti.”
Bakur, raporuna şöyle devam ediyor: “Dışişleri Bakanı ile görüşmeyi tamamladıktan sonra, Enver Sabri, Başkan Saddam’ın güvenlik danışmanının tüm konulardan haberdar olarak benimle görüşmek istediğini, Saddam’ın güvenlik güçlerinin başında bulunduğunu ve adının Mani Reşid (Ebu Enes) olduğunu söyledi. Mani Reşid, mevcut koşulların, ilişkilerin geri döndüğünü duyurmak için çok elverişli olduğuna, hem Suriye’yi hem de Irak’ı tehdit eden ulusal güvenlik tehlikelerini engellemek adına ortak eylem yapmak için iklimin olgunlaştığına inanıyor. Mani Reşid, Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in, Devlet Başkanı Hafız Esed’in ciddi duruşunu çok takdir ettiğini ve yurtdışındaki muhalefetten gelen sinyallerin, Suriye mevzisinin, Ürdün Kralı Abdullah’ın önce Irak’ta yapmayı planladığı oradan da Suriye’ye uzanan sabotaj operasyonlarını başarısızlığa uğrattığını söyledi”
Aynı rapora göre; “Sınır komitelerinde güvenlik toplantıları yapıldı. O dönemde Haseke’deki Askeri İstihbarat şubesinin müdürü olan Muhammed Mansura’nın pozisyonun iyi olduğunu düşündük. Ona, iki ülke arasındaki yeni atmosfere uygun yeni görevleri olduğunu, aşiretler ve emekli subaylar arasındaki Ürdün’ün tüm hareketlerinin tarafımızca bilindiğini ve bir sorun teşkil etmeyeceğini bildirdik. Güvenlikle ilgili konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak üzere güvenlik yetkilileri arasında toplantılar düzenlemeyi dört gözle bekliyoruz. Bu, sınırların kademeli olarak açılmasına yardımcı olarak iki ülkenin de çıkarına olacaktır. Ayrıca Suriye ve Irak’a, Ürdün, Türkiye ve İsrail’in kıskacından kaçmak için bir şans verecektir” denildiği aktarıldı.
Bakur: “3 Haziran 1996 Pazartesi sabahı, saat 10’da Enver Sabri, Saddam ile görüşmemde el-Sahhaf’ın bana refakat edeceğini bildirdi. Başkanlık konutuna ulaştıktan sonra, doğrudan cumhurbaşkanının olduğu salona yöneldik. Cumhurbaşkanı, salonun son üçte birlik kısmında duruyordu. İçeri girdiğimizde bizi selamladı ve Arap elçilerinin onunla daha önce yaptığı üç görüşmeyi hatırlayarak oturdu. Cumhurbaşkanı Saddam, konuşmasına Başkan Hafız Esed ve Haddam’a selamlarını ileterek başladı ve şunları söyledi: “Daha önceki olumlu temasları ve bu temasların ayrıntılarını biliyoruz. İki ülkenin karşılaştığı zor durumlarla ve iki ülkeye kurulan komplolarla başa çıkmayı istiyoruz. Bizim teklifimiz, Şam’daki kardeşlerimiz sürecin olgunlaştığını düşünene kadar toplantıların devam etmesi ve her gerekli görüldüğünde toplanılmasıdır. Suriye ile Irak arasında eski ilişkilerden farklı, yeni temeller üzerine kurulu, güvene dayalı bir ilişki kurulmasını arzu ediyoruz. Aynı politikayı diğer Arap ülkelerine karşı da takip ediyoruz. Herhangi bir Arap ülkesiyle kuracağımız olumlu ilişkiler çok önemlidir ancak Irak için en önemlisi Suriye ile iyi ilişkilere sahip olmasıdır.”
Saddam şöyle devam etti: “İki ülke arasında iyi ilişkiler kurma arzumuzu Suriye’deki kardeşlerimize açıkça ifade ettik. Belirli noktalarda girişimlerde bulunduk ve olumlu ve teşvik edici sonuçlar aldık. Geriye, şartlarına ve bu konudaki düşüncelerine göre meseleyi Suriye’ye bırakmak kaldı.  Suriye ile Irak arasında geçenleri başkalarına bildirmek olumsuz bir durum değil olumlu bir durumdur. Yabancı bir ülke olmasına rağmen İran’ı bilgilendirmek olumlu bir eylemdir ve baskı altındayken onlarla koordinasyon içinde olmak bize fayda verir. Her ne kadar bakış açıları kısıtlı olsa da, ya hep ya hiç diye düşünseler de onlarla iletişime geçmeyi denedik ve basit ilişkiler kurmakta bir miktar başarı elde ettik. İranlılara, “Biz komşuyuz. Bizi yanlış anladınız ve yanlış hareket ettiniz. Biz de başka konularda yanlışlar yaptık. Şimdi daha iyi bir ilişki kurmak istiyoruz. İlişkilerin tamamen gelişmesini ise zamana bırakıyoruz” dedik. Tutsakların sorununu çözmediler. Tüm girişimlerimize rağmen uçakları iade etmediler. Önce olumlu sonra olumsuz sinyaller aldık. Kral Hüseyin de yabancılarla ilişkilerinde çok yanılıyor. Ona, ilişkilerinde özgür olmasını, ülkesinin menfaatlerine göre hareket etmesini ve Irak’a zarar vermemesini söyledim ama o tam tersini seçti. Kral Hüseyin’in Başkan Esed’e yazdığı mektup dikkatimi çekti. Bu garip mesaj, onun bu hataları bilerek yaptığını ve yaptıklarından utanmayan yöneticilerden biri olduğunu gösteriyor. Umarım Başkan Esed, bu zor şartlarımız için bize bir güvence verir. Biz sabırlı olduk ve sabırla hareket ettik. Sabır, zor koşulların üstesinden gelebilmek için ciddiyetle çalışmamızı, her vatandaşın, rolünü üstlenerek vatandaşlığını kanıtlamasını sağladı. “
Saddam, petrolün Suriye üzerinden geçişiyle ilgili ise şunları söyledi: “Bu bizim için stratejik bir meseledir. Bunu sadece kar-zarar veya başka bir mesele olarak değerlendirmiyoruz. Önemli olan petrolün geçmesi ve boru hattının bin varil de olsa işletilmesi. Geleceğe yönelik bir öngörüyle petrol akışının artarak devam etmesini bekliyoruz. Suriyeli kardeşlerimize bu alanda işbirliğine ve gerekli formaliteleri tamamlamak, hattın hazırlanması için teknik konuları ve gereklilikleri incelemek üzere bir heyet göndermeye hazır olduğumuzu bildirmek isterim. Hızlıca bir cevap almayı umuyoruz.”
Bakur : “O gece el-Kaysi, bana, Şam’a gitmeden önce “sadece yarım saatliğine” de olsa el-Sahaf’ın benimle buluşmak istediğini bildirdi. Toplantı el-Sahaf’ın ofisinde gerçekleşti. El-Sahaf bana, Başkan Saddam’ın önceki Savunma Bakanı olan General Mustafa Talas’ın eş-Şuruk dergisiyle yaptığı ve Başkan Houari Boumediene suikastının ayrıntılarını anlattığı röportajını gördüğünü, Saddam’ın bu suikast ile suçlandığını söyledi.” Başkan Saddam, 3 Nisan 1996’da, iki ülke arasındaki olumlu ve teşvik edici temasların gerçekleştiği bir zamanda bu açıklamaya oldukça şaşırmış ancak Suriye ile ilişkilerin korunması için basının konuya tepki vermemesini istemişti. Bu nedenle dünkü toplantıda cumhurbaşkanı Saddam bu konuyu gündeme getirmek istemedi ve Suriye’deki kardeşlere haber vermem ve konuyu uygun gördükleri şekilde halletmem için röportajın bir nüshasının bana verilmesini talep etti.

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 1: Hafız Esed, Saddam Hüseyin’den ilk mesajını dikkate aldı ve yanıt vermeden önce Saddam’ı test etti
Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor-3: Esed Saddam’ı durdurmak için Fransa’ya iş birliği teklif etti
Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajları yayınlıyor-4:  Hafız Esed Saddam’ı kurtarmaya çalıştı



SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
TT

SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), dün varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların ülkenin kuzeydoğusundaki Ayn İsa ve Şeddadi kasabaları ile Rakka şehrinde Kürt liderliğindeki güçlere yönelik saldırılarını bugün sürdürdüğünü açıkladı.

SDG’nin yaptığı açıklamada, “Şu anda DEAŞ tutuklularının bulunduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesi çevresinde güçlerimiz ile bu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor; bu çok tehlikeli bir gelişme” denildi. SDG daha sonra ayrı bir açıklamada, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların tekrarlanan saldırıları sonrasında, binlerce DEAŞ mahkumunun bulunduğu El-Haseke vilayetindeki El-Şeddadi hapishanesinin artık kontrollerinden çıktığını belirtti. SDG, ABD liderliğindeki koalisyonun, defalarca yapılan çağrılara rağmen olaylara müdahale etmediğini kaydetti.

Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)

SDG, "güvenlik felaketini önlemek" amacıyla El-Şeddadi hapishanesine düzenlenen saldırıları püskürtürken onlarca savaşçısının öldüğünü ve çok sayıda yaralı olduğunu açıkladı.

Suriye devlet televizyonunun haberine göre Savunma Bakanlığı medya departmanı direktörü Asım Galyun, Suriye ordu güçlerinin Rakka vilayetindeki El-Aktan hapishanesinin çevresine ulaşarak bölgeyi güven altına aldığını söyledi.

Suriye dün, uluslararası alanda geniş yankı uyandıran yeni bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Anlaşmaya göre, geçen aydan beri devam eden kanlı çatışmaların ardından, tüm cephelerde ve temas noktalarında tam ve derhal ateşkes uygulanacak ve Deyrizor ile Rakka vilayetlerinin idari ve askeri yönetimi Suriye hükümetine devredilecek.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye devlet kurumlarının, yıllardır Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolünde olan kuzeydoğu Suriye'deki Rakka, Deyrizor ve Haseke illerine gireceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre SDG ile yapılan anlaşma, DEAŞ mahkumları ve kamplarından sorumlu idarenin yanı sıra bu tesisleri korumakla görevli güçlerin de Suriye hükümetine entegre edilmesini içeriyor.


Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
TT

Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)

Suriyeli hükümet kaynakları, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valisi olarak atandığını açıkladı. Halep Valisi Azzam el-Garib de X platformunda yaptığı paylaşımda, Selame’yi Rakka Valiliği görevine getirilmesi dolayısıyla tebrik etti. Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancerani ise Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirterek, bu toplantıda Suriye genelindeki hizmet durumunun ele alınacağını söyledi.

Söz konusu gelişmeler, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve tam entegrasyonu öngören anlaşmanın imzalanmasının ertesi gününde yaşandı. Bu süreçte Suriye ordusuna bağlı birliklerin, el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.

Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.

Atamanın resmen duyurulmasından önce Halep Valisi Azzam el-Garib yaptığı açıklamada, “Kıymetli ağabeyimiz Abdurrahman Selame’yi, mücadele yolunun ve özgürleşme sürecinin bir dostu olarak Rakka Valiliği görevini üstlenmesi dolayısıyla tebrik ediyoruz” ifadesini kullandı. El-Garib, Selame’nin Halep Valiliği döneminde ortaya koyduğu değerli çabaların, ‘koşulların iyileştirilmesi ve hizmetlerin geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığını’ vurguladı.

Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancarani de X platformunda yaptığı paylaşımda, Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirtti. Ancarani, toplantıda Suriye’nin tamamında hizmetlerin mevcut durumunun ele alınacağını, iki vilayetin de görev ve sorumluluklara dahil edileceğini ifade etti. Bakan, toplantının tarihi ve vali isimlerine ilişkin ayrıntı vermedi. Ancarani, “Tüm vilayetlerde halkımıza hizmet etmek değişmez bir haktır ve vazgeçilmez bir yükümlülüktür. Suriyeli vatandaşlar nerede olursa olsun bu anlayışı yerleştirmek için çalışacağız” dedi.

1971 yılında Halep’in kırsalındaki Andan’da doğan Selame’nin, 2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed yönetimine karşı savaşan Nusra Cephesi saflarına katıldığı belirtildi. Selame’nin, 2016 yılında ise Ahmed eş-Şera’nın (Ebu Muhammed el-Culani) öncülüğünde kurulan Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) bünyesinde İdlib’de bulunduğu aktarıldı. ‘Ebu İbrahim’ lakabıyla tanınan Selame’nin, HTŞ’nin ekonomi alanında önde gelen isimlerinden biri olarak değerlendirildiği, altyapı ve inşaat alanında faaliyet gösteren er-Raki inşaat şirketinin genel müdürlüğünü yürüttüğü kaydedildi. Şirketin yol yapımı ve genişletilmesi, yüksek gerilim hatları, okul ve hastane inşaatları gibi çok sayıda hizmet projesini hayata geçirdiği ifade edildi.

Medya raporlarına göre er-Raki şirketi, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden önce HTŞ’nin kontrolü altındaki İdlib’in yeniden imarı sürecinde de rol üstlendi.

Daha sonra Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nun ardından Ahmed eş-Şera’nın geçiş sürecinde Suriye Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte, Selame’nin Şera’nın yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde ve resmi temaslarında yanında yer alması dikkat çekti. Selame’nin bu süreçteki resmi sıfatı netlik kazanmazken, Nisan 2025’te Afrin, Azez, el-Bab, Cerablus ve Münbiç’i kapsayan Halep’in kuzey ve doğu kırsal bölgelerinde denetimden sorumlu baş gözetmen yardımcılığı görevini üstlendiği belirtildi. Selame ayrıca, ‘Halep Hepimizin’ bağış kampanyasında da öne çıkan isimlerden biri olarak yer aldı.

Öte yandan Şam ile SDG arasında varılan ateşkes anlaşması, örgüte bağlı tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda, idari yapıları yeniden Şam’a bağlanacak olan Rakka ve Haseke vilayetlerine vali atanması ve yürütme kademelerinde görevlendirmeler yapılması gerekiyor. Anlaşmaya göre, siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valiliği pozisyonuna bir aday atamak üzere cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacak.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği için aday gösterildiği, SDG mensuplarının ise daha önce olduğu gibi bağımsız tabur ya da tugaylar halinde değil, bireysel statüyle Suriye Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesinin öngörüldüğü belirtiliyor.

Karara göre, Deyrizor (doğu) ve Rakka (kuzeydoğu) vilayetlerinin idari ve askeri kontrolü derhal Suriye hükümetine devredilecek. Ayrıca tüm sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının kontrolünün Suriye hükümetine geçeceği, hükümetin Doğu Halep ve Deyrizor’daki devlet kurumlarını devralmaya başladığı kaydedildi.

Diğer yandan Suriye ordusuna bağlı birlikler bugün el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürerek, M4 uluslararası kara yolu ile Haseke’nin doğu ve kuzey kırsalına doğru yeni bölgelerin güvenliğini sağladı. Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi tarafından yapılan açıklamada, SDG’ye, konuşlanan askeri birliklere yönelik herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve anlaşma hükümlerine uyulması çağrısı yapıldı.


Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
TT

Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)

Bu ayın ortalarında Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başlatılmasıyla ana yürütme organları oluşturulurken, Gazze için ‘Uluslararası İstikrar Gücü’nün katılımcılarının açıklanmasının gecikmesinin nedenleri konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Washington’ın geçtiğimiz eylül ayında planının uygulamaya konulmasıyla barışı sağlamayı amaçlayan bu güç, barış gücü haline getirildi. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre açıklama, üç ana nedenden dolayı gecikti. Bunlardan birincisi, güce dahil olacak ülkelerin katılımına ilişkin bir karar alınmaması, ikincisi gücün komutanı konusunda anlaşmaya varılmasının gecikmesi ve üçüncüsü de İsrail'in Türk ve Katar güçlerinin bu güce katılmasına karşı çıkmasının yanı sıra arabulucuların bu konuda bir anlaşmaya varmalarından sonra uluslararası çatışmaları önlemek amacıyla Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaktan sorumlu olan ve son aylarda Mısır ve Ürdün'de eğitilen Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra göreve başlayacak olmaları.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazar günü Kahire'de Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede, ‘ateşkesin uygulanmasını izlemek, İsrail'in geri çekilmesini sağlamak ve erken iyileşme ve yeniden yapılanmanın önünü açmak için uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasının önemini’ vurguladı.

Bu son açıklamadan önce Beyaz Saray, geçtiğimiz cuma günü ‘Barış Konseyi’nin kurulduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki geçiş dönemini yönetmek için dört yapıdan biri olarak ‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kabul edildiğini duyurdu. Söz konusu yapılar arasında Barış Konseyi, Gazze Yürütme Konseyi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunuyor. Ayrıca katılımcı ülkeler açıklanmadan Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanlığına Jasper Jeffers atandı.

Özellikle, son haftalarda Amerikan ve İsrail basında yer alan haberlere göre, İsrail'in çekinceleri olmasına rağmen ABD’nin kabul ettiği Türkiye'nin Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımı konusunda daha önce yaşanan anlaşmazlık açısından başta ABD olmak üzere arabuluculuk yapan ülkeler, katılımcı ülkelerin ayrıntılarının açıklanmasındaki gecikmenin nedenine değinmedi.

Askeri ve strateji uzmanı Tuğgeneral Samir Ragib, katılımcı ülkelerin açıklanmasının gecikmesinin üç ana nedeni olduğunu düşünüyor. Tuğgeneral Ragib’e göre bunların başında katılımcı ülkeler konusundaki anlaşmazlık geliyor. Ardından İsrail'in Türkiye ve Katar'ın katılımına karşı çıkması ve güvenliği sağlamakla görevli Filistin polis güçlerinin henüz konuşlandırılmamış olması geliyor. Dördüncü neden ise Uluslararası İstikrar Gücü komutanı ile ilgili bir anlaşmazlıktı, ancak bu sorun cuma günü ABD’li bir generalin seçilmesiyle çözüldü. Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın başkanı olan Ragib, katılımcı ülkelerin ocak ve şubat aylarında açıklanmasını ve gücün mart ayında sahada operasyonlara başlamasını bekliyor.

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)

Askeri ve stratejik analist Tümgeneral Samir Ferec Şarku'l Avsat'a, uluslararası güçlerin konuşlandırılmasındaki gecikmenin, İsrail'in Türkiye'nin katılımına veto etmesi ve uluslararası güçlerin girişine yol açması ve içerdeki direniş unsurlarıyla çatışmaması için konuşlandırılması gereken Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmaması nedeniyle olduğunu söyledi.

Ferec, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'nin şu anda Hamas liderlerini barındırdığı ve onlar üzerinde etkisi olduğu için Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılması gerektiğinden emin olduğunu, bu yüzden İsrail'e bunu kabul etmesi için baskı yapacağını ve Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra önümüzdeki dönemde katılımcıları açıklayacağını düşünüyor.

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında, güvenlik operasyonlarını yönetmek ve silahsızlanmayı desteklemek, insani yardım ve yeniden inşa malzemelerinin teslimatını sağlamak, Barış Konseyi'ne ateşkesin uygulanmasını izlemede yardımcı olmak ve bağışçıların katkılarıyla kapsamlı planın hedeflerine ulaşmak için gerekli operasyonları yürütmek yer alıyor.

Ragib’e göre Uluslararası İstikrar Gücü, bu görevler çerçevesinde Gazze içindeki geçiş noktalarına ve sınır yollarına yakın, Philadelphia Koridoru'na bitişik ve İsrail güçleri çekilene kadar İsrail'in kontrolündeki Sarı Hat'ta istikrarı sağlayacak bir güç olacak.

Ferec ise silahsızlanma konusunda ciddi ve samimi bir mutabakat sağlanmadığı ve silahsızlanma konusu özellikle Filistin polisine emanet edildiği sürece hiçbir görevin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini belirtti.

Ferec’e göre Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin kalan sorunları çözüldükten ve Hamas'tan görevlerini devraldıktan sonra Filistin polis güçlerinin önümüzdeki iki hafta içinde görevlerine başlayabilir. Böylece önümüzdeki iki ay içinde uluslararası güçlerin girişine daha fazla yaklaşmış olacağız.