Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 2: Saddam Esed’e 1996’da Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına karşı “gizli  zirve” teklif etti

Dönemin Irak lideri Saddam, Şarku’l Avsat’ta yayınlanan gizli mektubunda, Suriyeli mevkidaşı Hafız Esed’i “geçmişin ağırlığını” aşmaya davet ediyor

Soldan sağa Saddam Hüseyin,  Ahmed Hasan el-Bekir,  ve Hafız Esed (Getty Images)
Soldan sağa Saddam Hüseyin, Ahmed Hasan el-Bekir, ve Hafız Esed (Getty Images)
TT

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 2: Saddam Esed’e 1996’da Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına karşı “gizli  zirve” teklif etti

Soldan sağa Saddam Hüseyin,  Ahmed Hasan el-Bekir,  ve Hafız Esed (Getty Images)
Soldan sağa Saddam Hüseyin, Ahmed Hasan el-Bekir, ve Hafız Esed (Getty Images)

Saddam Hüseyin (1937-2006) ve Hafız Esed’in (1930-2000) arasındaki mektuplara dair geçen gün yayınladığımız ilk bölüm, Şam ve Bağdat arasında yıllarca süren şüpheler, hayal kırıklıkları ve komplolardan sonra iki lider arasında iletişimin başladığını anlatıyordu.
Bugünkü bölüm ise, Esed’in, “Ebi Uday’a (Saddam Hüseyin) selamlarını” göndermeye başlaması, iki tarafın karşılıklı ilişkileri sürdürme çabası, iki devlet arasındaki petrol boru hattının yeniden kullanıma sokulması ve doksanların ortalarında Irak’ın petrollerinin ihracı için Ürdün’ün yerine Suriye’nin Birleşmiş Milletler ile “gıda karşılığı petrol” anlaşması karşılığında çıkış kapısı olmasıyla ilgili.
Esed’in yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın 2005 yılında beraberinde Paris’e götürdüğü görüşme tutanaklarını ve belgelerini elde eden Şarku’l Avsat, bu mesajlardaki yeni boyutları açığa çıkarıyor. Bu metinler, el-Kaysi ile telefon görüşmesi yapılarak doğrulanmış metinler. Irak cumhurbaşkanı 1996’da sınırda acil bir zirve yapmayı ve Suriyeli mevkidaşına, İsrail ile karşı savaşta Lübnan’a destek vermeyi teklif etti. Haddam, Saddam’ın 1996 baharında Lübnan’a yönelik saldırılar sırasında kendisini aradığını ve “Irak tüm imkanlarıyla Suriye’nin emrindedir. Iraklıların bu konuda harekete geçmesi için bir işaret yeterlidir” dediğini aktardı. Ayrıca Saddam’ın kendisini bayram tatilinden önce de arayarak bayram tatili sırasında iki başkanın gizli bir zirvede buluşması teklifinde bulunduğunu söyledi ve ekledi: “Iraklılar, Cumhurbaşkanı Saddam’ın bayram haftasında Musul’u ve Suriye ile sınır bölgelerini ziyaret ettiğini göz önünde bulundurarak toplantı ile ilgili yayılan haberlerin doğru olduğuna inanıyorlardı. Hepsi, Suriye’yi sevdikleri için bu haberlere seviniyordu ve Suriye-Irak anlaşmasının onları sefaletten kurtaracağını hissediyordu.”
1990’ların o yılında Saddam’ın Ürdün Kralı Hüseyin’in politikalarına ilişkin endişeleri arttı ve Mart 1996’da Esed’e şunları yazdı: “Kral Hüseyin’in Washington ziyareti öncesi son açıklamaları, onun, ABD’ye ve onun arkasındaki Siyonist düşmanın planlarına ivme kazandırdığına dair elimizdeki bilgileri doğrulamaktadır. Bölgede İsrail ve Türkiye’nin belkemiği olacağı yeni bir bölgesel ittifak planlanmaktadır. Bu durum kesinlikle Irak ve Suriye’nin aleyhinedir.” Bu mektubu iletme işini yürüten Arap elçisi, “Bağdat’ta Saddam’ın damadı Hüseyin Kamil’in, Kral Hüseyin’in planının bir parçası olarak Bağdat’a döndüğüne dair bir kanaat vardı. Bu yüzden tasfiye edildi” dedi.
Saddam’ın özel güvenlik biriminin başındaki Mani Reşid, o sıralarda gizli olarak yapılan Suriye-Irak güvenlik toplantılarını ifşa ederek, Ürdün ve Türkiye, Suriye ve Irak’ı kıskaçlarının arasında sıkıştırmak istiyor” dedi. Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, iki ülke arasında işbirliği kurulmasının bölgedeki çalışma ortamını iyileştireceğini ve mevcut komployu, Türkiye-İsrail, Türkiye-Ürdün ittifaklarını engelleyeceğini vurguladı.
Saddam, Esed’e, son Savunma Bakanı General Mustafa Talas’ın Cezayir Başbakanı Houari Boumediene suikastıyla ilgili açıklamalarından dolayı suikast suçlamalarına maruz kalmasına son derece şaşırdığını bildirmek istedi ancak Haddam’ın kayıtlarına ve belgeleri ile el-Kaysi’nin açıklamalarına göre, Suriye ile ilişkilerin maslahatını gözetmek adına bu konuda açıklama yapılmaması şekilde bir direktif yayınladı.
Haddam’ın kayıtlarında şu ifadeler de yer alıyordu: “1 Mart 1996’da el-Kaysi’yi kabul ettim. Bana, “Cumhurbaşkanı Saddam’ın, kardeşi Hafız Esed’e ve size selamı var. Kendisi, kardeşlik ilişkilerinin yeniden başlamasıyla Arap yaşamında yeni bir sayfa açılmaya çalışılması ve Ürdün’ün bir parçası olduğu ABD-Siyonist planının ifşa edilmesi hususunda Başkan Hafız Esed’in tutumundan ve uyumlu davranışlar göstermesinden duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. Arap çıkarlarını ve Arap ulusal güvenliğini tehlikeye atan mevcut Arap durumları ve pozisyonları, Arap dünyasındaki bozulmayı teyit ediyor. Irak ve Suriye adına bir çözüm sunmak için inisiyatif almak yerine, zaman faktörünü de dikkate alarak sorunlarımızı ve krizlerimizi samimi bir niyet ve açık fikirlilik ile ele alarak bu durumlardan kaynaklanan tehlikelerle başa çıkmak için çaba göstermemiz gerekir” dedi.”
Kayıtta ayrıca şunlar bulunuyor: “El-Kaysi: Kral Hüseyin’in Washington ziyareti öncesi son açıklamaları, onun, ABD’ye ve onun arkasındaki Siyonist düşmanın planlarına ivme kazandırdığına dair elimizdeki bilgileri doğrulamaktadır. Bölgede İsrail ve Türkiye’nin belkemiği olacağı yeni bir bölgesel ittifak planlanmaktadır. Buna göre Irak ile Suriye arasında pratik adımlar atmak için önerdiğimiz şu maddelerin tatbik edilmesini destekliyoruz:
Irak kendi adına diplomatik ilişkilerin yeniden başladığını ilan edecek ve ardından Suriye bu girişimi memnuniyetle karşılayacak.
Her iki ülkenin güvenlik birimleri, başkanlık seviyesinde toplantılar yapacak.
Memurlar, iki tarafça mutabık kalınan kontroller çerçevesinde ticaret ve petrol için Irak sınırını açacaklar.
Irak, Birleşmiş Milletler ile yapacağı görüşmelerde, gıda ve ilaç için petrol anlaşmasının kabul edilmesi halinde Suriye’yi, Irak petrolünün ihracı için bir çıkış noktası kabul edecek.”
Haddam: “Irak büyükelçisi bu hususları bana dikte ettikten sonra ona şu yanıtı verdim: “Gerçekten hareketimizi durduran durumlar var. Durumu daha da karmaşık halde getirmemek için Araplarla temas kurmak istiyoruz. Kral Hüseyin’in bu hareketinde ciddi olduğunu görüyoruz. Bu yüzden Ürdün’ün Irak’ı kabahatlerini örten bir örtü olarak kullanmaması için çalışıyoruz. Yurtdışında irtibatta olduğumuz ve etki edebildiğimiz tüm Iraklılarla, Ürdün’ün ayıplarını örten birer incir yaprağı olmasınlar diye temasa geçiyoruz.”
“İran’la, Irak’taki muhalifler için bir konferans düzenleme anlaşmamız vardı. Bağdat’ın, yaptığımız bu hareketi bir manevra olarak yorumlamasından sakınmak için Irak’taki muhalifler konusuyla ilgili büyükelçiyi bilgilendirmek istedim.  Ancak onunla konuşurken anladım ki onlar, Irak’taki muhaliflere karşı hareket etmeyi planlamışlar ve Musul, Basra veya Kerkük’te onları ezmek için her türlü tedbiri almışlardı. Dış destekli muhalif hareketler için stratejik silahlar kullanılacaktı. Herhangi bir muhalif komplocuya ulaşmak için infaz hücrelerini yeniden etkinleştirdiler ve Cumhuriyet Muhafızlarına ek olarak büyük ve iyi donanımlı bir acil durum kuvvetleri oluşturdular. Onlara göre Hüseyin Kamil de Kral Hüseyin’in planının bir parçası olarak Bağdat’a döndü. Bu yüzden onu tasfiye ettiler ve ailesine ait tüm topraklara ve mülklere el koydular.”
“Görüşmenin sonunda kendisine mektubu Başkan Hafız Esed’e sunacağımı söyledim. 3 Mart 1996’da el-Kaysi’yi tekrar kabul ettim ve ona şunları söyledim: “Başkan Hafız Esed’in ve benim selamlarımı Başkan Ebi Uday’a ilet. Önceki gün görüşmemizde belirttiğim Kral Hüseyin’in Arap ülkelerini ziyareti, Kuveyt Emiri’nin Washington ziyareti, İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın Şam ziyareti, Sudan Cumhurbaşkanı’nın ziyareti gibi sebeplerle tekrar temas kurma fırsatımız olmadı. Sonra bayram geldi ve biz bir dizi Arap ülkesi için ziyaret tarihleri belirlemek için temaslarda bulunuyoruz.”
“Doğrudan temasların ve toplantıların, Arap ilişkilerini geliştirmek için fırsatlar sunacağına ve ister genel Arap durumuyla ilgili, isterse de ABD-İsrail planıyla başa çıkmakla ilgili düşüncelerimizin gerçekleşmesini kolaylaştıracağına inanıyoruz. Bu yolun en az zararlı yol olduğunu düşünüyoruz. Çünkü doğrudan herhangi bir adım atarak Arap devletlerini hayal kırıklığına uğratırsak bu durumu daha karmaşık hale getirir. Bir toplantı planlamak için sizinle de iletişime geçeceğiz.”
Arap Tarımsal Kalkınma Teşkilatı Genel Müdürü Yahya Bakur, 31 Mayıs ile 4 Haziran arasında Bağdat’a yaptığı ziyaretler hakkında Haddam’a bir rapor sundu. Şarku’l Avsat’ın bir nüshasını elde ettiği habere göre, el-Kaysi, Bakur’u odasında ziyaret ederek ABD ve İsrail’in, Ürdün ve Türkiye ile işbirliği içinde hem Irak hem de Suriye’ye yönelik düzenledikleri saldırılara karşılık olarak Irak’ın bu aşamada Suriye ile ilişkileri düzeltmeye verdiği önemi aktardı.
El-Kaysi burada, Başkan Saddam’ın Lübnan’a yönelik saldırılar sırasında kendisini aradığını ve “Irak tüm imkanlarıyla Suriye’nin emrindedir. Iraklıların bu konuda harekete geçmesi için bir işaret yeterlidir” dediğini aktardı. Ayrıca Saddam’ın kendisini bayram tatilinden önce de arayarak bayram tatili sırasında iki başkanın gizli bir zirvede buluşması teklifinde bulunduğunu söyledi ve ekledi: “Iraklılar, Cumhurbaşkanı Saddam’ın bayram haftasında Musul’u ve Suriye ile sınır bölgelerini ziyaret ettiğini göz önünde bulundurarak toplantı ile ilgili yayılan haberlerin doğru olduğuna inanıyorlardı. Hepsi, Suriye’yi sevdikleri için bu haberlere seviniyordu ve Suriye-Irak anlaşmasının onları sefaletten kurtaracağını hissediyordu.”
Sabri’ye göre, Irak liderliği o sırada Başkan Saddam’ın karşılıklı temasları ve mesajları ve Irak’ın sunduğu inisiyatifler hususunda Şam’ı bilgilendirdi. Bunlara olumlu yanıt veren Başkan Hafız Esed Irak petrolünün Suriye üzerinden geçişini onayladı. Tüm Iraklılar bunu büyük bir sevinçle karşıladılar. Irak, Ürdün ile özellikle ticari ilişkilerini düşürmek için Suriye ile adım atmak istiyor ve bunun hem Suriye’nin hem de Irak’ın çıkarına olacağına inanıyordu.
El-Kaysi, Saddam’ın kendisini, Katar’da meydana gelenleri ve ABD Genelkurmay Başkanı’nın bölgeyi ziyaretinin nedenlerini soruşturmak için aradığını söyledi. Bu arama esnasında Saddam, Bill Clinton tarafından imzalanmış, misyonu terörle mücadele etmek, bölgenin işlerini düzenlemek ve teröre destek veren ülkeleri cezalandırmak olan, Türkiye, Ürdün, İsrail, Katar ve Mısır ve başka ülkelerden oluşan bir Ortadoğu Güvenlik Konseyi kurulmasını kabul eden bir mektup gördüğünü söyledi.
Bakur’un raporuna göre ikinci gün (Cumartesi) program, Tarım Bakanı ile görüşmeler yapmayı içeriyordu. Bakanlık müsteşarı, Profesör Tarık Aziz’in beni beklediğini bildirdi. Toplantı sadece Enver Sabri Abdurrezzak’ın huzurunda Profesör’ün ofisinde yapıldı. Enver Sabri Abdurrezzak toplantıya Suriye’de geçirdiği güzel günleri ve merhum Enformasyon Bakanı Ahmed İskender Ahmed ile yaptığı samimi sohbetleri anlatarak başladı. Sonra da halimizi, sağlığımızı ve Profesör Faruk Şara’nın sağlık durumunu sordu ve Şam’a ve Şam halkına olan sevgisini belirtti.
Profesör Aziz de Moskova’da Sovyetlerin inisiyatifinde kendisi ile Enver Sabri Abdurrezzak arasındaki toplantıdan ve dışişleri bakanlığı görevini üstlendikten sonra da Profesör Faruk Şara ile yaptığı toplantıdan bahsetti. Bu toplantıların başkaları tarafından motive edildiğini ve Sovyet baskısına dayandığı için işe yaramadığını belirterek, bu bölgede çok büyük ve çok yönlü bir komplo olduğunu, sadece Irak’ın değil, İran’ın yanı sıra Suriye’nin de hedef alındığını söyledi. ABD’nin Arap ülkelerini tek tek değerlendirerek tahakkümden kurtuluş hareketini destekleyenleri seçeceğini aktardı. Başkan Saddam’ın, Suriye ile işbirliği yapma ve bölünme sebeplerini ortadan kaldırma girişimi önerilerinde samimi olduğunu ve Irak’ın bunun, Suriye’nin hizmetine olduğu gibi Irak’ın da hizmetine olacağına güvendiğini, Ürdün’ün, tüm istihbarat teşkilatları için küresel bir casusluk merkezi haline geldiği göz önüne alındığında Irak’ın dünyaya açılan penceresinin Ürdün değil Suriye olmasını istediğini ifade etti.  “Ruslar Irak’a, hareketlerinde Ürdün yolunu kullanmamalarını tavsiye etti. Bu sebeple Irak, mümkün olduğunca Tahran yolunu kullanıyor ve Şam yolunun da kendisine açık olmasını istiyor. Çünkü bu onlara çok yardımcı oluyor” dedi.
Kayıtlarda Prof. Aziz’in şu ifadeleri de yer alıyordu: “Irak, İranlılarla köprüler kurmaya ve net ilişkiler inşa etmeye çalıştı. İran’ın petrol türevi mallarının Irak ile mübadelesine dayalı ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve sınırların açılması alanlarında adımlar attı. Bu her iki ülkenin de çıkarınaydı. Ancak İran ile sorunlar arttı. Zira iki ülkenin liderleri aynı fikirlere sahip değildi. Bu, her toplantıdaki davranış ve tutumlarda kendini gösteriyordu. Iraklı yönetimi, Suriye yönetiminin Başkan Saddam Hüseyin’in iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden inşa etme girişimine verdiği olumlu tepkiyi memnuniyetle karşıladı. Irak, ortak eyleme olan isteğinden ve iki devlet arasında Arap dayanışmasının önemini bildiğinden dolayı bu adımları atıyordu.”
Prof. Aziz: “Suriye’deki kardeşler petrolün Suriye’den geçmesine hazırdı. Hattın işleyişini görüşmek ve gereksinimleri belirlemek için bit heyet göndermek ve anlaşmaya ek olarak Birleşmiş Milletler’den bir talepte bulunmak için bir işaret bekliyorlardı. Ben, Sayın Enver Sabri’ye Irak petrolünün Suriye’den geçişi ve boru hattının işletilmesiyle ilgili anlaşmadan daha önceden haberdar olduğumu ancak bundan sonra anlaşma hakkında bir bilgi verilmediğini, bunun da Birleşmiş Milletler’in petrolün Suriye üzerinden geçişine izin vermediği izlenimi uyandırdığını söyledim.”
Bakur, raporuna şöyle devam ediyor: “Aziz, Irak ve Suriye arasında işbirliği kurulmasının bölgedeki çatışma ortamını iyileştireceğine, Arap kitlelere umut vereceğine ve özellikle Suriye, Irak ve İran’ı hedef alan, hem Suriye hem de Irak’taki kuşatmayı sıkıştırmak isteyen Türkiye-İsrail ve Ürdün-Türkiye ittifaklarının mevcut komplolarını başarısızlığa uğratacağına inanıyor. Aziz, Türk komplosunun, Kuzey Irak’ta Amerikan ve İngiliz kuvvetlerine yerine özellikle de Türkiye’nin havadan keşif yapmayı teklif etmesiyle ifşa olduğunu söyledi. Irak bunu çok ciddiye alıyor zira Türkiye-İsrail askeri anlaşmasından sonra Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye dair topladığı bilgiler İsrail makamlarının erişiminde olacak.”
Bakur, raporuna şunları da ilave ediyor: “Pazar sabahı Enver Sabri, Dışişleri Bakanı Muhammed Said el-Sahhaf’ın, Başbakan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan ile profesyonel çalışma görüşmeleri gerçekleştirdiğini, akşam da benimle görüşmek istediğini söyledi. Said el-Sahhaf, Irak’ın uluslararası durumundaki iyileşme göz önüne alındığında, Irak’ın mevcut koşullarının artık eskisinden daha iyi olduğunu ve eski dostlarının, kendileriyle gelecek aşamalarda başarılı sözleşmeler yapabilmek için iletişime geçmeye başladığını aktardı. Irak, Enver Sabri’nin Şam gezileri aracılığıyla sunduğu tekliflerin hepsinde dürüsttü ve olumlu yanıt alacağını umuyordu. Bu, Arapların kalplerine umut tohumları ekmeyi uman Saddam Hüseyin’in beklediği şeydi. El-Sahaf, Irak’ın dürüstlüğü hususunda şunları dedi: “Suriye’deki kardeşlerimizin, Irak’ın tüm tasarruflarında samimi olduğuna ve Suriye’nin güvenliğini tehdit eden tüm unsurların Irak güvenliğinin merkezine de bir hançer sapladığına inanmalarını ve bize güvenmelerini istiyoruz.”
“El-Sahaf’ın, ilişkileri geliştirmeye olan hevesi ve bunun için adım atma, işleri kolaylaştırma ve engelleri kaldırma konusundaki isteği çok açık belli oluyordu. Ayrıca bana, Enver Sabri’nin ilk işarette Şam’a gitmeye hazır olduğunu bildirdi. Giderken yanında, Irak’ın Suriye ile ilişkilere geri döndüğünü açıklayan deklarasyon metnini de götürecek ve eğer Suriyeliler de isterse metni onlarla görüşecek, onların görüşlerini de ifade etmesi için gerekli görülen değişiklikleri metne işleyecekti.”
Bakur, raporuna şöyle devam ediyor: “Dışişleri Bakanı ile görüşmeyi tamamladıktan sonra, Enver Sabri, Başkan Saddam’ın güvenlik danışmanının tüm konulardan haberdar olarak benimle görüşmek istediğini, Saddam’ın güvenlik güçlerinin başında bulunduğunu ve adının Mani Reşid (Ebu Enes) olduğunu söyledi. Mani Reşid, mevcut koşulların, ilişkilerin geri döndüğünü duyurmak için çok elverişli olduğuna, hem Suriye’yi hem de Irak’ı tehdit eden ulusal güvenlik tehlikelerini engellemek adına ortak eylem yapmak için iklimin olgunlaştığına inanıyor. Mani Reşid, Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in, Devlet Başkanı Hafız Esed’in ciddi duruşunu çok takdir ettiğini ve yurtdışındaki muhalefetten gelen sinyallerin, Suriye mevzisinin, Ürdün Kralı Abdullah’ın önce Irak’ta yapmayı planladığı oradan da Suriye’ye uzanan sabotaj operasyonlarını başarısızlığa uğrattığını söyledi”
Aynı rapora göre; “Sınır komitelerinde güvenlik toplantıları yapıldı. O dönemde Haseke’deki Askeri İstihbarat şubesinin müdürü olan Muhammed Mansura’nın pozisyonun iyi olduğunu düşündük. Ona, iki ülke arasındaki yeni atmosfere uygun yeni görevleri olduğunu, aşiretler ve emekli subaylar arasındaki Ürdün’ün tüm hareketlerinin tarafımızca bilindiğini ve bir sorun teşkil etmeyeceğini bildirdik. Güvenlikle ilgili konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak üzere güvenlik yetkilileri arasında toplantılar düzenlemeyi dört gözle bekliyoruz. Bu, sınırların kademeli olarak açılmasına yardımcı olarak iki ülkenin de çıkarına olacaktır. Ayrıca Suriye ve Irak’a, Ürdün, Türkiye ve İsrail’in kıskacından kaçmak için bir şans verecektir” denildiği aktarıldı.
Bakur: “3 Haziran 1996 Pazartesi sabahı, saat 10’da Enver Sabri, Saddam ile görüşmemde el-Sahhaf’ın bana refakat edeceğini bildirdi. Başkanlık konutuna ulaştıktan sonra, doğrudan cumhurbaşkanının olduğu salona yöneldik. Cumhurbaşkanı, salonun son üçte birlik kısmında duruyordu. İçeri girdiğimizde bizi selamladı ve Arap elçilerinin onunla daha önce yaptığı üç görüşmeyi hatırlayarak oturdu. Cumhurbaşkanı Saddam, konuşmasına Başkan Hafız Esed ve Haddam’a selamlarını ileterek başladı ve şunları söyledi: “Daha önceki olumlu temasları ve bu temasların ayrıntılarını biliyoruz. İki ülkenin karşılaştığı zor durumlarla ve iki ülkeye kurulan komplolarla başa çıkmayı istiyoruz. Bizim teklifimiz, Şam’daki kardeşlerimiz sürecin olgunlaştığını düşünene kadar toplantıların devam etmesi ve her gerekli görüldüğünde toplanılmasıdır. Suriye ile Irak arasında eski ilişkilerden farklı, yeni temeller üzerine kurulu, güvene dayalı bir ilişki kurulmasını arzu ediyoruz. Aynı politikayı diğer Arap ülkelerine karşı da takip ediyoruz. Herhangi bir Arap ülkesiyle kuracağımız olumlu ilişkiler çok önemlidir ancak Irak için en önemlisi Suriye ile iyi ilişkilere sahip olmasıdır.”
Saddam şöyle devam etti: “İki ülke arasında iyi ilişkiler kurma arzumuzu Suriye’deki kardeşlerimize açıkça ifade ettik. Belirli noktalarda girişimlerde bulunduk ve olumlu ve teşvik edici sonuçlar aldık. Geriye, şartlarına ve bu konudaki düşüncelerine göre meseleyi Suriye’ye bırakmak kaldı.  Suriye ile Irak arasında geçenleri başkalarına bildirmek olumsuz bir durum değil olumlu bir durumdur. Yabancı bir ülke olmasına rağmen İran’ı bilgilendirmek olumlu bir eylemdir ve baskı altındayken onlarla koordinasyon içinde olmak bize fayda verir. Her ne kadar bakış açıları kısıtlı olsa da, ya hep ya hiç diye düşünseler de onlarla iletişime geçmeyi denedik ve basit ilişkiler kurmakta bir miktar başarı elde ettik. İranlılara, “Biz komşuyuz. Bizi yanlış anladınız ve yanlış hareket ettiniz. Biz de başka konularda yanlışlar yaptık. Şimdi daha iyi bir ilişki kurmak istiyoruz. İlişkilerin tamamen gelişmesini ise zamana bırakıyoruz” dedik. Tutsakların sorununu çözmediler. Tüm girişimlerimize rağmen uçakları iade etmediler. Önce olumlu sonra olumsuz sinyaller aldık. Kral Hüseyin de yabancılarla ilişkilerinde çok yanılıyor. Ona, ilişkilerinde özgür olmasını, ülkesinin menfaatlerine göre hareket etmesini ve Irak’a zarar vermemesini söyledim ama o tam tersini seçti. Kral Hüseyin’in Başkan Esed’e yazdığı mektup dikkatimi çekti. Bu garip mesaj, onun bu hataları bilerek yaptığını ve yaptıklarından utanmayan yöneticilerden biri olduğunu gösteriyor. Umarım Başkan Esed, bu zor şartlarımız için bize bir güvence verir. Biz sabırlı olduk ve sabırla hareket ettik. Sabır, zor koşulların üstesinden gelebilmek için ciddiyetle çalışmamızı, her vatandaşın, rolünü üstlenerek vatandaşlığını kanıtlamasını sağladı. “
Saddam, petrolün Suriye üzerinden geçişiyle ilgili ise şunları söyledi: “Bu bizim için stratejik bir meseledir. Bunu sadece kar-zarar veya başka bir mesele olarak değerlendirmiyoruz. Önemli olan petrolün geçmesi ve boru hattının bin varil de olsa işletilmesi. Geleceğe yönelik bir öngörüyle petrol akışının artarak devam etmesini bekliyoruz. Suriyeli kardeşlerimize bu alanda işbirliğine ve gerekli formaliteleri tamamlamak, hattın hazırlanması için teknik konuları ve gereklilikleri incelemek üzere bir heyet göndermeye hazır olduğumuzu bildirmek isterim. Hızlıca bir cevap almayı umuyoruz.”
Bakur : “O gece el-Kaysi, bana, Şam’a gitmeden önce “sadece yarım saatliğine” de olsa el-Sahaf’ın benimle buluşmak istediğini bildirdi. Toplantı el-Sahaf’ın ofisinde gerçekleşti. El-Sahaf bana, Başkan Saddam’ın önceki Savunma Bakanı olan General Mustafa Talas’ın eş-Şuruk dergisiyle yaptığı ve Başkan Houari Boumediene suikastının ayrıntılarını anlattığı röportajını gördüğünü, Saddam’ın bu suikast ile suçlandığını söyledi.” Başkan Saddam, 3 Nisan 1996’da, iki ülke arasındaki olumlu ve teşvik edici temasların gerçekleştiği bir zamanda bu açıklamaya oldukça şaşırmış ancak Suriye ile ilişkilerin korunması için basının konuya tepki vermemesini istemişti. Bu nedenle dünkü toplantıda cumhurbaşkanı Saddam bu konuyu gündeme getirmek istemedi ve Suriye’deki kardeşlere haber vermem ve konuyu uygun gördükleri şekilde halletmem için röportajın bir nüshasının bana verilmesini talep etti.

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 1: Hafız Esed, Saddam Hüseyin’den ilk mesajını dikkate aldı ve yanıt vermeden önce Saddam’ı test etti
Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor-3: Esed Saddam’ı durdurmak için Fransa’ya iş birliği teklif etti
Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajları yayınlıyor-4:  Hafız Esed Saddam’ı kurtarmaya çalıştı



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.