Nebil Fehmi
Yeni ABD Başkanı’nın yönetime gelmesinden bu yana dış meselelerde odaklandığı ana mesaj şu: ABD geri döndü ve uluslararası angajmanının ana aracı aktif diplomasi oldu.
Gelgelelim Başkan Joe Biden’ın görevdeki ilk yılının yarısında dikkati Kovid-19 pandemisi ve yansımaları ile mücadeleye çevrildi. Bu meydan okuma, virüse karşı bağışıklama oranlarını etkinleştirme ve altyapı projeleri için Amerikan ekonomisine büyük meblağlar enjekte etmekte büyük ölçüde başarılı oldu.
Haziran ayının başında Kudüs'teki çalkantılara, İsrail'in Filistinlileri evlerinden kovma girişimlerine ve Gazze-İsrail sınırında İsrail ve Filistin çatışmalarına tanık oldu. Dış politikada başlamak istediği son alan olan Ortadoğu, bu olaylarla kendini ABD Başkanı’nın gündemine dayattı. Ateşkese varılması için Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu aradı. Ardından güçlü ekonomilerin sahibi Batılı G7 ülkelerinin toplantılarına katılmak üzere Avrupa turuna çıktı. Daha sonra NATO çerçevesinde düzenlenen toplantılara katıldı. Nihayet ABD-Rusya zirvesi kapsamında Vladimir Putin ile görüşmek üzere Cenevre'ye geçti.
Haziran diplomasisi, bir önceki dönem ABD'nin ilgisine mazhar olan bazı yabancı isimleri eleştiren, oldukça kişiselleştirilmiş bir Amerikan seçim kampanyasının ardından geldi. Bu nedenle, Mısır cumhurbaşkanlığının oynadığı rolün sıcak bir şekilde ve teşekkürle karşılandığına, ABD’nin aylarca ağırdan almasından sonra Gazze-İsrail savaşı nedeniyle iki taraf arasında dört gün içinde iki telefon görüşmesinin gerçekleştiğine tanık olduk. Cornwall ziyareti sırasında da İngiliz-Amerikan ilişkilerinin yanı sıra iki liderlik arasındaki ilişkiler, özel ve ayrıcalıklı olarak tanımlandı. Oysa Biden daha önce İngiltere Başbakanı'nı biçim ve içerik olarak Donald Trump'ın benzeri olarak nitelemişti ki bu kesinlikle bir övgü veya iltifat değildi. Biden ayrıca daha önce “ruhsuz” olarak tanımladığı ve bir gazetecinin “katil” benzetmesini onayladığı Rusya Devlet Başkanı ile de görüştü. Putin katil benzetmesi sonrasında “başkalarını bu şekilde yargılayabilenin kendisinin de mutlaka bu alanda deneyim sahibi olduğu” yorumunu yapmıştı.
Seçim kampanyası sırasındaki sözlü atışmalara rağmen ABD’nin haziran ayı temaslarının ve toplantılarının çoğunda inisiyatif alması, uluslararası arenada diplomatik rolünü yeniden canlandırmak, ardından geleneksel müttefikleri, ana rakipleri ve farklı alanlardaki herhangi bir aktörle iletişim kurmak istediğinin açık bir göstergesi.
Ancak "ABD geri döndü" söylemiyle ilgili verilecek karar henüz net ve istikrarlı değil. Aktif diplomasiye dönmek kolay ve çok bir maliyeti de yok. Ancak liderlik pozisyonuna geri dönmek, siyasi sermayeye yatırım yapmayı gerektirir. Bu ise sosyal Amerikan izolasyonist eğilimleri ışığında garanti değil. ABD ayrıca bugünün dünyasının, uluslararası ve bölgesel güçler açısından geçmişte olduğundan farklı olduğunu anlamalı. Ortadoğu'da son 10 yılda yaşanan gelişmeler, Irak’ta olup bitenler ve Afganistan’dan çekilme kararından sonra çok sayıda ülkenin, özellikle güvenlik ve askeri alanda gerçek destek sağlamaya hazırlık konusunda ABD’ye duyduğu güven geriledi.
Bunların yanı sıra “ABD geri döndü” söylemi, uluslararası alanda farklı tepkilerle karşılandı. NATO üyeleri, Çin ile dikkatli düşünülmemiş bir gerilim konusunda hevesli olmamalarına rağmen geleneksel Amerikan görüşünün ve ittifaka olan ilgisinin geri dönüşünü memnuniyetle karşıladılar. Birçok ülke, uluslararası çok taraflı sistem içinde gerçekleşmesi halinde ABD’nin faaliyetlerine ve aktivizmine geri dönüşünü memnuniyetle karşılıyor. Nitekim Biden, büyük miktarda aşı bağışı ve gelişmekte olan ülkelerin çıkarına olan vergiler hayata geçirmekle ilgili açıklamalarıyla bunu pratiğe dökerek olumlu bir şekilde uyguladı. Biden’ın öncelikli amacı, ABD’nin seçkin konumunu korumak iken Amerikan değerlerine odaklanmasıyla Washington’ın herkesin kendi metodolojisini benimsemesi gereken ayrıcalıklı ve benzersiz bir konuma sahip olduğu söylemine bir kez daha sarılacağı endişesini duyanlar da var. Bu, özellikle Çin ve Rusya'yı telaşlandırıyor. Çünkü Çin, ilerlemesinin ve büyümesinin hedef tahtasında olduğunu hissediyor. Rusya da ABD ve Batı dünyasının Soğuk Savaş'tan sonra kendisine saygısızca davrandığına ve üstten baktığına inanıyor.
ABD'nin dönüşü hakkında yargıda bulunmak ve alışılmışın aksini, yani dünyanın en güçlü ülkesinin bir dış geziye çıkmadan önce kendini kanıtlama ihtiyacı duyduğunu yansıtan çeşitli göstergelerin bulunduğunu söylemek için henüz çok erken. Biden, dış gezisine başlamadan ve müttefikleriyle görüşmeden önce bunların kendi inisiyatifiyle olduğunu vurguladığı çeşitli bağış girişimleri ve kararlar açıklamıştı. Avrupa ziyareti sırasında ise başta Çin ve Rusya olmak üzere büyük ülkelerden gelen kalıcı tehditlere odaklandı. Bu da ülkesinin söz konusu güçlere karşı ve gerekli bir askeri güç olarak rolünü öne çıkardı.
Yönetim, tüm başkanlık turunu, sürprizlere veya kendiliğinden gelişecek olaylara fırsat tanımayacak biçimde büyük bir özen ve doğrulukla yürüttü. Biden'ın eylemleri bile planlıydı. Nikita Kruşçev'in 1961'de John Kennedy'ye yaptığı gibi; Rusya Devlet Başkanı’nın mevkidaşına sert ve kaba davranması korkusuyla ABD-Rusya zirvesinin üzerinde özellikle duruldu. Görüşmeden sonra başkanlar ayrı ayrı basın toplantıları düzenlediler. Biden’ın basın toplantısı Putin’in toplantısının yarısı kadar sürdü ve gazetecilerden sadece önlerinde bulunan ve önceden hazırlanmış listede yer alan sorulardan sormaları talep edildi. Ayrıca toplantıya herhangi bir gazeteci de katılmadı. Biden basın toplantısında tutuklu Amerikalılar, siber savaş, özgürlüklerin engellenmesi, insan hakları ve Yukon bölgesi ile ilgili zirve sırasında gündeme getirdiği en önemli konulara değindi. Silahsızlanma, iklim değişikliği, terörizm, Suriye’ye insani yardım ve Kuzey Kutbu gibi potansiyel iş birliği alanlarından bahsetti. Ancak Biden görüşmeyle ilgili neden bu kadar iyimser olduğu sorulduğunda öfkelenerek kendisini kaybetti. Putin ise tam aksine sakin göründü. Rus ve ABD dahil birçok Batılı ülkeden gazetecilere kendisine doğrudan suçlamalarda bulunsalar bile çekinmeden ve tereddüt etmeden soru sormalarına izin verdi. Biden'ı eleştirmekten kaçınarak kendisini pragmatik ve deneyimli birisi olarak niteledi.
İki taraf da bu görüşmede kazanan ya da kaybeden bir taraf aramıyordu. Yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi yönetilmesinin önemini takdir ederek başka turlar düzenlemeyi amaçlıyorlardı.
Ayın yarısı gelmeden çıkarların ne kadar yoğun olursa olsun duygu ve ifadelerin önüne geçtiği, bütün gücüne rağmen ABD'nin çıkarlarını gerçekleştirmek için dünyaya ihtiyacı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bu da, büyük ülkeler için bile gücün ve etkinin sınırları olduğunun bir yansımasıydı. Artan izolasyonist eğilim ve Washington'ın rolündeki küçülmeye rağmen ABD'nin halen büyük etkiye sahip; müttefiklerinin, rakiplerinin, dostlarının ve düşmanlarının ilgi odağındaki bir ülke olduğu görüldü. Bir kez daha, Trump döneminde alışık olduğumuz hızlı anlaşmalardan daha uzun ancak dünyanın çekişen ve karşıt ideolojiler arasında bölündüğü Soğuk Savaş sırasında alıştığımızdan daha kısa bir bakış açısıyla, orta vadeli siyasi pragmatizm ile gerçekçilik çağının kapısındayız. Çünkü uluslararası dengeler henüz oluşma ve şekillenme aşamasındalar.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
ABD geri döndü mü?
Artan izolasyonist eğilime ve Washington'ın rolündeki küçülmeye rağmen ABD’nin halen büyük etkiye sahip bir ülke olduğu ortaya çıktı.
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
ABD geri döndü mü?
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة





