Jeff Bezos Paradoksu

Amazon’un, düzenli bir şekilde yeni sektörlere girmesi, rakipleri arasında paniğe, tekel karşıtı uzman kurumlar arasında endişeye neden oldu.

Bezos, 27 yıl yönettiği şirketin CEO’luğundan emekli olmaya karar verdi (AFP)
Bezos, 27 yıl yönettiği şirketin CEO’luğundan emekli olmaya karar verdi (AFP)
TT

Jeff Bezos Paradoksu

Bezos, 27 yıl yönettiği şirketin CEO’luğundan emekli olmaya karar verdi (AFP)
Bezos, 27 yıl yönettiği şirketin CEO’luğundan emekli olmaya karar verdi (AFP)

Jeff Bezos, piyasa değeri açısından dünyanın en büyük üçüncü şirketi haline gelen Amazon’un CEO’luğunu halefi olan ve uzun süredir yardımcılığını yapan Andy Gacy'ye devretti. Şirket hakkında iki kitap yazan Brad Stone, bu gelişme ile ilgili ABD merkezli The New York Times (NYT) gazetesinde devir teslim ile şirketin teslimata ilişkin amblemine atıfta bulunarak “The Jeff Bezos Paradox” (Jeff Bezos Paradoksu) başlıklı bir makale kaleme aldı. Stone görüşlerine yer verdiği makalesinde, “Şirketin ve kurucusunun serveti arttıkça, kamudaki imajı zarar görüyor. Basında yer alan son haberler, Amazon çalışanlarının insan üstü gayret istiyor gibi görünen zorlu hedefler, rastgele değişen kurallar ve baskın algoritmalar tarafından uç noktalara zorlandığına işaret ediyor” yazdı.
“Amazon Unbound: Jeff Bezos and the Invention of a Global Empire” (Amazon Unbound: Jeff Bezos ve Küresel İmparatorluğun İcadı) ve “The Everything Store: Jeff Bezos and the Age of Amazon” (Aradığın Her Şey: Jeff Bezos ve Amazon Çağı) adlı kitapların yazarı olan Stone, şirketin hiç bitmeyen büyümesinin ve itibarının düşmesinin, Bezos'un karakterinin, büyük zekasının göze çarpan empati eksikliğinin ve durgunluk korkusunun ortaya çıkardığı yan ürünler olduğunu söyledi. Amazon'un son projesinin, Londra'nın merkezindeki bir alışveriş bölgesinde, müşterilerin saç modellerini şirketin elektronik panellerinde görebilecekleri, mağazalarda bulunmayan şampuan ve saç kremi ürünlerini satın alabilecekleri ve bir saç kremi alabilecekleri iki katlı bir kuaför salonu olduğunu belirten Stone,  bu kuaförde çocuk saç kesiminin 20 dolar, saç boyatmanın 62 dolar ve sıcak makasla saç kesiminin 166 dolar olduğuna dikkati çekti.
Bloomberg News'de teknoloji bölümü baş editör olan Stone, Amazon’un kuaför açtığı haberlerini ilk duyduğunda bunun 1 Nisan şakası olduğunu düşündüğünü belirterek “Proje, şirketin uzmanlık alanlarından, özellikle e-ticaret ve bulut bilişimden uzak bir alandı. Ancak, şirketi 27 yıl yönettikten sonra 5 Temmuz Pazartesi günü emekli olmaya karar veren dünyanın en zengin insanı Bay Bezos'un daha büyük emelleri vardı. Bezos, Amazon'u Temmuz 1994'te çevrimiçi kitap satışı için kurmuştu. Bu, iş tarihinin en başarılı genişlemelerinden biri için adeta bir köprü görevi gören, aldatıcı derecede zararsız bir hedefti” ifadelerini kullandı.
Ancak Stone’a göre şirket, artık ‘bilinmeyen yönleri olan bir forma’ dönüştü ve düzenli bir şekilde yeni sektörlere girerek, rakipleri arasında paniğe, tekel karşıtı uzman kurumlar arasında ise endişeye neden oldu. Stone, “Bay Bezos, yıkıcı teknolojik değişim çağının şirketler için yarattığı başarısızlık ve utanç riskleri karşısında sürekli ve hızlı bir şekilde yeni şeyler denemesi gerektirdiği kararını vermekte gecikmedi” dedi. Şirketin çalışma ekiplerinden, düzenli olarak yeni projeler sunmaları istendi. Bu nedenle altı sayfalık sunum yapmaları ve iç tartışmalara dahil edilmesi bir görev haline geldi.
Independent Arabia'nın haberine göre, yeni projeler arasında akıllı telefon “Firephone” gibi başarısızlıkların yanı sıra “Alexa” ses asistanı ve “Amazon Air” uçak filosuyla şirketin dağıtım için “UPS” ve “FedEX” şirketlerine olan bağlılığını kırma gibi başarılarının olduğunu belirten Stone, Amazon’un Bezos döneminde deneme yanılma üzerine kurulu bir makine gibi göründüğünü söyledi. Londra'daki kuaför salonu denemesi başarılı olursa, şirketin daha fazla şube açacağına şüphesi olmadığını dile getiren Stone, ancak şirketin eski departmanları ve bu departmanların müşterileri tarafından, özellikle kitap satışı ve yayıncılık bölümünün ihmal edildiği yönünde bir takım şikayetlerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Bezos’un, artık Prime Video ve Alexa'ya odaklanmış durumda olduğunu söyleyen Stone, “Amazon sitesinin büyük bölümlerinde bir gevşeme var gibi görünüyor.  Gazeteciler, geçtiğimiz yıllarda her şeyin satıldığı sitede sahte ve güvenli olmayan ürünler ve sahte incelemeler olduğunu ortaya çıkardılar. Site üzerinden ticaret yapanlar, üçüncü taraf satıcıların, ürünlerini daha düşük maliyetli ve sahte ürünlerle değiştirmesinden şikayetçiler” yazdı.
Stone'un NYT’deki makalesine göre Amazon yetkilileri, artık basında da yer alan sorunları ele almakla çok fazla ilgilenmiyorlar. Bu sorunların çoğunun kasıtlı olduğunu düşünen Stone, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Çünkü Bay Bezos, yeni girişimler büyüdükçe, işletme maliyetlerini düşürmek ve mali sonuçları iyileştirmek amacıyla yönetimini, çalışanların daha az ilgilenmesini gerektiren teknolojilere yönelmeye itti. Bu, son beş yılda paralarını dört katına çıkaran yatırımcıları için harikaydı. Hatta müşteriler için bile iyi olmuştu. Amazon'da ucuz bir sahte ürün alana kadar daha düşük fiyatların ve daha hızlı teslimatların keyfini çıkardılar. Ancak bu durum, şirketin ekosisteminin girdabına kapılmış çalışanlar, ortaklar ve küçük işletmeler için pek de iyi olmadı.”
Stone’a göre şimdi Amazon'un taktiklerinin zorlu yönleriyle mücadele etmek zorunda kalan Bay Gacy, tekel karşıtı düzenleyiciler devreye girmeden önce şirket için daha mütevazı imaj çiziyor. Bezos’un, Yönetim Kurulu'nda olmaya devam edeceğini belirten Stone, “Bezos, muhteşem yatında, lüks evlerinde ve iklim değişikliğiyle mücadeleye 10 milyon dolar ayıran Bezos Dünya Fonu dahil çeşitli hayır projelerinde daha fazla zaman geçirecek. Meslektaşları ise Amazon için bir kalp bulma gibi oldukça zorlu bir görev üstlendiler” yazdı.

 


Hayır işleri ve yerel temsilciler… Epstein’ın Afrika’daki ağı hakkında neler biliyoruz?

Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
TT

Hayır işleri ve yerel temsilciler… Epstein’ın Afrika’daki ağı hakkında neler biliyoruz?

Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)
Le Monde gazetesi, Epstein’ın Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde etkisini pekiştirmek için hayır işlerine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. (Reuters)

Sağir el-Hidri

ABD Adalet Bakanlığı’nın, cinsel suçlardan hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin son belge grubunu yayımlamasının ardından, Afrika’da benzeri görülmemiş bir tartışma başladı. Tartışmalar, Epstein’ın kıtadaki faaliyetlerini güvence altına almak için dayandığı bağlantılar üzerine yoğunlaştı.

Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın karar alma çevrelerine yakınlaşmak ve geniş nüfuz elde etmek amacıyla -bazı Afrika liderlerinin akrabaları gibi- yerel aracılara güvendiğini yazdı. Haberde, bu isimler arasında Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara’nın yeğeni Nina Keita’nın da bulunduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Le Monde’den aktardığı habere göre Keita, reşit olmayan kızların ticareti ve cinsel istismarı suçlamalarıyla gündeme gelen Epstein için resmi görüşmeler ayarladı ve Fildişi Sahili’ndeki havalimanlarında güvenlik kolaylıkları sağladı.

Haberde ayrıca Keita’nın, Epstein’ın İsrail menşeli gözetim sistemlerinin Fildişi Sahili’ne satışı için yürüttüğü girişimlerde önündeki engelleri kaldırdığı ifade edildi. 2019 yılında Manhattan’daki cezaevinde intihar eden ABD’li milyarderin, Batı Afrika ülkesinden de reşit olmayan kızları cinsel istismar amacıyla temin etmeye çalıştığı öne sürüldü. Epstein’ın Keita’ya ilettiği ve cinsel talepler içeren yazışmalardan birinde, ‘25 yaşın altında kızları tercih ettiğini’ belirttiği aktarıldı.

Üç katman

ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı belgelerde adı geçen Afrika ülkelerinin yetkilileri, iddialara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Bu durum, kıtada etkin denetim mekanizmalarının zayıflığına ilişkin tartışmaları daha da artırdı.

Uluslararası ilişkiler uzmanı siyaset araştırmacısı Nizar Mekni, Epstein hakkında ortaya çıkan bilgilerin ‘geleneksel bir yatırım modelinden ziyade, üç katmanlı klasik bir elit sızma stratejisini’ andırdığını söyledi. Mekni’ye göre ilk katman, aile ve siyasi akrabalık bağları üzerinden kurulan temaslardan oluşuyor. “Epstein devlet kurumlarıyla değil, fiilen karar mekanizmasını kontrol eden kişilerle çalıştı” diyen Mekni, eski Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade’in oğlu Karim Wade ya da Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Alassane Ouattara çevresindeki isimlerle kurulan bağlantıların stratejinin merkezinde yer aldığını belirtti. Mekni, kişisel ilişkilerin hukukun önüne geçtiği sistemlerde aileye yakınlığın gayriresmi güç anlamına geldiğini ifade etti.

Mekni, ikinci katmanın ise sözleşmelere yansımayan karşılıklı hizmetlerden oluştuğunu kaydetti. Belgelerde yer alan ülkeye giriş kolaylıkları, güvenlik koruması sağlanması, kapalı toplantıların ayarlanması ve gözetim teknolojisi anlaşmalarının bu çerçevede değerlendirilebileceğini söyledi. Üçüncü katmanın ise hayır faaliyetleri üzerinden ‘ahlaki meşruiyet üretme’ olduğunu belirten Mekni, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame gibi liderlere yönelik burs programları ya da kalkınma girişimleri aracılığıyla hem etik bir kalkan oluşturulduğunu hem de kırılması zor bir manevi bağ kurulduğunu dile getirdi.

Nitekim Fransız gazetesi Le Monde da Epstein’ın, Ruanda ve Fildişi Sahili gibi Afrika ülkelerinde nüfuzunu pekiştirmek amacıyla hayır faaliyetlerine ağırlık verdiğini yazdı.

Burslar ve hayır işleri

Fransız gazetesi Le Monde, Epstein’ın Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile yakınlaşmak için burs programları ve diğer hayır faaliyetlerini kullandığını, bu şekilde imajını parlatmaya çalıştığını belirtti.

Afrika konularında uzman Nijeryalı siyaset araştırmacısı Muhammed Oual ise kıtada hayır işlerinin zaten şüpheli faaliyetler için bir örtü haline geldiğini söyledi. Oual’a göre, bu durum sadece Epstein için değil, diğer aktörler için de geçerli; özellikle kıtadaki devasa zenginliklerin çeşitli ülkeler tarafından değerlendirilme çabaları göz önüne alındığında riskler artıyor.

yjuk
Nina Keita, Epstein’ın İsrail yapımı gözetleme sistemlerini Fildişi Sahili’ne satma anlaşmalarını sonuçlandırmasının önündeki engelleri kaldırdı. (Reuters)

Oual, Epstein ağının Afrika’daki yasal boşlukları fırsat bilerek hem reşit olmayan kızları cinsel istismar için kandırmak hem de belirli ülkelerdeki (örneğin Fas) malikâneleri satın almak veya Senegal ve Somali gibi ülkelerde büyük yatırım anlaşmaları yapmak için hareket ettiğini vurguladı.

Oual, “Güvenlik ve siyasi kaos ile hukuki boşluklar göz önüne alındığında Afrika, Epstein için adeta güvenli bir sığınak oldu. Özellikle ülkeler arasında ABD ile iade anlaşmalarının bulunmaması bunu mümkün kıldı” değerlendirmesinde bulundu.

Siyaset adaleti yutuyor

Afrika’daki Epstein dosyaları etrafında yaşanan tartışmalarda dikkat çeken nokta, belgelerde adı geçen ülkelerde yetkililerin herhangi bir adım atmaması oldu. Bu durum, özellikle suçlamaların bu yetkililere yakın kişilerle ilgili olması nedeniyle, sessiz kalınmasının arkasındaki nedenler üzerinde soru işaretleri oluşturdu.

Nizar Mekni, bu durumu ‘politik alanın adaleti yavaş yavaş yuttuğu bir bölge’ olarak nitelendirdi. Mekni’ye göre dört ana gerekçe öne çıkıyor. Birincisi, elitlerin davayla iç içe olması. Aracılar iktidara yakın olduğunda soruşturma açmak, doğrudan hükümet yapısına yönelik bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.

İkinci olarak, sınır ötesi kurumsal kapasitenin zayıf olması öne çıkıyor. Özel uçaklar, offshore hesaplar ve çoklu aracılar içeren bu tür davalar, yüksek verimli uluslararası adli iş birliği gerektiriyor, ancak dünya genelinde bu iş birliği dengeli değil. Üçüncü gerekçe ise egemenlik ve politik utançla ilgili; uluslararası bir şahsın devleti bir sığınak veya nüfuz platformu olarak kullanmış olması, hem iç hem dış itibarı zedeleyebilir. Bu nedenle bazı ülkeler skandala sessiz kalmayı tercih ediyor.

Dördüncü ve son gerekçe ise kamuoyu baskısındaki farklılıklar. Avrupa’da medya, karar vericilere sürekli baskı uygulayan kurumsal bir ortamda çalışırken, diğer ülkelerde medya ve siyaset arasındaki denge farklı; hatta bazen medya tamamen siyasetin hizmetinde hareket ediyor. Mekni, tüm bu faktörlerin birleşiminin, Afrika ülkelerinde Epstein soruşturmalarının ilerlemesini zorlaştırdığını ve sessizliğe yol açtığını vurguladı.


Dünyayı sarsan ve Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
TT

Dünyayı sarsan ve Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail-Gazze sınırının İsrail tarafında, güney İsrail'e sızan Filistinli militanların açtığı ateş sonucu yanan bir İsrail tankı, 7 Ekim 2023 (Reuters)

Macid Kayali

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle Ortadoğu'yu sarsan üç büyük olay yaşandı. Birincisi, New York ve Washington'a yapılan terör saldırısıydı (2001). Saldırının sonuçlarından biri küresel Terörle Savaş'ın başlatılması ve ABD'nin Afganistan (2001) ve Irak'ı (2003) işgaliydi. Söz konusu savaş ve işgaller Ortadoğu'nun siyasi ve güvenlik haritasının değişmesine, son yirmi yılda İran'ın aktif, hatta belirleyici bir bölgesel güç olarak yükselişine, Irak'tan Lübnan ve Suriye'ye kadar Maşrık (Levant) ülkelerindeki nüfuzunu güçlendirmesine neden oldu. Ancak bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin iradesine aykırı olarak değil, aksine ABD'nin kolaylaştırıcılığı sayesinde gerçekleşti; ABD, Irak'ı oradaki milis vekilleri aracılığıyla İran'a teslim etti ve ardından İran destekli milislerin Suriye'ye girerek Esed rejimini savunmasına izin verdi.

İkinci olay ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliydi (2022), bu da dünya ve uluslararası güçler arasındaki ilişkiler üzerinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik sonuçlar doğurdu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu savaşa çekilip çekilmediği veya hatalı değerlendirmelere dayanarak bu savaşı isteyip istemediğine bakılmaksızın, Rusya'nın dört yıldır süren bu savaşta başarısız olduğuna dikkat çekilmeli. Zira sonuç olarak, bu savaş Rusya'yı insan kaynağı, ekonomik ve askeri açıdan tüketti ve daha da tehlikelisi, alan, nüfus ve kaynaklar açısından küçük bir ülkeye karşı savaşta imkanlarının ve kaynaklarının sınırlılıklarını ortaya koydu. Buna ek olarak, Putin'in Rusya'nın büyük güç statüsünü geri kazanması ve uluslararası bir güç olarak saygınlığını sağlayarak çok kutuplu bir dünya kurma yönündeki açıklamalarının boşluğunu da açığa çıkardı. Bu noktada, ABD'nin Putin'i dizginlemede, Rusya'nın meydan okumasına karşı Avrupa'nın konumunu birleştirmede ve sağlamlaştırmada ve savaşın hiçbir tarafın -Rusya veya Ukrayna- ne kazanacağı ne de kaybetmeyeceği şekilde yönetilmesinde başrol oynadığını belirtmekte önem var. Bu, Putin'in dikkatini Ortadoğu'dan uzaklaştırmayı veya en azından oradaki, özellikle Suriye'deki konumunu zayıflatmayı da içeriyordu.

Rus silahları, hem teknolojik gelişim hem de yıkıcı güç açısından Amerikan ve Batı silahlarının üstünlüğüne karşı etkisiz kaldı. Aynı durum kendisine alternatif bulunamadığı için ABD doları için de geçerli

 Üçüncü olay ise Hamas tarafından düzenlenen (Ekim 2023) Aksa Tufanı operasyonuydu. İsrail bunu acımasız bir soykırım savaşı başlatmak için mükemmel bir fırsat olarak değerlendirdi. Ne var ki saldırıyı sadece Filistinlileri ezmek ve onları siyasi denklemden çıkarmak için kullanmakla kalmadı, aynı zamanda Lübnan'dan İran'a kadar Ortadoğu'da hegemonyasını pekiştirmek ve aynı zamanda “direniş ve karşı koyma” kampı olarak bilinen ekseni zayıflatmak için de kullandı. Bu kamp, ​​daha önce propagandasını yaptığı “arenalar birliği” kavramına göre hareket edemedi ve “korku dengesi”, “İsrail'in ayaklarının altındaki toprağı sarsmak” ve onu “örümcek ağından daha zayıf” olarak göstermek gibi sloganlarının çoğunun, yalnızca kusurlu ve nihayetinde başarısızlığa mahkum algılar ve yanılsamalar olduğu ortaya çıktı. Böylece İsrail, bu saldırıyı ABD'nin sınırsız desteğiyle kapsamlı, çok yönlü bir savaş başlatmak için kullanabildi ve bu da Arap Maşrık bölgesinde siyasi sahnenin radikal bir şekilde değişmesine neden oldu. Daha da önemlisi, İran'ın bu ülkelerdeki nüfuzunu bitirdi, onu kendi sınırları içine geri itti ve hatta bugün şahit olduğumuz gibi oradaki rejimi tehdit etti.

Yıkılmaz Amerika Birleşik Devletleri

Yukarıda bahsedilen tüm olaylarda, Amerika Birleşik Devletleri'nin birincil aktör ve karar verici olduğu dikkatleri çekmelidir. Buna rağmen, ona karşıt veya düşman tarafların algıları sınırlı, ideolojik güdümlü olmaya, hayal ürünü veya kendi yeteneklerinin abartılmasına dayanmaya devam etti.

sdvdfs
İsrail'in Gazze'ye hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar, 7 Ekim 2023 (Reuters)

Gerçekte, bu algılar, karşıt tarafların çoğu için, ABD'nin yakın zamanda çökeceği (tıpkı İsrail'in yakın zamanda çökeceği varsayımı gibi) ve çok kutuplu bir dünyayla karşı karşıya olduğumuz, BRICS ülkelerinin artık ABD ve Batı bloğunu ekonomik, teknolojik ve askeri olarak geride bıraktığı, ABD'nin konumunu zayıflatmaya katkıda bulunacak yeni bir küresel finans sistemi ve uluslararası para birimi dayatmak üzere oldukları varsayımına dayanıyor.

Şarku’l Avsat Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin yükselişi veya düşüşü hakkındaki bu algı ve analizlerin yeni olmadığı iyi biliniyor. Soğuk Savaş sırasında, Amerikan imparatorluğunun ve kapitalist dünyanın kaçınılmaz çöküşünden ve sosyalist blok, kapitalist ülkelerdeki işçi partileri ve ulusal kurtuluş hareketlerini içeren sözde “küresel devrim güçlerinin” kesin zaferinden çokça bahsedildi.

Ancak, tüm bu iddialar veya özlemler sürdürülemez olduğunu, kırılganlıklarını ve yüzeyselliklerini ortaya koydu. Örneğin, dünyanın fabrikası olan Çin, Batı yatırımlarına ve pazarlarına, hatta bazı ileri teknoloji sektörlerinde Batı'nın ona olan bağımlılığından daha fazla bağımlıdır.

Rus silahları, ne teknolojik gelişim ne de yıkıcı güç açısından Amerikan veya Batı silahlarının üstünlüğüne karşı değerini kanıtlayamadı. Aynı durum, kendisine alternatif bulunamadığı için ABD doları veya ABD'nin egemen olduğu bankacılık sistemi için de geçerli.

BRICS ülkeleri yalnızca Çin'in ekonomik gücüne bağımlıyken, bu bloğun diğer üyeleri gelişmekte olan ülkeler ve Rusya yalnızca askeri gücüne güvenen bir devlet haline geldi

 Öte yandan, BRICS ülkeleri, açıklamalar yayınlamanın dışında, herhangi bir uluslararası kriz veya çatışmada etkili bir performans sergilememiştir. Birleşik bir blok olarak hareket etmemişler, Ukrayna konusunda Rusya'nın veya Tayvan konusunda Çin'in yanında yer almamışlardır. Ayrıca, İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşına karşı Filistinlilere hiçbir destek sunmamışlardır. Buna karşılık, Batı ülkeleri hem toplumsal hem de resmi düzeyde çok daha etkili olmuştur. ABD'nin sözde müttefikleri olan Venezuela Devlet Başkanı'nı kaçırması konusunda, açıklamalar veya medyatik tutumların ötesinde hiçbir eylemde bulunmamaları da buna eklenmeli.

Tüm bunlar ABD’nin, siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerine, özellikle İsrail'e olan sarsılmaz desteği ve sömürgeci, ırkçı ve saldırgan politikaları nedeniyle dış politikalarına yöneltilen tüm eleştirilere rağmen çökmediği veya zayıflamadığı sonucuna götürüyor.

Bununla birlikte, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olduğu anlamına da gelmiyor. Gerçekten de çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz, ne var ki çok kutupluluk, eşitsizler arasında eşitlik demek değil. Zira her gücün yetenekleri, kaynakları ve etkinliği arasında bir eşitsizlik vardır. Yani ABD'nin konumu gerilemiyor, aksine diğerleri yükseliyor.

erv
Şam'da rejiminin devrilmesinden bir gün sonra Beşşar Esed'in tahrip edilmiş bir fotoğrafı, 9 Aralık 2024 (AFP)

ABD'nin dünyadaki lider konumunun yalnızca savunma ve silahlanma harcamalarına ayırdığı yaklaşık 1 trilyon dolardan (2025 yılı için küresel harcamaların yaklaşık yarısı) kaynaklanmadığını belirtmekte fayda var. Kaldı ki bu miktar Rusya'nın GSYİH'sının (iki trilyon dolar) yarısına denk geliyor. Bu harcama önemli olmakla birlikte, dahası üstün silah sistemlerine, yönetim yeteneklerine ve üretim gücüne rağmen, ABD'nin temel gücü veya ayırt edici özelliği, yumuşak gücünden ve dünya çapında (uzay, tıp, enerji ve iletişim alanları dahil) bilimsel ve teknolojik gelişmelerin itici gücü olma rolünden kaynaklanıyor.

Baskın bir kutupla birlikte çok kutuplu bir dünya

Sayıların diliyle konuşacak olursak, IMF'nin 2024 verilerine göre, ABD'nin GSYİH'si 28,7 trilyon dolara, Almanya'nın 4,59 trilyon dolara, Japonya'nın 4,11 trilyon dolara, İngiltere’nin 3,49 trilyon dolara, Fransa'nın 3,13 trilyon dolara, İtalya'nın 2,32 trilyon dolara ve Kanada'nın 2,24 trilyon dolara ulaştı. Bu arada, Çin'in GSYİH'si 18,5 trilyon dolara, Hindistan'ın 3,93 trilyon dolara, Brezilya'nın 2,33 trilyon dolara ve Rusya'nın 2 trilyon dolara ulaştı.

Yukarıdaki veriler, nüfus ve yüzölçümü bakımından bu ülkeler arasında büyük bir fark olmasına rağmen, ABD'nin tek başına BRICS ülkelerinin tamamını geride bıraktığını gösteriyor. Ayrıca, ABD teknolojik ve bilimsel gelişmelerde de lider konumda ve bu da ona dünyayı domine etmesini sağlayan bir yumuşak güç kazandırıyor.

BRICS ülkeleri yalnızca Çin'in ekonomik gücüne bağımlıyken, bu bloğun diğer üyeleri gelişmekte olan ülkeler arasında. Öte yandan Rusya, ekonomik ve teknolojik gücü İtalya, Kanada, Meksika ve Güney Kore seviyesine gerilemiş, yalnızca askeri gücüne ve bol doğal kaynaklarına güvenen bir ülke haline geldi. Rusya’nın muazzam büyüklüğüne ve doğal kaynaklarına rağmen, Almanya veya Japonya'nın GSYİH'si Rusya'nınkinin iki katıdır.

Çin'i Almanya veya Japonya ile karşılaştırdığımızda, Çin (9,5 milyon km²) her ikisinden de  otuz kat daha büyüktür (her ikisi de 400.000 km²'den azdır). Nüfusu sırasıyla 17 veya 14 kat daha fazladır. Ancak, bunların her birinin toplam GSYİH'si, Çin'in toplam GSYİH'sinin dörtte birinden daha fazladır. Almanya'da kişi başına düşen gelirin 51 bin dolar (nüfus 85 milyon), Japonya’da ise 39 bin dolar (nüfus 125 milyon) olduğunu, yani Çin'inkinden birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtmekte de fayda var.

Bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yok. Çatışma, kapitalist sistemin kendi içinde dönüyor

Hatırlatmak gerekirse, daha önce de belirtildiği gibi, savunmaya yaklaşık 1 trilyon dolar harcayan ABD, bilimsel araştırmaya da yaklaşık 1 trilyon dolar harcıyor. Yani, bilimsel araştırma ve savunmaya yaptığı harcamalar, kabaca Rusya'nın GSYİH'sine eşdeğerdir. Bu durum Almanya ve Japonya için de geçerli, çünkü güçleri sadece ordularının ve sanayilerinin büyüklüğünden değil, aynı zamanda ekonomik ve üretken kapasitelerinden, bilim ve teknolojideki ilerlemelerinden de kaynaklanıyor.

Yukarıda belirtilenlerin özü şudur; bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yoktur. Aksine, çatışma kapitalist sistemin kendi içinde, yaşam tarzları ve siyasi değerlerle ilgili olarak, (tüm eksikliklerine rağmen) liberal demokrasiyi ve insan haklarını benimseyen kapitalist devletler ile demokrasiyi, temsili ve insan haklarını tamamen göz ardı eden ve hatta hem iç hem de uluslararası alanda otoriter bir yaklaşım izleyen kapitalist devletler arasında dönmektedir.

Dahası, yukarıdakilerin hiçbiri ABD'nin, Avrupa ülkelerinin veya Japonya'nın ütopik ya da ideal devletler olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu ülkelerin, etkinlikleri ve kaynakları sayesinde, imkanlarını geliştirme, araçlarını modernize etme ve kendi kurallarını uygulama konusunda bugüne kadar en kudretli ülkeler oldukları anlamına gelir.


İsrail, Batı Şeria ile birlikte Kudüs'ü tamamen ele geçirmek istiyor

Dün Ramallah'ın kuzeyindeki Ummu Safa Köyü’nde kendi arazisinde çalışan bir Filistinli (AFP)
Dün Ramallah'ın kuzeyindeki Ummu Safa Köyü’nde kendi arazisinde çalışan bir Filistinli (AFP)
TT

İsrail, Batı Şeria ile birlikte Kudüs'ü tamamen ele geçirmek istiyor

Dün Ramallah'ın kuzeyindeki Ummu Safa Köyü’nde kendi arazisinde çalışan bir Filistinli (AFP)
Dün Ramallah'ın kuzeyindeki Ummu Safa Köyü’nde kendi arazisinde çalışan bir Filistinli (AFP)

İsrail’in dün açıklanan planları, işgal altındaki toprakların sınırlarını 1967 öncesi savaş sınırlarına kadar genişleterek Kudüs'te daha fazla toprak ele geçirmeyi hızlandırma yönünde resmi bir istek olduğunu ortaya koydu.

İsrail basını, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria'da toprak ele geçirilmesine de izin veren benzeri görülmemiş bir kararından bir gün sonra bunun olduğunu ortaya çıkardı.

Filistin, Arap ve Avrupa ülkeleri ve örgütleri, İsrail'in Batı Şeria topraklarını ‘devlet mülkiyeti’ adı altında ilhak etme kararını kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, bunların ‘işgal altındaki Batı Şeria'da yeni bir hukuki ve idari gerçeklik dayatmayı amaçlayan planlar’ olduğunu belirtti. Bakanlık, ‘İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ vurguladı.

Yedioth Ahronoth gazetesine göre Binyamin bölgesindeki Adem yerleşim biriminde (Givat Benjamin) teşvik edilen bir genişleme planı, Kudüs'ün sınırlarını genişletmeyi amaçlıyor. Bu hamle, şehre fiilen egemenlik kurarak işgalin kapsamını genişletecek.

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak, Filistin Yönetimi'nin Filistinlilerin topraklarındaki kararlılığına güvenmekten ve uluslararası hukuka ve uluslararası meşru kararlara bağlı kalarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), uluslararası mahkemeler ve diplomatik kanallara başvurarak İsrail’in bu işgaline karşı koymaktan başka seçeneği olmadığını söyledi.