Sudan halkı arasında ‘Cin Adası’ olarak bilinen Sevakin Adası

Sevakin’de beyaz mercan taşından yapılmış çok katlı binalar bulunur

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan halkı arasında ‘Cin Adası’ olarak bilinen Sevakin Adası

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Antik ve tarihi bir yer olan Sevakin Adası’nın sakinleri, burada Süleyman peygamber zamanından beri cinlerin yaşadığına inanıyorlar. Bu inanışla Sudan’ın bu güzel adasıyla ilgili birçok mit ve efsane de dilden dile dolaşmaktadır.
Arkeolojik sit alanlarına sahip olan Sevakin, gelişme ve kentleşmeden etkilenmemiş yarı ıssız bir adadır.  Turistik bir bölgeye dönüştürülmeye çalışılan doğu bölgesi, diğer bölgeleriyle benzerliğini genel olarak korumuştur. Ada ile ilgili anlatılan hikayeler, bölge halkının zihnindeki Sevakin Adası tasavvurunu Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra dahi etkilemiştir.

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Efsaneler ve mitler

Sevakin Adası, aynı adı taşıyan bir şehre bağlı, 20 kilometrelik bir alanda, Port Sudan'dan 54 kilometre ve başkent Hartum'dan 642 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Osmanlı ve İngiliz mimarisinden esinlenmiş çok katlı binaları, balkonları, büyük pencereleri ve beyaz mercan taşından yapılmış mimarisi ile ön plana çıkmaktadır. Adanın adıyla ilgili farklı rivayetler vardır. Sevakin adı, eski Mısır diline dayanmaktadır, ancak bu dilin büyüsü, özellikle antik bir bölge olması ve Ptolemaioslar, Yunanlılar, Mısırlılar ve Osmanlılar dahil birçok döneme tanıklık etmesi nedeniyle adayı çeşitli efsanelere ve mitlere konu olmaktan alıkoyamamıştır. Mehdi Savaşı yenilgisinden ve 1899'da İngilizlerin Sudan'ı yeniden ele geçirmesinden sonra, İngilizler, büyük gemiler için uygun olmadığından Port Sudan’daki Sevakin limanına alternatif bir liman kurdular.
Muhammed Mehri tarafından kaleme alınan ‘Mısır ve Sudan Yolculuğu’ adlı kitapta Sevakin, Sudan, Mısır, Hicaz, Hindistan ve Avrupa'nın tüm mallarının satıldığı bir yer olarak tanımlanıyor. Ancak adayı daha da önemli kılan, Sudan'ın tüm komşu ülkelerinden Mekke'ye giden Müslüman hacıların güzergahı üzerinde olmasıydı. Sevakin halkı arasında adanın kuruluşuyla ilgili bir efsanesi anlatılır. Derler ki, “Habeşistan krallarından biri, Romalı sezarlardan biriyle dosttu. Bu yüzden ona hediye olarak yedi bakire gönderdi. Bir gemiye binip Sevakin'e gelen bakireler burada yedi cinle karşılaştılar. Cinler onları yollarına devam etmekten alıkoydular. Bakireler, cinlerle evlendiler ve onların çocuklarını doğurdular. Şehrin adı artık ‘Seb’a Cin’ (Yedi Cin) olmuştu. Sonra bu isim zaman geçtikçe önce ‘Sevacin’e ve ardından ‘Sevakin’e dönüştü. Adanın tam kuruluş zamanı bilinmemekle birlikte tarih kaynakları, adanın, Mısır'daki Ptolemaioslar döneminden beri önemli bir ticaret merkezi olduğuna ve Ptolemy Philadelphus'un burayı fil dişleri için depo olarak kullandığına işaret etmektedir.

Sevakin Adası'nda cinlerin yaşadığına dair çok sayıda mit ve efsane dilden dile dolaşmaktadır. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Irkların ve dinlerin karışımı

Independent Arabia’ya konuşan Tuğamiral Sadık Abdullah şunları söyledi:
“Sevakin şehri, tüm binalarının ve yapılarının yüzlerce yıllık olmasıyla ön plana çıkmaktadır. Sevakin sakinlerini, Beca kabilesi ve onun kolları olan el-Emrar, el-Hadendeva, el-Artika, el-Beni Amir, el-Habbab kabileleri ile onların eski zamanlardan beri Hadramut, Habeş, Hicaz, Mısır, Levant, Hindistan, Yunanistan, Sicilya, Batı Afrika ve diğer milletlerden evlilik yoluyla edindikleri akrabaları oluşturmaktadır. Sudan’ın eski Devlet Başkanı Mareşal Abdurrahman Sivar ez-Zeheb, 1986 yılında burayı ziyaret edip Sevakin'in yeniden yapılandırma kapsamına alındığını duyurdu. Ancak şehirdeki yeniden yapılandırma sınırlı kaldı. 1990’larda liman yenilendi ve çalışmaya başladı. Ama genel olarak bölgeye ve tarihi zenginliklerine ilgi gösterilmedi.”
Tuğgeneral Abdullah, Sevakin'in dini kimliği ile ilgili olarak ise şöyle konuştu:
Hıristiyan ve Yahudi hacılar, Etiyopya'dan Kudüs'e giderken, Sudan ve Batı Afrika’dan Müslüman hacılar ise hac ve umre ibadetlerini yerine getirmek için Mekke'ye giderken Sevakin’den geçmektedir. Ayrıca burada birçok fıkhi mezhep var. Şehir her biri dört fıkıh ekolünden birini temsil eden dört camiye sahiptir. Sufi tarikatları arasında Hatemiyye, Şazeliyye ve Ticaniyye bulunmaktadır. Sevakin'in en ünlü simgesel yapıları ise kapısı ve 1879 yılında Mısır tarzında inşa edilmiş, üç katlı ve 365 odalı, erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı (haremlik-selamlık) misafir odaları bulunan eş-Şenavi Bey Sarayı'dır.”
Cinlerle ilgili söylentilerin ise özellikle deniz kıyısındaki terk edilmiş binalarda yaşayan ve karınlarını doyurmak için ya balık bulmak ya da restoran ve kafe sahiplerinin iyiliğine olmak zorunda olan büyük Sevakin kedileriyle ilişkilendirildiğini söyleyen Tuğgeneral Abdullah, “Bu kediler, müşterilere patilerini uzatmaları ya da cevap vermedikleri takdirde patilerini sallamalarıyla ünlüler. Kedilerin bu hareketi garip karşılandığından bazı söylentiler ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

İsminin kökeni
Port Sudan Çevre Mahkemesi’nde birinci derece hakim olan Ahmed Ali Hebnay, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede,  “Sevakin'de cinlerin olduğuyla ilgili hikaye, her seferinde farklı anlatılsa da bölge halkı adada cinlerin olduğu konusunda hemfikirdir. Dedelerimiz, ninelerimiz bize bu hikayeyi şöyle anlatırlardı: ‘Süleyman peygamber, bir grup cariyeyle Yemen'e giderken gece yol üzerinde Sevakin'de dinlenmek için gemileri limana yanaştırır. Gece cinler cariyelerle yatarlar ve aynı gece cariyeler cinlerden olan çocuklarını doğururlar. Süleyman peygamber de onları denizin dibine hapseder. Sonra cinlerin ailelerini adadan ayrılmamaları, denizden ise gün batımından sonra çıkıp gün doğmadan geri dönmeleri şartıyla serbest bırakır. Süleyman peygamber ve askerleri, cinlerin çocuklarını Sevacin adını verdikleri Sevakin adasında bırakıp sabah yeniden yola koyulurlar.’ Bunun yanı sıra Firavunlar, Bizanslılar ve Romalılardan sonra buraya Emeviler ve Abbasiler, ardından ise Türklerin geldiği ve her seferinde Karadeniz çamuru ile deve sütü karıştırılarak yapıların yenilendiğine dair bir rivayet vardır. Bu, çimentodan çok daha güçlü bir malzemedir. Bu yüzden yapılara ‘cinler tarafından inşa edildi’ anlamına gelen ‘Sevahu Cin’ adını verdiler. Ayrıca adada gün batımında başlayıp sabaha kadar devam eden tam bir sessizlik hakimdir. Büyüklerimiz bunu geceleri cinlerin denizden çıkmalarına bağlamıştır” dedi.
Sevakin Adası'nın ıssız olmasına rağmen kökleri Osmanlıya dayanan Babud, Bavaris ve el-Berberi gibi tanınmış iş adamlarının ailelerinden bazı yaşlıların halen adada olduğunu, ancak gençlerin Port Sudan’a taşındıklarını söyleyen Hebnay, “Bazen bu ailelerin fertleri tarafından ailedeki bazı kadınların tedavi için cinlerin zar (tefler ve tütsüler eşliğinde özel dansların yapıldığı ve özel cümlelerin söylendiği bir halk geleneği) ritüelini yapmaları gereken hastalıklara sahip oldukları gibi garip hikayeler anlatılıyor. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın eşinin, hiçbir doktorun tedavi edemediği bir hastalığa yakalandığı, son çare olarak zar ritüeline başvurulduğu ve Sevakin'de tanınmış bir kadın zar şeyhine haber gönderildiği, bunun üzerine kadın şeyhin grubu ve tefleriyle birlikte Kahire'ye gittiği rivayet edilir. Sonrasında Mısır Hidivi’nin karısı iyileşir ve kadın şeyhe hediyeler ve Bey rütbesi verilir. Bundan sonra halk, kadın şeyhe Arife Bey demeye başladılar” bilgilerini paylaştı.

Sevakin'in evleri geniş balkonlara ve pencerelere sahiptir (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sanrılar ve yanılsamalar

Cinleri doğrudan görünmemeleri nedeniyle insanların onları kedi, yılan ve güzel kızlar şeklinde gördüklerini zannettiklerini ve onlara Çukub ve Tehşu gibi hayali isimler verdiklerini söyleyen Hebnay, çocukların “Kaşa kaşa Çukub Çukub kulin kulin” diye tekerlemeler söylediklerini de ekledi.
Şartku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Sevakin’deki cinlerle ilgili hikayelerden birini daha paylaşan Hebnay, “1974'te ben henüz öğrenciyken genellikle gün batımından sonra evde kalıp dışarıya çıkmadığımızı hatırlıyorum. O dönem şehirdeki otellerde bile hareketlilik olmazdı. Bir gün akrabalarımdan biri eve geç kaldı. Yolda Sevakin halkının bir zamanlar yerleşim yeri olduğunu ve gece kimsenin yaklaşmadığını söyledikleri yaklaşık 70 yıldır terk edilmiş halde olan eski tren istasyonunun önünden geçerken, istasyondan yüksek ve çınlayan sesler duymuş ve istasyondan büyük bir ısı yayılıyormuş. Histeriye tutulmuş halde çığlıklar atarak eve geldi. Şeyhlerden biri ona okuyana kadar susmadı. Sabah bize o bölgede yoğun ateş ve garip şekiller gördüğünü söyledi” diye anlattı.
Hebnay, Sevakin'deki cinlerle ilgili bir efsane daha anlattı. Rivayete göre bir adam gün batımından önce eve gelmemesini şart koşan bir peri ile evlenmiş ve ondan bir oğlu olmuştur. Adam gündüz vakti gelmiş ve ağaçtaki güzel bir kuşa bakarken ,10 yaşındaki oğlu ona, “Onu sana getirebilirim” der. Babası ise buna inanmaz. Fakat oğlu uçup kuşu babasına getirir. Bunun üzerine adam şeyhe gider ve ona oğluyla yaşadığı olayı anlatır. Şeyh ona, “Oğlunun sırrını ifşa ettin, o artık yaşayamaz” der. Bunun üzerine hemen evine dönen adam, oğlunun öldüğünü görür. Karısına baktığında ise ona çirkin bir biçimde görünür. Adam histerik bir halde çığlıklar atmaya başlar. Bazı şeyhler adama, bu perinin onu boşanana kadar asla bırakmayacağını ve boşanmasının ona 40 altına mal olacağını söylerler. 

Binalar ve yapılar yüzlerce yıldır yerinde duruyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Görünmeyene olan yakın ilgi

Sosyolog Hind es-Seyyid, cinlerle ilgili bu mitleri, psikolojik olarak onlara inanmaya hazır olan toplum kesimlerinin düşünce yapısından kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Bunun halen popüler miras ve doğaüstü güçlere olan inançtan beslendiğini vurgulayan Seyyid, “Bazı durumlar henüz bilimsel bir açıklama bulamadığından spekülasyona kapı aralamıştır. Kur'an-ı Kerim'de cinlerden bahsedilmektedir. Ancak cinleri bedenlerini ele geçirdiklerine inanılan bazı kişilerin içinden çıkarmak için din adamlarına ve şeyhlere başvurmak, bir tür sahteciliğe dönüştü. Bu, yanlış bir din anlayışıdır. Gerçeklikten kaçmak için görünmeyene olan yakın ilgiden ibaret olan bu durum, büyük şehirlerde neredeyse tamamen ortadan kalksa da bu yakın ilginin yüzdesi mekana göre değişmektedir. Sevakin, küçük bir şehir olduğundan Sevakin sakinleri bu konuda biraz daha istikrarlılar. Yüzlerce yıldır inandıklarının aksini savunmak ve farkındalık yaratmak daha güç. Cinlerin yaşadığı terk edilmiş evler fenomenine ve onlara yaklaşan insanların bedenlerini ele geçiren cinlerin hikayelerine gelince, bunlar efsane olarak kalacaktır. Bu konudaki araştırmalar birçok vakayı psikolojik bozuklukların belirtileri olarak sınıflandırırken, insanların yaşadıkları yerlerde başka varlıkların var olduğu da bilimsel olarak kanıtlanamadı. Sevakin’deki durumda tam olarak budur. Burada cinlerle ilgili yaygın inanç, yerleşik bir kültür ve sosyal yabancılaşma durumundan kaynaklanmaktadır. Bu hikayelerin doğruluğunu sorgulamanın cinlerin öfkesine ve intikamına yol açacağı şeklindeki bir hurafe de Sevakin’deki durumun önünde bir başka engeli teşkil etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

 


İsrail'in önümüzdeki aşamadaki silahı “Gazzeli milisler”

Gazze şehrinde, İsrailli rehine cesetlerinin aranması operasyonu sırasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne ait bir aracın yakınlarında bekleyen silahlı bir Hamas üyesi, 2 Kasım 2025 (AFP)
Gazze şehrinde, İsrailli rehine cesetlerinin aranması operasyonu sırasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne ait bir aracın yakınlarında bekleyen silahlı bir Hamas üyesi, 2 Kasım 2025 (AFP)
TT

İsrail'in önümüzdeki aşamadaki silahı “Gazzeli milisler”

Gazze şehrinde, İsrailli rehine cesetlerinin aranması operasyonu sırasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne ait bir aracın yakınlarında bekleyen silahlı bir Hamas üyesi, 2 Kasım 2025 (AFP)
Gazze şehrinde, İsrailli rehine cesetlerinin aranması operasyonu sırasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne ait bir aracın yakınlarında bekleyen silahlı bir Hamas üyesi, 2 Kasım 2025 (AFP)

Salim er-Reyyis

Hamas'ın silahlarını teslim etmeyi kendi koşullarını dayatmaksızın kabul ettiği bir anlaşmaya varılamadığına dair haberler son birkaç haftada basında giderek daha fazla yer bulmaya başladı. Bu süreçte İsrail'in savaşa geri dönme ve Gazze ile halkına yönelik askeri saldırıları yeniden başlatma ihtimaline dair açıklamalar ve beklentiler de yoğunluk kazandı. Ancak İsrailli analistler, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş göz önünde bulundurulduğunda İsrail'in şimdilik savaşa dönmek yerine alternatif adımlar atabileceğine dikkati çektiler. Bunun yanında geçici ateşkesin ilan edilmesinin ardından dahi İsrail'in Lübnan'ın güneyinde askeri faaliyetlerini sürdürdüğü de vurgulandı.

Bu açıklama ve beklentilerin gölgesinde İsrail'in bombardıman operasyonları da yoğunluk kazandı. Saldırılar, Hamas'ın yönetimindeki İçişleri Bakanlığı'na bağlı polis araçlarını hedef alırken ordu, harekete ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları'na yakın güvenlik güçlerinin toplandığı noktaları da vurdu. İsrail ordusu hava saldırılarını artırmakla yetinmedi, bununla eş zamanlı olarak işgal ordusunun desteklediği yerel Filistinli milisler de Hamas kontrolündeki bölgelere baskın operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bu operasyonlar kapsamında Filistinliler öldürüldü ve kaçırıldı. Milisler ayrıca Filistinlilerin arasında sızdı ve onların aralarında dolaşarak Hamas'ın siyasi ve askeri liderlerini ölümle tehdit eden videolar çekti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'deki yerel milislerin çekirdeği, Ekim 2023'te patlak veren İsrail savaşının ilk aylarından itibaren oluşmaya başladı. Bu gruplar başlangıçta, yabancı ülkelerden Filistinlilere ulaştırılan insani yardım kamyonlarının geçtiği ana yolları tutan yağma, hırsızlık ve yol kesme çeteleriydi. Çeteler, İsrail askeri operasyonlarının yarattığı kaos ve güvenlik boşluğunun kaçınılmaz bir sonucu olarak günden güne büyüdü ve Gazze'nin güneyinde, ortasında ve kuzeyinde çeşitli bölgelere yayıldı. Bu güvenlik boşluğu, gerek Hamas liderliğindeki hükümet bünyesinde gerekse hareketin askeri kanadında görev yapan güvenlik personelini hedef alan İsrail operasyonlarından kaynaklanıyordu.

İsrail'in savaşı yeniden başlatıp kara kuvvetlerinin bölgeye yeniden sızmasıyla birlikte çeteler yardım malzemelerini daha büyük ölçekte yağmalamaya devam etti ve ardından ‘Terörle Mücadele Halk Ordusu’ adı altında kamuoyuna açıkça varlığını ilan etti.

Savaşın sürmesi ve İsrail ordusunun Gazze'nin geniş kesimlerini giderek daha fazla kontrolü altına almasıyla birlikte Yasir Ebu Şebab liderliğindeki bir grubun adı öne çıkmaya başladı. Refah'ın güneydoğusunda, binlerce aç insanın göç ve savaş koşullarında beklediği yardım kamyonları ile gıda maddelerinin can damarı olan Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı'nın yakınlarında konuşlanan bu grup, başta un yüklü olanlar olmak üzere onlarca kamyona el koydu. Bu durum kıtlığın artmasına önemli ölçüde katkıda bulundu. Hamas liderliğinin ve hatta bazı uluslararası kuruluşların o dönem yaptığı suçlamalara göre İsrail ordusu tüm bunları görmezden gelirken ne gruba saldırdı ne de faaliyetlerini engellemeye çalıştı.

fevfdv
İslami Cihad ve Hamas hareketlerinden silahlı kişiler, Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Lahiye beldesinde İsrailli bir rehineye ait kalıntıları taşırken, 3 Aralık 2025 (AFP)

Gazze’de geçtiğimiz yıl ocak ayında varılan ateşkes anlaşmasının ardından, yalnızca yaklaşık bir buçuk ay süren ve ardından çöken bu süreçte Hamas ve diğer grupların üyeleri, mevzilerine yönelik saldırılar nedeniyle bu gruplarla defalarca silahlı çatışmaya girdi. İsrail ordusunun çekilip sınır bölgelerine gerilediği bu dönemde yaşanan çatışmalar bir kısım militanın ölümüyle sonuçlandı; ancak grupların varlığı ve faaliyetleri sona erdirilemedi.

İsrail'in savaşı yeniden başlatıp kara kuvvetlerini özellikle Refah ile Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'un doğusuna yeniden sürmesiyle birlikte çeteler yardım malzemelerini çok daha büyük ölçekte yağmalamaya devam etti ve ardından ‘Terörle Mücadele Halk Ordusu’ adı altında kamuoyuna açıkça varlığını ilan etti.

Yedi ayı geride bırakan son ateşkesin ilanının ardından İsrail ordusu, tamamen kendi askeri kontrolü altında bulunan güneydeki Refah şehrinde Filistinli gruplara karşı operasyonlarını sürdürdü.

Geçtiğimiz yıl ekim ayında varılan ikinci ateşkesin ilanının ardından silahlı grupların, artık ‘milisler’ olarak anılan yapıların ortaya çıkış süreci hız kazandı. ‘Sarı hattın gerisindeki bölgeler’ olarak bilinen, yani İsrail ordusunun kontrolündeki alanlarda beş silahlı grup filizlendi. Bunlardan ilki, Yasir Ebu Şebab'ın liderliğinde Refah'ın doğusunda kuruldu; Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından grubun başına Gassan ed-Duheyni geçti. İkinci grup Husam el-Ustal komutasında Han Yunus’un doğusu merkezli olarak faaliyet gösteriyor. Şevki Ebu Nasira liderliğindeki üçüncü grup ise Gazze'nin orta kesimlerinde Deyr el-Belah'ın doğusunda konuşlu durumda. Kuzeyde ise iki ayrı grup bulunuyor. Bunlardan biri Rami Hales önderliğinde Gazze şehrinin doğusunda, diğeri Eşref el-Mensi komutasında daha kuzeyde faaliyet gösteriyor.

İsrail ordusu, yedi ayı geride bırakan son ateşkesin ilanının ardından tamamen kendi askeri kontrolü altında bulunan güneydeki Refah şehrinde Filistinli gruplara yönelik operasyonlarını sürdürdü. Bu dönemde İsrail ordusu, Hamas’ın geride kalan komutanlarını ve üyelerini tasfiye etmeye yönelik faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Ebu Şebab grubu ise ‘terörle mücadele’ gerekçesiyle bu operasyonlarda İsrail ordusuyla birlikte Hamas'ın peşine düştüğünü ileri sürdü. Bu durum, grubun İsrail ordusundan doğrudan askeri ve lojistik destek aldığını açıkça ortaya koydu. Ancak İsrail, bu desteği kamuoyu önünde açık ve net bir biçimde hiçbir zaman kabul etmedi.

dffdv
Gazze'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah'ta bulunan yerinden edilenlere ait bir kampın yakınlarında İsrail tarafından düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 25 Mart 2026 (AFP)

Ardından milislerin farklı bölgelerde gerçekleştirdiği operasyonlar birbirini izledi. Bu operasyonlar Gazze'nin orta kesimlerinde suikastlara odaklandı. Bunlar arasında Hamas güvenlik birimlerinin komutanlarından Ahmed Zemzem'in (Ebu el-Macid) Gazze'nin orta kesimlerindeki Mugazi Mülteci Kampı’nda Ebu Nasira grubundan iki ajan tarafından tabancayla öldürülmesi olayı öne çıktı. Gazze İçişleri Bakanlığı'nın 14 Aralık 2025 tarihinde gerçekleşen suikastın hemen ardından yakaladığı ajanlardan biriyle yürüttüğü soruşturma, bu bilgileri doğruladı.

Son dönemde Gazze'nin orta ve doğu kesimlerinde çok sayıda suikast ve kaçırma eylemi gerçekleştirildi. Bu eylemlerin arkasında milislerin askeri üstünlüğü değil, İsrail ordusunun doğrudan desteği yatıyor. İsrail ordusu, çete üyelerinin Gazze'nin güneyi, orta ve kuzey bölgelerindeki sivil alanlara baskın düzenlemesi sırasında hava desteği sağladı. Al-Majalla’nın görüştüğü gördü tanıklarının ifadelerine göre İsrail savaş uçakları, operasyonların yürütülmesi ve milislerin geri çekilmesine dek defalarca kez füzelerle ve ateş açarak sivillere saldırdı.

İnsani yardım alanında faaliyet gösteren kuruluşlar, özellikle de sahada çalışanlar, kendilerine dayatılan askeri güvenlik kaosunun hâkim olduğu bir ortamda çalışmaya yönelik işaretlere ve hazırladıkları planlara sahip.

Son baskın operasyonları sırasında yerel silahlı milislerle yakın temas kuran vatandaşların ifadelerine göre çeteler, bir kısmı yalnızca halk arasında dolaşarak görüntü almaya yönelik bu baskınlar sırasında büyük bir telaş yaşadı. Bu telaş, Gazze güvenlik güçlerinin olası bir saldırısına karşı duyulan kaygıdan kaynaklanıyordu. Ne var ki bu tür olaylar özellikle Han Yunus'ta defalarca kez tekrarlandı. Hamas'a bağlı güvenlik birlikleri, milislere ve araçlarına doğrudan ateş açtı. Al-Majalla’nın güvenlik kaynaklarından edindiği bilgilere göre bu çatışmalarda bir kısım milis hayatını kaybetti ya da yaralandı. İsrail ordusu ise çekilmelerini sağlamak için hava desteği sağladı.

zsdcds
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye’de yıkılmış binaların moloz yığınlarının olduğu bir caddede yerinden edilmiş Filistinliler, 6 Mayıs 2026 (AFP)

Sahadan elde edilen verilere göre İsrail'in yerel milisleri oluşturmaktaki amacı, onları Hamas kontrolündeki bölgelerde özel görevler üstlenen bir vekil güç olarak kullanmak. Bu görevler arasında özellikle gençlerin kaçırılarak İsrail ordusuna teslim edilmesi ve ardından Filistinli grupların faaliyetleri, yeniden toparlanma kabiliyetleri ve olası bir İsrail saldırısı halinde savaşa hazırlık düzeyleri hakkında istihbarat elde etmek amacıyla sorgulama ve gözaltı merkezlerine götürülmesi öne çıkıyor. Bunun yanı sıra milisler, İsrail'in İran ve Lübnan'a karşı sürdürdüğü savaşın yarattığı mevcut siyasi ve askeri koşullar çerçevesinde alternatif bir plan olarak da değerlendiriliyor.

İsrail ordusunun bu alternatif planı, İsrail hükümetinin Hamas'ın silahsızlandırılmasını gönüllü ya da zorla kabul etmesini sağlayacak bir anlaşma konusundaki sert tutumundan taviz vermemesi bağlamında şekilleniyor. Öte yandan kimliğinin gizli tutulması şartıyla Al-Majalla’ya konuşan uluslararası bir kuruluştan bir kaynağa göre Hamas, Kahire'deki müzakerelerde İsrail ordusunun Gazze'nin tamamından çekilmesi şartından geri adım atmıyor. Bu çıkmazlığın ortasında İsrail, önümüzdeki dönemde yoğun hava saldırıları düzenleyerek Gazze'de kasıtlı bir kaos ve güvenlik boşluğu ortamı yaratabilir. Buna paralel olarak milislerin iç bölgelere sızarak suikastlar düzenlemesine ve güvenlik kontrolünü ele geçirmesine zemin hazırlayabilir.

Aynı kaynak, özellikle insani yardım alanında faaliyet gösteren kuruluşların, ateşkesin aşamalarının tamamlanmasına ve nihayetinde Gazze Barış Konseyi’nin oluşturduğu Filistin Ulusal Geçiş Komitesi yönetimi devralarak yeniden yapılanma sürecini başlatana kadar, İsrail ordusu ve milislerin yol açtığı güvenlik kaosunun hâkim olduğu bir ortamda çalışmaya ilişkin sinyaller aldığını ve plan hazırlığı içinde olduğunu belirtti.


Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla
TT

Geçim baskıları ile Arap ülkeleriyle iş birliği fırsatları arasında Suriye ekonomisi

Görsel: Al-Majalla
Görsel: Al-Majalla

Hüseyin eş-Şara

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlerin ve sorunların giderek derinleştiği bu süreçte, gündeme gelen çeşitli olguların tartışılması ve ülkelerin krizlerden etkilenme boyutundaki belirgin farklılıkların ortaya konması giderek daha fazla önem kazanıyor.

Zengin ülkeler ile fakir ya da gelişmekte olan ülkeler, gerek gelir düzeyi ve mevcut imkânlar gerekse sosyal ve ekonomik koruma mekanizmaları açısından birbirinden keskin biçimde ayrışıyor. Bu farklılık, söz konusu krizlerin vatandaşlar ve toplum üzerindeki yansımalarını da doğrudan belirliyor. Bu nedenle ülkelerin gerçek gelirlerini ve bu gelirlerin vatandaşların yaşam standardına nasıl yansıdığını incelemek büyük önem taşıyor. Ekonomik ve kalkınma açısından istikrara kavuşmuş ülkeler, fiyat hareketlerini ve bu hareketlerin gelir göstergeleriyle ilişkisini ölçmek için hassas endeksler kullanıyor.

Gelişmiş ülkeler, ekonominin çeşitli boyutlarını, tüketim göstergelerini ve fiyat hareketlerini ele alan belgelenmiş araştırmalara dayanarak açık sonuçlara ulaşıyor. Bu süreçte, toplumsal kesimler arasındaki yapısal farklılıkları ve bireyler ile topluluklar arasındaki gelir eşitsizliklerini gözetebilen köklü analiz mekanizmalarına başvuruyorlar.

Arap dünyasında kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre serbest piyasa ekonomisini benimseyen ülkelerin büyük çoğunluğunda devlet, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından benimsenen siyasi, ekonomik ve sosyal sistemin doğasının çizdiği sınırlar dahilinde müdahalede bulunuyor. Bu çerçevede kâr ve yatırım hem amaç hem araç olarak kabul ediliyor. Fakat bunlar her zaman anayasa, yürürlükteki yasalar ve yerleşik gelenekler çerçevesinde hayata geçiriliyor.

Büyümeyi artırmak ve rekabeti güçlendirmek

Bu doğrultuda odak noktası her zaman pazarları genişletmek, iç ve dış hareketliliği canlandırmak ve böylece rekabetin kamu yararını en geniş kesime yaymasını sağlamak oldu; zira pazar herkese açıktır. Bu nedenle sermaye sürekli yeni fırsatlar ve pazarlar aradığından, ABD ve genel olarak Batılı şirketlerin farklı pazarlara yayılmasına dünya genelinde geniş çapta tanıklık edildi.

ABD ve Avrupa dışında ise Latin Amerika'da Meksika, Brezilya, Şili ve Arjantin; Afrika'da Güney Afrika, Ruanda, Nijerya ve kıtanın kuzeyinde başta Mısır olmak üzere pek çok ülke; Okyanusya'da Avustralya ve Yeni Zelanda; Asya'da ise Endonezya, Tayvan, Singapur, Çin, Japonya, Güney Kore, Malezya ve Asya'nın yedi kaplanı üretken pazarlar olarak öne çıktı. Bu ülkeler zaman zaman ağır geri adımlar yaşasa da ekonomik rotalarını düzeltme yolunu seçtiler.

sx sc
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman, Cidde'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı kabul etti, 21 Nisan 2026 (AFP)

Arap dünyasında ise kayda değer nüfus kitlesi, büyük pazarlar ve muazzam petrol ile doğal gaz üretimine karşın tarımsal, sınai ve hizmet sektörü üretimi halen yeni pazarlara açılmayı bekliyor. Bu tıpkı, ‘Asya'nın Yedi Kaplanı’nın 1980'li ve 1990'lı yıllarda petrol gelirlerini hem yurt içinde hem yurt dışında etkin biçimde değerlendirerek gerçekleştirdiği atılımı gibi.

Suudi Arabistan, sanayileri yerli kaynaklarla beslemek, araştırma merkezleri kurmak ve dijital ekonomiye entegre olmak için yoğun çaba harcıyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman liderliğinde hayata geçirilen ‘Vizyon 2030’ projesi, Suudi Arabistan’ın gelişmiş ülkeler arasına katılma, ulusal gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve vatandaşların yaşam standartlarını yükseltme yönündeki stratejik çizgisini somutlaştırıyor. Nihai olarak ekonomiyi daha üretken, rekabetçi ve dinamik bir yapıya kavuşturmak hedefleniyor.

Körfez'den Arap ülkelerine uzanan bir genişleme ve atılım zorunluluğu, iş birliği ile yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak şekilde genişletmek için elzem, çünkü bu coğrafyada değerlendirilmeyi ve kullanılmayı bekleyen zenginlikler ve birikimler mevcut.

Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Umman ve Bahreyn gibi diğer Körfez ülkeleri de Suudi Arabistan'ın izinden gidiyor. Yüksek gelirlere sahip olan bu ülkeler, güçlerini birleştirdikleri takdirde kayda değer bir nüfus kitlesini temsil ediyor. Bununla birlikte ulusal kadroların yüksek nitelik düzeyi, ilerleme ve güçlenme çarkına girişi kolaylaştırıyor. Zira nitelikli insan kaynağı, gelişmiş dünyaya açılan kapının anahtarı.

Bu nedenle Körfez'den Arap ülkelerine yayılan bir genişleme ve atılım zorunlu hale geliyor. İş birliği ve yatırım ufuklarını herkesin yararına olacak biçimde genişletmek için coğrafyanın sunduğu zenginlikler ve birikimler değerlendirilmeli. Mısır'da büyük pratik potansiyeller bulunurken Sudan'da tarıma elverişli geniş araziler uzanıyor.

Arap ülkeleri arasında ulaşım ve bağlantı sorunu

Arap Mağrib bölgesi için de durum aynı. Cezayir ve Libya zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahipken Doğu Arap dünyası, Şam bölgesi ve Irak, bilimsel, tarımsal ve hizmet alanında nitelikli insan gücü, petrol zenginlikleri ve Arap dünyasını Türkiye, Avrupa ile Doğu'ya bağlayan kritik bir ulaşım kavşağı konumunda bulunuyor. Suriye, İpek Yolu güzergahı üzerinde yer alıyor ve Uzak Doğu, Orta Asya, Rusya ile Doğu ve Batı Avrupa'ya uzanan üç kıtanın buluşma noktasını oluşturuyor. Bölgesel sularda ise keşfedilmeyi bekleyen zenginlikler yatıyor.

Tüm bu potansiyeller, son elli yılda kayda değer bir sonuç veremeyen sınırlı ülke bazlı kalkınma anlayışından sıyrılarak harekete geçirilmeyi bekliyor. Bu başarısızlığın ardında temkinlilik, güvensizlik, Batı'ya ve dışa açılmaya duyulan çekince ile dar eğilimlerin egemenliği yatıyor.

Yoksulluk ve yoksunluğun giderek yaygınlaşması, yapısal dengesizlikleri giderecek stratejik girişimlerin yokluğuyla birleşiyor. Oysa bölge, ilerleme ve kalkınma için büyük bir potansiyele sahip; bu potansiyel, bağımlılık ve atalet yükünden kurtulmak için yeterli donanımı sunuyor.

Demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması, mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve Arap ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından üstlendiği kritik rol nedeniyle en öncelikli hedefler arasında yer alıyor.

Bu noktada söz konusu potansiyellerin nasıl değerlendirileceğini yeniden düşünmenin ve Arap yurdu içindeki ortak çıkarlar üzerine araştırmaları derinleştirmenin önemi bir kez daha belirginleşiyor. Çünkü pek çok ülke geniş iş birliği alanları ve umut vadeden fırsatlar barındırıyor.

Ortak Arap çıkarlarını ön plana almak

Artık ülkelerimizin ve halklarımızın ortak çıkarlarına her şeyin önünde öncelik tanınması gerektiği konusunda bir kanıya varmış bulunuyoruz. Bu perspektiften bakıldığında, demiryolu ve karayolu ağlarının geliştirilmesi ve birbirine bağlanması en öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Mesafeleri kısaltma, mal ve sermaye akışını kolaylaştırma ve ekonomik entegrasyon süreçlerine katkı sağlama açısından bu ağların taşıdığı ağırlık tartışmasız. Bu bağlamda Suudi Arabistan'ı Şam bölgesiyle ve oradan Türkiye ile Avrupa'ya bağlayan mevcut ve planlanan demiryolu hatları bu yöndeki ilk somut adımı oluşturuyor. Uluslararası karayollarının geliştirilmesi ise bu entegrasyonu destekleyen tamamlayıcı bir güzergah olarak öne çıkıyor.

xcsdvsdv
Suriye'nin Tartus bölgesinde petrol boru hatlarının yanında duran bir Suriyeli işçi, 1 Eylül 2025 (Reuters)

Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'daki petrol ve doğalgaz üretim bölgelerini Akdeniz'e bağlamaya yönelik yeni-eski eğilim de cesaretlendirici bir adım niteliği taşıyor. Bu sayede söz konusu zenginlikler, Hürmüz Boğazı'nın tek geçiş koridoruna bağımlılıktan kurtarılabilir ve boğaz üzerindeki uluslararası güçlerin ya da İran'ın denetiminden bağımsız bir alternatif oluşturulabilir. Bunun yanı sıra petrol ve doğalgaz üretim kapasitesinin artırılmasına ve Ürdün, Suriye ile Lübnan gibi transit ülkelerin bu hatlardan sağladığı faydanın güçlendirilmesine de katkı sağlar. Bu mesele aslında yeni değil. Kökleri 1950'lere, Suudi Arabistan'ın Bukayk (Abkayk) bölgesini Lübnan'ın Zehrani Limanı'na bağlayan Trans Arabistan Petrol Boru Hattı (Tapline) projesine dayanıyor. Tapline, İsrail işgali altındaki Suriye toprakları Golan Tepeleri’nden geçmesi ve Lübnan'daki savaşlar nedeniyle 1967 savaşının ardından devre dışı kaldı.

Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, ekonominin gereksinimleri, bütçe dengesi ve sosyal boyut arasındaki dengeyi gözetecek biçimde mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi.

Tüm bunların yanında iki petrol boru hattı daha mevcut. Bunlardan biri Kerkük'ten Banyas'a, diğeri Lübnan'daki Trablus'a uzanıyor. Bu hatların yenilenmesi ve Basra’daki petrol sahalarından Suriye'nin Banyas Limanı’na uzanacak yeni hatların eklenmesi giderek daha acil bir ihtiyaç haline geliyor. Hedef, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petrolünün Ürdün ve Suriye üzerinden taşıma kapasitesini günlük 8 milyon varile çıkarmak.

İstikrarın anahtarı olarak gelir kaynaklarının geliştirilmesi

Bu bağlamı genişlettiğimizde, Ürdün ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerinde toplam ya da net ulusal gelir ile vatandaşın bireysel gelir düzeyi arasında, özellikle elektrik ve petrol ürünleri gibi temel mal fiyatları söz konusu olduğunda, dikkat çekici bir uçurum bulunduğu görülüyor. Bu durum, vatandaş ile devlet arasındaki genel tabloyu yeniden karmaşık bir hale getiriyor. Devletin kendi hesapları ve öncelikleri varken vatandaş, mütevazı gelirleriyle asgari ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını sormaktan kendini alamıyor.

sdvdfv
Şam'ın eski şehir bölgesindeki Buzuriye Çarşısı, 16 Ocak 2026 (AFP)

Tüm bu verilerden hareketle, Suriye ekonomisinin geçim baskıları, giderek derinleşen gelir uçurumu, gerileyen satın alma gücü ve mevcut ekonomik dönüşümler içinde tırmanan fiyatlar karşısında yaşadığı sıkıntı, Arap ülkeleriyle iş birliği yollarının güçlendirilmesini olası çözümlere açılan önemli bir kapı olarak zorunlu kılıyor. Bu yönelim, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 95'ini oluşturan dar gelirli kesimlerin mütevazı gelirlerini eritip tüketen fiyat artışlarıyla baş edebilmesi için onların koşullarını iyileştirmeye öncelik verilmesi gerektiği düşünüldüğünde ayrı bir önem kazanıyor. Bu bağlamda devletin mevcut potansiyelleri yeniden değerlendirme ve hem vatandaş üzerinde hem de toplumsal istikrar üzerinde doğrudan etki yaratacak daha etkili ekonomik alternatifler arama sorumluluğu da belirginleşiyor.

Herhangi bir ülkede gelir kaynaklarının geliştirilmesi, toplam ulusal gelirin artırılmasına ve bireysel gelir düzeyinin yükseltilmesine doğrudan yansıyor. Öte yandan Suriye'de fiyat politikalarından sorumlu yetkili kurumların, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mevcut yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi. Bu durum, pazar ve ekonominin gereksinimleri ile sosyal boyut arasındaki dengeyi sağlayacak ve her türlü kalkınma sürecinin temel hedefi olan vatandaşın çıkarına hizmet edecek bir adım olarak öne çıkıyor.


Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
TT

Irak, İsrail'in geçici bir konuşlandırma yaptığını kabul etti

Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)
Dün Irak'ın güneyindeki Kerbela çölünde "egemenliğin tesis edilmesi" operasyonu sırasında Halk Seferberlik Güçleri'ne bağlı bir birlik (Örgütün internet sitesi)

Irak ordusundan üst düzey bir subay, geçtiğimiz mart ayında Necef Çölü’ne çıkarma yapan gücün, Amerikan silahları kullanan İsrail birlikleri olduğunu itiraf etti. Yetkili, Irak güçlerinin bölgenin tespit edilmesinin ardından derhal harekete geçtiğini ancak 48 saatten kısa bir süre içinde askeri üsse dair herhangi bir ize rastlanmadığını belirtti.

Kerbela Operasyon Komutanı Korgeneral Ali el-Haşimi, dün yaptığı basın açıklamalarında, güvenlik güçlerinin hareketliliği izledikten sonra çıkarma bölgesine hızla ulaştığını ifade etti.

Irak hükümeti daha önce yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin "kimliği belirsiz" bir grupla çatışmaya girdiğini ve söz konusu grubu hava desteği altında geri çekilmeye zorladığını duyurmuştu. Hükümet, halihazırda ülke topraklarında herhangi bir yabancı askeri üs veya gücün bulunmadığını vurguladı.

Gelişmelerin ardından Haşdi Şabi güçleri, Necef ve Kerbela çöllerinin yanı sıra Nuhayb ile bağlantılı güzergâhın güvenliğini sağlamak amacıyla "Egemenliğin Tesisi" adı verilen geniş kapsamlı bir operasyon başlattıklarını duyurdu.