Delta varyantı dünyayı korkutmaya devam ediyor

Varyanta yönelik merak edilenlerin çoğu henüz cevaplanmadı

Mumbai sakinleri Delta varyantından korkarak aşı olmak için sıraya girerken (AFP)
Mumbai sakinleri Delta varyantından korkarak aşı olmak için sıraya girerken (AFP)
TT

Delta varyantı dünyayı korkutmaya devam ediyor

Mumbai sakinleri Delta varyantından korkarak aşı olmak için sıraya girerken (AFP)
Mumbai sakinleri Delta varyantından korkarak aşı olmak için sıraya girerken (AFP)

Koronavirüsün ilk kez Hindistan’da keşfedilen varyantı Delta, diğer varyantlardan daha bulaşıcı olması ve birden fazla ülkede hızla yayılması ile küresel olarak büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Bilimsel konularda uzmanlaşmış olan ABD’li yazar Faye Flam, Bloomberg News’in yayınladığı bir raporda, mutasyona uğramış Delta varyantının pandemi çerçevesinde yeni korku hikayesi oluşturduğunu belirtti. Flam varyantın ABD’de ölüm sayısında veya hastaneye yatışlarda bir artışa neden olmadığını ancak ülkede bulunduğuna yönelik haberlerin, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarına gölge düşürdüğünü söyledi.
Halk sağlığı uzmanlarının tepkisi şaşırtıcıydı, zira çelişkili öneriler, bilgiler ve tutarsız görünen bilimsel gerçekler yayınladılar. Sonuç olarak ise, Kovid-19 pandemisinin ilk aşamalarında olduğu gibi, gereksiz bir kafa karışıklığı ve öfke ortamının oluşması oldu.
Aşılı kişilerin koruyucu maske takması gerekip gerekmediği gibi soruların cevapları, bu soruların kime yönlendirildiğine göre değişiyor. Aynı şekilde ekonomik hayatın normale dönme ihtimaline ilişkin uzmanlar görüşleri de farklılık gösteriyor.

Yerel koşullar
Bazı uzmanlar bu sorunların yerel koşullara bağlı olduklarını söylüyorlar. Beyaz Saray Sağlık Danışmanı Dr. Anthony Fauci aşılama oranı düşük vaka sayılarının ise yüksek olduğu Alabama Eyaleti’nde herkesin maske takması gerektiğini söylüyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) Başkanı Rochelle Walensky, aşılama oranın üçte birin altında olduğu tüm topluluklarda kapalı alanlarda maske takmasını tavsiyesinde bulundu. Bununla birlikte Los Angeles, nispeten yüksek bir aşılama oranına sahip olmasına rağmen aşılı kişilerin de maske takmasını istiyor.
İlk kez Hindistan’da keşfedilen Delta varyantı, İngiltere’de keşfedilen Alfa varyantından daha bulaşıcı bir varyant. Söz konusu varyant, son derece bulaşıcı olması sebebiyle geçen baharda çift maske takma çağrılarına neden olmuştu. Delta, ABD halk sağlığı yetkililerinin, koronavirüse karşı güvenlikleri konusunda insanlara tek tip davranış standartlarına uymaları çağrıları yapmak yerine, kendi kararlarını vermeye teşvik ettiği sırada bir tehdit olarak ortaya çıktı.
Maske kullanımı
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) Mayıs ayında maske kullanımına ilişkin tavsiyelerini hafifletti, CDC Başkanı Rochelle Walensky, aşı dozları tam olan kişilerin pandemi nedeniyle yapmayı bıraktıkları şeyleri yapmaya başlayabileceklerini açıkladı. Bu tutum değişikliğinin ardında, Delta da dahil olmak üzere tüm Kovid-19 varyantlarına karşı etkili görünen son derece etkili aşılar vardı. Bununla birlikte kişisel sorumluluğa odaklanmaya geçilmesi, politik ve ahlaki bir değişimi temsil ediyor. Bu nedenle, tavsiyelerin ve kuralların farklı olması, şaşırtıcı değil. Dünya Sağlık Örgütü WHO, aşılı kişilerin de kapalı alanların çoğunda maske takmaları gerektiğini belirterek Los Angeles’a katılıyor ancak CDC maske takma kararlarının bölgelere, şirketlere ve bireylere bırakılması gerektiğini belirtiyor.
Walensky ABD’deki aşıların dünyanın çoğu yerinden çok daha fazla olduğunu ve bazı eyaletlerde diğerlerine göre daha geniş çapta olarak kullanıldığını açıkladı. Bu nedenle CDC ile WHO’nu tavsiyelerinin bilimsel olarak desteklendiği söylenebilir. Ancak bilim aynı zamanda, aşılanmış kişilerin, Delta varyantı ile enfekte olsalar bile ciddi semptomlar geliştirmelerinin ve başkalarına bulaştırma ihtimalinin çok düşük olduğunu da gösteriyor.
Bu bilimin başlı başına doğru bir halk sağlığı politikası için bir formül sunmamasının sebebidir. Viroloji ve epidemiyoloji bilimleri, insanlara bir şeyin ne kadar tehlikeli olduğuna dair bir tahmin verebilir.  Ancak sınırı aşan risklerin büyüklüğünü veya büyük bir yük uygulayan hafifletme önlemlerinin hangileri olduğunu belirtemezler.
İngiltere’deki St Andrews Üniversitesi’nde enfeksiyon hastalıkları uzmanı Müge Çevik, aşı dozlarının tamamı yapıldıktan sonra enfeksiyon riskinin yüzde 60 ila yüzde 80 oranında düştüğünü gösteren veriler olduğunu söyledi. Bu, şüphesiz bir şekilde Delta varyantının etkili olduğu yerlerde hastanelerdeki yoğunluğun ve ölümlerin niçin artmadığını açıklıyor.

Gençlerin aşılanması
Yazar şu soruyor: Kimler enfeksiyon karşısında savunmasız? Çevik bu soruya, aşısız gençlerin yanı sıra virüse karşı en büyük tehlikede olan mesleklerin taksicilik, otobüs şoförlüğü ve otelcilik sektöründe çalışanlar olduğunu söylüyor ve bu sektörlerde çalışan kişilerden çok azının aşılandığını söylüyor. Maruz kaldıkları tehlike, her gün kapalı alanlarda çok sayıda insanla uzun süreli temas kurmalarından kaynaklanıyor. Çevik aşı olan ve daha sonra enfekte olan kişilerden neredeyse hiçbirinin ciddi bir hastalık geliştirme tehlikesinin olmadığını söylüyor.
Dünyanın genelindeki maske kullanımı savunan kişiler, maske kullanımının vakaların arttığı ve aşıların yaygın olmadığı 2020’de değerli bir strateji olduğunu ancak ne kadar kişinin maske takmasının yardımcı olduğunun hala iyi bir şekilde belirlenmediğini belirttiler. Maske kullanımı için sert bir baskı uygulayan iki doktor, o dönemde Mayıs 2021’e kadar ABD’de maskelere ihtiyaç kalmayacağını söylemişlerdi. Çevik, Delta varyantı ile ilgili en büyük sorunun aşılama oranlarının düşük olduğu ülkelerde yaşanacağını söyledi. ABD’de de varyantın asıl etkisi aşı olmamış kişiler üzerinde olacak zira varyantın artan bulaşma gücü, sürü bağışıklığı tarafından dolaylı olarak korunma olasılıklarının daha düşük olmasına neden olacak.
Bununla birlikte, uzmanlar nüfusun yarısından fazlasının aşılandığı ve enfeksiyon geçirenler arasında yaşlılar veya hastaların oranının yüksek olduğu eyaletlerde yeni bir ölüm dalgasını veya yoğun bakım ünitelerinde kalabalık oluşmasını beklemiyor. Aşılanmış bazı kişilerin hafif bir enfeksiyonun ardından uzun süreli komplikasyonlar geliştirmesi veya immünospresif ilaçlar kullanan kişilerde bazı ciddi enfeksiyon gelişmesi teorik olarak hala mümkün olarak kalıyor. Dolayısı ile tehlike sona ermiş değil ancak delta varyantı bizi 2020’ye geri götürmesi de söz konusu değil.



Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS