Kazımi - Biden görüşmesinin gündeminde 2008 anlaşmasına geri dönüş var

Sünni ve Kürt bileşenler Kazımi’nin ABD’deki adımlarına destek veriyorlar.

Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi. (Reuters)
Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi. (Reuters)
TT

Kazımi - Biden görüşmesinin gündeminde 2008 anlaşmasına geri dönüş var

Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi. (Reuters)
Irak Başbakanı Mustafa El-Kazımi. (Reuters)

ABD’nin Irak’ta 2003 yılında gerçekleştirdiği değişiklikten sonra geçen 18 yılda, tüm Irak devlet başkanları (Gazi El Yaver, Celal Talabani, Fuad Masum ve Berham Salih), tüm başbakanlar (İyad Allavi, Ibrahim El Caferi, Nuri El Maliki, Haydar İbadi, Adil Abdulmehdi ve Mustafa El Kazımi) ve tüm dışişleri bakanları (Hoşyar Zebari, Muhammed Ali El Hakim ve Fuad Hüseyin) Washington'ı ziyaret ettiler. Aynı süreçte ABD’nin tüm başkanları da Irak'a geldi (Ayn el-Esed üssüne inen George Bush Jr. Barack Obama ve Donald Trump). Şu anki başkan Joe Biden da Irak dosyasından sorumlu senatör, Obama'nın Başkan Yardımcısı ve Irak işlerinde uzman olarak Irak'ı onlarca kez ziyaret etti. Biden ülkesinin başkanlığını devraldığında, tüm Iraklı liderlerin yayınladığı fotoğraflara göre herkesle dostane ilişkileri bulunuyor.
Bu gezilerin çoğunda Irak ve ABD tarafları arasındaki temaslar oldukça samimi ve dostane bir havada geçmesine rağmen ilişkiler hiçbir zaman istenilen düzeyde olmadı. Bush, Irak'a bir fatih olarak gelir, istediği yere inerdi. Hatta 2007’de tüm Iraklı liderleri Ayn el-Esed Üssü önünde oturmaya çağırdığında Sahvat’ın (Irak’taki Uyanış) lideri Abdulsettar Ebu Rişa da onun yanına oturmuştu. Amerikalı lider David Petraeus’un kurduğu Sahvat sayesinde El Kaide Irak’tan kovulmuştu. Ebu Rişa, Bush'un yanında oturduktan birkaç gün sonra yaşamını yitirince Iraklı liderlerin geri kalanı, İran ile ilişkiler kurarak ABD yönetimine karşı pozisyonlarını değiştirmeye başladılar.
Başkan Obama, 2008 yılında eski Irak Başbakan Nuri el-Maliki ile imzaladığı ve 2011 yılının sonunda ABD’nin Irak’tan çekilmesi maddesini de içeren bir anlaşma ile iki ülke arasındaki ilişki seviyesini yükseltmeye çalışan neredeyse tek kişidir.
Iraklı ve Amerikalı liderler arasında veda ve kabul törenleri ve karşılıklı ziyaretler yapılırken şimdiki Başbakan Mustafa El-Kazımi birinci, hatta ikinci hattın liderleri arasında bile değildi. Kendisi bu tutkuya uygun bir konum arayan hırslı bir gazeteciydi. 2016 yılında eski Başbakan Haydar el-İbadi, İran kendisini istihbarat servisinin başına geçirdiğinde ona istediği şeyi vermiş oldu. İran ile ilişkilerin arttığı, buna paralel olarak Amerika ile ilişkilerin gerilediği, Şii liderlerinin çoğunun ABD ile yapılan toplantı ve ziyaret yerlerinden çekilmeye başladığı dönemde ofis odalarında ve salonlarda sadece Sünni ve Kürt liderlerin fotoğrafları görülmeye başlandı. 3 Ocak 2020’ye geldiğimizde, o dönemde Amerikalılarla yapılan karşılıklı ziyaretler, görüşmeler ve kutlamalardan sonra düzenlenen bir ABD saldırısı ile önde gelen iki Şii lider, Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El Mühendis öldürüldü. Olaydan üç gün sonra Irak parlamentosunun kubbesi altında daha önce görülmemiş bir Şii-Sünni-Kürt ayrışması görüldü. Tüm Şii blokları ve partileri ABD güçlerinin Irak'tan çıkarılması için oy verirken Sünniler ve Kürtler bu karara karşı çıktılar. Irak'ta “Amerikan işgali” de dahil olmak üzere tüm siyasi söylemlerinde, hatta müzakere edilemez gibi görünen konularda bile özellikle Şiiler tarafından kaynaklanan bir fikir ayrılığı hakim. Artık ulusal bir fikir birliği yok. Özellikle siyaset sahnesine ve bölgeye hakim olmayı başaran İran'a bağlı Şii grupların perspektifinden bakıldığında, Amerikalı liderlerle fotoğraf albümüne sahip olan bir kısmı, onları ofis odalarından veya salonlarından çıkarmak isterken bir kısmı ise “isyan çıkarmak” için bu fotoğrafları sosyal medyada yayınlamaya devam ediyor. Halkı kızdırmak ve nefret toplamak için ara ara bu fotoğrafları paylaşıyorlar.
Kazımi, Washington'a yaptığı tartışmalı gezi ve beklentiler öncesinde isyancıların vatandaşlara hizmet etmek için çalışmasına izin vermediğinden şikayet etti. Geçen hafta Sadr şehrinde meydana gelen bombalı saldırılarda yaralananları ziyaretinde de aynı konuya değinmişti. Irak siyasi söyleminde kelime oyunlarının kullanılması, hem korkudan teşhis konulamamasından hem de daha fazla şüpheden sakınmak istemekten dolayı doğal bir mesele olarak görülse de Kazımi'nin “isyancılar” terimiyle öne sürdüğü şey, kelime oyunu açısından yenidir. Kazımi’nin selefleri el-Maliki, el-İbadi ve Abdulmehdi gibi hükümet başkanları da terimlerle kelime oyunu yapma hususunda son derece yeteneklilerdi. Son dönemde sosyal medyada eleştiri ve alay malzemesi yapılan konularda kullanılan “bazıları” sözü de bu kelime oyunlarından biri.
Kazımi'nin Washington temaslarındaki programı, farklı Irak bileşenleri arasında, ABD’nin Irak’taki varlığına dair birçok kelime oyunu ile yüklü olsa da Kazımi'nin bu ziyaret sırasında ulaşmak istediği tek yaklaşım 2008 yılında Obama ve Nuri el Maliki döneminde Irak ile ABD arasında imzalanan stratejik çerçeve anlaşmasını hayata geçirmek. Böylece ABD-Irak ilişkilerini geçmişte olduğu seviyeye çıkarmak istiyor. Ancak bu yaklaşım, "isyancıların" Kazımi'den ABD’nin  koşulsuz geri çekilmek istemeleriyle çelişiyor. Kürtler ve Sünniler ise bunun tam tersini düşünüyorlar. Kürtler, Irak'taki bir iç savaşın sonuçlarına veya Afganistan senaryosuna benzer bir senaryoya karşı uyarıda bulunurken Sünniler ABD'nin Irak'tan çekilmesinin İran'a bağlı silahlı grupları güçlendireceği görüşündeler.
Buna ek olarak, Irak Parlamentosu’ndaki eski milletvekili ve Tekaddüm Partisi lideri Haydar el-Molla, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“ABD ile yürütülen stratejik diyalog görüşmeleri sırasında tüm siyasi blokların Kazımi’yi desteklemesi çok önemli. Irak'ın bazı komşu ülkelerin müdahalesinden kurtulmak için güçlü ülkeler ile ortaklık kurmaya ihtiyacı var. Irak bir dizi siyasi, güvenlik, sağlık ve ekonomik krizden muzdarip. ABD gibi güçlü bir ülke ile ortaklık Irak'ın krizlerinden kurtulmasına yardımcı olabilir. Irak bölgesel müdahalelerden zarar görüyor. Dolayısıyla bu ortaklık Irak’ın iç işlerine bu tür bir müdahalelerin de önünü kesecektir.”



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.