Tunus’ta ordu Kartaca Sarayı'ndan yana tavır aldı

Tunus Cumhurbaşkanı, savunma ve adalet bakanlarını görevden aldı. Arap Birliği ise ‘içinde bulunulan çalkantılı sürecin bir an önce atlatılması’ çağrısında bulundu

Başkent Tunus sokaklarında, Cumhurbaşkanı Said'in Başbakanı görevden alma ve parlamento çalışmalarını dondurma kararını kutlayan Tunuslular (AP)
Başkent Tunus sokaklarında, Cumhurbaşkanı Said'in Başbakanı görevden alma ve parlamento çalışmalarını dondurma kararını kutlayan Tunuslular (AP)
TT

Tunus’ta ordu Kartaca Sarayı'ndan yana tavır aldı

Başkent Tunus sokaklarında, Cumhurbaşkanı Said'in Başbakanı görevden alma ve parlamento çalışmalarını dondurma kararını kutlayan Tunuslular (AP)
Başkent Tunus sokaklarında, Cumhurbaşkanı Said'in Başbakanı görevden alma ve parlamento çalışmalarını dondurma kararını kutlayan Tunuslular (AP)

Tunus ordusu, Cumhurbaşkanı Kays Said’in Meclis Başkanı Raşid Gannuşi ve Başbakan Hişam el-Meşişi ile yaşadığı anlaşmazlıkta Cumhurbaşkanı’nın yanında yer aldı. Öte yandan Cumhurbaşkanı Said, Savunma Bakanı İbrahim el-Birtaci ve Adalet Bakanlığı görevini vekaleten yürüten Husna bin Süleyman'ı görevden aldığını duyurdu. Aynı şekilde İçişleri Bakanlığı işlerinin idaresinden sorumlu Başbakan Hişam Meşişi’yi de görevden alan Cumhurbaşkanı Said, ülkede anayasal krize neden olan bir kararla parlamentonun çalışmalarının dondurma kararından bir gün sonra İçişleri Bakanlığı görevini vekaleten yürütmek üzere kendisine yakınlığıyla bilinen Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Birimi Genel Müdürü Halid el-Yahyavi’yi görevlendirdi.
Cumhurbaşkanlığından dün yapılan yazılı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Said, İçişleri Bakanlığı işlerinin idaresinden sorumlu Başbakan Hişam Meşişi, Savunma Bakanı İbrahim el-Bertaci, Adalet Bakanlığı görevini vekaleten yürüten Husna bin Süleyman’ı görevden alan bir kararname çıkardı” ifadeleri yer aldı.
Tunus Cumhurbaşkanı Said’in son günde aldığı ve sık sık tartıştığı Meclis Başkanı Raşid Gannuşi ile bir yıl önce hükümeti kurma görevi verdiği, ancak kendisiyle aynı fikirde olmayan Başbakan Meşişi’nin liderleri oldukları (İslami eğilimli) Nahda Hareketi ve (liberal çizgideki) Tunus’un Kalbi partilerinin ‘siyasi ve parlamenter bir kuşak’ ile ittifak halinde oldukları parlamentonun devrilmesine yol açan kararlar, gözlemcileri ve karar vericileri şaşkına uğrattı.
Tunuslu partilerin çoğunun, Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararları anayasanın ‘ciddi bir ihlali’ olarak tanımlayarak kınamalarına, birkaç parti ve insan hakları aktivisti tarafından yapılan gösteri çağrılarına rağmen İlerici Demokratik Parti’den eski Bölgesel Kalkınma Bakanı ve eski muhalefet lideri Ahmed Necib Şebbi’ye göre olayların hızla devam etmesi, ‘yeni bir gerçekliğin’ karar vericilere kendisini kabullendireceğini ve ‘eski siyaset sahnesine’ dönüşün artık mümkün olmadığını ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Said ve muhalefetin kararlarını destekleyen siyasi partilerin söylemlerinde değişim, ‘ılımlılık’ ile ‘pragmatizm ve gerçekçilik’ eğilimi gösteriyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki, Nahda Hareketi, Tunus’un Kalbi Partisi, El-Kerame (Onur) Koalisyonu, Demokratik Akım Partisi ve Tunus İşçi Partisi liderleri, Cumhurbaşkanı Kays Said'in kararlarını, ‘anayasaya ve meşruiyete karşı darbe’ olarak gördüklerini ve kınadıklarını ifade eden açıklamalarda bulundular. Ancak ordunun, ‘herhangi bir direnişle karşılaşmadan’ parlamento binası, başbakanlık binası ve bazı medya organlarının merkezleri dahil olmak üzere stratejik yerleri ele geçirmeyi başardığı doğrulandığında, taraflar yavaş yavaş tonlarını değiştirdiler.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Başbakan Hişam el-Meşişi ile hükümete ve meclis başkanlığına yakın olan Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı'nın üst düzey kadrolarından oluşan bir grubun, davet edildikleri Kartaca Sarayı’na ‘istifalarını sunduklarını’ belirttiler. Kaynaklara göre bu adımı, bakanlıkların genel sekreterleri ile idari ve mali işlerden sorumlu üst düzey yetkililerin kurumlarının işleyişini takip etmek üzere ‘yeni başbakan atanana kadar’ görevlendirilmesi başta olmak üzere diğer kararlar izledi.
Meşişi’nin yerine geçmek üzere aday gösterilen isimler arasında, Meşişi’nin geçtiğimiz Ocak ayında görevden aldığı eski İçişleri Bakanı Tevfik Şerafeddin’in olduğu bildirildi. Bu görevden alma adımı, İçişleri Bakanlığı'ndaki Kartaca Sarayı'na yakın çok sayıda kişinin de görevden alınmasıyla sonuçlandığından, Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasındaki anlaşmazlığın derinleşmesinin başlıca nedenlerinden biri oldu. Şerafeddin’in yeni hükümeti kurmakla görevlendirilse de görevlendirilmese de, yeni başbakanın cumhurbaşkanına yüzde 100 sadık bir isim olması bekleniyor. Gözlemcilere göre, siyasi veya ekonomik bir isme bu görev verilebilir. Başbakanlık için ismi geçenler arasında Cumhurbaşkanlığı İnsan Hakları Dairesi Müdürü Nadia Akaşa, Merkez Bankası Başkanı Mervan Abbasi, ılımlı bir sol sendika siması olan Sosyal İşler Bakanı ve Sendikalar Genel Federasyonu eski Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Trablusi ile uluslararası bir ekonomist olan önceki hükümette bakanlık yapan ve Cumhurbaşkanı Said'e, sendikalara ve iş insanlarına yakınlığıyla bilinen Habib el-Keşu yer alıyor.
Bu arada ‘Anayasanın 80. maddesine ve devrimin kazanımlarına yapılan darbeyi’ kınayan açıklamalarla, Cumhurbaşkanı Said'e yakın kişilerin düzenlediği, ‘10 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yöneten tüm yolsuzluk sisteminin devrilmesi, yolsuzluğa karıştığı kanıtlananları cezalandırılması ve rütbeleri ne olursa olsun milletvekillerinin ve politikacıların dokunulmazlıklarının kaldırılması’ taleplerini içeren sloganların atıldığı sokaklardaki gençlik ve halk hareketleriyle aynı zamana denk geldi.

Suudi Arabistan: Tunus’un istikrarını destekliyoruz
Öte yandan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah Al Suud dün Tunuslu mevkidaşı Osman Ceradi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Ceradi, Suudi mevkidaşına ülkesindeki son durum ve gelişmelerle ilgili bilgi verdi. Görüşmede ayrıca iki kardeş ülke arasındaki ilişkilerin gözden geçirilmesi ve bunları çeşitli alanlarda desteklemenin ve geliştirmenin yolları ele alındı. Suudi Dışişleri Bakanı, görüşme sırasında, ülkesinin kardeş ülke Tunus’un güvenliği, istikrarı ve refahı konusundaki kararlılığını desteklediğini teyit etti.
Tunus içinde ve dışında birçok çevre, çatışan taraflar arasında uzlaşı sağlamak ve ‘krizi kontrol altına almaya’ çalışmak için harekete geçti. Bu çerçevede Arap Birliği (AL) Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, dün Tunus Dışişleri Bakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde, Cumhurbaşkanı Said’in hükümeti görevden alma kararının ardından ülkede sükunetin ve istikrarın yeniden sağlanması çağırısında bulundu. AL’den yapılan yazılı açıklamada, Tunus Dışişleri Bakanı'nın ülkesindeki son durum hakkında Ebu Gayt’ı bilgilendirdiği ve Ebu Gayt’ın görüşme sırasında ‘AL'nin Tunus halkına tam destek verdiğini söylediği ve Tunus'un mevcut çalkantılı süreci bir an önce atlatması dileklerini ifade ettiği’ belirtildi.
AL açıklamasına göre Genel Sekreter Ebu Gayt, ülkede istikrar ve sükûnetin yeniden tesis edilmesini ve devletin halkın isteklerine ve gereksinimlerine cevap vermek için etkin bir şekilde çalışmasını umduğunu dile getirdi.
Eğer ülkede itidal sağlanırsa, özellikle tüm kamuoyu yoklamaları, Nahda Hareketi de dahil olmak üzere geleneksel partilerin popülaritesindeki düşüşü ve bir sonraki aşamada parlamento ve karar alma kurumlarında birinci sıraları kazanma şanslarının azaldığını teyit ettiğinden, Tunus siyaset sahnesi hızlı değişimlere gebe görünüyor.
Fakat bu durumda şu büyük soru işaretleri beliriyor:
“Cumhurbaşkanı Said erken parlamento seçimlerine erken cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de eşlik etmesi konusunda hemfikir olur mu? Bu tür seçimleri, mevcut mecliste olduğu gibi ‘parçalanma ve çok sayıda parlamenter ve parti bloku’ tuzağına düşülmemesi için seçim kanununu değiştirmeden önce düzenlemek mümkün olur mu?”

 


Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.