Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Said’in aldığı kararlara ilişkin geniş çapta bir memnuniyet mevcut.

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü
TT

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, ordu komutanlarının onlarca yıl siyasi karar alma mercilerinden uzaklaştırılmasının ardından askeri, güvenlik, siyasi ve sosyal kurumların rolünü artırdı. Ordu liderliği, hükümet, parlamento, siyasi ve mali ‘lobiler’ içerisindeki muhalif ve hasımlarıyla savaşında Cumhurbaşkanı Said’in yanında yer aldı. Bu nedenle Hişam el-Meşişi hükümetini devirme ve parlamentoyu dondurma kararını destekledi.
Farklı görüşlerden siyasetçilerin ve insan hakları aktivistlerinin ‘askeri ve güvenlik kurumlarının anlaşmazlıklarına katılımı’ konusunda Cumhurbaşkanı’na yönelttikleri sert eleştirilere rağmen Said, muhaliflerinin ve hasımlarının ‘darbe’ olarak nitelendirdiği, 25 Temmuz’da aldığı benzeri görülmemiş siyasi kararlarda ordu liderliğinin desteğini elde etmeyi başardı. Bu nedenle gözlemciler, şu an Tunus tarihinin bir sonraki aşamasında ordunun rolünü merak ediyorlar. Uzmanlar, bu duruma ‘İkinci Cumhuriyet’ ve 2011 devriminden sonraki hükümdarlar döneminin sayfalarını çeviren ‘Üçüncü Cumhuriyet’ adını verdiler.
Tunus’ta ordu liderlerinin siyasi yaşama dahil olmasına karşı çıkan ve eski söylemlerin aksine günler boyunca askeri kurumun Cumhurbaşkanı Kays Said’e verdiği desteği ve ‘devrimin gidişatını düzeltmeyi’ amaçlayan kararlarını öven açıklamalar yapıldı.
Aksine bu kararları başlangıçta ‘anayasaya’ ve ‘2019 seçim sonuçlarına’ darbe olarak nitelendiren partilerin, insan hakları kuruluşlarının ve sendika örgütlerinin çoğunluğu söylemlerini hızla değiştirdi. Tunus’un Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından, 1956 yılında kurulmasından bu yana ordunun askeri düzenini, tarafsızlığını ve merhum lider Habib Burgiba liderliğindeki ilk ulusal hükümetin kurulmasına övgüde bulundular.

Açık destek
Askeri ve güvenlik kurumlarından çok sayıda üst düzey emekli komutan, ordunun başta hükümetin devrilmesi ve parlamentonun ‘geçici olarak’ dondurulması olmak üzere Cumhurbaşkanı Kays Said’in kararlarına verdiği desteği memnuniyetle karşıladı. Söz konusu komutanlar arasında merhum Cumhurbaşkanı Beci Kaid es-Sibsi’nin askeri ve güvenlik danışmanı General Kemal el-Akrut, Askeri Güvenlik ve Gümrük Güvenliği eski genel müdürü Tuğgeneral Muhammed el-Mueddib, Ulusal Terörle Mücadele Kurumu eski başkanı Tuğgeneral Muhtar bin Nasr ve İçişleri Bakanlığı eski sözcüsü Tuğgeneral Hişam ed-Mueddib de yer alıyor. Tuğgeneral Hişam ed-Mueddib, emekli olduktan sonra Cumhurbaşkanı Said’i sık sık eleştirmesiyle ve muhaliflerinin tavırlarını savunmasıyla tanınıyor.
Eski cumhurbaşkanları Burgiba ve Zeynel Abidin Bin Ali yönetiminin yanı sıra ‘2011 devrimi’ sonrası hükümetlerde yer alan bazı bakanlar da kararları memnuniyetle karşıladı. Söz konusu bakanlar arasında Ahmed Necib eş-Şabi, Muhsin Merzuk ve Salma el-Lumi de bulunuyor. Bu isimler, 2010 ve 2011’in başlarındaki ayaklanma sırasında tarafsızlıkları ve Bin Ali yönetimine karşı göstericilerin bastırılmasında yer almaktaki isteksizlikleri ile hatırlanıyor. Medya organları, gösteri yapan gençler ile bir dizi Tunuslu subay arasında 2011 devrimi sırasında karşılıklı güller verildiği ve kucaklaşmalar yaşandığı fotoğrafları yeniden yayınlamaya başladı. General Raşid Ammar da dahil olmak üzere bir dizi üst düzey politikacı ve askeri lider, ordu liderliğinin Bin Ali yönetiminin devrilmesinden sonra iktidarı ele geçirme çağrıları aldığını ancak bunu reddettiğini defalarca belirtmişti. 2011 yılında yapılan seçimlerde eski cumhurbaşkanları Beci Kaid es-Sibsi, Munsif el-Merzuki, ardı ardına gelen başbakanlar Hammadi Cibali, Ali el-Ureyd, Mehdi Cuma, Habib Essid ve Yusuf eş-Şahid’in de 2011, 2014 ve 2019 yıllarında düzenlenen seçimler sırasında ‘ordunun tarafsızlığını’ övdüler.

Kurtarma ve gidişatı düzeltme
Tunus medyasının önemli bir kısmında, önde gelen siyasi ve askeri analistlerin hızla Cumhurbaşkanı Said’in, kararlarının, ‘kurtarma ve devrimin gidişatını düzeltme’, ‘mali yolsuzlukla mücadele’, siyasi partilerin finansman kaynakları ve seçim kampanyaları hakkında bir soruşturma açılması projesinin arkasında saf tutması dikkat çekiciydi.
Terörle Mücadele Ulusal Komitesi eski başkanı Emekli Tuğgeneral Muhtar bin Nasr, başbakan, çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, güvenlik ve askeri liderin görevden alınması da dahil Cumhurbaşkanı tarafından 25 Temmuz ve sonrasında alınan tüm kararlara övgüde bulundu. Bin Nasr, söz konusu tedbirlerin ‘cumhurbaşkanının seçimsel ve siyasi meşruiyeti’ ile açıklanabileceğini ifade etti. General bin Nasr, Cumhurbaşkanı Said tarafından ortaya koyulan ve halkta memnuniyet oluşturan kararların ‘aktifleştirmesini’ bekliyor. Çünkü seçildiği günden bu yana ordunun üst düzey yöneticileri, güvenlik ve askeri kurumları ile istişareleri ve koordinasyon toplantılarını sürdürüyor. Emekli General Kemal el-Akrut, halkın, seçkinlerin, askeri ve güvenlik liderlerinin çoğunluğunun 25 Temmuz kararlarından mutluluk duyduğunu dile getirdi. Zira parlamento ve hükümet içerisindeki siyasi çekişmelerden memnun değillerdi.

‘Yol haritası’
Güvenlik birliklerindeki generaller ve kadrolar da dahil olmak üzere askeri ve güvenlik kurumlarının bazı sembol isimleri bir dizi öneride bulundu. Bazıları, Cumhurbaşkanına ‘ülkeyi dini ve siyasi aşırılıkların tehlikesinden kurtarmaya’ yönelik kararlarının uygulanmasını içeren bir ‘yol haritası’ ilan etme çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanının öncelikleri arasında, güçler ayrılığını sağlamak ve özellikle özgürlüklerin, hakların ve demokratik sürecin güvence altına alınması konusunda içeride ve dışarıda güvence mesajları göndermek de yer alıyor.
Söz konusu açıklamaların tümü, uluslararası ekonomist, finans uzmanı ve Parlamento Finans Komitesi eski başkanı Muhammed el-Munsif Şeyh Ruha da dahil olmak üzere bir dizi üst düzey sivil uzman tarafından yapılan benzer önerilerle de ortak yönlere sahip. Şeyh Ruha, bir sonraki hükümetin kapsamlı sosyo-ekonomik kalkınmayı sağlamak için akademisyenlerin, uzmanların, iş ve finans camiasının tavsiyelerinden faydalanması gerektiğini vurguladı. Yetkili, bunların ulusal güvenliğin korunması ve iş ortamının iyileştirilmesinde ülkenin kaynaklarını, tasarruf ve yatırım fırsatlarını, sivil ve askeri kurumlar arasındaki ortaklığı iyileştirmeye olanak tanıyacağını dile getirdi. Aynı şekilde Askeri Güvenlik ve Gümrük Çıkarları Genel Müdürü Tuğgeneral Muhammed el-Mueddib de 25 Temmuz kararlarını etkinleştirme hususunda ‘erteleyeme ve isteksizliğe’ karşı uyarıda bulundu.

Marjinalleşmeden sahnenin ön saflarında olmaya
Diğer yandan insan hakları örgütleri, sendikalar, sol ve liberal partilerin 25 Temmuz kararları sonrasında yaptığı açıklamaların çoğunun, 1959 yılında Birinci Cumhuriyet Anayasası’nda ve ardından 2014’te İkinci Cumhuriyet Anayasası’nda belirtilen ilkelerin yerine getirilmesinde ‘devletin sivil yapısına saygı ve kuvvetler ayrılığı’ çağrısında bulunması dikkat çekici. Öyle ki sivil adalet örgütleri, avukatlar, gazeteciler, işçiler ve köylüler, Kays Said’in yeni adımlarını öven bildiriler yayınladılar. Buna paralel olarak ‘demokratik kurumların’ rollerine bir an önce devam etmeleri gerektiğini vurguladılar. Bu, parlamento ve seçilmiş belediye meclisleri üzerindeki dondurmanın kaldırılması anlamına geliyor. Said, Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesinde ve Tunus televizyonunda yayınlanan, sivil toplum temsilcileriyle yaptığı görüşmedeki konuşmasında ‘devletin sivil yapısına, kamusal ve bireysel özgürlüklere ve dışlama olmaksızın muhaliflerle siyasi diyalogun seyrine saygı duyacağını’ belirterek söz konusu taleplere yanıt verdi. Cumhurbaşkanı, 25 Temmuz’da yaşananların darbe olduğunu ise kabul etmedi.
Ancak bu değişiklikler ve ‘ordu için daha büyük bir rol’ konuşmaları iki yıl sonra, cumhurbaşkanı ve silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla Kays Said’in cumhurbaşkanlığı sarayında, kışlada, içişleri ve savunma bakanlıklarında, ordu ve güvenlik liderleriyle yaptığı toplantılarda geldi.
Said’in popülaritesi, Kovid- 19 pandemisinin patlak vermesinden bu yana, askeri kuruluşla olan ilişkisi doğrultusunda kırsal ve yoksul bölgelerdeki vatandaşları aşılamasından sonra arttı. Ayrıca birçok Arap ve Batı ülkesinden hava, kara ve deniz köprüleri aracılığıyla büyük yardımlar sağladı ve çoğu şehirde de ‘askeri sahra hastaneleri’ kurdurdu. Böylece Cumhurbaşkanı, Habib Burgiba’nın ‘Ordu kışladadır’ sözü doğrultusunda ordu liderlerinin 60 yıldır şikâyet ettiği marjinalleşmeye son vermeyi başardı.

Ancak…
Tunus ordusu, Bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de devrilmesinden bu yana kitlesel olarak sokaklara döküldü. Daha sonra rolü, Cezayir ve Libya ile sınır vilayetlerinde ve ardından başkent Tunus’ta ardı ardına terör operasyonlarından sonra son on yılda arttı. Bu operasyonlar, Savunma ve İçişleri Bakanlıkları bütçesinin Ocak 2011 devriminden öncekilere göre üç katına çıkmasına neden oldu.
Ordunun yüksek komuta kademesi son on yılda defalarca değişse de ordu liderleri, Kays Said’in 2019 seçimlerinden sonra Kartaca Sarayı’na gelmesinden bu yana rolü iki katına çıkan Ulusal Güvenlik Konseyi ve Ordular Yüksek Konseyi kurumları aracılığıyla merkezi bir siyasi rol oynamayı başardı. Burgiba (1956- 1987) ve Bin Ali (1987 sonu- Ocak 2011) döneminde siyasi rolü marjinalleşen Tunus Ulusal Ordusu’nun son birkaç yılda Tunus dış politikasına yeniden güçlü bir şekilde dahil olması ise dikkat çekici.

Siyaset dünyasında askerler
Bu tablo göz önüne alındığında, Tunus silahlı kuvvetlerinin kamu işlerine katılımı, yetmişli ve seksenli yıllardan bu yana görülüyor. Tunus, Ocak 1978’deki genel grev nedeniyle ve ardından da Ocak 1980’de Tunus rejimini devirmek için güneydeki komşu ülkeler tarafından desteklenen bir grup ‘komandonun’ saldırısından sonra kanlı olaylara tanık olmuştu.
Aynı şekilde Burgiba da orduya, özellikle de 1983 sonlarında ve 1984’ün başlarında, ‘ekmek devrimi’ olarak adlandırılan kanlı gösterilerin ardından kendisini Ulusal Güvenlik Genel Müdürü, ardından İçişleri Bakanı olarak atayan General Zeynel Abidin bin Ali'ye başvurmuştu.
Söz konusu olaylardan bu yana askeri harcamalar dört katına çıktı. General bin Ali ve kendisine yakın isimler 1987’nin sonlarında Habib Burgiba’nın yönetimini devirmeye karar verdiğinde anayasayı feshetmeyi, hem askeri hem de sivilleri içeren bir ‘kurtarma komitesi’ kurmayı düşündüler. Ancak kısa sürede bundan vazgeçerek ‘devletin sivil yapısını’ ve ‘cumhuriyetçi sistemi’ korudular.
Daha sonra Bin Ali görevdeki ilk döneminde yüksek siyasi pozisyonlara Habib Ammar da dahil olmak üzere generaller yerleştirdi. General Abdülhamid eş-Şeyh’i Dışişleri Bakanı ve ardından Paris Büyükelçisi, General Mustafa Buaziz’i Adalet Bakanı ve ardından Devlet Mülkleri Bakanı olarak atadı.
Bin Ali daha sonra Genelkurmay Başkanlığı’ndan generalleri büyükelçi olarak tayin etti ve bazılarını, hükümet hava ve demiryolu şirketleri de dahil olmak üzere yüksek devlet kurumlarının liderliğine atadı.
Diğer yandan 1992’de Nahda Hareketi’ne bağlı bir grup askeri ve güvenlik gücünün, kendisine karşı düzenledikleri ‘darbe girişimi’ sonrasında ordu liderlerinin çoğunu siyasi görevlerden uzaklaştırdı. Ancak her halükarda Bin Ali, yönetimi boyunca, General Ali el-Siryati'’nin 23 yıldır üstlendiği Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Genel Müdürlüğü gibi bazı stratejik pozisyonlardaki üst düzey askerlere güvendi.
Bununla birlikte kader, Siryati’nin 2011 başlarında genel olarak yönetim kurumlarında patlak veren çatışmalar da dahil olmak üzere birçok nedenden dolayı Bin Ali yönetimini devirmede önemli bir rol oynamakla suçlanmasına yol açtı.

Uluslararası kağıt
Bununla birlikte Tunus siyasi sahnesindeki değişiklikler ve askeri kurumun rolü, birçok faktör nedeniyle “süreçte rehin kalacak” konular arasında yer alıyor. Bunların arasında Cezayir, Fransa, ABD, Almanya, İngiltere ve İtalya başta olmak üzere Tunus’taki siyasi ve askeri kararı etkileyen ülkelerin pozisyonlarındaki gelişmeler de bulunuyor.
Ayıca yeni hükümetin yapısından, cumhurbaşkanının kişiliğinden ve savunma, içişleri, adalet ve dışişleri bakanlıklarının denetçilerinden de kaçınılmaz olarak etkilenecek.
Her halükarda bir sonraki hükümeti kurmak için yapılacak istişareler ve ordunun rolüne ilişkin alınacak tavır, bir ya da iki ay içerisinde netleşecek (parlamentonun, belediye meclislerinin ve tüm seçilmiş kurumların görevlerinin yeniden başlamasını garanti eden) siyasi anlaşma arayışında, ‘sahne arkası’ istişarelerinin sonucundan etkilenecek. Bu, Libya krizine barışçıl çözüm yollarının ‘bölgesel ve uluslararası eksenler oyunu’ da dahil birçok nedenden ötürü sekteye uğradığı bir dönemde, güvenlik durumunun bozulmaması için hayati bir önem taşıyor.

Tunus ordusundan askeri alanda sanayileşme adımı
2011 devriminden sonra Tunus ordusu başta ABD, Fransa, Almanya ve Türkiye olmak üzere bir dizi NATO ülkesinin ordularıyla ortaklaşa bilimsel ve lojistik yeteneklerini, üretim ve savaş deneyimini geliştirdi. Cumhurbaşkanı Kays Said, Savunma Bakanı ve askeri kadroları eşliğinde, milli yeteneklere sahip orta boy askeri araçlar üretmeyi başaran bir kurumu ziyaret etti. Tunus Milli Savunma Bakanlığı’ndan kaynaklar, parlamentoda Silah Taşıma Kuvvetleri Yönetim ve İşleri Düzenleme Komitesi’nde eski bir oturumda, “Tunus askeri kuvvetleri, çeşitli deneyimlerin ötesine geçen bir askeri araç yapmayı başardı” açıklaması yaptı.
Aynı şekilde Savunma Bakanı da kısa süre önce şu açıklamada bulundu:
“Tunus kuvvetleri, denizcilik üretimi alanına da girdi ve üç deniz gemisi üretti. Savunma Bakanlığı ve özel sektör ortaklığı çerçevesinde artık silah, keşif ve bilgi araçlarıyla donatılabilecek. Savunma Bakanlığı, diğer deniz birimlerinde de bu alanda, üretim yoluyla ilerlemeyi planlıyor.”
Bu durum ordunun ‘maliyetleri baskı altına almak’ için askeri sanayileşme serüvenine girmesiyle oluştu. Savunma Bakanı’na göre istatistikler, büyük meblağlarda para sağlandığını, çeşitli uzmanlıklarda daha yüksek derecelere sahip olanlar da dahil olmak üzere gençler için iş fırsatlarının oluşturulduğunu, subayların yurtiçinde ve yurt dışında aldıkları askeri eğitimin değerlendirildiğini ve çeşitli ordu birliklerinde askeri sanayileşme alanında deneyim kazanıldığını gösteriyor.
Mayıs 2015’te, ilk kez 2013 yılında test edilen bir insansız hava aracı da dahil olmak üzere Tunuslu yetenekler tarafından yapılan ekipmanların sergilendiği ulusal bir gösteri düzenlendi. Sergilenen araç üç metre uzunluğunda, 45 kilo ağırlığında ve 2 bin 500 metre yüksekliğe ulaşabiliyordu. Uçuş süresi de üç saate kadar çıkabiliyordu.
Aynı şekilde mayınları aktifleştirmek veya imha etmek için de başka araçlar sergilendi. Operasyonel görevlerde sahadaki askeri oluşumları takip edecek bir sistem, hareketleri tespit eden bir radar ve kablosuz cihazların yanı sıra savaş, tarama, keşif ve mayın tespitinde uzmanlaşmış silahlı bir robot da gösterildi. Tüm bunlar, Tunus ordusunun çeşitli iç ve bölgesel zorluklarla yüzleşme yeteneklerini artıracak öncü projeler olarak nitelendi.



Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.