Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Said’in aldığı kararlara ilişkin geniş çapta bir memnuniyet mevcut.

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü
TT

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Tunus’un ‘Üçüncü Cumhuriyeti’nde ordunun rolü

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, ordu komutanlarının onlarca yıl siyasi karar alma mercilerinden uzaklaştırılmasının ardından askeri, güvenlik, siyasi ve sosyal kurumların rolünü artırdı. Ordu liderliği, hükümet, parlamento, siyasi ve mali ‘lobiler’ içerisindeki muhalif ve hasımlarıyla savaşında Cumhurbaşkanı Said’in yanında yer aldı. Bu nedenle Hişam el-Meşişi hükümetini devirme ve parlamentoyu dondurma kararını destekledi.
Farklı görüşlerden siyasetçilerin ve insan hakları aktivistlerinin ‘askeri ve güvenlik kurumlarının anlaşmazlıklarına katılımı’ konusunda Cumhurbaşkanı’na yönelttikleri sert eleştirilere rağmen Said, muhaliflerinin ve hasımlarının ‘darbe’ olarak nitelendirdiği, 25 Temmuz’da aldığı benzeri görülmemiş siyasi kararlarda ordu liderliğinin desteğini elde etmeyi başardı. Bu nedenle gözlemciler, şu an Tunus tarihinin bir sonraki aşamasında ordunun rolünü merak ediyorlar. Uzmanlar, bu duruma ‘İkinci Cumhuriyet’ ve 2011 devriminden sonraki hükümdarlar döneminin sayfalarını çeviren ‘Üçüncü Cumhuriyet’ adını verdiler.
Tunus’ta ordu liderlerinin siyasi yaşama dahil olmasına karşı çıkan ve eski söylemlerin aksine günler boyunca askeri kurumun Cumhurbaşkanı Kays Said’e verdiği desteği ve ‘devrimin gidişatını düzeltmeyi’ amaçlayan kararlarını öven açıklamalar yapıldı.
Aksine bu kararları başlangıçta ‘anayasaya’ ve ‘2019 seçim sonuçlarına’ darbe olarak nitelendiren partilerin, insan hakları kuruluşlarının ve sendika örgütlerinin çoğunluğu söylemlerini hızla değiştirdi. Tunus’un Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından, 1956 yılında kurulmasından bu yana ordunun askeri düzenini, tarafsızlığını ve merhum lider Habib Burgiba liderliğindeki ilk ulusal hükümetin kurulmasına övgüde bulundular.

Açık destek
Askeri ve güvenlik kurumlarından çok sayıda üst düzey emekli komutan, ordunun başta hükümetin devrilmesi ve parlamentonun ‘geçici olarak’ dondurulması olmak üzere Cumhurbaşkanı Kays Said’in kararlarına verdiği desteği memnuniyetle karşıladı. Söz konusu komutanlar arasında merhum Cumhurbaşkanı Beci Kaid es-Sibsi’nin askeri ve güvenlik danışmanı General Kemal el-Akrut, Askeri Güvenlik ve Gümrük Güvenliği eski genel müdürü Tuğgeneral Muhammed el-Mueddib, Ulusal Terörle Mücadele Kurumu eski başkanı Tuğgeneral Muhtar bin Nasr ve İçişleri Bakanlığı eski sözcüsü Tuğgeneral Hişam ed-Mueddib de yer alıyor. Tuğgeneral Hişam ed-Mueddib, emekli olduktan sonra Cumhurbaşkanı Said’i sık sık eleştirmesiyle ve muhaliflerinin tavırlarını savunmasıyla tanınıyor.
Eski cumhurbaşkanları Burgiba ve Zeynel Abidin Bin Ali yönetiminin yanı sıra ‘2011 devrimi’ sonrası hükümetlerde yer alan bazı bakanlar da kararları memnuniyetle karşıladı. Söz konusu bakanlar arasında Ahmed Necib eş-Şabi, Muhsin Merzuk ve Salma el-Lumi de bulunuyor. Bu isimler, 2010 ve 2011’in başlarındaki ayaklanma sırasında tarafsızlıkları ve Bin Ali yönetimine karşı göstericilerin bastırılmasında yer almaktaki isteksizlikleri ile hatırlanıyor. Medya organları, gösteri yapan gençler ile bir dizi Tunuslu subay arasında 2011 devrimi sırasında karşılıklı güller verildiği ve kucaklaşmalar yaşandığı fotoğrafları yeniden yayınlamaya başladı. General Raşid Ammar da dahil olmak üzere bir dizi üst düzey politikacı ve askeri lider, ordu liderliğinin Bin Ali yönetiminin devrilmesinden sonra iktidarı ele geçirme çağrıları aldığını ancak bunu reddettiğini defalarca belirtmişti. 2011 yılında yapılan seçimlerde eski cumhurbaşkanları Beci Kaid es-Sibsi, Munsif el-Merzuki, ardı ardına gelen başbakanlar Hammadi Cibali, Ali el-Ureyd, Mehdi Cuma, Habib Essid ve Yusuf eş-Şahid’in de 2011, 2014 ve 2019 yıllarında düzenlenen seçimler sırasında ‘ordunun tarafsızlığını’ övdüler.

Kurtarma ve gidişatı düzeltme
Tunus medyasının önemli bir kısmında, önde gelen siyasi ve askeri analistlerin hızla Cumhurbaşkanı Said’in, kararlarının, ‘kurtarma ve devrimin gidişatını düzeltme’, ‘mali yolsuzlukla mücadele’, siyasi partilerin finansman kaynakları ve seçim kampanyaları hakkında bir soruşturma açılması projesinin arkasında saf tutması dikkat çekiciydi.
Terörle Mücadele Ulusal Komitesi eski başkanı Emekli Tuğgeneral Muhtar bin Nasr, başbakan, çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, güvenlik ve askeri liderin görevden alınması da dahil Cumhurbaşkanı tarafından 25 Temmuz ve sonrasında alınan tüm kararlara övgüde bulundu. Bin Nasr, söz konusu tedbirlerin ‘cumhurbaşkanının seçimsel ve siyasi meşruiyeti’ ile açıklanabileceğini ifade etti. General bin Nasr, Cumhurbaşkanı Said tarafından ortaya koyulan ve halkta memnuniyet oluşturan kararların ‘aktifleştirmesini’ bekliyor. Çünkü seçildiği günden bu yana ordunun üst düzey yöneticileri, güvenlik ve askeri kurumları ile istişareleri ve koordinasyon toplantılarını sürdürüyor. Emekli General Kemal el-Akrut, halkın, seçkinlerin, askeri ve güvenlik liderlerinin çoğunluğunun 25 Temmuz kararlarından mutluluk duyduğunu dile getirdi. Zira parlamento ve hükümet içerisindeki siyasi çekişmelerden memnun değillerdi.

‘Yol haritası’
Güvenlik birliklerindeki generaller ve kadrolar da dahil olmak üzere askeri ve güvenlik kurumlarının bazı sembol isimleri bir dizi öneride bulundu. Bazıları, Cumhurbaşkanına ‘ülkeyi dini ve siyasi aşırılıkların tehlikesinden kurtarmaya’ yönelik kararlarının uygulanmasını içeren bir ‘yol haritası’ ilan etme çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanının öncelikleri arasında, güçler ayrılığını sağlamak ve özellikle özgürlüklerin, hakların ve demokratik sürecin güvence altına alınması konusunda içeride ve dışarıda güvence mesajları göndermek de yer alıyor.
Söz konusu açıklamaların tümü, uluslararası ekonomist, finans uzmanı ve Parlamento Finans Komitesi eski başkanı Muhammed el-Munsif Şeyh Ruha da dahil olmak üzere bir dizi üst düzey sivil uzman tarafından yapılan benzer önerilerle de ortak yönlere sahip. Şeyh Ruha, bir sonraki hükümetin kapsamlı sosyo-ekonomik kalkınmayı sağlamak için akademisyenlerin, uzmanların, iş ve finans camiasının tavsiyelerinden faydalanması gerektiğini vurguladı. Yetkili, bunların ulusal güvenliğin korunması ve iş ortamının iyileştirilmesinde ülkenin kaynaklarını, tasarruf ve yatırım fırsatlarını, sivil ve askeri kurumlar arasındaki ortaklığı iyileştirmeye olanak tanıyacağını dile getirdi. Aynı şekilde Askeri Güvenlik ve Gümrük Çıkarları Genel Müdürü Tuğgeneral Muhammed el-Mueddib de 25 Temmuz kararlarını etkinleştirme hususunda ‘erteleyeme ve isteksizliğe’ karşı uyarıda bulundu.

Marjinalleşmeden sahnenin ön saflarında olmaya
Diğer yandan insan hakları örgütleri, sendikalar, sol ve liberal partilerin 25 Temmuz kararları sonrasında yaptığı açıklamaların çoğunun, 1959 yılında Birinci Cumhuriyet Anayasası’nda ve ardından 2014’te İkinci Cumhuriyet Anayasası’nda belirtilen ilkelerin yerine getirilmesinde ‘devletin sivil yapısına saygı ve kuvvetler ayrılığı’ çağrısında bulunması dikkat çekici. Öyle ki sivil adalet örgütleri, avukatlar, gazeteciler, işçiler ve köylüler, Kays Said’in yeni adımlarını öven bildiriler yayınladılar. Buna paralel olarak ‘demokratik kurumların’ rollerine bir an önce devam etmeleri gerektiğini vurguladılar. Bu, parlamento ve seçilmiş belediye meclisleri üzerindeki dondurmanın kaldırılması anlamına geliyor. Said, Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesinde ve Tunus televizyonunda yayınlanan, sivil toplum temsilcileriyle yaptığı görüşmedeki konuşmasında ‘devletin sivil yapısına, kamusal ve bireysel özgürlüklere ve dışlama olmaksızın muhaliflerle siyasi diyalogun seyrine saygı duyacağını’ belirterek söz konusu taleplere yanıt verdi. Cumhurbaşkanı, 25 Temmuz’da yaşananların darbe olduğunu ise kabul etmedi.
Ancak bu değişiklikler ve ‘ordu için daha büyük bir rol’ konuşmaları iki yıl sonra, cumhurbaşkanı ve silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla Kays Said’in cumhurbaşkanlığı sarayında, kışlada, içişleri ve savunma bakanlıklarında, ordu ve güvenlik liderleriyle yaptığı toplantılarda geldi.
Said’in popülaritesi, Kovid- 19 pandemisinin patlak vermesinden bu yana, askeri kuruluşla olan ilişkisi doğrultusunda kırsal ve yoksul bölgelerdeki vatandaşları aşılamasından sonra arttı. Ayrıca birçok Arap ve Batı ülkesinden hava, kara ve deniz köprüleri aracılığıyla büyük yardımlar sağladı ve çoğu şehirde de ‘askeri sahra hastaneleri’ kurdurdu. Böylece Cumhurbaşkanı, Habib Burgiba’nın ‘Ordu kışladadır’ sözü doğrultusunda ordu liderlerinin 60 yıldır şikâyet ettiği marjinalleşmeye son vermeyi başardı.

Ancak…
Tunus ordusu, Bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de devrilmesinden bu yana kitlesel olarak sokaklara döküldü. Daha sonra rolü, Cezayir ve Libya ile sınır vilayetlerinde ve ardından başkent Tunus’ta ardı ardına terör operasyonlarından sonra son on yılda arttı. Bu operasyonlar, Savunma ve İçişleri Bakanlıkları bütçesinin Ocak 2011 devriminden öncekilere göre üç katına çıkmasına neden oldu.
Ordunun yüksek komuta kademesi son on yılda defalarca değişse de ordu liderleri, Kays Said’in 2019 seçimlerinden sonra Kartaca Sarayı’na gelmesinden bu yana rolü iki katına çıkan Ulusal Güvenlik Konseyi ve Ordular Yüksek Konseyi kurumları aracılığıyla merkezi bir siyasi rol oynamayı başardı. Burgiba (1956- 1987) ve Bin Ali (1987 sonu- Ocak 2011) döneminde siyasi rolü marjinalleşen Tunus Ulusal Ordusu’nun son birkaç yılda Tunus dış politikasına yeniden güçlü bir şekilde dahil olması ise dikkat çekici.

Siyaset dünyasında askerler
Bu tablo göz önüne alındığında, Tunus silahlı kuvvetlerinin kamu işlerine katılımı, yetmişli ve seksenli yıllardan bu yana görülüyor. Tunus, Ocak 1978’deki genel grev nedeniyle ve ardından da Ocak 1980’de Tunus rejimini devirmek için güneydeki komşu ülkeler tarafından desteklenen bir grup ‘komandonun’ saldırısından sonra kanlı olaylara tanık olmuştu.
Aynı şekilde Burgiba da orduya, özellikle de 1983 sonlarında ve 1984’ün başlarında, ‘ekmek devrimi’ olarak adlandırılan kanlı gösterilerin ardından kendisini Ulusal Güvenlik Genel Müdürü, ardından İçişleri Bakanı olarak atayan General Zeynel Abidin bin Ali'ye başvurmuştu.
Söz konusu olaylardan bu yana askeri harcamalar dört katına çıktı. General bin Ali ve kendisine yakın isimler 1987’nin sonlarında Habib Burgiba’nın yönetimini devirmeye karar verdiğinde anayasayı feshetmeyi, hem askeri hem de sivilleri içeren bir ‘kurtarma komitesi’ kurmayı düşündüler. Ancak kısa sürede bundan vazgeçerek ‘devletin sivil yapısını’ ve ‘cumhuriyetçi sistemi’ korudular.
Daha sonra Bin Ali görevdeki ilk döneminde yüksek siyasi pozisyonlara Habib Ammar da dahil olmak üzere generaller yerleştirdi. General Abdülhamid eş-Şeyh’i Dışişleri Bakanı ve ardından Paris Büyükelçisi, General Mustafa Buaziz’i Adalet Bakanı ve ardından Devlet Mülkleri Bakanı olarak atadı.
Bin Ali daha sonra Genelkurmay Başkanlığı’ndan generalleri büyükelçi olarak tayin etti ve bazılarını, hükümet hava ve demiryolu şirketleri de dahil olmak üzere yüksek devlet kurumlarının liderliğine atadı.
Diğer yandan 1992’de Nahda Hareketi’ne bağlı bir grup askeri ve güvenlik gücünün, kendisine karşı düzenledikleri ‘darbe girişimi’ sonrasında ordu liderlerinin çoğunu siyasi görevlerden uzaklaştırdı. Ancak her halükarda Bin Ali, yönetimi boyunca, General Ali el-Siryati'’nin 23 yıldır üstlendiği Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Genel Müdürlüğü gibi bazı stratejik pozisyonlardaki üst düzey askerlere güvendi.
Bununla birlikte kader, Siryati’nin 2011 başlarında genel olarak yönetim kurumlarında patlak veren çatışmalar da dahil olmak üzere birçok nedenden dolayı Bin Ali yönetimini devirmede önemli bir rol oynamakla suçlanmasına yol açtı.

Uluslararası kağıt
Bununla birlikte Tunus siyasi sahnesindeki değişiklikler ve askeri kurumun rolü, birçok faktör nedeniyle “süreçte rehin kalacak” konular arasında yer alıyor. Bunların arasında Cezayir, Fransa, ABD, Almanya, İngiltere ve İtalya başta olmak üzere Tunus’taki siyasi ve askeri kararı etkileyen ülkelerin pozisyonlarındaki gelişmeler de bulunuyor.
Ayıca yeni hükümetin yapısından, cumhurbaşkanının kişiliğinden ve savunma, içişleri, adalet ve dışişleri bakanlıklarının denetçilerinden de kaçınılmaz olarak etkilenecek.
Her halükarda bir sonraki hükümeti kurmak için yapılacak istişareler ve ordunun rolüne ilişkin alınacak tavır, bir ya da iki ay içerisinde netleşecek (parlamentonun, belediye meclislerinin ve tüm seçilmiş kurumların görevlerinin yeniden başlamasını garanti eden) siyasi anlaşma arayışında, ‘sahne arkası’ istişarelerinin sonucundan etkilenecek. Bu, Libya krizine barışçıl çözüm yollarının ‘bölgesel ve uluslararası eksenler oyunu’ da dahil birçok nedenden ötürü sekteye uğradığı bir dönemde, güvenlik durumunun bozulmaması için hayati bir önem taşıyor.

Tunus ordusundan askeri alanda sanayileşme adımı
2011 devriminden sonra Tunus ordusu başta ABD, Fransa, Almanya ve Türkiye olmak üzere bir dizi NATO ülkesinin ordularıyla ortaklaşa bilimsel ve lojistik yeteneklerini, üretim ve savaş deneyimini geliştirdi. Cumhurbaşkanı Kays Said, Savunma Bakanı ve askeri kadroları eşliğinde, milli yeteneklere sahip orta boy askeri araçlar üretmeyi başaran bir kurumu ziyaret etti. Tunus Milli Savunma Bakanlığı’ndan kaynaklar, parlamentoda Silah Taşıma Kuvvetleri Yönetim ve İşleri Düzenleme Komitesi’nde eski bir oturumda, “Tunus askeri kuvvetleri, çeşitli deneyimlerin ötesine geçen bir askeri araç yapmayı başardı” açıklaması yaptı.
Aynı şekilde Savunma Bakanı da kısa süre önce şu açıklamada bulundu:
“Tunus kuvvetleri, denizcilik üretimi alanına da girdi ve üç deniz gemisi üretti. Savunma Bakanlığı ve özel sektör ortaklığı çerçevesinde artık silah, keşif ve bilgi araçlarıyla donatılabilecek. Savunma Bakanlığı, diğer deniz birimlerinde de bu alanda, üretim yoluyla ilerlemeyi planlıyor.”
Bu durum ordunun ‘maliyetleri baskı altına almak’ için askeri sanayileşme serüvenine girmesiyle oluştu. Savunma Bakanı’na göre istatistikler, büyük meblağlarda para sağlandığını, çeşitli uzmanlıklarda daha yüksek derecelere sahip olanlar da dahil olmak üzere gençler için iş fırsatlarının oluşturulduğunu, subayların yurtiçinde ve yurt dışında aldıkları askeri eğitimin değerlendirildiğini ve çeşitli ordu birliklerinde askeri sanayileşme alanında deneyim kazanıldığını gösteriyor.
Mayıs 2015’te, ilk kez 2013 yılında test edilen bir insansız hava aracı da dahil olmak üzere Tunuslu yetenekler tarafından yapılan ekipmanların sergilendiği ulusal bir gösteri düzenlendi. Sergilenen araç üç metre uzunluğunda, 45 kilo ağırlığında ve 2 bin 500 metre yüksekliğe ulaşabiliyordu. Uçuş süresi de üç saate kadar çıkabiliyordu.
Aynı şekilde mayınları aktifleştirmek veya imha etmek için de başka araçlar sergilendi. Operasyonel görevlerde sahadaki askeri oluşumları takip edecek bir sistem, hareketleri tespit eden bir radar ve kablosuz cihazların yanı sıra savaş, tarama, keşif ve mayın tespitinde uzmanlaşmış silahlı bir robot da gösterildi. Tüm bunlar, Tunus ordusunun çeşitli iç ve bölgesel zorluklarla yüzleşme yeteneklerini artıracak öncü projeler olarak nitelendi.



İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti
TT

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi sakinleri, yaklaşık iki yıl süren savaş günlerini hatırlatan kanlı bir gün yaşadı. İsrail’in, Gazze’nin farklı bölgelerinde birçok hedefi vuran bir dizi hava saldırısı düzenlemesi sonucu, aralarında Hamas ve İslami Cihad mensuplarının aile bireylerinin de bulunduğu onlarca kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu saldırılar, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının yeni bir ihlali olarak değerlendirildi.

Gazze halkına, Gazze Şeridi'ndeki yaklaşık iki yıllık savaş sırasında yaşadıkları zor anları hatırlatan İsrail hava saldırıları; evleri, apartman dairelerini, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı çadırları ve Hamas hükümetine bağlı bir polis merkezini hedef aldı.

Bu dağınık hava saldırılarında, aralarında 6 çocuk ve 3 kadının da bulunduğu en az 31 Filistinli hayatını kaybetti. Bazıları ağır olmak üzere Çok sayıda kişi ise çeşitli derecelerde yaralandı. Bu durum, can kaybının ilerleyen saatlerde artabileceğini gösteriyor.


İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.