Mekke’de bir araya gelen Iraklı dini mercilerden barış içinde bir arada yaşama adımı

Dünya İslam Birliği ve Irak’ın dini mercilerini bir araya getiren bir komite kuruldu.

Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa dün Mekke’de Iraklı dini mercilerin temsilcileri arasında arabuluculuk yaptı. (Şarku’l Avsat)
Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa dün Mekke’de Iraklı dini mercilerin temsilcileri arasında arabuluculuk yaptı. (Şarku’l Avsat)
TT

Mekke’de bir araya gelen Iraklı dini mercilerden barış içinde bir arada yaşama adımı

Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa dün Mekke’de Iraklı dini mercilerin temsilcileri arasında arabuluculuk yaptı. (Şarku’l Avsat)
Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa dün Mekke’de Iraklı dini mercilerin temsilcileri arasında arabuluculuk yaptı. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde dün düzenlenen Iraklı Dini Merciler Forumu’nda, etkinliğin çıktılarını takip etmek amacıyla Irak’ın dini mercilerini ve Dünya İslam Birliği’ni (Rabıta) bir araya getiren ortak bir koordinasyon komitesinin kurulması ve önümüzdeki dönemde bir takım girişimlerin başlatılmasının yanı sıra dini merciler arası koordinasyonun sağlanması tavsiye edildi.
Forumun sonunda yayınlanan nihai bildiride, Müslüman toplumları oluşturan mezhepler ve dinler arasında medeni bir iletişim sağlayan bir yapı oluşturulması zorunluluğuyla birlikte İslami ve insani ortak noktaları koruyacak şekilde bireysel ve toplumsal düzeyde zaruret olan ‘din, can, akıl, namus ve malın’ korunmasında kanunları amaçlarına ulaştırmak için dini fetvaların doğru yolu göstermesine yönelik 11 madde yer aldı.
Dünya İslam Birliği (Rabıta) himayesinde düzenlenen forum kapsamında yapılan açıklamada ortaya çıkan sorunları ve yenilenen krizleri ele almak için alimler arasında yapıcı diyalog ve olumlu iletişim kanallarının açılması ve forumun bu konuların benimsenmesi için bir çekirdek olması şart koşuldu. Ayrıca Irak’ın bölgesel ve küresel denklemlere de katkı sağlayacak istikrarın ve refahının tesis edilmesi ihtiyacıyla birlikte dini ve basın söyleminde tevhide ve sözün birliğine vurgu yapılarak milli kimliğin korunması, terörün ve şiddetin her türlüsünün kınanması gerektiği belirtildi.
Açıklamada, iyi bir toplum inşasına katkıda bulunmak için barış konusunda hassasiyet gösterilerek ulusu inşa etmek, vatandaşlığa ulaşmak, hoşgörü ruhunu yaymak, barış içinde bir arada yaşama, karşılıklı saygı, ılımlılık ve itidallilik ile taraftarlığa ve aşırılığa karşı durmak için İslam hukukunun (şeriat) getirdiği ortak değerleri yaymanın ve Mekke Bildirgesi'ni etkinleştirmenin önemi vurgulandı.
Forum katılımcıları, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a, başta Irak olmak üzere Arap ve İslam dünyasında barış içinde bir arada yaşamayı ve medeni diyalogu teşvik eden, aşırılık ve şiddete karşı çıkan girişimleri başlatma çabalarından dolayı teşekkür ettiler. Forumun sonunda katılımcılar, Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa’yı Irak'ı ziyaret etmeye davet ettiler.
Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa, Sünniler ve Şiiler arasında, her birinin mezhep özgünlüğünün İslam dini çerçevesinde özümsenmesiyle birlikte samimi sevgi bağlamında kardeşlik anlayışı, bir arada yaşama, iş birliği ve bütünleşme dışında hiçbir şeyin olamayacağını vurguladı. El-İsa, dini kaynakların ikaz ettiği menfur mezhepçilik ortaya çıktığında olup bitenlerin ve tehlikesinin sonuçlarının herkes üzerinde oluşturduğu etkisinin bir nasihat ve hidayet olduğunu söyledi.
Mezhepçiliğin din ve millet değerlerine yabancılaşmaktan, gerçeği duymayı reddetmekten, yolu kapatmaktan ve özellikle mezhepçi düşünce ve ihtilaf labirentlerine düşmekten başka bir şey olmadığının altını çizen Rabıta Genel Sekreteri, ilim ve iman ehlinin, mezhepçiliğin hiçbir şekilde İslam dinin bir parçası olmadığının kesin ve tam olarak ifade ettiklerini vurguladı.
Genel Sekreter, forumun Araplık ile İslam’ın insanlığın Irak'ından, kök salmış bir ülkeden gelen kardeşlerin buluşması olduğuna dikkat çekti. Forum katılımcılarını ilmin yıldızları olarak niteleyen Dr. el-İsa amaçlarını asil bir şekilde sunduklarını ve forumu takdire şayan bir referans noktası haline getirdiklerini kaydetti.
Öte yandan foruma Irak Fıkıh Konseyi Başkanı ve Irak'ın en yüksek Sünni dinî otoritesi Şeyh Ahmet Hassan et-Taha adına katılan Dr. Hamid Abdulazis yaptığı konuşmada, özellikle Irak'ın birliğini ve kimliğini tehdit eden görüşleri yakınlaştırmak ve anlaşmazlıkları azaltmak için özel çaba gerektiren dini söylemlerde ve vaazlarda ortaklığı güçlendirmenin önemine vurgu yaptı. Dr. Abdulaziz, Irak'ın 20 yıl önce ortaya çıkan ve ‘düşman’ olarak nitelendirdiği, bazı kesimlerin benimsediği fikir ayrılıklarından habersiz bir şekilde hayatın her alanında uyum içinde yaşadığına dikkati çekti.
Irak’ın Şii mercileri adına foruma katılan El-İlmiyyin Lasansüstü Çalışmalar Enstitüsü Müdürü Seyid Muhammed Ali Bahr El-Ulum da konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Milletin en güzel tariflerinden biri, insanlığın gidişatında ölçülü olmanın gerektirdiği dengeyi sağlayabilecek bir inanca ve kanuna sahip bir millet olmasıdır. Ancak bu tanım, içe dönme ve kapalılık demek değildir.”
Genel olarak Müslümanların, özelde Irak'ta karşı karşıya kaldıkları zorlukların, İslam kisvesi altında şiddet tezahürlerinin önünde durabilmek için ılımlı ve itidalli olabilmek olduğunu belirten el-Ulum, “Bu nedenle, tüm alimler, diğerinin ötekileştirilmesine karşı durmak için birleşmelidir” dedi. El-Ulum, ılımlı bir duruş sergilerken, karar alırken ve söylemde bulunurken atılan adımların çaba, davranış, eylem ve cesaret gerektirdiğini vurguladı.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Vakıflar ve Din İşleri Bakanı Piştivan Sadık Abdullah, video kaydı yoluyla foruma gönderdiği mesajında, IKBY hükümetinin yıllarca yeni Irak'ın inşasının yanı sıra Irak'taki çeşitli kesimlerin haklarını garanti altına alan ve ülkenin  bütünleşmesinin meşru ve yasal garantisi olan Irak anayasasının yazılmasına katkıda bulunduğunu belirtti. Abdullah, Suudi Arabistan'da bu tür forumların gerçekleşmesini gerçek barış inşa süreçlerine katkıda bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Şii Divanı Vakıf Başkanı Dr. Haydar eş-Şemeri de bu tür forumların iki tür olması çağrısında bulundu. Bunlardan birinin Müslüman ülkeleri uyumsuz mezheplere dönüştürmeye çalışan tüm mezhepsel ve etnik biçimleriyle anlaşmazlıkları ve krizleri içeren forumlar olarak niteleyen Şemeri, ikinci olarak da forumun dinin hayatın tüketicisi değil, yapıcısı olduğunu anlatan ve fitneyi önleyen bir bilinç oluşturmaya yönelik özelliğine dikkat çekti.
Dr. Şemeri, 2006 yılında imzalanan Mekke Bildirgesi’ni İslami söylemi birleştirmede kullanılan bir yöntem olarak niteleyerek İslam mezheplerinin alimleri arasında diyalog ve koordinasyon kanallarının açılması da dahil olmak üzere İslam birliği ilkesinin bazı mekanizmalarını ortaya koyduğunu söyledi. Dr. Şemeri, Mekke Bildirgesi’nin ayrıca camilerin ve dini mekanların kutsallığını vurgularken Müslümanların evlatlarını anlaşmazlıklardan ve bölünmelerden vazgeçirmeye çalıştığının da altını çizdi.
Sünni Vakfı Başkanı Dr. Said Kembeş de ılımlılık ve itidallilik meselesi ile İslam düşünce ekolleri ve mercileri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Bunun olumsuzlukları yenmeye karar vermiş bir ulus için önemli olduğunu ve her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Kembeş, bir bölünme halinin var olduğuna ve Irak'ı önemli bir kültürel ve ekonomik merkez olarak normal konumuna döndürecek birine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti.
Son olarak IKBY İslam Alimleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Abdullah Said Veysi, de yaşananların Irak'ı zayıf bir ülke haline getirmek amacıyla içeriyi karıştıran, açlığı ve katliamı yayan dış yönetimlerin yanlış politikaları ve çıkarları nedeniyle geçmişe göre daha zor olduğunu ve hayatın trajediye dönüştüğünü söyledi.



Acentelerden Nusuk’a… Suudi Arabistan hac şirketlerinin haritasını nasıl yeniden çizdi?

Mataf alanı (Nusuk)
Mataf alanı (Nusuk)
TT

Acentelerden Nusuk’a… Suudi Arabistan hac şirketlerinin haritasını nasıl yeniden çizdi?

Mataf alanı (Nusuk)
Mataf alanı (Nusuk)

Birkaç yıl öncesine kadar hac yolculuğu, başkentlerden birinde küçük bir ofisten başlar ve uzun bir acente ve aracı ağı üzerinden tamamlanırdı. Bugün ise bu yolculuk, merkezi bir sistemde, dünya çapında hac pazarını tamamen yeniden şekillendiren bir platforma indirgenmiş durumda.

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı’nın öncülük ettiği bu dönüşüm, sektörü çok taraflı açık bir modelden, dijital platformlar ve hassas operasyonel düzenlemelerle yönetilen bir sisteme taşıdı. Bu değişiklik, hac hizmetleri tarihindeki en geniş yeniden yapılandırma operasyonlarından biri olarak kayda geçti.

Bu reformlardan önce, hac organizasyonu büyük ölçüde farklı ülkelerdeki yerel acentelere dayanıyordu. Bu acenteler, Suudi Arabistan içindeki hizmet sağlayıcılarıyla koordinasyonu sağlarken, bu durum hizmet kalitesinde farklılıklara, fiyat dengesizliklerine ve denetim zorluklarına yol açıyordu.

Ancak, yurt dışı hacı hizmet sağlayıcıları sistemi devreye alındığında, sektör yeni bir aşamaya geçti. Bu aşama, pazarı düzenlemeyi ve lisanslama, işletme ve değerlendirme için net bir çerçeve belirlemeyi amaçlıyor. Bu sayede hizmet kalitesinin artırılması hedefleniyor; bu adımlar, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tarafından yayımlanan düzenleyici belgelerle destekleniyor.

2022... Kademeli dönüşümün başlangıcı

2022 yılı, düzenleyici yönetmeliğin uygulanması ve dijital platformların kullanımının artırılmasıyla gerçek bir dönüm noktası oldu. Aynı dönemde, Nusuk platformu üzerinden doğrudan rezervasyon modelinin hayata geçirilmesi, geleneksel acentelerin rolünü azaltarak karar alma merkezini Suudi Arabistan’a taşıdı.

Bu dönüşüm anlık bir değişim değil, aşamalı bir süreçti. Süreç, pazarı yeniden yapılandırma ile başladı ve sonraki yıllarda dijital çözümler üzerine daha fazla odaklanarak lisanslı şirketler modelinin güçlendirilmesine kadar genişledi. Sonraki hac sezonlarında ise daha olgun bir aşamaya geçildi ve bu aşama, hacı adaylarının deneyimlerini iyileştirmeye ve hizmet kalitesini artırmaya odaklandı.

Bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri, pazarda faaliyet gösteren kuruluş sayısının azaltılması oldu. Artık yalnızca belirli lisanslı şirketler faaliyet gösterebiliyor ve bu şirketler, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı tarafından yayımlanan operasyonel ve denetimsel standartlara tabi.

Eski Hac ve Umre Komitesi Danışmanı Saad el-Kurşi, bu dönüşümün ‘nitelikli bir sıçrama’ olduğunu belirterek, acente modelinden organize şirketlere geçişin hizmet seviyelerinin artmasında önemli rol oynadığını vurguladı.

El-Kurşi, “Hac ile ilgili tüm hizmetler, konaklama, yönlendirme ve karşılama gibi, öncekine kıyasla çok daha düzenli ve kaliteli hale geldi” dedi.

Hizmeti yeniden tanımlayan bir operasyonel kılavuz

Bu dönüşüm, hizmet kalitesini, kalite standartlarını ve değerlendirme mekanizmalarını net bir şekilde belirleyen ayrıntılı operasyonel kılavuzların yayımlanmasıyla pekiştirildi. Bu sayede, hacı adaylarının deneyimi, genel bir şekilde sunulmak yerine, ölçülebilir ve hesaplanabilir birimlere dönüştürüldü.

Ancak bu dönüşüm, bazı zorluklardan muaf değildi. Bunların başında, yeni modeller doğrultusunda çalışacak insan kaynağının eğitilmesi yer alıyordu.

El-Kurşi, bu zorlukların ‘büyük ölçüde aşıldığını’ belirterek, çalışanların hazırlık seviyesinin arttığını ve işletme verimliliğinin iyileştiğini vurguladı. El-Kurşi, mevcut sistemin ‘bugün daha yüksek bir verimlilikle ve daha iyi bir organizasyonla çalıştığını’ ifade etti.

Artan talep... Düzenleyici sınırlar

Artan talebe rağmen, hacı sayıları belirli düzenleyici çerçevelere tabi ve bu da sayılara bir sınırlama getiriyor.

El-Kurşi, “Her ülkeye tahsis edilen kontenjanların sınırlı olması, sayılarda bir üst sınır oluşturuyor, ancak organize şirketlere olan talep artıyor” diyerek, sektörün gelecekteki kapasite artışıyla daha fazla genişleme yaşayacağı öngörüsünde bulundu.

Ayrıca, düzenleme sayesinde fiyatlar daha kontrollü hale geldi. Önceden acentelerin inisiyatifine bırakılan fiyatlandırmalar, bu düzenlemelerle farklılıkları azaltarak maliyetlerde daha yüksek bir şeffaflık sağladı.

Temsilciden platforma

Dijital dönüşüm, bu sistemin temel direğini oluşturdu; çünkü sözleşme süreçleri ve hizmet seçimi artık Nusuk gibi dijital platformlarla bağlantılı hale geldi.

Bu dönüşüm sadece zaman ve çabayı kısaltmakla kalmadı, aynı zamanda pazardaki rollerin yeniden dağıtılmasını sağladı. Böylece hac yolculuğunun yönetimi daha merkezi ve düzenli hale geldi.

Sarah şirketi Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Komitesi Üyesi Mühendis İmad Sami Kari, bu dönüşümün geleneksel işletme modellerinden entegre bir dijital sisteme geçişi kapsadığını belirtti.

Kari, bu dönüşümün ‘havayolu şirketleri, Hac ve Umre Bakanlığı, Nusuk platformu ve hizmet sağlayıcı şirketler arasındaki elektronik bağlantıya dayandığını’ ve bunun hac yolculuğu yönetiminin verimliliğini artırdığını vurguladı.

Ayrıca, ‘QR kodu’ gibi teknolojilerin ve Nusuk kartlarının kullanımının, hacı adaylarının deneyimine doğrudan olumlu etkiler sağladığını, özellikle kaygıları azalttığını ve işlemleri hızlandırdığını ifade etti.

Kari, artık sadece kalabalıkların yönetimi değil, aynı zamanda entegre bir deneyim sunmaya odaklanıldığını belirterek, ‘Bagajsız Hac’ gibi yeni girişimlere dikkat çekti. Bu girişim, hacı adaylarının hareketliliğini kolaylaştırmayı ve yolculuklarını iyileştirmeyi amaçlıyor.

Son yıllarda hac sektöründe yaşananlar, yalnızca şirket sayısının azaltılmasından ibaret olmayıp, tamamen küresel bir pazarın yeniden şekillendirilmesine kadar uzanıyor.

Bugün hac, geleneksel ağlara dayalı bir yapıdan ziyade, yönetimsel düzenlemelerle ve teknolojiyle desteklenen bir sektöre dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, dünyanın en büyük insan topluluklarından birinin daha verimli yönetilmesine yönelik daha geniş bir yaklaşımın yansıması olarak görülüyor.


Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı

Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurguladı

Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan, taraf devletlerin ek kısıtlamalar olmaksızın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın tam olarak uygulanmasının önemini vurgulayarak, aynı zamanda bölgedeki barışın sağlanabilmesi için Gazze Şeridi’nde ateşkese varılmasının, göçün engellenmesinin ve 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulmasının gerekliliğini belirtti.

Bu açıklamalar, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Abdulaziz el-Vasıl’ın, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın 11. gözden geçirme konferansı sırasında yaptığı konuşmada yer aldı ve aynı zamanda bölgesel gelişmelerle ilgili BM tartışmalarına da yansıdı.

Suudi Arabistan, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın, yayılmanın engellenmesi için temel bir yapı taşı olduğunu ve bu anlaşmanın üç temel ilkesi arasında denge sağlanması gerektiğini belirtti. Bu ilkeler; silahların imhası, yayılmanın engellenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımıdır. Ayrıca, nükleer silah sahiplerini, bu silahların kullanımının engellenmesinin tek yolunun tam bir imha ile sağlanacağına dair yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırdı.

Aynı zamanda Suudi Arabistan, taraf devletlerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını vurgulayarak, bu kullanımların ek kısıtlamalar olmadan yapılması gerektiğini, ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile şeffaflık ve iş birliğinin artırılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel düzeyde ise Suudi Arabistan, İran’ın sivil ve medeni hedeflere yönelik saldırılarını kınayarak, BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına atıfta bulundu. İran’a, nükleer programının barışçıl olduğunu temin etmek için UAEA ile tam iş birliği yapma çağrısında bulundu. Ayrıca, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi, iyi komşuluk ilişkilerine saygı gösterilmesi ve iç işlere müdahale edilmemesi gerektiğini belirtti.

Suudi Arabistan, Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması gerektiğini bir kez daha yineleyerek, İsrail'in bu anlaşmaya katılmaması durumunun, kitlesel imha silahları içermeyen bir bölge oluşturulmasının önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı.

Filistin topraklarındaki durumu ele alırken, Suudi Arabistan, İsrail’in Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarının tehlikesini belirtti ve Kudüs ile kutsal yerlerdeki tarihsel ve hukuki durumu değiştirmeye yönelik her türlü girişimi reddetti. Ayrıca, yasa dışı yerleşimlerin barışı zedelediğini ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini ifade etti.

Suudi Arabistan, adil ve kapsamlı bir barışın sağlanabilmesi için ateşkese varılması, göçün engellenmesi, Gazze Şeridi’nden çekilme ve 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının şart olduğunu, tüm bu taleplerin uluslararası meşruiyet kararlarına dayandığını belirtti.


Cidde Zirvesi, Hürmüz Boğazı'nda deniz güvenliğinin yeniden sağlanmasının gerekliliğini vurguladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi dün Cidde'de Bahreyn Emiri'ni kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi dün Cidde'de Bahreyn Emiri'ni kabul etti (SPA)
TT

Cidde Zirvesi, Hürmüz Boğazı'nda deniz güvenliğinin yeniden sağlanmasının gerekliliğini vurguladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi dün Cidde'de Bahreyn Emiri'ni kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi dün Cidde'de Bahreyn Emiri'ni kabul etti (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığında Cidde’de dün düzenlenen Körfez İstişare Zirvesi’nde, bölgedeki güncel gelişmeler ve özellikle artan gerilim ele alındı.

Toplantıda, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üye ülkeleri, Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğinin yeniden sağlanmasının zorunlu olduğunu vurguladı ve İran’ın bölgedeki artan eylemlerini sert şekilde kınadı. Ayrıca Ürdün’ün de hedef alındığı saldırılara karşı güçlü bir tepki ifade edildi.

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, zirvenin Suudi Arabistan’ın davetiyle gerçekleştiğini belirterek, krizden çıkış için diplomatik bir yol bulunması gerektiğini ve bunun uzun vadeli güvenlik ve istikrarı güçlendirecek anlaşmalara zemin hazırlaması gerektiğini söyledi.

Budeyvi, liderlerin Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik “açık İran saldırılarını” şiddetle kınadığını ve bu durumun Körfez ülkelerinin İran’a olan güveninde ciddi bir zedelenmeye yol açtığını ifade etti.

Ayrıca liderlerin, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya ve deniz trafiğini engellemeye yönelik “hukuka aykırı adımlarını” reddettiği ve 28 Şubat’tan önceki durumun yeniden tesis edilmesi gerektiği konusunda ortak görüş bildirdiği aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre zirvede, Körfez ülkeleri arasında ortak altyapı projelerinin hızlandırılması da gündeme geldi. Bu kapsamda demiryolu ağı, lojistik ve ulaştırma projeleri ile Körfez demiryolu projesinin hızlandırılması talimatı verildi.

Ayrıca petrol ve gaz taşımacılığı için boru hattı projesi, su şebekelerinin entegrasyonu ve stratejik rezerv alanlarının oluşturulması gibi projelerin önceliklendirilmesi kararlaştırıldı. Savunma alanında ise erken uyarı sistemleri, balistik füzelere karşı ortak radar ağı ve askeri entegrasyonun güçlendirilmesi yönünde adımların hızlandırılması istendi.