İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

Addis Ababa, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, onu topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırmaya götürebilir

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
TT

İran, Etiyopya’da askeri bir denge mi kuruyor?

18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)
18 Mart 2021’de Tigray bölgesinde yer alan el-Advah kasabası yakınlarındaki yanmış bir tank (Reuters)

Mana Abdulfettah
El-Fuşka bölgesinde Sudan sınırındaki hava sahasına giren Etiyopya casus uçağının düşürüldüğüne ilişkin haberlerle eş zamanlı olarak İran’ın Etiyopya’ya ‘geçen Kasım ayından bu yana Tigray Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürüttüğü savaşta kullanılmak üzere’ insansız hava araçları sağladığı bildirildi. İki olay, Etiyopya’nın savaş bölgesini gerekirse Tigray’dan Sudan’a kadar genişletmeye hazır olduğunu gösteriyor. Öte yandan Etiyopya’nın 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana askeri destekçileri arasında ABD’den Sovyetler Birliği’ne, ardından İsrail’e, Kuzey Kore’ye ve son olarak İran’a yöneldiğini, Addis Ababa’nın geleneksel yaklaşımını sürdürmekte ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Stratejiyi canlandırma
Sonuçlar, bazen kıta ülkelerine nüfuz etme başarısı ve bazen de başarısızlık arasında değişse de İran, Afrika ülkeleriyle iş birliği yapma imkanlarını korudu. İran, bunu Kuzey ve Batı Afrika’da yapmaya çalıştı. El-Kaide ve DEAŞ Batı Afrika bölgesine sızmasaydı İran, Afrika’ya ilişkin bazı planlarında başarılı olurdu. İran açısından Doğu Afrika bölgesi, Suudi Arabistan ve Kızıldeniz’in hayati alanını temsil etmesi dolayısıyla nüfuz etmesi için ek bir avantaja sahip. Etiyopya’ya odaklanma, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Afrika Boynuzu’na yönelik stratejisinin yeniden canlandırılması da dahil olmak üzere açık belirleyicileri üstleniyor. Öyle ki Ahmedinejad, İran ve Afrika arasında yoğun ve derin bir iş birliği olması gerektiğini düşünürken, bu yaklaşım, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin açıklamasında da ortaya çıkan ‘dünyayla geniş ve dengeli etkileşim’ vizyonuyla örtüşüyor. Bu durum, İran dış politikasında gerçek bir değişiklik olmayabilir. Daha ziyade radikal akımın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini ‘2015’te nükleer anlaşmayı imzalayarak Batı üzerine bahse girmek ve daha sonra 2018’de Donald Trump’ın geri çekilme sonuçlarıyla uğraşmak’ ile suçlama fırsatını kaçırmadığı gerçeğine dayanarak bu eğilim, İran’ı doğuya ve Afrika’daki bölgesel çevresine yönlendirdi. Ruhani hükümeti, 25 yıllık bir anlaşma imzalarken Çin ile ilişkilerini güçlendirmeye başlayıp bu sorunu çözmüş olsa da bu durum, Ruhani hükümetinin Afrika’yı ihmal etmesini affetmedi. Anlaşma, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Ocak 2016’da Tahran’a yaptığı ziyarete ve 27 Mart 2016’a anlaşmayı imzalamasına kadar uzanıyor.
Tahran’ın hırsının ani kazanımlar elde etmekten daha büyük olduğunu göstermek için Addis Ababa’nın bir dizi drone satın almak üzere Tahran ile sözleşme imzaladığı hakkında haberler yayınlandı. Afrika pazarı, büyük ölçüde Çin’e bağımlı. Bu çerçevede İran’ın 25 yıllık anlaşma uyarınca kurmayı planladığı ekonomik bölge, iki ülke arasındaki iş birliği ve diğer bölgesel güçlerin rekabeti için katalizörlerin bir parçası olacak.

Güven bariyeri
İran, Çin ve daha önce de Sovyetler Birliği’ne gelince bu ülkeler, üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkilerinde Batı karşıtı duyguları sömürüyorlardı. Geçen yüzyılın yetmişli yıllarına kadar kendisini destekleyen ABD’nin bakış açısına diğer Afrika Boynuzu ülkelerinden daha yakın olması nedeniyle, şu anki durum ise günümüz Etiyopya’sı için farklı. O dönemde daha sonra ilişkiler, Albay Mengistu Haile Mariam liderliğindeki ‘Derg’ Askeri Konseyi yönetimi sırasında zirveye çıktı. Meles Zenawi döneminde tekrar ABD’ye dönen Etiyopya, Haile Mariam Desalegne ve hatta Abiy Ahmed dönemine ulaştı.
Ancak Etiyopya’nın Nahda (Rönesans) Barajı konusundaki uzlaşmazlığı, Tigray ile çatışmasını saran şiddet ve ihlaller, Sudan ile bir sınır çatışması cephesi açması, son dönemde ABD’nin tarihi düşmanı Eritre ile yakınlaşması ve Tigray çatışmasında Eritre güçlerini kullanması gibi son sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte tüm bu faktörler, Etiyopya ve ABD arasında bir güven engeli oluşturdu. Bu durum ise sorunlara kabul edilebilir ve tatmin edici bir ABD çözümüne güvenilmemesine neden oldu. Dolayısıyla bu aşamada İran ile iş birliği, Etiyopya dış politikasının temel ilkelerinde bir değişiklik değil, ABD boşluğunu doldurmaya yönelik bir niyet beyanını yansıtıyor.
Etiyopya, ABD yaptırımlarına tabi bir ülke ile iş birliği yaparak uluslararası yasaları ihlal etme korkusuyla İran ile askeri iş birliğinde fazla ileri gitmeyebilir. Nitekim İran, daha önce 2010 yılında Nijerya’nın Lagos şehrinde ele geçirilen bir İran silah sevkiyatı da dahil olmak üzere Afrika’ya silah kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Bu silahlar, Gambiya’da konuşlanmış Senegalli ayrılıkçı bir milis kuvvetine gidiyordu. Ayrıca 2015’te Kenya’da Batı çıkarlarını hedef almayı amaçlayan bir İran hücresi yakalanmıştı. Tahran ayrıca, 2008 yılında Hartum ile askeri ve güvenlik iş birliği konusunda bir anlaşma imzaladı. Ardından o dönemde İran’ın Gazze Şeridi’ne ve Afrika’nın bazı bölgelerine silah sevkiyatı için bir koridor olarak sınıflandırılan, Sudan üzerinden yürütülen faaliyetlerden biri olarak Haziran 2014’te İran’dan Sudan’a bir silah sevkiyatına el konuldu.

Savaş dinamikleri
Etiyopya askeri harcamaları, ilk olarak, devletin kullanabileceği insan gücünün büyüklüğüne bağlıydı. Etiyopya hükümeti, vatandaşlara Tigray güçlerine karşı savaşa katılma çağrısı yaptı. Tigray ise Etiyopya’nın en büyük ve yoğun nüfuslu bölgesi olan Oromia bölgesinden gelen silahlı kuvvetlerden oluşan ‘Oromo Kurtuluş Ordusu’ ile askeri bir ittifak kurmaya çalıştı. Dış desteğe gelince, ikinci sırada yer alıyor. Etiyopya ve İran, Çin ve Tahran’daki sanayi bölgesi ile iş birliği yaparak yaptırım engelini aşabilir. Zira özellikle İran’ın insansız hava araçları da dahil olmak üzere silahlanma sistemi, eski Çin ve Rus uçaklarının modern teknolojiyle bir klonu ve yeni üretimi sayılıyor.
Bu iki bileşenle Etiyopya, savaşlara yönelik geleneksel yaklaşımını gevşetmezse ısrar, topyekûn bir bölgesel savaşı hızlandırabilir. Özellikle iç cephe, askeri dengeyi Tigrayanlar lehine çeviren sürekli insan ve silah aşınmasına maruz kalabileceğinden dolayı, saldırmaya değil, yalnızca mücadeleye uzanan bir strateji formüle etmeye odaklanabilir.

Güvenli çıkış
Etiyopya hükümetinin eleştirel sesleri seçimlerin ardından sakinleşirken askeri durum, başka bir bölgesel ve uluslararası endişeyle daha çatışıyor. Öyle ki sarsıcı barış anlaşmalarıyla noktalanan tarihi çatışmaların ortasında kalan ülke, tarafların bir an önce barışa kavuşacağının garantisini vermiyor. Kesinliğe yakın şekilde ve büyük ihtimalle Etiyopya’nın askeri seferberlik durumundan geri adım atmayacağı bu varsayıma rağmen Sudan’daki geçiş hükümeti, ‘yaklaşmakta olan bir savaşa hazırlanma’ ve ‘savaşın olmadığı nokta’ arasında bir orta noktada duruyor. Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Etiyopya ile tartışmalı ‘el-Fuşka’ bölgesinde 16 Ağustos’ta düzenlenen 67’inci Sudan Ordu Günü’nde ‘toprakların geri kalanını müzakere ya da başka seçeneklerle özgürleştirme’ taahhüdünde bulundu. Bu taahhüt sonrasında Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, “Tüm taraflarla Etiyopya için güvenli bir çıkış arayışındayız. Durmayacağız ve oranın çöküşüne izin vermeyeceğiz” dedi. Ancak geçiş hükümetinin, İran silahlarının desteklediği Etiyopya hamlelerini ve bölgeye getirebilecekleri yıkımı ciddiye alıp almadığı bilinmiyor.

Yolu açma
İran, bir dönem deniz geçitleri oluşturmak için Sudan, Eritre ve Cibuti ile ilişkilerini güçlendirmekle ilgilendi ve deniz yolu kapalı olan Etiyopya’dan uzaklaştı. Bu durum, Eritre ile olan savaşında ABD ve İsrail’in Etiyopya’ya desteğine katkıda bulunurken, İran ise Eritre’nin yanında yer aldı. Ancak Tahran’ın üç ülkeden herhangi biriyle ilişkisi fazla ileriye gitmedi ve nihayetinde İran, Etiyopya ile iş birliğine geri döndü. Etiyopya’nın artık daha fazla silaha ihtiyacı bulunuyor. New York Times’ın haberine göre bu yılın Şubat ayında İran, Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ve daha sonra İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesine misilleme olarak ABD ve İsrail çıkarlarını hedef almak için Afrika’daki uyuyan hücrelerini harekete geçirmeye başladı.
Etiyopya, Tigray Kurtuluş Cephesi’nin başkent Mekelle’ye girerek elde ettiği kazanımlara ve Sudan ordusunun el-Fuşka bölgesini geri almasına karşı koymak için bu yönde hızlı hareket edebilir. Mevcut Etiyopya kuvvetleri, Afrika Boynuzu’nda bulunan en güçlü ordular arasındaki saflarından geri çekilmelerine rağmen hafife alınmıyor ve bununla birlikte Tigray Cephesi çatışmayı kazanmanın bir yolunu bulmaya çalıştıkça bu kuvvetlerin ihtiyacı artıyor. Bu durum, her iki taraf için de bir güdüye dönüştü. Etiyopya federal güçlerinin hatalarının en başında ise savaş amaçlarını saran belirsizlik, şeffaflık eksikliği ve Eritre güçlerine başvurmaları sonrasında bunu geç dile getirmeleri yer alıyor. Öte yandan Etiyopya, sonuçları ne olursa olsun iç ve Sudan’la olan çatışmada kısmi başarısızlığı göz ardı ederek ordusunu yeniden silahlandırmayı gerçekten başarırsa, tüm bu hatalar ortadan kalkabilir.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS