Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'nin en büyük metropolü İstanbul'da toplu ulaşımı kullanan kişi sayısı, pandemin olmadığı 2019'un ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 49 azalarak 562 milyon 117 bin 871'e geriledi.
AA muhabirinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerinden derlediği bilgiye göre, İstanbul'da otobüs, metrobüs, şehir hatları, metro, tramvay ve özel deniz hatlarından oluşan toplu ulaşım araçlarının kullanımı Kovid-19'dan etkilendi.
Toplu ulaşım araçlarını kullanan kişi sayısı, pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 kişiyken 2020 yılının ilk 6 ayında yüzde 40 azalarak 653 milyon 674 bin 91'e geriledi. Bu yıl aynı dönemde ise toplu ulaşım kullanımı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 562 milyon 117 bin 871 kişi olarak kayıtlara geçti. Salgından önce 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın aynı dönemi arasında ise yüzde 49'luk düşüş yaşandı.

Aylık bazda en çok düşüsün ocak ayında yaşandığı görüldü.
2020 yılının mart ayında açıklanan ilk vakadan önceki ocak ayında toplam 198 milyon 58 bin 227 kişi toplu ulaşım araçlarında yolculuk etti. Bu yılın ocak ayında bu sayı yüzde 61 azalarak 77 milyon 8 bin 237 kişiye geriledi.

Otobüs yolculuğu yüzde 62 düştü
Toplu ulaşımın temel araçlarından otobüs ile 2020 yılının ocak ayında 95 milyon 76 bin 590 kişi yolculuk ederken 2021 yılının ocak ayında otobüsle yolculuk yüzde 62 düşüşle 36 milyon 164 bin 384 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 525 milyon 832 bin 542 kişi otobüsü tercih ederken 2020 yılının ilk 6 ayında bu sayı yüzde 38 düşerek 332 bin 353 bin 43'e, 2021 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 18 daha düşerek milyon 261 milyon 619 bin 516 kişiye geriledi.
Marmarayı 2020 yılının ocak ayında toplam 12 milyon 623 bin 321 kişi tercih ederken 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 61 düşüşle toplam 4 milyon 836 bin 286 kişiye geriledi.
Marmarayla 2019 yılının ilk 6 ayında 49 milyon 718 bin 190 kişi yolculuk ederken 2020 yılının ilk 6 ayında yolculuklar yüzde 18'lik düşüşle 40 milyon 794 bin 814 kişiye, 2021 yılında yüzde 9'luk daha düşüşle 37 milyon 140 bin 795 kişiye geriledi.
Metroyu kullanan yolcu sayısı 2020 yılının ocak ayında toplam 59 milyon 667 bin 987 kişiyken bu sayı 2021 yılının ocak ayında yüzde 61 azalarak 23 milyon 376 bin 237 kişi oldu.
Metroyu, 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 338 milyon 430 bin 405 kişi kullanırken, 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 44 düşüşle 188 milyon 752 bin 46 kişiye, bu yıl ise 170 milyon 829 bin 414 kişiye geriledi. 2019 yılına kıyasla yılın ilk ayında yolcu sayısı yüzde 50 azaldı.
Metrobüsle 2020 yılının ocak ayında toplam 24 milyon 876 bin 452 kişi yolculuk ederken bu yılın ocak ayında metrobüsü 10 milyon 808 bin 723 kişi kullandı. Buradaki düşüş de yüzde 57 olarak kayıtlara geçti.
Metrobüsü 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 146 milyon 501 bin 537 kişi, 2020 yılının ilk 6 ayında ise 82 milyon 611 bin 648 kişi kullandı. Bu yılın ilk 6 ayında ise 77 milyon 348 bin 372 kişi metrobüsle seyahat etti. Pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 47 fark görüldü.

İstanbul Şehir Hatları'nda yüzde 67'lik düşüş
Deniz ulaşımında tercih edilen İstanbul Şehir Hatları'nda 2020 yılının ocak ayında 2 milyon 568 bin 978 kişi yolculuk ederken, 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 67 azalarak 841 bin 348 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 19 milyon 348 bin 6 kişi şehir hatlarını kullanırken 2020 yılının ilk 6 ayında şehir hatlarının kullanan yolcu sayısı yüzde 56 azalarak 8 milyon 562 bin 113 kişi oldu. Bu yılın aynı döneminde ise 7 milyon 425 bin 349 kişi Şehir Hatlarıyla yolculuk etti. Pandemi öncesi 2019'un ilk 6 aylı ile bu yılın aynı dönemi kıyaslandığında düşüş yüzde 62 olarak hesaplandı.
İstanbul Deniz Otobüslerini (İDO), 2020 yılının ocak ayında 133 bin 490 kişi kullanırken, bu yılın aynı döneminde bu sayı yüzde 56 azalarak 58 bin 665 kişiye geriledi.
İDO'yla 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 1 milyon 86 bin 676 kişi yolculuk ederken, 2020 yılının aynı döneminde yolcu sayısı yüzde 55 düşüşle 485 bin 694 kişiye, 2021 yılında ise 412 bin 458 kişiye geriledi. İDO'nun yolcu sayısında bu yılın 6 aylık döneminde 2019 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 62'lik gerileme yaşandı.
Özel Deniz İşletmelerini 2020 yılı ocak ayında toplam 3 milyon 111 bin 409 kişi kullanırken bu yılın aynı ayında yüzde 70 gerilemeyle 922 bin 594 kişi kullandı.
Deniz işletmelerini 2019 yılının ilk 6 ayında 20 milyon 172 bin 119 kişi kullanırken 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 50 azalışla 10 milyon 114 bin 733 kişiye düştü. Bu yıl ise 7 milyon 401 bin 967 kişi bu ulaşımı tercih etti. 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 63 fark oluştu.

"Sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu"
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, normalde İstanbul'da günde yaklaşık 8 milyon kişinin yolculuk yaptığını, salgından sonra bu sayının 900 binlere kadar düştüğünü söyledi.
Salgınla beraber kısıtlamalar olduğunu ve bu durumun da yolcu sayısını düşürdüğüne değinen Ilıcalı, şöyle konuştu:
"Bu arada tabii salgından dolayı sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu. Biz bunun için de 150 bin kişilik bir anket, araştırma yaptık, aldık değerleri inceledik. Gördük ki bir günde tahmini olarak sosyal mesafe endişesiyle 350 bin yolcu özel araca gitti. Özel aracı olup kullanmayanlar, araçlarını kullanmaya başladı. Araç kiralandı. Kiralanan araçlardan, satılan araçlardan, ikinci el araçlardan da bu anketimizi doğruluyoruz."
2021-2022 Eğitim ve Öğretim Yılının başlamasıyla hayatın normale dönmeye ve toplu ulaşım kullanımının yeniden artmaya başladığını ifade eden Ilıcalı, üniversitelerin de eğitim hayatına başlamasıyla toplu ulaşım kullanımının eski haline geleceğini anlattı.
Bu kapsamda, tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Ilıcalı, "Toplu ulaşımdaki azalmanın nedeni kısıtlamalar, birçok işin ofis yerine evden yapılması, bu arada tabii ki bazı insanların sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşım yolculuklarını terk etmesi ama şimdi mecburen yine bu yolculuklar artmaya başlayacak. Özellikle üniversitelerin açılmasıyla eski rakamları da geçecek. Çünkü nüfus artıyor, talepler artıyor" diye konuştu.
Toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesinin İstanbul trafiğine çok olumsuz bir etkisi olduğunu anlatan Ilıcalı, şunları kaydetti:
"İstanbul'da normal olarak zaten yollar zirve saatlerde, sabah evden işe giderken, evden okula giderken veya tersi akşam dönerken, zirve saatlerinde muazzam bir yoğunluk yaşanıyordu, kuyruklar oluşuyordu, zorlamalı bir akım vardı. Hızlarımız on kilometreye saate düşüyordu. Şimdi yollara baktığımız zaman bu tıkanıklığın en önemli nedeni yüzde 80'i, 90'ı bir veya iki yolculu özel araç. Dolayısıyla pandemiyle beraber ilave bir 350 binlik bir araç oldu. Şimdi normale dönüşte bu artışlar yine olacak. Bu sefer artık bir zorlamalı akım değil uzun kuyruklar olacak, katlanılamaz bir durum olacak. Şunun altını çiziyorum. Trafikte bir katlanılabilir bir durum elde etmemiz lazım. Trafiği öyle yönetmemiz lazım ki sorumlu kuruluşlar olarak, katlanılabilir olsun. Bu ne demek?15, 20 kilometre saat hızımız olsun. 10 kilometre saatin altına düşerse bu hızlar, bu çok uzun süreli kuyruklar demektir. Bu katlanılamaz bir durumdur. Bunun tedbirini almak lazım."



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.