Halep'in kuzeyinde askeri gerilim tırmanırken Şam İdlib kırsalını bombaladı

Türk kaynaklar, SDG'ye yönelik operasyonun Washington ve Moskova'dan gelecek sinyali beklediğini söylediler

Halep'in kuzeyinde Türkiye destekli Suriyeli muhalif gruplardan bir savaşçı (Şarku’l Avsat)
Halep'in kuzeyinde Türkiye destekli Suriyeli muhalif gruplardan bir savaşçı (Şarku’l Avsat)
TT

Halep'in kuzeyinde askeri gerilim tırmanırken Şam İdlib kırsalını bombaladı

Halep'in kuzeyinde Türkiye destekli Suriyeli muhalif gruplardan bir savaşçı (Şarku’l Avsat)
Halep'in kuzeyinde Türkiye destekli Suriyeli muhalif gruplardan bir savaşçı (Şarku’l Avsat)

Türkiye, İdlib şehrinin kuzeyindeki İdlib - Bab el Hava yolu üzerinde, Maarrat Misrin-Kefraya kavşağı yakınlarında Türk güçlerine ait askeri bir araca yapılan saldırının ardından İdlib'deki gerilim hattına girdi. Öte yandan Suriye'nin kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) omurgasını oluşturan ve çoğunluğu Kürtlerden oluşan Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) karşı askeri bir operasyon olasılığına ilişkin açıklamalar arttı.
Türk güçleri, İdlib'in güney kırsalındaki Maarrat en-Numan ve Kefer Roma'daki Suriye rejimi güçlerinin mevzilerini bombalarken rejime bağlı güçler, İdlib'in güneyindeki Deyr Sunbul, el-Bara, Feleyfil ve el-Fatira bölgelerinin yanı sıra Halep'in batı kırsalındaki temas hatlarındaki diğer bölgelere füzeli bombardımanlar gerçekleştirdi.
Suriye İnsan hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye rejimi güçleri tarafından yaklaşık 5 top mermisi ile düzenlenen saldırıda Türkiye sınırındaki İdlib’e bağlı Sarmada beldesinde Sivil Polis Merkezi’nde görevli en az bir polis memurunun da aralarında bulunduğu 3 kişinin öldüğünü bildirdi. Bombardımanda Sarmada Polis Merkezi, nüfus müdürlüğü ve şehrin doğusunda bulunan gayri resmi mülteci kampı hedef alındı. Bombardımanda yaralanan ve aralarında sivillerin de olduğu yaklaşık 15 kişi bölgedeki sahra hastanelerine kaldırılarak tedavi altına alındılar. SOHR, bombardımandan kısa bir süre önce, Halep-Lazkiye yolu üzerinde İdlib'in güneyindeki Cebel ez-Zaviye ile İdlib'in doğusundaki Serakib'deki Maarat en-Numan bölgesi ve temas hatlarındaki rejim güçlerine asker, tank ve roketatar taşıyan onlarca araçtan oluşan yeni askeri takviyelerin yapıldığını bildirdi.
Bu gelişmeler, Suriye rejimine yakınlığı bilinen basın kuruluşlarının, İdlib'de yakında başlayabilecek bir savaşla ilgili gerginliği artırdığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye'nin kuzeyinde askeri bir harekâtın başlamasıyla ilgili açıklamalarda bulunduğu bir dönemde gerçekleşti. Söz konusu harekâtın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Suriye'nin kuzey ve kuzeydoğusundaki bölgeler karşılığında İdlib'deki bölgelerin takas edilmesiyle ilgili üstü kapalı bir anlaşma yapılmış olabileceğine dair endişelerin ortasında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgelerini hedef alması bekleniyor.
Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesi’nden bir komutan, Alman Haber Ajansı’na (DPA) yaptığı açıklamada, önceki gece Türk ordusuna ait askeri bir konvoyun Türkiye-Suriye sınırındaki Bab el-Hava bölgesine gitmek üzere İdlib'in kuzeyindeki Maarrat Misrin ilçesi yakınlarından geçtiği sırada el yapımı bir patlayıcının infilak etmesi sonucunda 2 askerin şehit olduğunu, 3 askerin ise yaralandığını söyledi.
Maarrat Misrin beldesi sakinleri, Türk ordusuna ait bir konvoyun geçişi esnasında çok şiddetli bir patlamanın bölgeyi sarstığını bildirdi. Olayın ardından Suriye Milli Ordusu (SMO) unsurları yolları kapattı. Yaralı askerler, Türk askeri konvoyuna refakat eden bir ambulansla Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye nakledildi.
SOHR ise İdlib'in kuzeyinde İdlib-Bab el-Hava yolu üzerindeki Kefraya-Maarrat Misrin kavşağı yakınlarında Türk güçlerine ait bir askeri konvoyun geçişi sırasında bir el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucunda iki Türk askerinin şehit olduğunu, 4 askerin de yaralandığını söyledi.
Basında yer alan haberlerde, Türk güçlerinden herhangi bir zayiatın olmadığı, ancak Türkiye'ye sadık Suriyeli muhalif gruplar arasında zayiat yaşandığı ve patlamanın arkasında Ensar Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı olduğu belirtildi. Patlama, Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) İdlib'de Türk güçlerini hedef aldığını iddia eden Ensar Ebu Bekir el-Sıddık Tugayı’ndan bir kişinin tutuklandığını duyurmasından birkaç saat sonra meydana geldi. Daha önce İdlib ilinin kuzeyindeki İdlib - Nabeş yolu üzerinde Türk güçlerine ait askeri bir aracın 11 Eylül'de hedef alınması sonucunda 3 Türk askeri şehit olmuş, 4 asker de yaralanmıştı. Saldırının sorumluluğunu, Ensar Ebu Bekir el-Sıddık Tugayı üstlendi. Türk güçleri M4 Halep-Lazkiye uluslararası karayolu üzerinde ve İdlib'deki askeri noktalarının çevresindeki tali yollarda askeri devriyeler düzenlemeye devam ederken aramaları sırasında el yapımı patlayıcılar ve roket güdümlü el bombalarıyla bilinmeyen taraflarca zaman zaman saldırılara uğruyor.
Öte yandan Türk güçleri, Rakka'nın kuzeyindeki Ayn İsa ilçesi kırsalındaki Ummu'l-Beramil köyünü ve M4 uluslararası karayolunu ağır silahlarla bombaladı ve maddi hasar meydana geldi. SOHR, geçtiğimiz Perşembe günü, kimliği belirsiz bir uçağın Rakka'nın kuzeyinde SDG'nin kontrolündeki el-Hataş köyüne hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Hava saldırısının, can veya mal kaybına yol açıp açmadığına dair bilgi verilmezken bölgedeki rastgele bir kampın çevresinin hedef alındığını kaydedildi.
Diğer taraftan Türkiye’nin SDG bölgelerini insansız hava araçları (İHA) bombalayacağına dair spekülasyonlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin nüfuz bölgelerinde Türkiye’nin tehditlerinin artması ve Rusya'nın Türkiye’nin bu bölgeleri hedef almasına yeşil ışık yakması ile vatandaşlar arasında bir gerilim ve beklenti havası hâkim. SOHR, SDG yönetiminin Rusya'nın Suriye rejimine ve Türkiye’ye SDG'deki Suriyeli olmayan liderlerin hedef alınmasına yeşil ışık yaktığı bilgisinin alınmasının ardından geçtiğimiz Cuma günü unsurlarına ihtiyati bir tedbir olarak Deyrizor, Rakka, Şeddadi ve kontrolü altındaki diğer bölgelerdeki karargâhlarından 3 gün süreyle ayrılmamaları talimatı verdiğini bildirdi. Moskova, bu şekilde SDG’li önde gelen isimlere Suriye rejimine taviz vermeleri için baskı uyguluyor. SOHR, Rusya'nın Türkiye menşeli İHA’lara Türkiye ile Suriye arasındaki sınırın tamamında 25 Ekim'e kadar yabancı uyruklu SDG liderlerini hedef almasına izin verdiğini belirtti.
Suriye'deki Türk güçleri komutanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'nin kuzeyinde ‘teröristlere’ karşı bir yakında bir operasyon gerçekleştirilebileceğine ilişkin açıklaması çerçevesinde komutası altındaki birliklere hazırlıklarını artırmalarını ve her türlü olasılığa karşı tam olarak hazırlıklı olmalarını istedi.
Bir başka gelişmede ise Türk güçleri, dün, Halep'in kuzeyindeki el-Malikiye ve eş-Şevariga köylerinde SDG’nin konuşlu olduğu bölgeleri bombaladı.
Türk güçleri ve onlarla birlikte hareket eden muhalif gruplar, dün akşam, Halep'in kuzey kırsalındaki el-Alkamiye ve Mar'anaz köylerini de havan toplarıyla bombalarken Rus savaş uçakları, Afrin üzerinde uçuşlar gerçekleştirdi.
İki Türk yetkili dün Reuters'a yaptıkları açıklamada, Ankara'nın eğer ABD ve Rusya ile yapılan görüşmeler başarısız olursa SDG'nin omurgasını oluşturan YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat başlatmaya hazırlandığını söylediler. Yetkililer Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerin, özellikle de sürekli olarak Türkiye’ye yönelik saldırıların düzenlendiği Tel Rıfat bölgesinin temizlenmesi gerektiğini vurguladılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz Pazartesi günü Halep'in kuzeyinde iki özel harekat polisinin şehit edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki 'terör yataklarına' karşı sabrının tükendiğini belirterek, “Buralardan kaynaklanan tehditleri ya oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkanlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin yeni askeri harekatının ne zaman ve nasıl olacağına dair belirsizliği sürerken Reuters’a konuşan Türk yetkililerden biri, ordu ve istihbarat servisinin operasyon için hazırlık yaptıklarını belirtti. Bu konuda kararın alındığına dikkati çeken yetkili, “Bazı ülkelerle gerekli koordinasyon yapılacak... Konu Rusya ve ABD ile görüşülecek” dedi.
Türk yetkili, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu ayın sonlarında Roma'da yapılması planlanan G20 Zirvesi’nde konuyu ABD Başkanı Joe Biden ile görüşeceğini belirtti.
Üçüncü bir Türk yetkili ise, YPG’nin Türkiye sınırlarından en az 30 kilometre daha geri itilmesi gerektiğini söyledi. Rusya'nın İran destekli bazı unsurlarla birlikte son saldırıların gerçekleştiği bölgeleri tamamen kontrol ettiğini ve Erdoğan'ın Biden ile görüşmesinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini belirten yetkili, “Eğer görüşmeler sonuç vermezse öyle görünüyor ki Tel Rıfat ve diğer bölgelere operasyon kaçınılmaz olacak” şeklinde konuştu.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün, İstanbul'a veda ziyaretinde bulunan Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı görüşmede, Suriye'deki gelişmeleri, İdlib'deki insani durumu ve mülteci meselesini ele aldı. Almanya Başkanı Merkel ise, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'nin taşıdığı mültecilerin yükünü hafifletmek için desteğini sürdüreceğini vurguladı. Merkel, AB’nin daha önce bu amaçla Türkiye’ye 6 milyar Euro sağladığını hatırlattı.



İsrail önceliklerini değiştiriyor: İran mı, Hizbullah mı öncelikli hedef?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
TT

İsrail önceliklerini değiştiriyor: İran mı, Hizbullah mı öncelikli hedef?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İsrail ordusunun yeni stratejisinin temel referans noktası olarak ‘sürpriz savaş’ senaryosunun benimsediğini duyurdu (İsrail ordusu X sayfası)

Emel Şehade

Lübnan ve İran cephelerinde yaşanan hızlı gelişmeler, İsrail güvenlik kurumlarını acil danışma toplantıları düzenlemeye itti. Bu toplantılarda, çeşitli cepheler arasındaki önceliklerin yeniden düzenlenmesine karar verildi. Son 24 saatte İsrail'in gündemini Lübnan cephesi meşgul ediyor. Güvenlik onayı alınması ve takvimin belirlenmesi halinde Lübnan'a kaçınılmaz bir saldırı yapılacağı konuşulurken, İran'ın merkezi arena haline geleceği yönündeki tahminler artıyor.

Mesajlaşmalar

Bu toplantılar, İsrail'in ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri aracılığıyla Tahran'a gönderdiği, gerginlik istemediğini ve İran'ın iç durumunu saldırı için kullanmayacağını belirten mesajların açıklanmasından 24 saat sonra gerçekleşti. Ancak bir güvenlik yetkilisi, İranlıların mesajlara yanıt vererek İsrail'e inanmadıklarını ve Tel Aviv'in İran'da yanlış hesap yapma korkusuyla bu mesajları gönderdiğini, İsrail'in durumu istismar ederek Tahran'ın kontrolü kaybettiği sonucuna varacağını ve bu fırsatı saldırı için değerlendireceğini ima ettiklerini söyledikten sonra İsrail'in İran'a yönelik tutumunu değiştirdiğini söyledi.

Bu yanıt, İsrailli karar alıcıları önceliklerini yeniden düzenlemeye itti ve İran artık listenin en başında yer alıyor. Yapılacak olan herhangi bir değişiklik, sahadaki gelişmelere göre belirlenecek.

İki olası senaryo

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre son 24 saatte diğer cepheleri domine eden Lübnan cephesi geri çekildi ve İsrail'de şimdi iki senaryo konuşuluyor. Birinci senaryo, çok sayıda güvenlik ve askeri yetkilinin tercih ettiği senaryo. Bu senaryoda, İsrail ordusu, İran'a saldırmadan önce Hizbullah'ı zayıflatmak için güçlü ve yaygın saldırılar düzenleyecek ve böylece İran'ın, İran'a yapılan saldırıya yanıt olarak kendi inisiyatifiyle veya Tahran'ın emriyle İsrail hedeflerine karşı herhangi bir eylemde bulunma yeteneğini felce uğratacak.

İkinci senaryo ise, istihbarat raporları ve İranlı yetkililerin açıklamaları ve tehditlerine dayanan diğer bilgilere göre İran'ın İsrail'e önleyici bir saldırı düzenlemesinden korkulduğu için önce İran'a saldırılması. Her iki senaryoda da Lübnan hedef alınmaktadır ve İsrail'de saldırının sadece zaman meselesi olduğu konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok.

Bu gelişmeler, ‘mekanizma’ komitesinin toplantısı ve Tel Aviv'in, güvenlik ve askeri yetkililer arasında en yüksek sesli olanların Lübnan'a bir saldırının kaçınılmaz olduğunu iddia etmelerine rağmen, komitenin herhangi bir sivil temsilciden arındırılması ve Hizbullah'ı silahsızlandırma ve zayıflatma yollarıyla sınırlı kalması konusunda ısrarcı olmasıyla eş zamanlı yaşandı.

Sınırlı, yerel bir operasyon

İsrail, Lübnan'ın ordusu tarafından güney bölgesini silahsızlandırma hedefine ulaştığına dair herhangi bir açıklamada bulunmasını önceden engelleyip bu tür açıklamaların ve değerlendirmelerin gerçekçi olmadığını savundu. Tel Aviv, Hizbullah'ın aslında silahsızlandırılmadığını ve hatta altyapısını yeniden inşa etmeye başladığını iddia ediyor.

İsrail Hava Kuvvetleri, İran'a olası bir saldırı için hazırlık yaparken ve İsrail'in çok sayıda balistik füzeye maruz kalması ihtimaline karşı hava savunma hazırlığını güçlendirirken, ordu, Lübnan için hazırladığı ve İsrail kabinesine sunduğu çeşitli savaş planları çerçevesinde, uygulama emirlerinin çıkarılmasını bekleyen savunma ve saldırı için askeri birimlerinin hazırlıklarını tamamladığını duyurdu. Planlar, sınırlı askeri baskıdan daha geniş seçeneklere kadar uzanıyor.

Bir İsrailli güvenlik yetkilisi, siyasi ilerleme olmaması durumunda, diplomatik çabaların sonuç vermemesi halinde ordunun daha geniş bir saldırı senaryosuna geçme olasılığına da hazırlandığını doğruladı. Herhangi bir hamlenin zamanlamasını belirleyen merkezi faktörlerden biri, Washington ile koordinasyon düzeyi olacak.

Artık sınırlama yok

İsrail'in Lübnan veya İran ile olası bir savaşa hazırlık kapsamında, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve İç Cephe Komutanı Rafi Milo’nun yanı sıra yerel yönetim başkanları ve güvenlik ve acil durum hizmetleri yetkililerinin katılımıyla ‘İç Cephe Liderleri’ başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansa Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de katıldı.

Yeni stratejisinin temel referans noktası olarak “sürpriz savaş” senaryosunu benimsediğini açıklayan Zamir, ordunun tutumunu açıkladı ve sınırlarını tehdit eden her türlü unsuru önleyeceğini, karar verilmesi halinde çok büyük çaplı operasyonlar yürütmeye hazır olduğunu vurgulayarak, sınırlama politikasının devamını kabul etmeyeceklerini belirtti.

Zamir, konferansta yaptığı konuşmada askeri yönetimin Hizbullah'ın zayıflamasını Lübnan hükümetinin onu silahsızlandırmasına ve siyasi bir çözüme doğru ilerlemesine olanak sağlayacak bir koşul olarak gördüğünü söyledi.

Çeşitli cephelerdeki önceliklerin tartışıldığı bir oturumda Zamir, “Çeşitli gelişmelere nasıl hazırlanacağımızı ve nasıl tepki vereceğimizi biliyoruz. Sürprizlere hazırlıklıyız ve savaşa hazır olmak bizim pusulamızdır” dedi.

Lübnan hükümetine karşı medya kampanyası

Öte yandan İsrail ordusu, İsrail'e göre ateşkesin uygulanması ve Hizbullah'ın silahlarının imha edilmesi için gerekli her şeyi yapmayan Lübnan hükümetine karşı ‘farkındalık artırıcı medya kampanyası’ başlatmaya hazırlanıyor.

İsrail’de hazırlanan bir rapora göre medya kampanyası, Lübnan halkına ve uluslararası topluma Lübnan hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, Hizbullah'ın ise kendini savunma amaçlı değil saldırı amaçlı binlerce roket ve silah sistemine sahip silahlı bir örgüt olarak kaldığını göstermeyi amaçlıyor.

İsrail'de, İsrail ordusunun savaşı yeniden başlatarak Hizbullah'a karşı harekete geçmek istemediği ve Tel Aviv'in bu görevi Lübnan ordusunun üstlenmesini tercih ettiği söyleniyor.

Ancak aynı zamanda İsrail ordusu, son haftalarda Hizbullah'ın gücünü zayıflatmak amacıyla, öncelikle İsrail'in iç cephesine büyük çaplı saldırılar düzenleme yeteneğini ortadan kaldırmak, liderlerini hedef almak ve Lübnan genelindeki silah depolarını ve üslerini vurmak için harekete geçmeye hazırlandığını söylüyor.

Ne farklı yapılabilirdi?

İsrailli eski İstihbarat Şefi Hayman, İran rejimi de dahil olmak üzere Hizbullah nedeniyle Lübnan'ı neredeyse savaşa sürükleyen ciddi gerginliklere yol açan birkaç faktör olduğu değerlendirmesinde bulundu. Hayman, İran ile yaşanan 12 günlük savaşın ardından İran rejiminin biraz toparlandığını ve Hizbullah'a 1 milyar dolarlık devasa bir yardım göndermeye başladığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın planına göre tüm bu parayı göndermeye devam etme imkânı yok, ancak İran ekonomisine odaklanmak isterse, bu da onun konumunu zayıflatacak.

İkinci sorun ise uluslararası ortak eylem eksikliğiydi. Hizbullah'ın yenilgisinden sonra, ABD'nin ve Lübnan hükümetinin baskın, mevcut ve müdahil olduğunu, sonra bunun azaldığını gördük ve şimdi Lübnan hükümetine verilen uyarı süresi dolduğuna göre yeni bir diplomasi dalgası görebiliriz.

Hayman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Litani Nehri'nin kuzeyinde hala olumsuz bir eğilim var, ancak Litani'nin güneyinde mükemmel bir iş çıkarıldı.”

Hayman’a göre Hizbullah’ın seçkin gücü Rıdvan Gücü sınır yakınlarındaki bölgede kara manevraları yapma kapasitesine sahip değil, ancak kuzeyde bazı endişeler söz konusu. Hayman, eğer Lübnan'a karşı harekete geçmek zorunda kalırlarsa kendilerine ‘Savaşta, manevralarda ve ateş açmada neyi farklı yapacağız ve ertesi gün neyi farklı yapacağız?’ sorusunu sormaları gerektiğini belirterek “Bunun anahtarı, Lübnan hükümetinde ve Lübnan ordusunun güçlendirilmesinde yatıyor, çünkü harekete geçmeye ilgisi ve yeteneği olan tek güçler bunlar” yorumunda bulundu.


Lübnan, Hizbullah'ın silahlarına yönelik yasağı zımnen uzattı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
TT

Lübnan, Hizbullah'ın silahlarına yönelik yasağı zımnen uzattı

Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)
Cumhurbaşkanı Joseph Avn başkanlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapıldı (Cumhuriyet Başkanlığı)

Lübnan, Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ilk aşamasının uygulanması için son tarihi zımnen (dolaylı olarak) uzattı. Ordu dün, ilk aşamanın hedeflerinin sahada etkili ve somut bir şekilde gerçekleştirilmesinin ardından planın ileri bir aşamaya girdiğini vurguladı. Litani Nehri'nin güneyinde, İsrail'in işgal ettiği topraklar ve bölgeler hariç, kendi yetkisi altına giren bölgeler üzerindeki kontrolünü genişleterek, “bu bölgedeki çalışmalar, patlamamış mühimmat ve tüneller imha edilene kadar devam edecek” dedi.

Ordunun raporu geniş siyasi destek görürken, kabine orduya Litani Nehri'nin kuzeyinden silahların çekilmesi için ayrıntılı bir plan geliştirmesi konusunda ek bir süre daha verdi ve bu süreyi gelecek şubat ayının başına kadar uzattı.

İsrail ise Lübnan ordusunun başarılarını sorguladı ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ofisi, Lübnan hükümeti ve ordusunun Hizbullah'ı silahsızlandırma çabalarının "cesaret verici bir başlangıç ​​ancak tamamen yetersiz" olduğunu ifade etti.


Washington'un yardımı askıya almasının ardından Somali ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
TT

Washington'un yardımı askıya almasının ardından Somali ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanlığı (Reuters)

Somali ile Amerika arasındaki ilişkiler, Washington'un tonlarca gıda yardımının akıbeti konusunda çıkan anlaşmazlık üzerine Mogadişu hükümetine daha fazla yardım sağlamayı durdurma niyetini açıklamasının ardından en düşük seviyesine ulaştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Dış Yardımdan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı X platformunda yaptığı bir paylaşımda, Somali hükümet yetkililerinin Washington tarafından finanse edilen Dünya Gıda Programı'na ait bir depoyu tahrip ettiğini ve bağışçılar tarafından savunmasız Somalililer için sağlanan gıda yardımına yasadışı olarak el koyduğunu belirtti.

Bu nedenle Washington'un Somali'ye yardımını askıya alacağını ifade etti. Bu yardımın değeri henüz bilinmiyor.

Somali Dışişleri Bakanlığı dün, ABD'den gelen yardımın çalındığı iddialarını yalanlayarak, yardımın hala Dünya Gıda Programı'nın elinde olduğunu açıkladı.

Bakanlık, Blue Warehouse (Mavi Depo) olarak bilinen ana yardım deposunun bulunduğu Mogadişu liman bölgesinde genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Bakanlık, bu çalışmaların “insani yardımların depolanması, yönetimi veya dağıtımını etkilemediğini” ifade etti.

 Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed, Mogadişu'da başkanlık sarayındaki ofisinde Reuters'e verdiği röportaj sırasında (Arşiv-Reuters)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed, Mogadişu'da başkanlık sarayındaki ofisinde Reuters'e verdiği röportaj sırasında (Arşiv-Reuters)

Dünya Gıda Programı sözcüsü, liman yetkililerinin Mavi Depo'yu yıktığını ve programın sorunu çözmek ve yardımların güvenli bir şekilde depolanmasını sağlamak için yetkililerle iş birliği yaptığını söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ajansın çarşamba günü gördüğü Mogadişu Liman İdaresi tarafından düzenlenen teslimat belgesinde, Dünya Gıda Programı'nın daha önce Mavi Depo'dan başka bir depoya aktarılan gıda maddelerini teslim aldığı belirtiliyor. Belge, Somali'deki bir WFP yetkilisi tarafından imzalanmış görünüyor ve laboratuvar testleri gıdaların insan tüketimine uygun olduğunu doğruladıktan sonra programın gıdaların nihai teslimatını onaylayacağına dair el yazısı bir not içeriyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, yardımların yeniden başlamasının Somali hükümetinin sorumluluk alması ve durumu düzeltmek için adımlar atmasına bağlı olacağını ifade etti.