Nebil Fehmi yazdı: Gündemimiz ortak

Dünya, tarihte bir dönüm noktasına ulaştı ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük ortak zorlukla karşı karşıya.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
TT

Nebil Fehmi yazdı: Gündemimiz ortak

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres (AFP)

Nebil Fehmi (Eski Mısır Dışişleri Bakanı)*
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen BM 76’ncı Genel Kurulu toplantısında hazır bulunanlar başta olmak üzere uluslararası topluma dünyanın tarihi bir dönüm noktasına geldiğine dair uyarıda bulunan güçlü ve açık bir mesaj yönlendirdi. Guterres, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük ortak zorlukla karşı karşıya olunduğuna acil ve kesin bir şekilde çöküş ve atılım arasında bir seçim yapılması gerektiğine dikkat çekti.
BM Genel Sekreteri, koronavirüs (Kovid-19) salgınının sonuçlarının büyük tehlikeleri, çatışmaların patlak vermesi ve çoğalması, iklim değişikliğinin yansımalarını ve sel, yangın, aşırı sıcaklıklar ve kıtlıklar gibi afetler ve çevre kirliliği hakkında brifing verdi. Birçok kişinin artık toplu eyleme veya uluslararası sistemin ilkelerine güven ve itimadı kalmadığını kaydetti. Bunun, dünyamızı güvence altına almak ve halklarımız ve gezegenimiz için daha iyi bir gelecek sağlamak için gerekli olmaya devam ettiğine dikkat çekti. İnsanlığın geleceğinin sağlanmasının ortak hedeflere ulaşmak için uluslararası işbirliğine bağlı olduğunu vurguladı.
Bu değerlendirmeler sadece şahsi görüşleri değil, aynı zamanda örgüt üyelerinin BM’nin kuruluşunun 75’inci yıldönümü vesilesiyle 2020 yılında yaptıkları toplantıda dile getirilen duygu ve taleplerinin bir ifadesiydi. Bu durum, Genel Sekreterin, üye devletler, aralarında bulunmaktan onur duyduğum bağımsız düşünürler, sivil toplum, BM Genel Sekreterliği ve ortakları ile gerçekleştirdiği istişareden sonra ‘Ortak Gündem’ başlıklı ve kapsamlı 80 sayfalık bu raporu sunmasına yol açtı. Guterres tarafından sunulan rapor, bugünkü seçimlerimizin daha iyi bir gelecek için bir atılıma doğru ilerlemek ya da bizi uçurumun kenarına taşıyacak neden olacak tereddüt ve sessizlik arasında olduğuna dair açık bir mesaj taşıyor.
Uluslararası eylem için önerilen ‘Ortak Gündem’de, Guterres, Kovid-19 veya iklim bozulması ve çevre kirliliğinin olumsuz çevresel etkilerine karşı koyma yönündeki çalışmalarımıza temel bir yaklaşım olarak küresel dayanışmayı canlandırmaya ve farklı kolektif eylem yollarını benimsemeye dayanan belirli hedefler ortaya koydu.
Gündem, hükümetler ve halklar arasındaki sosyal sözleşmenin yenilenmesi, aralarında güvenin yeniden tesis edilmesi ve kapsamlı bir insan hakları kavramının benimsenmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter, hükümet kurumlarını, özellikle gelecek beklentileri hakkında farklı halk gruplarıyla diyaloga girmeye çağırdı.
Rapor, yanlış ve uydurma bilgilerin yayılışının durdurulması ve belgelenmiş bilgiler ve bilimsel bir bakış açısıyla ilme dayanılmasının gerekliliğine dikkat çekti. Bilimsel bakış açısını sorgulama konusunda devam eden şiddetli saldırıyı durdurma çağrısında bulundu. Ayrıca, ekonomik büyüme ve ilerlemeyi değerlendirmek ve güçlendirmek için kriterleri gözden geçirme ihtiyacına vurgu yaparak, özellikle kamu menfaatini ilgilendiren bilgilerle ilgili olarak, bilgilerin bütünlüğünü sağlamak için uluslararası kurallar koyma çağrısı yaptı. Kısa vadede milli üretim oranlarını yükseltmek için çevreye ağır, uzun vadeli ve tehlikeli kayıp ve bedeller ödetmenin artık kabul edilemez olduğu ve bunu kalkınma, ilerleme ve büyüme için bir kriter olarak görmek gerektiğinin altı çizildi.
Rapor aynı zamanda herkesi geleceğe ve uzun vadeli bir perspektif içinde stratejik düşünmeye, gençliğe ve gelecek meselelerine daha fazla odaklanmaya çağırdı. Gençlerin çıkarlarını dikkate alan politika ve bütçelerin tutarlılığını sağlamak için bir Birleşmiş Milletler elçisi atamak ve gelecek nesillerin haklarına ilişkin bir bildirge yayınlamak da dahil olmak üzere, bu konuda üstlenmesi planlanan bir dizi girişime de değinildi. BM’nin uluslararası ve küresel tehlikeler hakkında bağımsız stratejik raporlar yayınlayacağını ve acil uluslararası krizlere karşı koymak için toplanacak bir acil durum platformunun kurulmasını önerileceği duyuruldu.
Genel Sekreter, BM'nin ana direğini oluşturacağı daha iyi, daha güçlü ve daha birbirine bağlı çok taraflı bir uluslararası sistem kurmanın önemini vurguladı. Uzayda ve dijital yaşam biçimleriyle başa çıkmada barış ve çok taraflı diyaloglar için yeni bir gündem ortaya koydu. Her iki yılda bir G20 üyeleri, Ekonomik ve Sosyal Konsey ve uzman kuruluşların başkanları arasında bir toplantı yapılmasını önerdi.
Guterres raporunda, uluslararası idarenin verimliliğini artırması gereken ortak kaygıları ilgilendiren kamusal konuları yenilemek için sorunları çözmek ve zorlukları ele almak için alternatifler sunması şartıyla eski devlet ve hükümet başkanlarını içeren üst düzey bir danışma konseyinin kurulması için çağrıda bulundu. Ayrıca, umduğumuz geleceğin şekli ve bunu başarmanın yolları hakkında uluslararası bir fikir birliğini tesis etmeye başlamak için bir ‘Gelecek için Zirve’ düzenlemeyi önerdi.
Bu raporun hazırlanmasına mütevazi katılımımdan ve uluslararası toplumun toplumsal vicdanını yeniden canlandırma ihtiyacına vurgumdan sebep söylemiyorum fakat bu raporda birçok olumlu yön görüyorum. Dahası dış ve uluslararası alanda aktif olan orta büyüklükteki bir ülkenin vatandaşı olmam ışığında, sorunların evrenselliğine ve toplu eylem etrafında siyasi ivme yaratma ihtiyacına ve meselelere ilişkin kapsamlı bir gelecek perspektifine odaklanıyor. Mümkün olduğu sürece çok taraflı hareket etme eğilimindeyim, çünkü yavaşlığıyla, dünya ülkelerinin çoğu için güvenli bir koruma oluşturan uluslararası hukuk kurallarına dayanan istikrarlı ve sürdürülebilir kurallar oluşturuyor.
Bu raporu hazırlamak için gösterilen çabayı memnuniyetle karşılıyorum. Bununla birlikte Genel Sekreter'in İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki uluslararası gerçekliği yansıtan bazı BM mekanizmalarının gözden geçirilmesi çağrısında bulunurken bunu daha güçlü bir sesle yapmasını umuyorum. Uluslararası barış ve güvenlik konularını dar anlamda tanımlayan Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere söz konusu kurumlar, mevcut uluslararası durumla artık tutarlı değiller. İlk etapta üyelerin, özellikle daimi üyelerin çıkarlarını dikkate alan ayarlamalar ve dengeler ile ilgileniyorlar.
Umuyorum ki Genel Sekreter, önerilerini ve girişimlerini hayata geçirme konusunda ilk görev döneminde tanık olduğumuzdan çok daha kararlı ve ısrarlı olacaktır. Ülkelerin hareketini motive eden siyasi ivmeyi yaratmak için inisiyatif almalı ve bu fikirlerin canlı ve verimli programlara dönüştürülebilmesi için herhangi bir yalan veya iltifat olmadan gereken şeyler konusunda herkese karşı dürüst olmalı. Çünkü sessizlik ve tereddüt, kaçınılmaz olarak başarısızlıkla sonuçlanacak ve bu yoğun gündem, harcanan büyük emek ve üzerinde yayınlanan sayfaların çokluğu nedeniyle kağıt üzerinde bir mürekkep, entelektüel ve çevresel bir israfa dönüşecektir.
*Bu makale Şarku’l Avsat  tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir



Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)

Suriye Arap Cumhuriyeti’ni temsilen Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Genel İstihbarat İdaresi Başkanı Hüseyin es-Selame’nin başkanlığındaki heyet, ABD’nin koordinasyonu ve arabuluculuğunda İsrail tarafıyla yürütülen mevcut müzakere turuna katılıyor.

Hükümet kaynağı, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Bu müzakerelerin yeniden başlaması, Suriye’nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri alma konusundaki sarsılmaz kararlılığının bir teyididir” dedi.

Kaynak, görüşmelerin esas olarak 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın yeniden işler hâle getirilmesine odaklandığını belirterek, bunun İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesini güvence altına alacağını; tam Suriye egemenliğini her şeyin üzerinde tutan, Suriye’nin iç işlerine her türlü müdahaleyi önlemeyi garanti eden eşitlikçi bir güvenlik anlaşması çerçevesinde ele alındığını vurguladı.

Görsel kaldırıldı.
Şara’ya Moskova ziyaretinde; Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Savunma Bakanı Tümgeneral Merhef Ebu Kasra, Genel İstihbarat Başkanı Hüseyin es-Selame ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mahir Şara eşlik etti. (SANA)

Öte yandan, bir Suriyeli yetkili Pazartesi günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, ABD arabuluculuğunda Suriyeli ve İsrailli yetkililerin Paris’te görüşmeleri yeniden başlatacağını, amaçlarının iki ülke arasındaki gerilimi azaltacak bir güvenlik anlaşmasına varmak olduğunu söyledi. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, Suriye’nin temel hedefinin 1974’te imzalanan ve Güney Suriye’de BM gözetiminde bir tampon bölge oluşturan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı yeniden devreye sokmak ve İsrail güçlerinin bir yılı aşkın süredir kontrol ettiği bu tampon bölgeden çekilmesini sağlamak olduğunu kaydetti.

Suriye’de uzun yıllar iktidarda kalan Beşşar Esad’ın, mevcut Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki silahlı grupların hızlı bir saldırısıyla devrilmesinin ardından Şara, İsrail’le herhangi bir çatışma istemediğini açıklamıştı. Ancak İsrail, İslamcı eğilimli yeni liderlikten şüphe duyduğunu belirterek tampon bölgeyi hızla kontrol altına aldı; Suriye’deki askerî tesislere yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve tampon bölge dışındaki köylere periyodik olarak girerek zaman zaman yerel halkla şiddetli çatışmalara yol açtı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail güçlerinin, Suriye’nin güneyinde Kuneytra kırsalındaki Sayda beldesine yönelik ilerleyişi. (Arşiv – SANA)

İsrail, varlığının geçici olduğunu; Esad yanlılarının kalıntılarını ve silahlı unsurları temizleyerek ülkesini saldırılardan korumayı amaçladığını savundu. Buna karşın, güçlerini yakın zamanda geri çekmeye niyetli olduğuna dair bir işaret vermedi. Taraflar arasında bir güvenlik anlaşmasına yönelik görüşmeler geçen yıl durmuştu.

Görsel kaldırıldı.
Suriye’nin güneyinde, İsrail sınırı yakınındaki Kuneytra kentinde bir gözlem noktasında görev yapan Birleşmiş Milletler Ayrıştırma Gözlem Gücü (UNDOF) askeri. (AFP)

Yeni turda Suriyeli yetkili, Şam’ın “İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki temas hatlarına çekilmesini; tam Suriye egemenliğine öncelik veren ve ülkenin iç işlerine her türlü müdahaleyi engelleyen karşılıklı bir güvenlik anlaşması çerçevesinde” talep edeceğini ifade etti.

İsrailli yetkililer konuyla ilgili yorum yapmazken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın sözcüsü de açıklama yapmaktan kaçındı.


Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, pazartesi günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ı Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda kabul etti.

Görüşmede, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası arenadaki son gelişmeler ele alındı.

Kabulde, Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Salih el-Huseyni ile Dışişleri Bakanı Ofisi Genel Müdürü Velid es-Semail de hazır bulundu.

xscdfg
Fotoğraf:  Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı

 


Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.