Türkiye’nin Etiyopya ile yaptığı SİHA sözleşmesi, Mısır ile uzlaşı görüşmelerini engeller mi?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri (AFP)
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri (AFP)
TT

Türkiye’nin Etiyopya ile yaptığı SİHA sözleşmesi, Mısır ile uzlaşı görüşmelerini engeller mi?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri (AFP)
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri (AFP)

Ahmed Abdulhekim
Kahire ile Ankara arasında yıllardır gergin olan ilişkilerin normale dönme yolunda karşılıklı olarak olumlu adımlar atıldı. Bu gelişmeden aylar sonra, Türkiye'nin silahlı insansız hava aracı (SİHA) satış sözleşmeleri imzalaması, Addis Ababa'nın Mavi Nil Nehri üzerinde inşa ettiği ve Kahire’nin su payının etkilenmesinden çekindiği Nahda (Rönesans) Barajı dosyasının hassasiyeti çerçevesinde Mısır'ın Türkiye'nin rolü ve niyetlerine ilişkin endişelerini bir kez daha artırdı.
Reuters haber ajansı, konuyla ilgili Türk kaynaklara dayandırdığı haberinde Ankara'nın uluslararası çatışmalarda başarılı bir şekilde kullanılan SİHA’larının ihracatını, Fas ve Etiyopya ile sözleşmeler imzalayarak genişlettiğini belirtti. Reuters, aynı zamanda Kahire’nin, Addis Ababa ile Ankara arasında SİHA satışı konusunda imzalanan sözleşmelerin dondurulması için baskı yapılması çağrısıyla Batılı ülkelere mektuplar gönderdiğine işaret etti. 
Başkent Ankara'da 7-8 Eylül’de Mısır ve Türkiye dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde gerçekleşen ikinci tur müzakerelerin üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçtikten sonra Etiyopya ile Türkiye arasında SİHA sözleşmesi imzalandığına dikkat çekilen haberde, “İki taraf, siyasi istişarelere devam etme konusunda anlaştılar. Görüşmelerde ele alınan konularda ilerleme sağlamak istediklerini ve iki taraf arasındaki ilişkilerin normalleşmesini kolaylaştırmak için ek adımlar atılması gerektiğini vurguladılar” denildi. Şarku’l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre görüşmenin ardından iki ülkenin dışişleri bakanları, sorunların çözümüne yönelik olumlu mesajlar verirken yıllarca süren gerilimin ardından iki ülke karşılıklı olarak büyükelçi ataması yaptılar.

Mısır’ın SİHA sözleşmesi endişesi
Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı bir kaynağa göre Mısır, SİHA sözleşmesinin her an çatışmaların patlak verebileceği bir hassasiyette olan Afika kıtasında, barışa ve güvenliğe yönelik bir tehdit yaratabileceğinden resmi kanallar aracılığıyla Türkiye’nin attığı adımdan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Reuters, Mısırlı iki güvenlik kaynağından Kahire'nin ABD ve bazı Avrupa ülkelerine SİHA’larla ilgili imzalanan herhangi bir sözleşmenin dondurulması için baskı yapmak amacıyla yardım istediğini aktardı. Mısırlı üçüncü bir kaynak ise, Kahire ile Ankara arasında ikili ilişkilerde reform yapmaya çalıştıkları görüşmelerde her türlü sözleşmenin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. 
Kahire, Etiyopya'ya yapılacak herhangi bir SİHA tedarikinin, Etiyopya'nın Mavi Nil Nehri üzerine inşa ettiği Nahda Barajı konusunda Mısır'ın su payını tehdit etmesi nedeniyle Etiyopya ile yaşadığı anlaşmazlığı körükleyeceğini ve hâlihazırda Türkiye ile zaten gergin olan ilişkileri daha da gergin hale getireceğini düşünüyor.
Independent Arabia’ya kısa bir açıklamada bulunan Mısırlı kaynak, “Kahire, özellikle sözleşmenin halen uygulanma aşamasında olması ve henüz SİHA’ların teslim edilmemesinden ötürü halen protesto ettiği sözleşmeyle ilgili Türkiye'nin nihai tutumunu değerlendiriyor” şeklinde konuştu. Böyle bir adımın, bölgenin istikrarına yardımcı olmayacağını düşünen kaynak, “Bu durum ancak Mısır'ın Türkiye’nin adımlarını sürekli değerlendirmesi ve kendi adımlarını bunun üzerine inşa etmesi çerçevesinde iki ülke arasındaki resmi iletişim kanalları aracılığıyla netleştirilebilir” dedi.
Türkiye, Etiyopya ve Fas’tan SİHA satışıyla ilgili sözleşme imzaladıklarına dair henüz herhangi bir resmi açıklama gelmedi. Independent Arabia, Ankara ve Addis Ababa hükümetlerine sözleşme imzalanıp imzalanmadığına dair bilgi edinmek için ulaşmaya çalışsa da iki taraftan da herhangi bir yorum yapılmadı.
Ancak Reuters'a göre iki ülke, Bayraktar TB2 model SİHA’ların satışıyla ilgili yedek parça desteği ve eğitimleri de içeren sözleşme imzaladılar. Fakat Reuters, kaç adet SİHA için sözleşme imzalandığını veya tutarı ile ilgili herhangi bir detay vermedi. Reuters, Fas'ın Mayıs ayında sipariş ettiği ilk SİHA filosunu teslim aldığını, Addis Ababa’nın siparişinin durumunun ise henüz netleşmediğini belirtti.
Resmi veriler, son iki ayda Türkiye'nin Fas ve Etiyopya'ya savunma ve havacılık alanındaki ihracatının net bir şekilde arttığına işaret etse de SİHA satışlarıyla ilgili detaylar bu veriler arasında yer almıyor. 

SİHA’lar Türkiye-Mısır ilişkilerinin düzelmesi için atılan adımların seyrini etkiler mi?
Mısırlı kaynak, SİHA sözleşmesinin Ankara ve Kahire'nin yıllarca süren gerginlikten sonra aralarındaki ilişkileri yeniden kurmak için sarf ettikleri çabalar üzerinde nasıl bir etki yaratabileceği hakkında konuşmayı reddetti. Gözlemciler ise farklı görüşler sundular. Bazıları, Etiyopya dosyasının Mısır’ın ulusal güvenliğinde önemli bir yeri olması nedeniyle SİHA sözleşmesinin, Türkiye ile Mısır arasındaki anlaşmazlığı artıracağını ve ilişkileri yeniden en başa döndüreceğini düşünüyorlar. 
Mısır merkezli el-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Türkiye uzmanı Dr. Beşir Abdulfettah, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Böyle bir anlaşmanın, Kahire ile Ankara arasında ilişkileri yeniden tesis etmeye yönelik istikşafi görüşmelerin başarılı olması için gerekli olan güven artırıcı önlemleri ve iyi niyet ilkesini bozacağına şüphe yok. İki ülke arasındaki ilişkiler, son zamanlarda, iki tarafın da ilerletmeyi umduğu olumlu adımlara tanık oldu. Ancak böyle bir hamle kesinlikle Kahire'ye olumsuz mesajlar gönderecektir.”
Dr. Beşir Abdulfettah, değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Taraflar, Etiyopya'nın Türk yapımı SİHA’lara sahip olmasının Mısır ile askeri dengeyi değiştirmeyeceğinden emin olsalar da Ankara'nın Kahire'nin bu sözleşme karşısında duyduğu hayal kırgınlığını ele alış biçimi, kısa vadede iki ülke arasındaki ilişkileri düzeltme yolunda ilerlemenin ne kadar mümkün olduğunu gösterecektir. Ankara, Mısır’ın protesto mesajlarını görmezden gelebilir. Bu durum ulusal egemenlik ve ulusal çıkarlar meseleleriyle açıklanabilir. Sözleşmenin Kahire ile doğrudan istikşafi görüşmelerin başlamasından aylar önce hazırlandığı göz önünde bulundurulsa da bu nedenlerden hiçbiri, iki ülke arasındaki iyimser atmosferin bozulmasını engelleyemez.”
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Ekim ayı başlarında, Türkiye ile ilişkilerde bir miktar ilerleme kaydedildiğini ve bu ilerlemenin devam etmesini umduğunu açıkladı. Şukri, istikşafi görüşmelerin son turunda ikili ilişkiler ve bölgesel meselelerin ele alındığını söyledi. Mısır Dışişleri Bakanı açıklamasında, “Kahire, ikili ilişkileri düzenleyen kurallara, tarafların herhangi birinin diğerinin iç işlerine karışmama taahhüdüne, egemenliğine saygı duyma ve tanıma ilkesine ne ölçüde riayet edildiğini, bölgesel düzeyde benimsenen politikaların gözden geçirilmesi bağlamında değerlendiriyor. Aramızdaki öne çıkan sorunlara sunulan çözümlerden memnun kaldığımızda Türkiye ile ilişkilerimizin daha da ilerlemesinin kapısını aralamış olacağız” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise, Ankara’nın ev sahipliğinde yapılan son istikşafi görüşme turu hakkında yorum yaparken, Mısır ile normalleşme sürecinin devam ettiğini ve bir yol haritasının belirlendiğini söylemişti. Çavuşoğlu ayrıca iki ülkenin aralarında anlaşmazlık yaşanan konularda ilerleme kaydetmeyi ve ilişkileri yeniden kurmayı istediklerini vurgulamıştı.
Türk siyaset analisti Cevat Gök ise Etiyopya ile yapılan görüşmeler nedeniyle Türkiye-Mısır ilişkilerinin düzeltilmesi için atılan adımların alacağı zararın boyutunun Kahire'nin tepkisinin, sözleşmeyi reddetmesinin, ilişkilerdeki kopuşu sürdürmeye olan bağlılığının yanı sıra, Türkiye’nin Mısır’ın protestosuna yönelik tutumuna bağlı olacağını düşünüyor. 
Gök, konuyla ilgili görüşlerini şöyle aktardı:
“İki taraf da mevcut tutumlarını sürdürürse, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurma yolunda atılan adımlar başa dönebilir ve müzakereler ertelenebilir. Buna karşın iki ülkenin, ilişkilerini iyileştirmenin önemine inandıkları ortada. Ankara’nın Etiyopya ile imzalanan SİHA sözleşmesinden geri adım atabileceğini veya bu dosyayı iki ülke arasında önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak diğer tartışmalı dosyalarda denge sağlamak için baskı aracı olarak kullanacağını düşünüyorum.”
İkili ve bölgesel dosyalarda Mısır ve Türkiye arasında büyük anlaşmazlıklar söz konusu. Kahire, Ankara'dan Libya'daki askerli güçlerini geri çekmesini, Arap ülkelerinin iç işlerine karışmamasını ve ‘terörist’ grup olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler'e (İhvan) destek vermekten vazgeçmesini istiyor. Buna karşın Ankara da Kahire'den Fethullah Gülen’i temsil eden hiçbir kanala yer vermemesini, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynakları konusunda kendisiyle koordinasyon kurmasını ve deniz sınırlarının çizilmesini istiyor.



Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
TT

Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)

Lübnan cephesindeki gerilim, İsrail’in kara operasyonlarını genişletme hazırlığı kapsamında 450 bin yedek askerin seferber edilebileceğine dair açıklamalarıyla eş zamanlı olarak tırmanıyor. Bu süreçte Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyölerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, son günlerde 91. Tümen’e bağlı birliklerin Güney Lübnan’da ‘ileri savunma hattını genişletmek amacıyla’ sınırlı kara faaliyetlerine başladığını duyurdu. İsrail radyosu, ordunun daha geniş çaplı bir kara harekâtına hazırlık kapsamında 450 bin yedek askerin çağırılması için onay talep edeceğini aktardı. Yedioth Ahronoth ise bir askeri yetkiliye dayandırdığı haberinde, çatışmaların mayıs ayı sonuna kadar sürebileceğini bildirdi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da kara operasyonunun başladığını açıklayarak, Güney Lübnan sakinlerinin ‘İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliği sağlanmadan geri dönemeyeceğini’ ifade etti. Katz, İsrail ordusunun sınır köylerinde tehdit olarak görülen yapıların imhasıyla görevlendirildiğini belirtti.

vvfde
Askeri gerilimin artmaya devam ettiği Lübnan sınırına askeri araçlar konuşlandırıldı. (Reuters)

Bu gelişmeler, Hizbullah ile sınır hattının farklı noktalarında süren çatışmalarla aynı döneme denk geldi. Yerel medya, Adise-Taybe hattında İsrail’in sızma girişimiyle birlikte çatışmaların yaşandığını aktardı. İsrail ordusunun Rab Selasin’de evleri havaya uçurduğu, ayrıca Yaron ve Marun er-Ras çevresinde askeri araçların ilerleyişinin gözlendiği bildirildi.

Tampon bölge ve ileri operasyon üslerinin kurulması

Askerî gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan emekli Tuğgeneral Said Kazh, ‘450 bin civarında İsrail askerinin göreve çağrılmasından söz edilmesinin, sınır hattındaki sınırlı operasyonların ötesine geçecek geniş çaplı bir askerî harekâta hazırlık anlamına geldiğini’ belirtti.

Kazh, öngörülebilecek en düşük senaryonun, ‘Lübnan toprakları içinde 5 ila 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmayı hedefleyen kara operasyonu’ olduğunu ifade etti. Bu ihtimalin, sahadaki gelişmelerle örtüştüğünü ve İsrail’in çeşitli sınır noktalarındaki hareketliliğiyle desteklendiğini kaydetti.

Kazh, ‘gündemdeki bilgilerin, bu tampon bölgenin ez-Zehrani Nehri’ne kadar genişletilebileceğine işaret ettiğini’ belirterek, bunun Lübnan toprakları içinde yaklaşık 40 kilometrelik bir ilerleme anlamına gelebileceğini söyledi. Kazh, “Eğer hedef gerçekten Zehrani bölgesine ulaşmaksa, bu ölçekte bir askerî yığınak daha gerçekçi hale gelir” dedi.

vfdev
Güney sınırındaki el-Hıyam kasabasında İsrail bombardımanı sonucu hedef alınan bir binadan yükselen dumanlar (AFP)

Sahadaki mevcut göstergelerin, ‘İsrail’in sınır hattı boyunca 2 ila 4 kilometre derinlikte ileri askerî noktalar tesis etmeye çalıştığını’ ortaya koyduğunu dile getiren Kazh, bu hatların el-Hıyam tepelerinden el-Lebune’ye kadar uzandığını, Marun er-Ras ve Aytarun üzerinden geçtiğini ifade etti. Bu noktaların, ileride gerçekleştirilebilecek daha geniş çaplı bir kara harekâtı için çıkış üsleri niteliği taşıyabileceğini söyledi.

Kazh’a göre yaklaşık 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturulmasının temel amacı, sınır yerleşimlerini tanksavar silahlar ve kısa menzilli doğrudan saldırılardan korumak. Derinliğin 40 kilometreye kadar genişlemesi halinde ise hedefin, menzili yaklaşık 40 kilometre olan Grad tipi orta menzilli roketlerin tehdidini bertaraf etmek olacağı değerlendiriliyor.

Askeri birliklerin konuşlandırılması

İsrail basınında yer alan haberlere göre, Güney Lübnan’daki operasyonlara birden fazla askerî birlik katılıyor. Maariv, 91. ve 36. tümenlerin bölgede eş zamanlı olarak faaliyet yürüttüğünü, bu operasyonların yoğun hava saldırıları ve topçu atışlarıyla desteklendiğini aktardı. Gazete, 91. Tümen’e bağlı özel operasyon birimi 769’un, Givati Tugayı ile koordinasyon içinde devreye alındığını belirtti. Ayrıca İsrail Hava Kuvvetleri ve topçu birliklerinin, kara birliklerinin ilerleyişini desteklemek ve operasyon sahasını hazırlamak amacıyla yoğun bombardıman gerçekleştirdiği ifade edildi.

Geniş bölgelere yoğun hava saldırıları

Sahada ise askerî tırmanışın sürmesiyle birlikte İsrail savaş uçakları, pazar gece yarısından itibaren Güney Lübnan’daki birçok yerleşime yoğun hava saldırıları düzenledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırıların Cibal el-Batm, Yatar, es-Sultaniye, Sarbin, Burc Kalaviye, Şakra, Bint Cubeyl, Miyfdun ve et-Taybe’nin yanı sıra Yatar ile Beyt Lif arasındaki bölgeyi hedef aldığını bildirdi.

Ayrıca hava saldırılarında Kafr Sır beldesinde bir ev vuruldu ve bir kişi hayatını kaybetti. Sarbin’de boş bir evin de hedef alındığı aktarıldı. Nebatiye kentinde ise eski Saray Mahallesi’nde bulunan Ebu’l Fazl Abbas Camii çevresi hava saldırısına maruz kaldı; çevredeki binalarda büyük hasar meydana geldi. Bölgede el-Hıyam beldesi de saldırıların hedefi olurken, Arabsalim ile Habuş arasındaki alan da vuruldu. Gece saatlerinde Cezin ilçesine bağlı Reyhan beldesine yönelik bir başka hava saldırısının daha düzenlendiği kaydedildi.

rf
İsrail’in Güney Lübnan’daki Burc Kalaviye kasabasına düzenlediği bombardıman sonucu yıkılan bir bina (DPA)

Hava saldırılarına, Vadi es-Seluki, Debbin beldesinin çevresi ve Hardali Nehri civarını hedef alan topçu atışları da eşlik etti. İsrail topçusunun ayrıca Kafr Şuba, Halta Çiftlikleri, el-Mecidiye ve Vadi Hansa üzerinde aydınlatma fişekleri kullandığı bildirildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı Acil Operasyonlar Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Mercuyun ilçesine bağlı el-Kantara beldesine düzenlenen İsrail hava saldırılarında ilk belirlemelere göre aralarında iki çocuğun da bulunduğu dört kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

İsrail tarafında ise İsrail İç Cephe Komutanlığı, Yukarı Celile’deki Mesgav Am yerleşiminde sirenlerin çaldığını bildirdi.

Öte yandan Hizbullah yaptığı açıklamalarda, savaşçılarının Kiryat Şmona yerleşimindeki Beit HaHayal merkezini gelişmiş bir füze ve kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığını duyurdu. Örgüt, günün ilerleyen saatlerinde yayımladığı iki ayrı açıklamada ise aynı hedefin roketlerle iki kez daha vurulduğunu açıkladı.

Saldırılar ve uyarılar

İsrail savaş uçakları, 48 saatlik sükûnetin ardından dün sabaha karşı Beyrut’un güney banliyösünde yer alan Haret Hreik bölgesine iki hava saldırısı düzenledi. Batı Bekaa’daki Yahmur beldesinin çevresi de hedef alınırken, saldırılarda can kaybı ya da yaralanma bildirilmedi. Güneyde bazı belediye başkanlarının, beldelerinin tahliye edilmesi yönünde uyarı telefonları aldığı aktarıldı.

y6ku
Lübnan’ın güneyindeki Burc Kalaviye kasabasında saldırıya uğrayan bölgelerden birinde yere düşmüş bir kitap (DPA)

Bu gelişmeler, pazar akşamı Bekaa’daki Şutura’da bulunan Şems Center binasının ihtiyati olarak tahliye edilmesi ve Beyrut’taki Ramlet el-Beyda bölgesinde bir binanın boşaltılmasının ardından yaşandı. Söz konusu tahliyelerin, Al-İnsaf Exchange şirketinin sahibi Ali Şems’in, Beyrut’taki iş yeri ve konutunu terk etmesi yönünde tehdit içerikli bir mesaj almasının ardından gerçekleştiği belirtildi. İsrail’in, 2024 yılında aynı şirkete ait el-Hamra’daki merkezi hedef aldığı ve şirketi Hizbullah’a finans aktarımı yapmakla suçladığı biliniyor.

UNIFIL güçlerine saldırı

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) pazar akşamı, Yatar, Deyr Kifa ve Kalaviye bölgelerindeki devriye görevleri sırasında üç ayrı olayda ateş açıldığını duyurmuş, bu eylemin muhtemelen ‘devlete bağlı olmayan silahlı gruplar’ tarafından gerçekleştirildiğini belirtmişti.

Lübnan Dışişleri Bakanlığı, saldırıyı ‘tehlikeli ve kabul edilemez’ olarak nitelendirerek, bunun uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali anlamına geldiğini vurguladı. Bakanlık ayrıca, 2 Mart 2026 tarihli Bakanlar Kurulu kararına atıfta bulunarak, Hizbullah’ın askerî ve güvenlik faaliyetlerinin yasaklandığını ve silahlarını devlete teslim etmekle yükümlü olduğunu hatırlattı. Kararın ‘açık ve net’ olduğu, devletin egemenliğini sağlamaya ve silahların yalnızca meşru kurumların elinde olmasını güvence altına almaya kararlı olduğu belirtildi.


Güvenlik kaynakları: Bağdat'taki ABD büyükelçiliği İHA ve füzelerle hedef alındı

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
TT

Güvenlik kaynakları: Bağdat'taki ABD büyükelçiliği İHA ve füzelerle hedef alındı

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)

Iraklı güvenlik kaynakları, bu sabah Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nin en az beş insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısına maruz kaldığını belirtti ve bu saldırıyı, ABD-İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın başlangıcından bu yana en yoğun saldırı olarak nitelendirdi.

Reuters haber ajansından bir tanık, en az üç İHA’nın büyükelçiliğe doğru ilerlediğini gördü. Tanık, “C-RAM” hava savunma sisteminin bunlardan ikisini düşürdüğünü, üçüncüsünün ise büyükelçilik kompleksinin içine düştüğünü ve orada alev ve dumanların yükseldiğini gördüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir başka görgü tanığı, Irak başkentinde şiddetli bir patlama sesi duyulduğunu söyledi.

Daha sonra güvenlik kaynakları, Bağdat havaalanı yakınlarındaki bir ABD diplomatik tesisinin roketlerle hedef alındığını ve siren seslerinin duyulduğunu açıkladı.

Reuters ajansı yorum almak için aradığında, ABD Büyükelçiliği'ndeki telefonlar kapalıydı.

İran destekli silahlı gruplar, 28 Şubat'ta başlayan savaşa tepki olarak Irak'taki ABD menfaatlerine saldırılar düzenliyor.

İran destekli Ketaib Hizbullah, dün grubun üst düzey bir komutanının öldüğünü duyurdu. Haşdi Şabi  Güçleri, Suriye sınırına yakın Irak'ın Kaym kentinde düzenlenen hava saldırılarında en az 8 savaşçısının öldüğünü ve saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. I

rak güvenlik güçleri başkentin bazı bölgelerine konuşlandırıldı ve hükümet binaları ile ABD Büyükelçiliği de dahil olmak üzere diplomatik misyonların bulunduğu, ağır güvenlik önlemleriyle korunan Bağdat'taki Yeşil Bölge kapatıldı.


Gazze anlaşması... Karmaşıklıklar ve endişeler karşısında ivme kazanıyor

Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Karmaşıklıklar ve endişeler karşısında ivme kazanıyor

Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)

Gazze’de ateşkes anlaşması dosyasında, yaklaşık iki hafta önce patlak veren İran savaşıyla birlikte artan durgunluğun ardından yeniden hareketlilik yaşanıyor. Bu kapsamda Kahire’de, Hamas heyeti ile ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığını yürüttüğü Barış Konseyi temsilcileri arasında bir görüşme gerçekleştirildi. Aynı zamanda İsrail tarafından, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına ve ‘uluslararası istikrar güçlerinin’ konuşlandırılmasına ilişkin takvim belirlenmesine dair açıklamalar yapıldı.

Ancak uzmanlara göre bu dikkat çekici hareketlilik önemli zorluklar ve endişelerle karşı karşıya. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Trump yönetimi için İran savaşının sona erdirilmesinin öncelikli olduğunu, Gazze dosyasının ise ikinci planda kaldığını belirtti. Ayrıca İsrail’in açıklamalarının büyük ölçüde kamuoyuna yönelik olduğu ve Gazze anlaşmasında öngörülen kademeli çekilme gibi adımlara dönüşmesinin beklenmediği ifade edildi.

Üç kaynağın Reuters’a dün verdiği bilgiye göre, savaş sonrası Gazze Şeridi’ni denetlemekle görevlendirilen Barış Konseyi temsilcileri, hafta başında Kahire’de Hamas yetkilileriyle bir araya geldi. Görüşmenin, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından ciddi baskı altında olan Gazze’deki ateşkesi koruma amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail, pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a yönelik bombardımanın başlamasından bu yana kapalı olan Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılacağını duyurdu. Açıklamaya göre geçişler çarşamba gününden itibaren her iki yönde sınırlı sayıda kişi için, daha önce uygulanan mekanizma çerçevesinde, Mısır ile koordinasyon içinde ve Avrupa Birliği (AB) misyonunun gözetiminde gerçekleştirilecek.

Söz konusu sınır kapısı, 2 Şubat’ta sınırlı ve kısmi olarak yeniden açılmış, ancak 28 Şubat’ta İran savaşının başlamasıyla birlikte tekrar kapatılmıştı.

Geçtiğimiz ocak ayının ortasında Washington, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye yönelik Trump planının ikinci aşamasına geçildiğini duyurmuştu. Bu aşama, İsrail’in Gazze Şeridi’nden kademeli olarak çekilmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması ve istikrarı sağlamak amacıyla uluslararası bir gücün konuşlandırılması gibi maddeleri içeriyor. Buna karşın İsrail ordusu halen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını kontrol altında tutarken, Hamas silah bırakmayı reddediyor.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, cumartesi akşamı yayımladığı haberde, uluslararası gücün Gazze Şeridi’nde konuşlandırılmasına önümüzdeki mayıs ayında başlanmasının planlandığını bildirdi.

fgthyj
Gazze Şeridi’nin orta kesiminde bulunan Nuseyrat’taki bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail üzerine çalışan araştırmacı Said Ukkaşe, Gazze anlaşmasına ilişkin yeniden oluşan hareketliliğin, uluslararası topluma olumlu bir tablo sunma ve İsrail lehine propaganda yapma çabası olduğunu belirtti. Ukkaşe’ye göre İsrail, bölgede artan savaşlar ve Gazze’de gerçek bir kıtlık ihtimaline dair raporlar ışığında dosyaya büyük önem verdiği izlenimini yaratmaya çalışırken, İran tarafını tek ‘vahşi aktör’ olarak göstermeyi hedefliyor.

Anlaşmaya ilişkin endişe ve karmaşıklıklara değinen Ukkaşe, İsrail’in anlaşmanın ilk aşamasından sonra, Hamas’ın silahsızlandırılması şartı yerine getirilmeden somut adımlar atmayacağını vurguladı. Uluslararası güçlerin konuşlandırılması ihtimaline de değinen Ukkaşe, bunun gerçekleşse bile fiili bir yönetimden ziyade sembolik bir adım olabileceğini, İsrail’in ise ABD yönetimiyle doğrudan çatışmadan kaçınmak için bazı adımları kısmi olarak uygulayabileceğini ancak tam bir bağlılık göstermeyeceğini ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise söz konusu toplantılar ve açıklamalar ışığında Gazze anlaşması dosyasında bir hareketlilik olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun İsrail’e özgü bir manevra olabileceği uyarısında bulundu. Nazzal, İsrail’in ikinci aşamaya ilişkin hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini ve bu sürecin daha çok uluslararası kamuoyunu yatıştırmaya yönelik olabileceğini dile getirdi.

Nazzal, mevcut karmaşıklıkların Washington ve Tel Aviv’in savaşla meşgul olmasından kaynaklandığını, ayrıca İsrail’de yaklaşan seçimlerin de süreci zorlaştırdığını belirtti. Bu seçimlerin Gazze anlaşmasına fayda sağlamayacağını, aksine yeni zorluklar doğurabileceğini ifade eden Nazzal, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yeni bir seçime giderken Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin henüz sahada faaliyete başlamadığını hatırlattı.

Dosyaya ilişkin arabulucuların temasları da yeniden hız kazandı. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh arasında dün gerçekleşen telefon görüşmesinde Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı.

Abdulati görüşmede, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin görevlerini sahadan yürütebilmesi için hızlı şekilde yetkilendirilmesinin önemine dikkat çekerek, bunun geçiş sürecinin yönetimi ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesi açısından temel bir adım olduğunu vurguladı.

Ukkaşe, Mısır’ın Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ni devreye sokma talebine ilişkin olarak, mevcut güvenlik koşulları nedeniyle bunun kısa vadede mümkün görünmediğini ifade etti. Ukkaşe’ye göre Gazze dosyası, ABD Başkanı Donald Trump açısından şu aşamada İran’la yaşanan çatışmanın gölgesinde ikincil önemde kalıyor.

Nazzal ise Mısır’ın, İsrail’in Gazze anlaşmasını zayıflatmaya yönelik planlarını boşa çıkarmaya çalıştığını ve tüm taraflarla birlikte anlaşmayı ayakta tutmayı hedeflediğini belirtti. Nazzal, İran savaşının devam etmesi halinde kısa vadede Gazze’de sahaya yansıyan somut sonuçlar görülmesinin zor olduğunu sözlerine ekledi.