İran’ın Harvard’ı, ülkedeki nüfuzlu insanları mezun ediyor

3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
TT

İran’ın Harvard’ı, ülkedeki nüfuzlu insanları mezun ediyor

3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)

İmam Sadık Üniversitesi’nin Tahran'ın kuzeyindeki lüks bölgede yer alan kampüsü, başkentin büyüleyici modern mimari örneklerinden biri sayılıyor. Esasen Harvard Üniversitesi'ndeki İran İdari Araştırmalar Merkezi'nin bir şubesinin yer alması için tasarlanan bu tesisin İran ekonomisinin üst düzey birimlerine yönelik bir eğitim alanı olması, en son bilimsel ve ekonomik araştırmalar baz alınarak yöneticiler yetiştirmesi öngörülüyordu.
1979 yılındaki İran İslam Devrimi’yle birlikte bu planlar değişmiş olsa da, Foreign Policy tarafından hazırlanan habere göre, üniversite hala İran'ın siyasi seçkinleri için bir geçiş aşaması görevi görüyor. Altıncı Şii İmam’ın ardıyla yeniden yapılandırılan İmam Sadık Üniversitesi 1982'de kuruldu. Böylece, tüm üniversitelerin kapatıldığı, ‘Batı taklitçisi’ olarak görülen profesör ve öğrencilerin tasfiye edildiği İslam Devrimi ardından açılan ilk İran üniversitesi oldu. Üniversite sonradan teoloji, siyaset bilimi ve hukuka vurgu yaparak İslam'ı savunan politikacı ve hukukçular yetiştirmeye adandı. Ardından disiplinleri olarak iletişim, yönetim ve finans eklendi. Bugün ise üniversitenin faaliyetleri, zengin hayırseverlerin yardımıyla kurulan fabrikaların yanı sıra nüfuzlu dini vakıf Astan Kuds Razavi'nin fonları da dahil olmak üzere farklı kanallar aracılığıyla finanse ediliyor.
Bu üniversitede kurulan derin ağlar, İran siyasetinin üst seviyelerini anlamanın anahtarı sayılıyor. İmam Sadık Üniversitesi'nden birçok mezun, devletin kuruluşu dahil olmak üzere İran'daki çeşitli ideolojileri temsil ettikleri görevlerde bulundu. Ancak etkileri ve halkın bu etkiye farkındalığı, hiçbir zaman mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin muhafazakar yönetimi altında olduğu kadar kuvvetli olmamıştı. İmam Sadık Üniversitesi'ne kabul edilmek kolay değil; adayların giriş sınavının yanı sıra siyasi, kültürel, sosyal ve dini eğilimleri ve inançları hakkında röportaj yaptıkları yoğun bir inceleme sürecinden geçmeleri gerekiyor. Aynı zamanda İslami ideolojiye sıkı bağlılıklarının doğrulanması için özgeçmiş kontrolüne tabi tutuluyorlar. Dini konular spesifik olarak belirleyici bir kriter sayılmıyor; üniversite, ülkeye mevcut anayasaya göre hizmet etmeye istekli oldukları sürece, gerçekten en yetenekli ve zeki gençlerin peşine düşüyor.
Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, bugün radikallerin kalesi olarak bilinen İmam Sadık Üniversitesi, ilim havzası tarafından verilen sertifikaları üniversite derecelerine uymaları için onaylıyor. Üniversitenin yönetim kurulu başkanı Bilim Bakanlığı tarafından değil, aynı zamanda yönetim kurulu üyelerini seçen Dini Rehber Ali Hamaney tarafından seçiliyor. Üniversite aslında beşeri bilimlerin İslamlaştırılması modelini sunuyor.
Üniversitede genellikle çok sayıda reformist düşüncede öğrenci bulunurken eski İran Cumhurbaşkanı Hatemi'nin Sözcüsü Abdullah Ramazanzade ve eski politikacı Mustafa Kavakebian, üniversitenin mezunları arasında yer alıyor. Çok sayıda reformist ve muhalif figürlerin bir zamanlar fakültede önde gelen pozisyonlarda bulunduğu da biliniyor. Üniversite, İslami rejime geleceğin liderlerini hazırlamak için çeşitli siyasi bakış açılarını memnuniyetle karşılayan bir politika izliyor.
Şu anda İran hükümetinde çalıştığı için isminin açıklanmaması koşuluyla açıklamalarda bulunan İmam Sadık Üniversitesi mezunu Muhsin, öğrencilerin görüşlerinde nispeten farklılıklar olduğunu söyleyerek “Dışarıdan baktığımızda sadece belli bir eğilimi temsil eden, muhafazakar ve devrimci İmam Sadık mezunları görüyoruz. Ancak mevcut koşulları eleştiren ya da muhafazakar olmayan çok sayıda mezunu da var” diyor.
2000'lerin sonlarında üniversitede bir tartışma kaydedilmiş, profesörlerin tasfiye edilmesi ardından, geleneksel görüşlere sahip olmayan öğretim üyeleri de üniversiteden ayrılmıştı.
Adını vermek istemeyen bir diğer mezun Hüseyin ise “Üniversite, en parlak yıllarına 1995 ve sonrasında tanık oldu. Çünkü ülkenin önde gelen üniversitelerinden en yetkin profesörler öğretim için davet edildi. Öğrenciler hem bilimsel hem de dini açıdan daha az baskı altındayken, profesörler ise oldukça nitelikliydi. Hatta İmam Sadık'ın o zamanlar İran'daki en iyi üniversite olduğu bile iddia edilebilir” ifadelerini kullanıyor.
Üniversite seminer derslerini akademik müfredata zamanla giderek daha fazla dahil etmeye çalıştı. Bugün üniversitedeki hemen hemen tüm akademik bölümlerde ‘İslami öğretiler’ ifadesi yer alıyor ( ‘İslami öğretiler ve ekonomi’ gibi). Diğer yandan lisans derecesini tamamlamak için öğrencilerin İngilizce ve Fransızca gibi diğer yabancı dillerin yanı sıra Arapça dilinde yeterli olmaları, İslami öğretilere aşinalık göstermeleri gerekiyor.
Üniversite tarafından desteklenen kolektif kimlik ve öğrencileri siyaset kurumu genelinde mezunlara bağlayan köklü ağlar ise üniversiteye dair değişmeyen hususlardan. Birinin okulda geliştirdiği arkadaşlıklar, kişinin gelecekteki kariyeri için ideolojik inançlarından daha önemli olabiliyor. Bu konuda Muhsin, “Bir iş imkanı varsa İmam Sadık mezunları birbirlerine destek oluyorlar. Üniversiteden arkadaşlar aralarında fikir ve görüş farklılıkları olsa dahi birbirlerine iş önerilerinde bulunuyor” diyor.
İmam Sadık mezunlarının nüfuz kazanma yollarından biri de İran Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB) bünyesinde devlete bağlı radyo ve televizyon istasyonları. İmam Sadık mezunları, yönetici kültürel politika yapıcı pozisyonlara geçmeden önce, IRIB bünyesinde haber bölümünde yer alıyorlar (yakın zamanda Hamaney tarafından IRIB Başkanı olarak atanan mezun Peyman Cebelli gibi).
Ancak muhakemeleri her zaman kusursuz olmayabiliyor; zirâ son yıllarda alınan en tartışmalı programlama kararlarından bazılarının izi İmam Sadık mezunlarına kadar sürülebiliyor. Nitekim ünlü bir spor programı sunucusu, radikallere ve İmam Sadık Üniversitesi mezunlarının atamalarına meydan okuması ardından görevden alınmıştı. Üniversitenin America's Got Talent benzeri bir yarışmaya katılan mezunları ise alay konusu olmuştu.
Mahmud Ahmedinejad'ın 2005'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması ardından İmam Sadık mezunları İran devlet aygıtına daha geniş çapta dahil oldu. Hüseyin, bunu ülkenin dört bir yanındaki İmam Sadık öğrencilerinin iyi organize edilmiş kampanyalarına bağlıyor. Dolayısıyla yeni yönetim, üniversite mezunlarına kollarını açarak onlara çeşitli düzeylerde kilit pozisyonlar görevler sağladı. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Nükleer Başmüzakereci Said Celili de bu kişiler arasında bulunuyor.
İmam Sadık Üniversitesi mezunları, Ahmedinejad döneminde diğer zamanlarda olduğundan daha yoğun bir şekilde hükümet pozisyonlarında yer aldı. Hüseyin ise Ahmedinejad yönetiminin İmam Sadık mezunlarına sadece orada okudukları için değil, nitelikleri ve bilimsel değerleri sebebiyle öne çıkmalarına yardımcı olduğu konusunda ısrar ediyor.
2013'te iktidara gelen Hasan Ruhani yönetimi ise yabancı üniversite mezunları ve ideolojik olmayan teknokratları aradı; ancak İmam Sadık Üniversitesi mezunlarını görmezden gelmedi. Örneğin Ruhani, İmam Sadık'ta iletişim profesörlüğü yapan Hüsameddin Aşina’yı kişisel asistanı olarak atadı. Ancak Aşina, dönemin dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif’in sızıntı röportajındaki skandal açıklamalar nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı. Zarif, Aşina’nın siyasete askeri müdahalesini eleştirmişti.



İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)

Suudi Arabistan yönetimi, İran'la siyasi ve ticari ilişkileri şekillendirecek bir saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor.

Financial Times'ın aktardığına göre Riyad, İran savaşı sonlandıktan sonra Tahran'la ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma üzerinde çalışıyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen Batılı diplomatlar, Riyad'ın 1970'lerdeki Helsinki Anlaşması'nı model almayı düşündüğünü belirtiyor.

Bu sözleşme Soğuk Savaş'ta ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için imzalanan anlaşmalardan oluşuyor. Dönemin Doğu ve Batı blokları arasındaki ticari ve siyasi ilişkileri düzenleyen anlaşmalara Türkiye de dahil 35 ülke taraf olmuştu.

Diplomatlara göre Suudi Arabistan, saldırmazlık paktının daha geniş çerçevede Ortadoğu'daki çeşitli ülkeleri kapsamasını istiyor.

Analizde, Avrupa devletlerinin bu öneriyi desteklediğine, olası pakta diğer Körfez ülkelerinin dahil edilmesini de istediklerine dikkat çekiliyor. Brüksel, böyle bir anlaşmayı gelecekteki çatışmaları önlemenin ve Tahran'a da saldırıya uğramayacağına dair güvence vermenin "en iyi yolu olarak" görüyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan bir Arap diplomat, İran başta olmak üzere diğer Müslüman ülkelerin Helsinki süreci örnek alınarak hazırlanan bir saldırmazlık anlaşmasına sıcak bakacağını savunuyor:

Her şey anlaşmaya kimlerin dahil edileceğine bağlı. Mevcut ortamda İran ve İsrail'i bir araya getiremezsiniz. İsrail olmadan bu girişim ters etki yaratabilir zira İran'dan sonra en büyük çatışma kaynağı olarak İsrail görülüyor. Ancak İran nüfuzunu koruyor, Suudiler de bu yüzden meselenin üzerine gidiyor.

Analizde, Türkiye-Pakistan örneği üzerinden Ortadoğu'daki savunma ittifaklarının genişleme eğiliminde olduğuna da işaret ediliyor.

Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf, pazartesi günkü açıklamasında, Suudi Arabistan'la yaptıkları savunma paktına Türkiye ve Katar'ı dahil etmeyi düşündüklerini bildirmişti.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırılara İran, Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın, İran'a gizli saldırılar düzenlediği öne sürülmüştü. Körfez ülkeleri saldırıları doğrulayan ya da yalanlayan bir açıklama yapmamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea'nın savaşta gizlice BAE'yi ziyaret ettiği de öne sürülmüştü. BAE yönetimi iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim, Arab News