İran’ın Harvard’ı, ülkedeki nüfuzlu insanları mezun ediyor

3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
TT

İran’ın Harvard’ı, ülkedeki nüfuzlu insanları mezun ediyor

3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)
3 Ekim'de başkent Tahran'ın merkezindeki bir pazarda vatandaşlar (AFP)

İmam Sadık Üniversitesi’nin Tahran'ın kuzeyindeki lüks bölgede yer alan kampüsü, başkentin büyüleyici modern mimari örneklerinden biri sayılıyor. Esasen Harvard Üniversitesi'ndeki İran İdari Araştırmalar Merkezi'nin bir şubesinin yer alması için tasarlanan bu tesisin İran ekonomisinin üst düzey birimlerine yönelik bir eğitim alanı olması, en son bilimsel ve ekonomik araştırmalar baz alınarak yöneticiler yetiştirmesi öngörülüyordu.
1979 yılındaki İran İslam Devrimi’yle birlikte bu planlar değişmiş olsa da, Foreign Policy tarafından hazırlanan habere göre, üniversite hala İran'ın siyasi seçkinleri için bir geçiş aşaması görevi görüyor. Altıncı Şii İmam’ın ardıyla yeniden yapılandırılan İmam Sadık Üniversitesi 1982'de kuruldu. Böylece, tüm üniversitelerin kapatıldığı, ‘Batı taklitçisi’ olarak görülen profesör ve öğrencilerin tasfiye edildiği İslam Devrimi ardından açılan ilk İran üniversitesi oldu. Üniversite sonradan teoloji, siyaset bilimi ve hukuka vurgu yaparak İslam'ı savunan politikacı ve hukukçular yetiştirmeye adandı. Ardından disiplinleri olarak iletişim, yönetim ve finans eklendi. Bugün ise üniversitenin faaliyetleri, zengin hayırseverlerin yardımıyla kurulan fabrikaların yanı sıra nüfuzlu dini vakıf Astan Kuds Razavi'nin fonları da dahil olmak üzere farklı kanallar aracılığıyla finanse ediliyor.
Bu üniversitede kurulan derin ağlar, İran siyasetinin üst seviyelerini anlamanın anahtarı sayılıyor. İmam Sadık Üniversitesi'nden birçok mezun, devletin kuruluşu dahil olmak üzere İran'daki çeşitli ideolojileri temsil ettikleri görevlerde bulundu. Ancak etkileri ve halkın bu etkiye farkındalığı, hiçbir zaman mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin muhafazakar yönetimi altında olduğu kadar kuvvetli olmamıştı. İmam Sadık Üniversitesi'ne kabul edilmek kolay değil; adayların giriş sınavının yanı sıra siyasi, kültürel, sosyal ve dini eğilimleri ve inançları hakkında röportaj yaptıkları yoğun bir inceleme sürecinden geçmeleri gerekiyor. Aynı zamanda İslami ideolojiye sıkı bağlılıklarının doğrulanması için özgeçmiş kontrolüne tabi tutuluyorlar. Dini konular spesifik olarak belirleyici bir kriter sayılmıyor; üniversite, ülkeye mevcut anayasaya göre hizmet etmeye istekli oldukları sürece, gerçekten en yetenekli ve zeki gençlerin peşine düşüyor.
Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, bugün radikallerin kalesi olarak bilinen İmam Sadık Üniversitesi, ilim havzası tarafından verilen sertifikaları üniversite derecelerine uymaları için onaylıyor. Üniversitenin yönetim kurulu başkanı Bilim Bakanlığı tarafından değil, aynı zamanda yönetim kurulu üyelerini seçen Dini Rehber Ali Hamaney tarafından seçiliyor. Üniversite aslında beşeri bilimlerin İslamlaştırılması modelini sunuyor.
Üniversitede genellikle çok sayıda reformist düşüncede öğrenci bulunurken eski İran Cumhurbaşkanı Hatemi'nin Sözcüsü Abdullah Ramazanzade ve eski politikacı Mustafa Kavakebian, üniversitenin mezunları arasında yer alıyor. Çok sayıda reformist ve muhalif figürlerin bir zamanlar fakültede önde gelen pozisyonlarda bulunduğu da biliniyor. Üniversite, İslami rejime geleceğin liderlerini hazırlamak için çeşitli siyasi bakış açılarını memnuniyetle karşılayan bir politika izliyor.
Şu anda İran hükümetinde çalıştığı için isminin açıklanmaması koşuluyla açıklamalarda bulunan İmam Sadık Üniversitesi mezunu Muhsin, öğrencilerin görüşlerinde nispeten farklılıklar olduğunu söyleyerek “Dışarıdan baktığımızda sadece belli bir eğilimi temsil eden, muhafazakar ve devrimci İmam Sadık mezunları görüyoruz. Ancak mevcut koşulları eleştiren ya da muhafazakar olmayan çok sayıda mezunu da var” diyor.
2000'lerin sonlarında üniversitede bir tartışma kaydedilmiş, profesörlerin tasfiye edilmesi ardından, geleneksel görüşlere sahip olmayan öğretim üyeleri de üniversiteden ayrılmıştı.
Adını vermek istemeyen bir diğer mezun Hüseyin ise “Üniversite, en parlak yıllarına 1995 ve sonrasında tanık oldu. Çünkü ülkenin önde gelen üniversitelerinden en yetkin profesörler öğretim için davet edildi. Öğrenciler hem bilimsel hem de dini açıdan daha az baskı altındayken, profesörler ise oldukça nitelikliydi. Hatta İmam Sadık'ın o zamanlar İran'daki en iyi üniversite olduğu bile iddia edilebilir” ifadelerini kullanıyor.
Üniversite seminer derslerini akademik müfredata zamanla giderek daha fazla dahil etmeye çalıştı. Bugün üniversitedeki hemen hemen tüm akademik bölümlerde ‘İslami öğretiler’ ifadesi yer alıyor ( ‘İslami öğretiler ve ekonomi’ gibi). Diğer yandan lisans derecesini tamamlamak için öğrencilerin İngilizce ve Fransızca gibi diğer yabancı dillerin yanı sıra Arapça dilinde yeterli olmaları, İslami öğretilere aşinalık göstermeleri gerekiyor.
Üniversite tarafından desteklenen kolektif kimlik ve öğrencileri siyaset kurumu genelinde mezunlara bağlayan köklü ağlar ise üniversiteye dair değişmeyen hususlardan. Birinin okulda geliştirdiği arkadaşlıklar, kişinin gelecekteki kariyeri için ideolojik inançlarından daha önemli olabiliyor. Bu konuda Muhsin, “Bir iş imkanı varsa İmam Sadık mezunları birbirlerine destek oluyorlar. Üniversiteden arkadaşlar aralarında fikir ve görüş farklılıkları olsa dahi birbirlerine iş önerilerinde bulunuyor” diyor.
İmam Sadık mezunlarının nüfuz kazanma yollarından biri de İran Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB) bünyesinde devlete bağlı radyo ve televizyon istasyonları. İmam Sadık mezunları, yönetici kültürel politika yapıcı pozisyonlara geçmeden önce, IRIB bünyesinde haber bölümünde yer alıyorlar (yakın zamanda Hamaney tarafından IRIB Başkanı olarak atanan mezun Peyman Cebelli gibi).
Ancak muhakemeleri her zaman kusursuz olmayabiliyor; zirâ son yıllarda alınan en tartışmalı programlama kararlarından bazılarının izi İmam Sadık mezunlarına kadar sürülebiliyor. Nitekim ünlü bir spor programı sunucusu, radikallere ve İmam Sadık Üniversitesi mezunlarının atamalarına meydan okuması ardından görevden alınmıştı. Üniversitenin America's Got Talent benzeri bir yarışmaya katılan mezunları ise alay konusu olmuştu.
Mahmud Ahmedinejad'ın 2005'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması ardından İmam Sadık mezunları İran devlet aygıtına daha geniş çapta dahil oldu. Hüseyin, bunu ülkenin dört bir yanındaki İmam Sadık öğrencilerinin iyi organize edilmiş kampanyalarına bağlıyor. Dolayısıyla yeni yönetim, üniversite mezunlarına kollarını açarak onlara çeşitli düzeylerde kilit pozisyonlar görevler sağladı. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Nükleer Başmüzakereci Said Celili de bu kişiler arasında bulunuyor.
İmam Sadık Üniversitesi mezunları, Ahmedinejad döneminde diğer zamanlarda olduğundan daha yoğun bir şekilde hükümet pozisyonlarında yer aldı. Hüseyin ise Ahmedinejad yönetiminin İmam Sadık mezunlarına sadece orada okudukları için değil, nitelikleri ve bilimsel değerleri sebebiyle öne çıkmalarına yardımcı olduğu konusunda ısrar ediyor.
2013'te iktidara gelen Hasan Ruhani yönetimi ise yabancı üniversite mezunları ve ideolojik olmayan teknokratları aradı; ancak İmam Sadık Üniversitesi mezunlarını görmezden gelmedi. Örneğin Ruhani, İmam Sadık'ta iletişim profesörlüğü yapan Hüsameddin Aşina’yı kişisel asistanı olarak atadı. Ancak Aşina, dönemin dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif’in sızıntı röportajındaki skandal açıklamalar nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı. Zarif, Aşina’nın siyasete askeri müdahalesini eleştirmişti.



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.