Cezayir'de iki bakanlık Fransızca kullanımını sonlandırdıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3260986/cezayirde-iki-bakanl%C4%B1k-frans%C4%B1zca-kullan%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1-sonland%C4%B1rd%C4%B1
Cezayir'de iki bakanlık Fransızca kullanımını sonlandırdı
Cezayir'deki "Mesleki Eğitim" ile "Gençlik ve Spor" bakanlıkları, resmi yazışma ve eğitimlerde Fransızca kullanımını sonlandırdıklarını duyurdu.
AA
Cezayir/AA
TT
TT
Cezayir'de iki bakanlık Fransızca kullanımını sonlandırdı
AA
Mesleki Eğitim Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, bakanlık bünyesindeki eğitimlerde ve tüm resmi yazışmalarda Arapçanın zorunlu hale getirildiği belirtildi.
Benzer şekilde Gençlik ve Spor Bakanlığı da iç yazışmalar dahil tüm resmi iletişimde Arapça kullanımını mecburi kıldı.
Söz konusu bakanlıkların attığı bu adımın hükümet genelinde alınmış bir karar olup olmadığı ise belirsizliğini koruyor.
Cezayir'de Savunma Bakanlığı hariç bakanlıkların çoğu iç yazışmalarında yoğun biçimde Fransızcayı kullanıyor. Arapçanın resmi dil olduğu Cezayir'de, Berberice de ikinci resmi dil olarak kabul ediliyor.
Cezayir-Fransa hattında artan gerilim
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 2 Ekim'de Le Monde gazetesinde yayımlanan "Cezayir'in sömürge tarihini Fransa nefreti üzerine inşa ettiği" yönündeki sözleri üzerine Cezayir yönetimi 3 Ekim'de hava sahasını Fransız askeri uçaklarına kapattığını duyurmuştu.
Macron'un açıklamaları üzerine Cezayir Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Macron'un yorumları, (1830-1962 yıllarında) Fransız sömürgeciliğine karşı yiğit bir direnişle kendilerini feda eden 5 milyon 630 bin şehidin anısına kabul edilemez bir hakarettir." ifadesine yer verilmişti.
Cezayir'in, iç işlerine müdahale edilmesinin kesinlikle reddedildiği vurgulanan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un, Cezayir'in Paris Büyükelçisi Muhammed Anter Davud'u istişare için derhal ülkeye çağırdığı kaydedilmişti.
Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5313669-casusluk-ve-kamuflaj-i%C3%A7in-sebze-arac%C4%B1-i%CC%87srail-hamas%C4%B1n-%C3%BCst-d%C3%BCzey-g%C3%BCvenlik
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Casusluk ve kamuflaj için sebze aracı... İsrail, Hamas'ın üst düzey güvenlik yetkilisini nasıl kaçırdı?
Gazze kentinde salı günü Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgede yürüyen bir Filistinli (EPA)
Nadir görülen bir operasyonda İsrail özel kuvvetleri, salı sabahı Gazze Şeridi'nde Hamas yönetimine bağlı iç güvenlik biriminin üst düzey yetkililerinden Muin el-Arabid'i kaçırdı. Operasyonda el-Arabid'in eşi ile yoldan geçen iki çocuk da öldürüldü. İsrail gücü, Gazze kentinin batısındaki Ketibe bölgesinde el-Arabid ve ailesinin yaşadığı küçük bir villaya sızarak kendisini kaçırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise operasyonu memnuniyetle karşıladığını açıklayarak üstlendi.
Ekim 2025'te varsayımsal ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail ordusu, Gazze'deki grupların aktivist ve mensuplarını kaçırmak için kendisine bağlı silahlı çetelerden yararlanıyordu. Ordu, bu gruplara insansız hava araçları veya savaş uçaklarıyla hava desteği sağlıyordu.
Kaçırma operasyonunun gerçekleştirildiği Ketibe bölgesi, Gazze kentinin Er-Rimal Mahallesi ile birlikte en seçkin yerleşim bölgelerinden biri olarak biliniyor. Bölgede bir saatten kısa süre içinde art arda patlamalar meydana geldi ve silah sesleri duyuldu. Daha sonra çatışmaların hedefi ortaya çıktı.
Salı günü İsrail saldırısına uğrayan ve kaçırılan Hamas’a bağlı güvenlik yetkilisinin evinin yakınındaki Filistinliler (EPA)
İsrail uçakları, iki aracı bombalayarak ve bölgenin çevresine küçük bombalar bırakarak operasyondaki gücün çekilmesinden önce kendisine yönelik herhangi bir saldırı girişimini engellemeye çalıştı.
Gazze'deki ana iç güvenlik birimi merkezi, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerini hedef alan saldırının gerçekleştiği noktadan birkaç yüz metre uzaklıkta bulunuyor.
İsrail'in işgal ettiği ve çekilmeyi reddettiği bölgeler ile Hamas ve diğer grupların kontrolündeki alanları, Sarı Hat olarak adlandırılan sanal bir hat ayırıyor. İsrail'in kontrolündeki bölgeler hattın batısında yer alırken, Hamas ve diğer grupların kontrolündeki bölgeler hattın doğusunda bulunuyor. Ancak İsrail destekli silahlı çeteler zaman zaman bu bölgelere saldırılar düzenliyor.
Katz, İsrail'in Hamas'ın kamu güvenliği biriminin üst düzey bir yetkilisini gözaltına aldığını açıkladı. Operasyonun ayrıntılarına vakıf Hamas'tan bir saha kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada operasyonun Gazze Şeridi'ndeki iç güvenlik biriminin müdürü görevini yürüten el-Arabid'i hedef aldığını söyledi. Başka bir kaynak ise el-Arabid'in yalnızca Gazze kentindeki birimin müdürlüğünü yürüttüğünü belirtti.
Gazze kentinde salı günü, Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasıyla eş zamanlı düzenlenen İsrail saldırısının bulunduğu bölgedeki Filistinliler (EPA)
İsrail Kamu Yayın Kurumu da gözaltındaki el-Arabid'in yaralandığını ve tedavi edilmek üzere İsrail'deki hastanelere nakledildiğini doğruladı. Ancak sağlık durumunun ciddiyetine ilişkin bilgi verilmedi.
Casusluk görevi ve sebze taşıyan araç
Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze'deki saha kaynaklar, operasyonun perde arkasına ilişkin ilk bilgileri paylaştı. Kaynaklardan biri, İsrail gücünün operasyon öncesinde birkaç gün boyunca bölgede bulunduğunu ifade ederek, füzelerle hedef alınan araçlardan birinin bu güce ait olduğunu söyledi. Araç, bölgede bırakıldıktan sonra geri çekilme sırasında imha edildi.
İkinci kaynak ise imha edilen aracın salı sabahı saldırı bölgesine gelen araçlar arasında olmadığını söyledi. Kaynak, bunun aracın operasyondan en az iki gün önce bölgede bulunduğuna ve görünüşe göre casusluk faaliyetleri için kullanıldığına işaret ettiğini ifade etti.
Kaynaklardan biri, İsrail özel kuvvetlerinin bir pikap ile çeşitli sebzeler taşıyan başka bir araç kullandığını belirtti. Güç bölgeye ulaştığında, grubun bir bölümü el-Arabid ve ailesinin bulunduğu eve baskın düzenlerken, diğer grup dışarıda güvenliği sağladı.
Salı günü Gazze kentinde Hamas’a bağlı bir güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede kanlar içindeki çocuk oyuncakları (EPA)
Üçüncü bir kaynak, “İsrail gücü villaya sızdığında el-Arabid'in iki oğlu güce ateş açtı. İsrail gücü ise eşinin başına sıfır mesafeden ateş ederek onu olay yerinde öldürdü. İki oğul ağır yaralandı. Özel kuvvetlerle çatışan iki refakatçi de yaralandı. El-Arabid'in kendisi de yaralandı ancak yaralarının niteliği bilinmiyor” dedi.
Kaynak ayrıca, “iki çocuğun çekilmeye eşlik eden bombardıman ve evin dışındaki silah sesleri sırasında öldürüldüğünü” belirtti.
Bölgedeki görgü tanıklarına göre İsrail özel kuvvetleri, havadan yoğun ateş desteği altında bir araç ve motosikletlerle saldırı bölgesinden çekildi. Güç, deniz yolunu ve güzergâhı belirlenemeyen başka bir yolu kullanarak bölgeden ayrıldı.
Hamas kaynağı, “Soruşturmalar hâlâ devam ediyor. Özellikle bölgenin güvenlik kameralarıyla dolu olması nedeniyle önümüzdeki saatler ve günlerde ayrıntılar daha net ortaya çıkacak” dedi.
Gazze'deki gruplardan bir kaynak ise el-Arabid'in salı günü oğlunun nikâh törenini gerçekleştirmeye hazırlandığını ve söz konusu oğlunun saldırı sırasında ağır yaralandığını açıkladı.
Kaçırılan kişinin akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler
Olayın ardından Hamas çevrelerinde el-Arabid'in akıbeti konusunda ilk saatlerde çelişkili bilgiler yayıldı. Hamas kaynakları saldırının ilk saatlerinde operasyonun başarısız olduğunu öne sürerek bu bilgiyi kendi platformları üzerinden yaydı ve bazı medya kuruluşlarına da yanlış bilgiler aktardı. Ancak İsrail'in açıklamasının ardından Hamas geri adım attı.
Hükümete bağlı Medya Ofisi, özel kuvvetin bir güvenlik görevi yürüttüğü sırada tespit edildiğini ve bunun İsrail işgal güçlerini havadan müdahaleye zorladığını açıkladı. Açıklamada, İsrail'in 10'dan fazla farklı uçakla bir dizi hava saldırısı düzenlediği ve saldırılarda can kayıpları yaşandığı öne sürüldü.
Medya Ofisi ayrıca özel kuvvet mensuplarından bazılarının öldürüldüğünü iddia etti. Ancak bu iddia İsrail kaynakları veya Hamas dışındaki bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadı.
Hamas kaynağına göre el-Arabid, geçen haziran ayında düzenlenen bir hava saldırısında hafif yaralanmıştı. Savaş sırasında başka bir suikast girişiminin de hedefi olan el-Arabid, İsrail'in Mart 2024'te Şifa Hastanesi'ne ikinci kez baskın düzenlediği sırada gözaltına alınmaktan kıl payı kurtuldu.
Kaynak, el-Arabid'in o sırada birimin komutanlarından bazı subaylarla birlikte hastanede bulunduğunu ve İsrail güçlerinin hastaneyi kuşatıp kontrolü tamamen sağlamlaştırmasından önce ilk dakikalarda onlarca Gazzeliyle birlikte kaçmayı başardığını söyledi.
El-Arabid hangi bilgilere sahip?
Hamas ve Gazze'deki diğer gruplardan çok sayıda kaynağa göre el-Arabid, yıllar boyunca önemli güvenlik dosyalarından sorumluydu. Bunlar arasında İsrail'le işbirliği yapan kişilerin dosyası ve DEAŞ gibi örgütlere bağlı unsurların takibi bulunuyordu. El-Arabid ayrıca bu kişilere yönelik çok sayıda operasyonu yönetti.
Kaynaklar, el-Arabid'in 2018'de bir İsrail özel kuvvetinin ortaya çıkarılmasının ardından Gazze'de onlarca işbirlikçinin yakalanması sürecinin denetlenmesinde rol oynadığını belirtti. El-Arabid ayrıca savaş sırasında ortaya çıkan silahlı çetelerle ilgili dosyanın takibinde de görev aldı.
Hamas ve diğer gruplar içindeki değerlendirmelere göre İsrail, el-Arabid'e canlı ulaşmaya çalışıyor ve onu öldürmek istemiyordu. Kaynaklardan biri, “Gücün operasyonu gerçekleştirmek için diğer liderlere yönelik operasyonlarda olduğu gibi herhangi bir uçak kullanmaması bunun göstergesi. İsrail ayrıca tam anlamıyla güvenlik kontrolüne sahip olduğunu göstermek ve Hamas'ın üst düzey bir yetkilisini Tel Aviv'e götürerek bir başarı elde etmek istedi” dedi.
Aynı kaynak, operasyonun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz açısından siyasi kazanım taşıdığına da dikkat çekti. İki isim, gelecek ay yapılması planlanan parlamento seçimlerine hazırlanıyor.
Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in taleplerihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5313412-ger%C3%A7ek-s%C4%B1nav-g%C3%BCney-suriye-%C5%9Fam%C4%B1n-ba%C4%9Fl%C4%B1-kald%C4%B1klar%C4%B1-ile-i%CC%87srailin-talepleri
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
Gerçek sınav Güney Suriye: Şam'ın bağlı kaldıkları ile İsrail'in talepleri
İsrail tarafından ilhak edilen ve Lübnan ile Suriye sınırında bulunan Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda devriye gezen bir İsrail askeri, 15 Ocak 2026 (AFP)
İsrail'in 1948'de kurulmasından bu yana, Suriye stratejik, siyasi veya askeri hesaplarında asla sadece komşu bir ülke veya sıradan bir ülke olmadı. Suriye ona göre Arap bölgesinde kültürel ve sosyal yansımaları ile bir cephe hattı, bir güvenlik ve siyasi meydan okuma ve coğrafi bir bağlantı noktasıdır.
Bunlara ek olarak, Filistin halkının çeşitli açılardan Maşrık (Levant) bölgesinin ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle de Suriye önemlidir. Zira bilhassa Mısır veya Irak ile bir tür entegrasyon veya iş birliğinin gerçekleşmesi halinde, Maşrık bölgesinde kilit, hatta temel bir ülkeydi. İsrail ise çeşitli yollarla ve araçlarla bu entegrasyonu ya da iş birliğini engellemeye önem verdi.
Dolayısıyla, Suriye'nin coğrafi konumu ve farklı dönemlerdeki tüm Arap-İsrail savaşlarına katılımı nedeniyle Arap-İsrail çatışmasındaki kilit rolüne ek olarak, keza 1973 savaşını İsrail'e karşı son Arap-İsrail savaşı olarak kabul edersek, son yarım yüzyılda Filistinli örgütlerin ve Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı faaliyetlerini desteklemede de önemli bir rol oynadı. Bu, söz konusu rolün içeride ve dışarıda siyasi olarak kullanılması bir yana, İran ve Lübnan arasında bir köprü görevi görmeyi de içeriyordu. Buna karşılık, 1982'deki İsrail'in Lübnan'ı işgalinin ardından Bekaa Vadisi'ndeki kısa süreli çatışma dışında, Suriye İsrail ile doğrudan çatışmadan genel olarak kendisini uzak tuttu.
Buna dayanarak İsrail, Suriye ile sınırını en barışçıl ve sakin sınırı olarak tanımlıyordu. Nitekim Esed rejimi (baba ve oğul) altında Suriye, İsrail'in saldırılarına ve egemenliğine yönelik ihlallerine sürekli olarak karşılık vermekten kaçındı ve bunu ünlü “Cevap uygun zamanda ve yerde verilecektir” sözüyle gerekçelendirdi. Başka bir deyişle, Suriye rejimi “direniş ve karşı çıkış” ekseninin bir parçası olarak bir şey söylüyor, başka bir şey yapıyordu.
Suriye’deki değişimden sonra İsrail müdahaleleri
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yarım yüzyıldan fazla bir süre Esed rejimi, ordusu ve askeri gücüyle birlikte yaşayabilen İsrail'in, 8 Aralık 2024'teki çöküşünden sonra Suriye'ye tehditler savurmakta ve egemenliğini üç yolla ihlal etmekte acele etmesi dikkat çekicidir. Bunların ilki, Suriye ordusunun altyapısının ve tüm askeri birliklerinin (hava, kara ve deniz) imhasıyla sonuçlanan büyük ölçekli bir askeri harekatla topraklarına saldırmaktır. Bu, İsrail ordusu için Suriye toprakları içinde, sınırda rutin bir uygulama haline geldi. İkincisi, “azınlıkları koruma” bahanesiyle Suriye içinde coğrafi ve sosyal bölünmeler yaratarak hem teorik hem de pratik olarak Suriye'yi tehdit etmek. İsrail, Temmuz 2025'te Suveyda krizi sırasında doğrudan askeri müdahalede bulunarak bunu yapmıştı; bu müdahale Amerikan baskısıyla durdurulmuştu. Üçüncüsü ise, İsrail'in güvenliğini garanti altına almak için Suriye'nin güneyindeki Suveyda, Dera ve Kuneytra şehirlerinden Suriye askeri varlığının tamamen çekilmesidir ki İsrail bunu Lübnan'da da yapmaya çalışıyor.
“İsrail Ortadoğu'da Oyunun Kurallarını Değiştiriyor” başlıklı makalesinde Avi Ashkenazi, İsrail'in “eylemleriyle, Suriye toprakları içinde, Suriye rejiminin silahlarından, milislerden ve başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere ‘terör’ örgütlerinden arındırılmış, sınır boyunca 80 kilometrekarelik bir bölge oluşturduğunu" belirtiyor (Maariv, 13 Mart 2025).
İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliğiyle daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'ya övgüler yağdırırken aynı zamanda İsrail'e de baskı uyguluyor
Dolayısıyla İsrail'in Suriye, Lübnan ve Filistin'deki eylemleri, öncelikle, Aksa Tufanı’nda (2023 sonu) aldığı darbeden sonra Ortadoğu'daki en güçlü askeri güç olarak kendi prestijini ve konumunu yeniden kazanmayı amaçlıyor. Bu, Türkiye'nin Suriye'deki etkisini sınırlamayı veya yayılmasını engellemeyi de içeriyor. İkincisi, gelecekte başka bir Tufan’dan korunmak için bir tampon bölge veya stratejik güvenlik derinliği oluşturarak, eylemlerini “ulusal güvenlik” iddiasıyla haklı çıkarmaya çalışıyor. Üçüncüsü, kendisi gibi, mezhepsel ve etnik kimlikleri etrafında gruplanmış bir Arap Maşrık bölgesi yaratmaya dayalı eski bir stratejiyi dayatmak için, Suriye ve Lübnan'daki toplumsal sorunlardan veya bölünmelerden yararlanarak bunları istismar ediyor. Böylece bölgede Yahudi devleti olarak tek istisna olmaktan çıkacak. Yani, İsrail, Arap çevresiyle ilişkilerini normalleştirmiyor, aksine Arap çevresini kendisine göre normalleştiriyor ya da kendine özgü karakterini çevresi içinde genelleştiriyor.
Ron Ben-Yishai tüm bunları şu sözlerle özetliyor: “İsrail, Şam ile güney sınırına yakın bölgede, üç coğrafi bölge veya kesimden oluşan bir savunma sistemi kurarak yeni bir gerçeklik tasarlamayı amaçlıyor. İsrail'e en yakın bölüm, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasında belirtildiği gibi tampon bölgedir. Anlaşmayla belirlenen bölgenin dışında, birçok Suriye köyünü içeren bir koruma bölgesi (tampon bölge) bulunmaktadır. İsrail ordusu, silahlanmayı önlemek, gözetim sağlamak ve uzun menzilli atış menzili oluşturmak için bu köylere girmiştir. Koruma bölgesinin ötesinde, “nüfuz alanı” olarak adlandırılan, Dürzi topluluklarını ve İsrail ile ilişkiler konusunda endişeli Sünni Arap nüfusunu kapsayan 65 kilometrelik Şam-Suveyda yolu bulunmaktadır. İsrail bu bölgeyi (Dürzi bölgesi ve sakinleri) kendisine karşı bir yükümlülük taşıdığı bir alan olarak görmektedir (Yedioth Ahronoth, 11 Mart 2025).
13 Mart 2025'te işgal altındaki Hermon Dağı'na yaptığı ziyaret sırasında, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’ya doğrudan bir tehdit savurduğunu hatırlatmakta da fayda var: “Şam'daki başkanlık sarayında her sabah gözlerini açtığında, İsrail ordusunun Hermon Dağı'nın zirvesinden ve Güney Suriye'deki tampon bölgeden onu izlediğini, Golan Tepeleri ve Celile sakinlerini tehditlerinden korumak için orada bulunduğunu görecektir” diyerek, İsrail'in Suriye'de kalıcı olarak yerleşmeye hazır olduğunu vurgulamıştı.
İsrail perspektifinden Suriye tehdidi
İsrail'in Suriye'de ve bölgede yaptıklarının temelinde ezici gücü ve Suriye'nin (veya herhangi bir başka tarafın) karşılık verme gücünün olmadığı anlayışı yatıyor. Ayrıca, uluslararası, bölgesel ve Arap koşulları, özellikle de Suriye ordusunun çöküşü ve İsrail'in Suriye’nin askeri kapasitesini yok etmesinden sonra ve Suriye'nin bu geçiş aşamasında yaşadığı benzersiz siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal koşullar, Suriye’nin bir karşılık vermesini engelleyebilir ve izin vermeyebilir.
Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı İsrail Katz, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Hermon Dağı'nda İsrail askerleri arasında, 17 Aralık 2024 (AFP)
Bu, İsrail'in Suriye'yi zayıflatmayı, yıpratmayı ve tüketmeyi hedefleyerek, onu zayıf, bölünmüş ve boyunduruk altına alınmış bir devlet olarak tutmaya devam edeceği anlamına geliyor. Dolayısıyla bunu engellemenin veya atlatmanın yollarını öngörmek ve araştırmak gerekiyor. Ancak, mevcut durumu göz önüne alındığında -yani herhangi bir askeri seçeneği takip etmesi mümkün olmadığı ve bunu yapacak gücü olmadığı için- Suriye, çeşitli faktörler nedeniyle İsrail için bir hedef olmaya devam edecektir.
Bu faktörlerin ilki, İsrail’in 60 yıldır Suriye’nin Golan Tepeleri'ni işgal etmesi ve hatta burayı kendi topraklarının bir parçası olarak görmesidir (Temel Kanun: 1981). Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin yakın zamanda belirttiği gibi, bu durum Suriye için kabul edilemezdir. Şeybani, Suriye'nin İsrail'in 8 Aralık 2024'ten sonra işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmesiyle ilgilendiği mevcut koşullar altında bu konunun gündemde olmadığını da vurguladı.
İkincisi, Suriye-Türkiye yakın ilişkisidir. Bilhassa İsrail içindeki bazı çevrelerin sanki İran'ın Maşrık'taki nüfuzunun son zamanlarda azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmuş gibi Türkiye'yi düşman olarak görmesiyle birlikte, İsrail bu ilişkiyi bir tehdit olarak görüyor.
Üçüncüsü, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında bir savunma ittifakının kurulmasını Ortadoğu'daki konumuna bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, İsrail bu ittifakın Suriye'nin bağımsızlığını güçlendireceğinden ve İsrail'in diktelerine, baskılarına, siyasi ve askeri müdahalelerine karşı kendini savunmasını sağlayacağından endişe duyuyor.
Dördüncüsü, İsrail, Suriye'nin askeri ve ekonomik zayıflığına rağmen, Golan Tepeleri'nin iadesini talep ederek, Arap Barış Girişimi'ne bağlı kalarak Arap desteğine dayanarak, İsrail'in (ve hatta ABD'nin) kendisini normalleşmeyi kabul etmeye zorlayan baskısına direnebilecek güce sahip olduğunun artık farkına vardı.
Beşincisi, İsrail'in endişelerini artıran husus, ABD'nin ve özellikle de Başkanı Donald Trump'ın mevcut Suriye liderliği ile daha da yakınlaşmasıdır. Öyle ki Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'ya övgüler yağdırırken, aynı zamanda İsrail'e baskı yapıyor ve Suriye’nin işlerine ve diğer birçok konuya müdahale etme gücünü kısıtlıyor. Bu bağlamda, Dr. Michael Milshtein, “Trump'ın, Lübnan'da ve şu anda Gazze'de olduğu gibi, Suriye'deki durumun kaderini de belirleyeceğini ve yine bunun İsrail'in çıkarlarıyla çeliştiğini” düşünüyor (Yedioth Ahronoth, 17 Ağustos 2026). Başka bir deyişle, bu durum İsrail'in aleyhine, yani bölgedeki Amerikan stratejisi şekillenirken konumunun aşınması pahasına gerçekleşmektedir.
Altıncı kez yapılan mevcut müzakereleri ayıran özellik, bunların Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesi olan Ürdün'de yapılıyor olması ve güvenlik boyutuyla sınırlı, doğrudan ve kamuya açık müzakereler olmasıdır
İsrailli analist Eyal Zisser, İsrail ile Suriye ve bunlar arasında ABD ile Türkiye arasındaki mevcut durumu şu şekilde özetlemeye çalışıyor: “Esed rejimi devrildiğinde, İsrail fırsatı değerlendirerek, Esed rejiminin sahip olduğu askeri kabiliyetlerin istenmeyen ellere geçmesini önlemek için saldırılar düzenledi ve onları imha etti. Ayrıca, yeni Suriye hükümetine karşı mücadelelerinde Dürzilere yardım etmek için harekete geçti ve son saldırısında olduğu gibi Türk kuvvetlerinin bulunduğunu bildiği her yere saldırı düzenledi. Ancak, İsrail'in Suriye'de hareket özgürlüğüne sahip olduğu günler geri dönmemecesine bitti. Suriye rejimi Batı'nın gözdesi haline geldi ve bunun kaçınılmaz sonucu, İsrail'in Suriye'deki operasyonel alanının daralması oldu. Ancak Türkiye İran değil ve Suriye rejimi Beşşar Esed rejimi değil, bu nedenle gerilimler ve İsrail'in Suriye topraklarındaki eylemleri devam edecek. Bununla birlikte, şu anda hiçbir tarafın ne Ankara'nın, ne Kudüs'ün ne de Şam'ın istemediği bir tırmandırmadan korkulmuyor” (İsrail Bugün, 20 Ağustos 2026)
Sonuçsuz kalan Suriye-İsrail müzakereleri
Tüm faktörler göz önüne alındığında, Suriye, istediklerine veya istemediklerine ya da durumuna ilişkin algısına bakılmaksızın, İsrail saldırganlığının hedefi olmaya devam edecektir. Bu, Suriye'nin meseleyi “gerilimi azaltma” olarak çerçeveleme çabalarını açıklıyor. Suriye’nin amacı, İsrail ordusunun Suriye topraklarında faaliyet göstermesini engellemek ve 8 Aralık 2025'ten sonra işgal ettiği veya girdiği topraklardan çekilmesi için baskı uygulamaktır. Ayrıca Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına saygıya dayalı olarak 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nın tam olarak yeniden etkinleştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu noktalar -ne daha fazla ne de daha az- Amerikan himayesinde Ürdün'de yapılan görüşmelerin özünü oluşturdu.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani Şam'da Reuters ile yaptığı röportaj sırasında, 22 Ağustos 2026 (Reuters)
İsrail ve Suriye arasında bu tür müzakerelerin ilk olmadığını hatırlamak gerekiyor. 1948’deki ateşkes anlaşması ile 1974’teki Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşmasının ardından, Golan Tepeleri'nin iadesi, güvenlik düzenlemeleri ve normalleşme konularına odaklanan çok sayıda müzakere yapıldı, ancak hiçbir sonuca varılamadı.
Bu durum, 1991 Madrid Barış Konferansı görüşmelerinde de yaşandı; müzakereler Washington'da birkaç yıl devam ettikten sonra durakladı. 1990'ların ortalarında Wye House'da yeniden başladı ve üçüncü tur müzakereler, Ehud Barak yönetimi döneminde, ABD Başkanı Bill Clinton'ın sponsorluğunda 1999 ve 2000 yıllarında Washington ve Virginia'da gerçekleştirildi. Dördüncü tur müzakereler, Ehud Olmert ve Beşşar Esed yönetimi sırasında, 2008 yılında Türkiye'nin arabuluculuğuyla dolaylı olarak yapıldı. Yeni Suriye döneminde ise “gerilimi azaltma” amacıyla 2025 yazında dolaylı müzakerelerin yapılacağı duyuruldu.
Altıncı kez düzenlenen bu müzakereleri ayıran özellik, Amerikan himayesinde, bir Arap ülkesinde (Ürdün) gerçekleşiyor olmaları, doğrudan ve kamuya açık olmaları ve siyasi boyutu dışlayarak yalnızca güvenlik boyutuna odaklanmalarıdır. Ayrıca, mevcut koşullar ve veriler altında Golan Tepeleri'ndeki İsrail işgali konusunu da ertelemektedirler.
Irak’ta yeni yolsuzluk soruşturması: 7 milyar dinar ele geçirildihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5313385-irak%E2%80%99ta-yeni-yolsuzluk-soru%C5%9Fturmas%C4%B1-7-milyar-dinar-ele-ge%C3%A7irildi
Irak’ta yeni yolsuzluk soruşturması: 7 milyar dinar ele geçirildi
Irak'taki Federal Adliye binası (Reuters)
Irak Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi Soruşturma Hâkimi Ziya Cafer, dün hakkında soruşturma yürütülen ve tutuklu bulunan Irak Petrol Bakanlığı Müsteşarı Adnan el-Cumeyli’nin ofis müdürü Alaa Muhsin Halef’e ait yüklü miktarda para, gayrimenkul ve araç ele geçirildiğini açıkladı.
Hâkim Cafer, yaptığı basın açıklamasında, soruşturma kapsamında 7 milyar Irak dinarı ile 5,5 milyon doların yanı sıra 35 gayrimenkul ve 6 aracın ele geçirildiğini bildirdi.
Irak yargısı, aylardır ülkenin en büyük mali yolsuzluk soruşturmalarından birini yürütüyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre soruşturma kapsamında 12 milletvekili, bir bakan, Petrol ve Elektrik bakanlıklarında müsteşarlar ve çok sayıda üst düzey bürokratın adı geçiyor.
Irak yargısı bugüne kadar soruşturma kapsamında 1 trilyon 300 milyar dinardan fazla paranın yanı sıra yüklü miktarda dolar ve altın külçeleri, onlarca lüks villa ve çiftlik ile yüzlerce yeni model araç ve değerli saat ele geçirdi.
Irak Federal Dürüstlük Komisyonu, milyarlarca dinarlık yolsuzluk dosyalarındaki rolleri kesinleşen eski Milletvekili Talal ez-Zubey ve Petrol Bakanlığı Dağıtım İşlerinden Sorumlu Müsteşarı Ali Meariç hakkında 7’şer yıl hapis cezası verdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة