Silahlı bir grubun Hartum’u işgal etme tehdidinin ardından başkentte güvenlik gerilimi yaşanıyor

Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde oturma eylemi yapanların arasındaki gruplar Sudan Haber Ajansı’na ve gazetecilere saldırdı, Kültür ve Enformasyon Bakanlığı’nın etrafını kuşattı.

21 Ekim'de Hartum'da sivil yönetimi desteklemek için düzenlenen mitingler sırasında dumanların arasındaki bir protestocu (Reuters)
21 Ekim'de Hartum'da sivil yönetimi desteklemek için düzenlenen mitingler sırasında dumanların arasındaki bir protestocu (Reuters)
TT

Silahlı bir grubun Hartum’u işgal etme tehdidinin ardından başkentte güvenlik gerilimi yaşanıyor

21 Ekim'de Hartum'da sivil yönetimi desteklemek için düzenlenen mitingler sırasında dumanların arasındaki bir protestocu (Reuters)
21 Ekim'de Hartum'da sivil yönetimi desteklemek için düzenlenen mitingler sırasında dumanların arasındaki bir protestocu (Reuters)

Sudan’ın başkenti Hartum, barış sürecine taraf olan silahlı hareketlerin Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde düzenlediği oturma eylemindeki unsurların Kültür ve Enformasyon Bakanlığı’na saldırmalarından, Sudan’ın medya kuruluşlarını basmalarından ve gazeteciler ile güvenlik personeline saldırmalarından sonra saatler süren bir gerilime tanık oldu. Bu, Darfur Valisi Minni Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi’nin barışçıl taleplerine cevap verilmezse silah zoruyla Hartum’a girmekle tehdit etmesinden saatler sonra yaşandı. Öte yandan Başbakan Abdullah Hamduk'un ofisi, dün (cumartesi) Bakanlar Kurulu'nun feshedilmesine onay verdiği yönünde yoğun bir şekilde medya kuruluşlarında dolaşan iddiaları yalanladı.
Sivil giyimli unsurlar Sudan Haber Ajansı'nın (SUNA) Hartum'un merkezindeki genel merkezinin yanı sıra gazetecilere ve ajansın güvenlik personeline ve polise saldırdılar. Saldırganlar daha sonra Kültür ve Enformasyon Bakanlığı’nın etrafını sardılar. SUNA Genel Müdürü Muhammed Abdulhamid olaya ilişkin yaptığı açıklamada, iktidar koalisyonu Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) ittifakından bir grup liderin ajansın genel merkezinde düzenlemeyi planladığı bir basın toplantısıyla eş zamanlı olarak, sivil giyimli bir grubun ajansın ana kapısından zorla içeri girdiğini ve güvenlik görevlilerine saldırdığını ifade etti.

Abdulhamid sözlerini şöyle sürdürdü:
“Saldıran taraflar kim bilmiyorum; protestolar, ajansın önünde toplanan sivilleri taşıyan üç aracın gelmesiyle başladı. Kısa bir süre sonra abartılı bir oranda şiddet uygulayan ve büyük bir kaosa neden olan yaklaşık 150 kişiden oluşan büyük bir grup çıkageldi. Olayların daha da kötüye gitmesinden korkuyoruz. Saldırgan grup ajansın ana kapısının önünde araba lastikleri yaktı. Polisi ve Genel İstihbarat Teşkilatı'nı aradık ancak bu gruplar ajansa geldikten çok sonra olay yerine geldiler.”
Sudan Kurtuluş Hareketi adına konuşan bir lider iki gün önce Cumhuriyet Sarayı önündeki oturma eyleminde Hartum'u silah zoruyla işgal etme tehdidinde bulunarak “Barışçıl talebimize yanıt verilmezse bunu silahla alacağız” dedi.
Lider “Kuvvetlerimiz yakın bir yerde. Dört çeker araçlarla (Land Cruiser) Hartum'a gireceğiz” ifadelerini kullanarak, Sudan Kurtuluş Hareketi’nin tüm küçük silahlara ve füze fırlatıcılarına ve hatta Antonov uçaksavar füzelerine sahip olduğunu söyledi. Ancak çok geçmeden geri adım attı ve hareketin lideri Minni Arko Minavi yaptığı basın açıklamasında, “Sosyal medyada oturma eylemi alanında bazı taraflara tehditkâr bir üslupla konuşan ve şiddet çağrısı yapan genç bir adamın videosu yayıldı. Sudan Kurtuluş Hareketi gerek sözlü gerek başka şekilde olsun her türlü şiddeti reddediyor ve buna çağrı yapan herhangi bir kişiyi, harekete mensup bir üyeyi ya da başkasını kınıyor” şeklinde konuştu.
Minavi “Videoda konuşan kişi kendi kişisel görüşünü yansıtmıştır. Konuşması yakından veya uzaktan Sudan Kurtuluş Hareketi’ni temsil etmemektedir” dedi.
Öte yandan Darfur Barosu yaptığı açıklamada, ordunun iktidarı devralması için alenen çağrıların yapıldığını, bununla birlikte vatandaşlardan da orduyu iktidarı devralması için kışkırtanlara, fitne çıkaranlara ve kamu güvenliğini bozanlara karşı cezai işlem başlatılmasıyla ilgili çok sayıda talep geldiğinin gözlemlendiğini belirtti.
Baro ve ortaklarının, aleyhlerinde yeterli delil bulunanların hakkında cezai kovuşturma başlatacağı ifade edilen açıklamada, fitne savunucularına hoşgörü gösterilmemesi çağrısında bulunuldu.
Maliye Bakanı Cibril İbrahim başkanlığındaki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Darfur Valisi Minni Arko Minavi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi, 16 Ekim'den beri Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın önünde oturma eylemi düzenliyor. Ordu liderleri tarafından desteklenen eylemde geçiş hükümetinin feshedilmesi isteniyor.
Öte yandan Başbakan Abdullah Hamduk, Bakanlar Kurulu'nun feshedilmesine onay verdiği yönündeki haberlerin "asılsız" olduğunu söyleyerek bunun çeşitli tarafların tutumlarını yansıttığını söyledi.
Başbakanlık Basın Ofisi yaptığı açıklamada, geçiş kurumlarının kaderini belirleme hakkının Başbakan’ın tekelinde olmadığını ve 15 Ekim'de Sudan halkına yaptığı konuşmada krizi herkesin katılacağı bir diyalogla çözme doğrultusunda açıkladığı adımlara bağlı olduğunu söyledi.
Açıklamada, Başbakan’ın Egemenlik Konseyi'nin askeri bileşeni ve ÖDBG Merkez Konseyi temsilcileriyle demokratik sivil geçiş sürecini korumayı ve ülkenin güvenlik ve selametini korumayı amaçlayan görüşmeler yaptığı kaydedildi.
Ayrıca Başbakan'ın ülkedeki siyasi krizi çözmenin yollarını tartışmak üzere geçiş yönetiminin çeşitli tarafları ve siyasi güçler ile temaslar ve toplantılar yapmaya devam ettiğinin altı çizildi.
Diğer taraftan iktidar koalisyonu ÖDBG Merkez Konseyi lideri Yasir Arman, hükümetin herhangi bir taraftan gelen emir veya “fermana” müsaade etmeyeceğini ve çalışmalarına devam edeceğini vurguladı.
Arman, SUNA'ya yönelik saldırıyı ve basın toplantısını engelleme girişimini, devrik rejimden geriye kalanların "pis" bir çalışması olarak nitelendirerek, bunun kabul edilemez olduğunu ve anayasal belgenin ve ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu söyledi.
Arman, şu anki krizin yapay olduğunu, yavaş yavaş gelen bir darbe şeklinde olduğunu ve krizin şahısların veya tarafların çıkarları için değil, Sudan halkının çıkarları için çözülmesi gerektiğini söyledi.
Hartum'da herhangi bir silahlı hareketin varlığının barış anlaşmasının baltalanmasının nedenlerinden biri olduğunu ve Hartum'daki herhangi bir silahın barış süreci haritasının parçası olmadığını da sözlerine ekledi.
Başbakan Siyasi Danışmanı olan Arman, liderlikte ikilik olmaması gerektiğini vurgulayarak, Sudan'ın bir dönüm noktasından geçtiğini ve fon ve bütçesi olan birden fazla tarafın olmasının Sudan'ın yıkımına yol açacağını belirtti.
Arman, Cibril İbrahim ve Minni Arko Minavi'nin hareketlerine ÖDBG'nin yanında durmaları için bir mesaj gönderdi ve ÖDBG'nin demokratik süreci baltalamaya çalışan taraflardan ziyade, Komünist Partisi gibi devrimde yer alan tüm güçlerden seçilmeleri şartıyla hükümetin tabanının genişletilmesini tartışmaya hazır olduğunu söyledi.
Üst düzey hükümet kaynakları Şarku'l Avsat'a verdikleri demeçte, Egemenlik Konseyi'nin askeri bileşeninin hala hükümeti feshetmeye istekli olduğunu ve Başbakan Abdullah Hamduk'un bu talebi bir kez daha reddettiğini söylediler.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.