Cumhurbaşkanı Erdoğan: Atatürk'ü anmak verdiği mücadeleyi doğru tespit ederek anlamaktır

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Atatürk'ü anmak elbette önemlidir, ama asıl olan Atatürk'ü verdiği mücadelenin izini sürerek gerisindeki sebepleri doğru tespit ederek anlamaktır." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Atatürk'ü anmak verdiği mücadeleyi doğru tespit ederek anlamaktır

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete irtihalinin 83. yılı dolayısıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca Tarihi CSO Konser Salonu'nda düzenlenen anma törenine katıldı.
Konuşmasına kendisini dinleyenleri selamlayarak başlayan Erdoğan, İstiklal Mücadelesi'nin Başkomutanı, Cumhuriyet'in banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete irtihalinin 83. yılında hürmetle, rahmetle yad etti. Malazgirt Zaferi'nden bu yana bu toprakların vatan olması için mücadele eden, gözlerini kırpmadan canlarını veren tüm şehitlere, gazilere, kahramanlara Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, kurucu kadro başta olmak üzere, TBMM'nin toplandığı ilk günden bugüne kadar Cumhuriyet'in ayakta kalması, gelişmesi, büyümesi için gayret gösteren herkese şükranlarını sundu.
Halen sınır boylarında vatan nöbeti bekleyen askerlerden, ekmek teknesi başında ter döken esnafa ve işçiye, toprağını eken çiftçiye, fabrikasında üretim yapan girişimciye, kamuda görev yapan insana kadar büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası için çalışan herkese müteşekkir olduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Amacımız, Cumhuriyet'imizin kuruluşunun 100'üncü yılında ülkemizi ecdadımızın mirasına layık ve milletimizin hayallerine uygun bir seviyeye çıkarmaktır. Bunun için eğitimden sağlığa, güvenlikten teknolojiye kadar her alanda kurduğumuz sağlam altyapı üzerinde, siyasi ve ekonomik gücü ile dünyanın birinci liginde iddia sahibi bir Türkiye inşa etmenin gayreti içindeyiz. İlhamımızı Malazgirt'ten, İznik'te atılan ilk temelden, Söğüt'te dikilen ulu çınardan, İstanbul'un fethinden, Çanakkale destanı, İstiklal Harbi'mizden alarak aydınlık geleceğimize doğru yürüyoruz. Küresel krizlerin üstesinden başarıyla gelen, hangi engelle karşılaşırsa karşılaşsın mücadeleden vazgeçmeyen bir ülke olarak her geçen gün hedeflerimize biraz daha yaklaşıyoruz. Hem devraldığımız birikime sahip çıkarak hem de bugüne kadar yapılanları 5'e, 10'a katlayarak yeni hizmetlerle Cumhuriyet'i yaşatmak ve büyütmek için gece-gündüz çalışıyoruz."
Erdoğan, toplantının gerçekleştiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının eski binası ve hemen yanı başındaki yeni binasının bu anlayışın somut örnekleri olduğunu dile getirdi.

"Tarihi bir mücadeleyi yürüttü"
İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nin eski ve yeni binalarının da Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin sembolü olduğuna işaret eden Erdoğan, aynı anlayışla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nu Kavaklıdere'deki eski binasından gelecek yıl sonunda Beytepe'deki yeni yerine taşıyarak, bir başka sembolik adımı daha atmış olacaklarını söyledi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının eski binasının restorasyonu ile kurumun yeni binasının, Ankara'ya ve Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.
"Atatürk'ü anmak elbette önemlidir ama asıl olan Atatürk'ü verdiği mücadelenin izini sürerek gerisindeki sebepleri doğru şekilde tespit ederek anlamaktır." diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Ülkemizde dillerinden Atatürk'ün ismini düşürmeyen ama onu anlama konusunda en küçük gayret de göstermeyen bir kesim hep olagelmiştir. Bugün sizlerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün askerlik hayatı boyunca görevde bulunduğu yerler ile ülkemizin son dönemde faaliyetlerini yoğunlaştırdığı yerlerin şöyle bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Mustafa Kemal akademideki eğitimi sonrasında yüzbaşı rütbesiyle 1905'te Suriye Şam'daki 5. Ordu'da göreve başladı. 1907'de Makedonya'daki 3. Ordu'ya tayin olduktan sonra hemen ardından 1908'de Libya Trablus'taki ilk görevine gitti. Hatta 1909'daki İttihat Terakki Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı. Büyük savaş öncesi Avrupa'da tespitlerde bulunmak üzere, bazıları derler ki 'hiç yurt dışına çıkmadı.' Ben, yurt dışına çıktığını söylüyorum. 1910 yılında Fransa, İsviçre, Belçika ve Hollanda'yı kapsayan bir gezi yaptı. İtalyanların Libya'ya saldırması üzerine 1911 yılında binbaşı rütbesi ile tekrar Trablus'a giderek 1912 Ekim'ine kadar süren, gözünden ve kolundan yaralandığı tarihi bir mücadeleyi yürüttü."

"Şanlı Milli Mücadele süreci başladı"
Atatürk'ün Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde yarbay rütbesi ile bulunduğu Sofya'dan Tekirdağ'da yeni oluşturulan 19. Tümen Komutanlığı'na atandığını belirten Erdoğan, ardından başında bulunduğu 57. Alay ile destan yazdığı Çanakkale'ye geçtiğini kaydetti. Çanakkale'de çeşitli görevler üstlenen ve göğsündeki saate isabet eden şarapnel ile yaralandıktan sonra 1915 sonunda İstanbul'a dönen Atatürk'ün, görevlendirildiği 16. Kolordu Komutanlığı'nda birliği ile Halep üzerinden Diyarbakır'a geçerek 1916'da Muş ve Bitlis'i Rus işgalinden kurtardığını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"2. Ordu Komutanlığı'ndaki görevinden Alman general ile olan anlaşmazlığı sebebiyle istifa ederek 1917 sonunda İstanbul'a döndü. Veliaht Vahdettin'in Almanya seyahatine eşlik ederken kendisini yakından tanıma imkanı buldu. Böbreklerinden rahatsızlandığı için 1918 Mayıs'ında bir müddet Viyana'da tedavi gördü. Sultan Vahdettin'in tahta çıkmasının ardından 1918'in Ağustos'unda 7. Ordu Komutanlığı'na atanarak Nablus'a geçti. Suriye'nin kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Halep'e çekildi. Mondros Anlaşması'nın ardından Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevine getirildi. İngiliz işgalinin ardından bu ordu dağıtılınca İstanbul'a geri döndü. İstanbul'da saray, hükümet ve çeşitli ülke temsilcileri ile yaptığı istişareler sonucunda Anadolu'ya geçerek Milli Mücadele'yi başlatmaktan başka çare kalmadığını gördü. Bu amaçla 9. Ordu Kıtaları Müfettişi unvanıyla Samsun'a doğru yola çıktı. Samsun'a ayak bastığı 19 Mayıs sabahından itibaren de şanlı Milli Mücadele süreci başladı."

"Nutuk'ta 3 hedef belirtiliyor"
Cumhuriyet'in ilanı ile taçlanan Milli Mücadele'nin her safhasının da bu çizginin devamı ve tamamlayıcısı olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Her fırsatta önünde poz verdikleri ama içinde ne olduğunu bilmedikleri Nutuk'ta, Cumhuriyet'in kuruluşu ile birlikte ortaya konan 3 hedef belirtiliyor. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkartacağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartacağız. Gazi'nin milletimize işaret ettiği istikamet işte budur. Laf değil, icraat. Milli iradenin üstünlüğü temeli üzerine bina edilen yeni devletimizin, yaşadığımız tüm arayışlara ve badirelere rağmen 2 bin yıllık devlet silsilemizin devamı olduğu da asla unutulmamıştır. Milletimiz, her tökezlemenin ardından devletine daha güçlü şekilde sahip çıkarak, Cumhuriyet'imizin ilelebet yaşayacağı gerçeğini dost düşman herkese göstermiştir."



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.