Cumhurbaşkanı Erdoğan: Atatürk'ü anmak verdiği mücadeleyi doğru tespit ederek anlamaktır

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Atatürk'ü anmak elbette önemlidir, ama asıl olan Atatürk'ü verdiği mücadelenin izini sürerek gerisindeki sebepleri doğru tespit ederek anlamaktır." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Atatürk'ü anmak verdiği mücadeleyi doğru tespit ederek anlamaktır

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete irtihalinin 83. yılı dolayısıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca Tarihi CSO Konser Salonu'nda düzenlenen anma törenine katıldı.
Konuşmasına kendisini dinleyenleri selamlayarak başlayan Erdoğan, İstiklal Mücadelesi'nin Başkomutanı, Cumhuriyet'in banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete irtihalinin 83. yılında hürmetle, rahmetle yad etti. Malazgirt Zaferi'nden bu yana bu toprakların vatan olması için mücadele eden, gözlerini kırpmadan canlarını veren tüm şehitlere, gazilere, kahramanlara Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, kurucu kadro başta olmak üzere, TBMM'nin toplandığı ilk günden bugüne kadar Cumhuriyet'in ayakta kalması, gelişmesi, büyümesi için gayret gösteren herkese şükranlarını sundu.
Halen sınır boylarında vatan nöbeti bekleyen askerlerden, ekmek teknesi başında ter döken esnafa ve işçiye, toprağını eken çiftçiye, fabrikasında üretim yapan girişimciye, kamuda görev yapan insana kadar büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası için çalışan herkese müteşekkir olduklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Amacımız, Cumhuriyet'imizin kuruluşunun 100'üncü yılında ülkemizi ecdadımızın mirasına layık ve milletimizin hayallerine uygun bir seviyeye çıkarmaktır. Bunun için eğitimden sağlığa, güvenlikten teknolojiye kadar her alanda kurduğumuz sağlam altyapı üzerinde, siyasi ve ekonomik gücü ile dünyanın birinci liginde iddia sahibi bir Türkiye inşa etmenin gayreti içindeyiz. İlhamımızı Malazgirt'ten, İznik'te atılan ilk temelden, Söğüt'te dikilen ulu çınardan, İstanbul'un fethinden, Çanakkale destanı, İstiklal Harbi'mizden alarak aydınlık geleceğimize doğru yürüyoruz. Küresel krizlerin üstesinden başarıyla gelen, hangi engelle karşılaşırsa karşılaşsın mücadeleden vazgeçmeyen bir ülke olarak her geçen gün hedeflerimize biraz daha yaklaşıyoruz. Hem devraldığımız birikime sahip çıkarak hem de bugüne kadar yapılanları 5'e, 10'a katlayarak yeni hizmetlerle Cumhuriyet'i yaşatmak ve büyütmek için gece-gündüz çalışıyoruz."
Erdoğan, toplantının gerçekleştiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının eski binası ve hemen yanı başındaki yeni binasının bu anlayışın somut örnekleri olduğunu dile getirdi.

"Tarihi bir mücadeleyi yürüttü"
İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nin eski ve yeni binalarının da Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin sembolü olduğuna işaret eden Erdoğan, aynı anlayışla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nu Kavaklıdere'deki eski binasından gelecek yıl sonunda Beytepe'deki yeni yerine taşıyarak, bir başka sembolik adımı daha atmış olacaklarını söyledi.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının eski binasının restorasyonu ile kurumun yeni binasının, Ankara'ya ve Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.
"Atatürk'ü anmak elbette önemlidir ama asıl olan Atatürk'ü verdiği mücadelenin izini sürerek gerisindeki sebepleri doğru şekilde tespit ederek anlamaktır." diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Ülkemizde dillerinden Atatürk'ün ismini düşürmeyen ama onu anlama konusunda en küçük gayret de göstermeyen bir kesim hep olagelmiştir. Bugün sizlerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün askerlik hayatı boyunca görevde bulunduğu yerler ile ülkemizin son dönemde faaliyetlerini yoğunlaştırdığı yerlerin şöyle bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Mustafa Kemal akademideki eğitimi sonrasında yüzbaşı rütbesiyle 1905'te Suriye Şam'daki 5. Ordu'da göreve başladı. 1907'de Makedonya'daki 3. Ordu'ya tayin olduktan sonra hemen ardından 1908'de Libya Trablus'taki ilk görevine gitti. Hatta 1909'daki İttihat Terakki Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı. Büyük savaş öncesi Avrupa'da tespitlerde bulunmak üzere, bazıları derler ki 'hiç yurt dışına çıkmadı.' Ben, yurt dışına çıktığını söylüyorum. 1910 yılında Fransa, İsviçre, Belçika ve Hollanda'yı kapsayan bir gezi yaptı. İtalyanların Libya'ya saldırması üzerine 1911 yılında binbaşı rütbesi ile tekrar Trablus'a giderek 1912 Ekim'ine kadar süren, gözünden ve kolundan yaralandığı tarihi bir mücadeleyi yürüttü."

"Şanlı Milli Mücadele süreci başladı"
Atatürk'ün Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde yarbay rütbesi ile bulunduğu Sofya'dan Tekirdağ'da yeni oluşturulan 19. Tümen Komutanlığı'na atandığını belirten Erdoğan, ardından başında bulunduğu 57. Alay ile destan yazdığı Çanakkale'ye geçtiğini kaydetti. Çanakkale'de çeşitli görevler üstlenen ve göğsündeki saate isabet eden şarapnel ile yaralandıktan sonra 1915 sonunda İstanbul'a dönen Atatürk'ün, görevlendirildiği 16. Kolordu Komutanlığı'nda birliği ile Halep üzerinden Diyarbakır'a geçerek 1916'da Muş ve Bitlis'i Rus işgalinden kurtardığını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"2. Ordu Komutanlığı'ndaki görevinden Alman general ile olan anlaşmazlığı sebebiyle istifa ederek 1917 sonunda İstanbul'a döndü. Veliaht Vahdettin'in Almanya seyahatine eşlik ederken kendisini yakından tanıma imkanı buldu. Böbreklerinden rahatsızlandığı için 1918 Mayıs'ında bir müddet Viyana'da tedavi gördü. Sultan Vahdettin'in tahta çıkmasının ardından 1918'in Ağustos'unda 7. Ordu Komutanlığı'na atanarak Nablus'a geçti. Suriye'nin kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Halep'e çekildi. Mondros Anlaşması'nın ardından Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevine getirildi. İngiliz işgalinin ardından bu ordu dağıtılınca İstanbul'a geri döndü. İstanbul'da saray, hükümet ve çeşitli ülke temsilcileri ile yaptığı istişareler sonucunda Anadolu'ya geçerek Milli Mücadele'yi başlatmaktan başka çare kalmadığını gördü. Bu amaçla 9. Ordu Kıtaları Müfettişi unvanıyla Samsun'a doğru yola çıktı. Samsun'a ayak bastığı 19 Mayıs sabahından itibaren de şanlı Milli Mücadele süreci başladı."

"Nutuk'ta 3 hedef belirtiliyor"
Cumhuriyet'in ilanı ile taçlanan Milli Mücadele'nin her safhasının da bu çizginin devamı ve tamamlayıcısı olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Her fırsatta önünde poz verdikleri ama içinde ne olduğunu bilmedikleri Nutuk'ta, Cumhuriyet'in kuruluşu ile birlikte ortaya konan 3 hedef belirtiliyor. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkartacağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartacağız. Gazi'nin milletimize işaret ettiği istikamet işte budur. Laf değil, icraat. Milli iradenin üstünlüğü temeli üzerine bina edilen yeni devletimizin, yaşadığımız tüm arayışlara ve badirelere rağmen 2 bin yıllık devlet silsilemizin devamı olduğu da asla unutulmamıştır. Milletimiz, her tökezlemenin ardından devletine daha güçlü şekilde sahip çıkarak, Cumhuriyet'imizin ilelebet yaşayacağı gerçeğini dost düşman herkese göstermiştir."



Washington, Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladı

Rakka’da SDG mensupları statülerinin düzenlenmesini bekliyor. (Reuters)
Rakka’da SDG mensupları statülerinin düzenlenmesini bekliyor. (Reuters)
TT

Washington, Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladı

Rakka’da SDG mensupları statülerinin düzenlenmesini bekliyor. (Reuters)
Rakka’da SDG mensupları statülerinin düzenlenmesini bekliyor. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma9 Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve güçlerin entegrasyonunu öngören anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Bakanlık, söz konusu anlaşmanın Suriye’nin birliğini, egemenliğini ve istikrarını güçlendirdiğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bugün erken saatlerde varıldığı duyurulan Suriye hükümeti ile SDG arasındaki “tarihi anlaşmanın” başarılı biçimde uygulanmasını destekleme taahhüdünü yineledi. Açıklamada, entegrasyon sürecinin kolaylaştırılması amacıyla tüm taraflarla yakın iş birliğinin sürdürüleceği belirtildi.

SDG, günün ilerleyen saatlerinde Suriye hükümetiyle kapsamlı bir anlaşmaya varıldığını, bunun ateşkesi de kapsadığını duyurmuştu. Söz konusu anlaşma, Suriye devlet televizyonuna konuşan bir hükümet kaynağı tarafından da doğrulandı.

SDG’nin açıklamasına göre anlaşma; askeri ve idari güçlerin kademeli biçimde entegrasyonu, temas hatlarındaki askeri birliklerin çekilmesi ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı kent merkezlerine girmesini içeriyor.


Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
TT

Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, “çok büyük” bir Amerikan askerî filosunun İran’a doğru yola çıktığını, bunun daha önce Venezuela’ya gönderilen konuşlandırmadan bile daha kapsamlı olduğunu söyledi. Trump, mevcut aşamada askerî güce başvurmak zorunda kalınmamasını “umduğunu” da vurguladı.

Trump, İran’ın “bir anlaşma yapmak istediğini” ileri sürdü; ancak bu anlaşmanın niteliği ya da şartlarına dair ayrıntı vermedi. “Ne olacağını göreceğiz” ifadesiyle Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreci çevreleyen belirsizliğin sürdüğüne işaret etti.

Oval Ofis’te gazetecilere konuşan Trump, “Şunu söyleyebilirim ki onlar bir anlaşma yapmak istiyor” dedi. Tahran’a belirli bir süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise “Evet, bunu yaptım” yanıtını verdi ve bu sürenin ne olduğunu “sadece İran’ın bildiğini” söyledi.

Trump, perşembe günü de artan gerilime rağmen İran’la görüşmeler yapmayı planladığını belirtmiş, “şu anda İran’a doğru ilerleyen çok sayıda büyük ve güçlü gemi var. Bunları kullanmak zorunda kalmasak daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı, geçmişte İran’la görüşmeler yaptığını ve bunu yeniden tekrarlamayı planladığını dile getirirken, yönetiminin Ortadoğu’daki askerî varlığını muhtemel tüm senaryolara karşı güçlendirmeyi sürdürdüğünü kaydetti. Trump, İran’a karşı askerî bir adımı önlemek istediğini defalarca yineledi; ancak aynı zamanda, ABD ve Batılı müttefiklerini endişelendiren nükleer program konusunda anlaşmaya varmak için “zamanın daraldığı” uyarısında bulundu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de perşembe günü yaptığı açıklamada, ordunun “başkanın onaylayacağı her türlü hareket tarzını uygulamaya hazır” olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, Tahran üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Avrupa Birliği kısa süre önce yeni yaptırımlar uygulamaya koymuş ve Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak sınıflandırmıştı. ABD de protestoların bastırılması nedeniyle İranlı yetkilileri hedef alan paralel adımlar attı.

Öte yandan İran ordusu sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekrem Niya, perşembe günü yaptığı açıklamada, olası bir ABD saldırısına “kesin ve derhal” karşılık verileceğini söyledi. Ekrem Niya, herhangi bir saldırının “hızlı ya da sınırlı olmayacağını”, İran’ın yanıtının geniş bir hedef yelpazesini kapsayacağını belirtti.

İranlı yetkili, ABD uçak gemilerinin “dokunulmaz olmadığını”, Körfez bölgesindeki Amerikan üslerinin önemli bir kısmının “İran füzelerinin menzili içinde” bulunduğunu ifade ederek, olası bir çatışmanın tüm Batı Asya’ya yayılabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li yetkililer ise Trump’ın İran’a yönelik farklı seçenekleri değerlendirdiğini, ancak askerî bir saldırı konusunda henüz nihai karar vermediğini; tüm senaryoların masada olduğunu belirtiyor.

Reuters’ın üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Washington’un müzakerelere dönülmesi için öne sürdüğü temel taleplerden biri İran’ın füze programının sınırlandırılması. Tahran ise bu talebi kesin bir dille reddediyor ve “kırmızı çizgi” olarak görüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, “adil ve dengeli olması halinde” müzakerelere açık olduklarını söyledi; ancak şu aşamada Tahran ile Washington arasında doğrudan görüşmelere yönelik bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Arakçi, İran’ın müzakere ilkesine karşı olmadığını, fakat bunu “tehditler altında” kabul etmeyeceğini vurgulayarak ABD’ye askerî baskı politikasından vazgeçme çağrısı yaptı. İran’ın hem müzakereye hem de savaşa hazır olduğunu dile getirdi.

CBS News’in bölgesel yetkililere dayandırdığı haberine göre, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri, olası bir askerî saldırının bölgesel sonuçlarından endişe ederek yoğun diplomatik çabalarla böyle bir adımı engellemeye çalışıyor. Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan üç bölgesel yetkili, nükleer program ve balistik füze kapasitesi konusunda Washington ile Tahran arasında doğrudan bir diplomatik sürecin henüz ilerleme kaydetmediğini söyledi.

Aynı haberde, İran’ın ABD’nin diplomatik mesajlarına kuşkuyla yaklaştığı; bunun da geçen yıl haziran ayında, planlanan görüşmelere rağmen Washington’un İsrail saldırılarına katılmış olmasına dayandığı belirtildi.

Bu arada Rus haber ajansları, Kremlin’e dayandırdıkları haberlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in cuma günü İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştüğünü aktardı. Uçuş takip siteleri de perşembe günü İran’a ait bir uçağın Moskova’ya doğru hareket ettiğini bildirdi.

Askeri hareketlilik

Sahadaki gelişmeler kapsamında ABD, “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin öncülük ettiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. Gemi 80’den fazla savaş uçağı taşıyor; ayrıca Tomahawk füzeleriyle donatılmış üç destroyer tarafından destekleniyor. Washington, genellikle bir saldırı denizaltısının da eşlik ettiği bu grubun Ortadoğu sularına ulaştığını ve mevcut askerî kapasiteyi güçlendirdiğini açıkladı.

ABD ayrıca Bahreyn’de mayın karşı tedbir gemileri, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de ise onlarca uçağın konuşlu olduğu hava üsleri bulunduruyor. Amaç, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin ya da Amerikan üslerinin hedef alınması ihtimaline karşı hazırlık yapmak.

Uzman takip siteleri, ABD’ye ait nakliye uçaklarının hava savunma bataryaları ve F-15 filoları taşıyarak bölgeye ulaştığını bildirdi. İsrail’in Ynet haber sitesi de bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na yanaştığını; bunun Washington ile Tel Aviv arasındaki askerî iş birliği ve olası tırmanmaya hazırlık çerçevesinde gerçekleştiğini yazdı. Haberde, ziyaretin önceden planlandığı ve iki ülke orduları arasındaki iş birliğinin parçası olduğu vurgulandı.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, güvenlik gerekçesiyle operasyonel ayrıntıların paylaşılmadığını, tüm askerî hareketlerde personelin güvenliğinin “en yüksek öncelik” olduğunu söyledi.

İsrail askerî istihbarat başkanı Tümgeneral Şlomi Binder bu hafta Washington’u ziyaret ederek Pentagon, CIA ve Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. İsrail Genelkurmay Başkanı da ordunun çeşitli senaryolara hazır olduğunu, savunma ve taarruz kabiliyetlerini sürekli geliştirdiğini açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın da kısa süre önce İsrail’e giderek savunma koordinasyonunu güçlendirdiği belirtildi.

ABD’nin askerî seçenekleri

Analistlere göre, Washington’un Haziran 2025’te İran nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, müzakere dengelerini değiştirdi ve tarafların taleplerini sertleştirdi. Cenevre’deki Uluslararası ve Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü’nden Ferzan Sabit, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, İran’ın herhangi bir anlaşma karşılığında talep ettiği “bedelin önemli ölçüde arttığını”, ABD’nin ise uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını ve balistik füze programının kısıtlanmasını istediğini söyledi.

Paris merkezli Jean Jaurès Vakfı’ndan David Khalfa da bu şartların kabul edilmesinin Tahran açısından “teslimiyet” anlamına geleceğini, bu nedenle askerî seçeneğin baskı aracı olarak gündemde kalmaya devam ettiğini savundu.

Uzmanlar, ekonomik ve askerî baskı amacıyla İran’daki askerî hedeflere ya da petrol tankerlerine yönelik “sınırlı saldırılar” senaryosunu da değerlendiriyor. Buna karşılık bağımsız araştırmacı Eva Coloriotti, siyasi ve askerî liderliği, füze altyapısını ve nükleer programın kalan unsurlarını hedef alabilecek “geniş çaplı saldırılar” ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini, ancak bunun son derece karmaşık sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Khalfa ise İran rejiminin bu tür bir senaryoya hazırlıklı ve “dayanıklı” olduğunu, dolayısıyla zayıflatılmasının kolay olmayacağını vurguluyor.

Hasar görmesine rağmen İran’ın hâlâ orta ve kısa menzilli balistik füzeler, seyir ve gemisavar füzeler ile geniş bir İHA filosu dâhil kayda değer misilleme kapasitesine sahip olduğu ifade ediliyor. Analistlere göre Tahran’ın vereceği tepki, olası bir ABD saldırısının niteliği ve kapsamına, ayrıca bölgesel maliyet-hesaplarına bağlı olacak.

ABD ve AB yaptırımları

Bu gelişmelerin paralelinde ABD, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’ye yaptırım uyguladığını açıkladı. Washington, Mümini’yi binlerce kişinin ölümüne yol açan “şiddetli baskının” sorumluluğunu taşıyan güçleri denetlemekle suçluyor. Avrupa Birliği de protestoların bastırılmasına yanıt olarak 21 kişi ve kuruma yaptırım kararı aldı; giriş yasakları ve mal varlığı dondurmaları devreye sokuldu.

İnsan hakları örgütleri protestolarda binlerce kişinin öldüğünü, on binlercesinin tutuklandığını belgeliyor. İran’ın resmî verilerine göre 3 bin 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise 6 bin 479 ölüm tespit ettiğini, bunların 5 bin 856’sının gösterici, 100’ünün çocuk olduğunu bildirdi; ayrıca en az 42 bin 324 kişinin tutuklandığını açıkladı.

Trump’ın açıklamaları, AB’nin Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmesi ve yeni yaptırımların devreye girmesiyle baskının arttığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı, mümkün olması hâlinde askerî bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiğini bir kez daha vurguladı.


İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ndeki faaliyetlerini koordine eden birim, bugün yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki geçişlere pazar günü yeniden açılacağını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre birimden yapılan açıklamada, Mısır’la koordinasyon içinde, yalnızca savaş sırasında Gazze Şeridi’nden ayrılmış olan kişilerin ve İsrail’den önceden güvenlik onayı alanların Mısır’dan Gazze Şeridi’ne dönüşüne izin verileceği belirtildi.

Refah Sınır Kapısı, iki milyondan fazla nüfusa sahip Gazze Şeridi sakinlerinin giriş ve çıkışları için başlıca geçiş noktası konumunda bulunuyor.

İsrail, Gazze savaşının başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Kapının yeniden açılması, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik planının ilk aşamasında yer alan temel şartlardan biri olarak öne çıkmıştı. Söz konusu plan, ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının ardından gündeme gelmişti.

İsrail, daha önce yaptığı açıklamalarda, Gazze Şeridi’nde tutulan son İsrailli rehinenin cesedinin teslim edilmesinden önce sınır kapısının yeniden açılmayacağını bildirmişti. Bu koşulun bu hafta yerine getirildiği belirtildi.