Avrupalılar, Viyana'da dolambaçlı bir başlangıç yapan müzakerelerde İran'ın ciddi bir tutum sergilemesini bekliyorlar

Diplomatlar, Tahran'ın yüzde 90 oranında uranyum zenginleştirmeye başlayabileceği konusunda uyardılar

Dünya güçleri ve İran, 2015 yılında Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın doğuşuna tanık olan Coburg Sarayı'ndaki müzakere masasına geri döndüler (AFP)
Dünya güçleri ve İran, 2015 yılında Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın doğuşuna tanık olan Coburg Sarayı'ndaki müzakere masasına geri döndüler (AFP)
TT

Avrupalılar, Viyana'da dolambaçlı bir başlangıç yapan müzakerelerde İran'ın ciddi bir tutum sergilemesini bekliyorlar

Dünya güçleri ve İran, 2015 yılında Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın doğuşuna tanık olan Coburg Sarayı'ndaki müzakere masasına geri döndüler (AFP)
Dünya güçleri ve İran, 2015 yılında Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın doğuşuna tanık olan Coburg Sarayı'ndaki müzakere masasına geri döndüler (AFP)

İran ile dünya güçleri arasındaki nükleer anlaşmanın canlandırılmasına yönelik müzakerelerin yedinci turu, anlaşmanın uzmanlar düzeyinde müzakere edilmesi sürecinde Pazartesi günü yapılan açılış toplantısının ardından dün ikinci gününe girerken yeni bir çerçeve geliştirildi. Ancak Avrupa troykası bir yandan temkinli davrandığından diğer yandan da önceki turların bittiği noktadan müzakerelerin devamı konusunda İran'ın onayını beklediğinden müzakerelerin başlangıcı dahi ​​ dolambaçlı oldu. Avrupalı ​​diplomatlara göre Tahran’ın bu haftaki müzakereleri ciddiye almaması halinde yeni bir sorun ortaya çıkacak.
İran'ın baş müzakerecisi Ali Bakeri Kani, Pazartesi günü yeniden başlayan müzakere turunu, selefi Abbas Arakçi tarafından müzakere edilen son altı turda varılan taslak anlaşmanın üzerine inşa etmeyi kabul ettiğini, ancak üzerinde mutabık kalınanların yeniden müzakere edilebileceğini söyleyerek tartışmalara yol açtı. Kani, konuyla ilgili açıklamasında, “Yazılanlar bir anlaşma değil, taslak anlaşmadır. Bu da istişareye tabi olduğu anlamına gelir” ifadelerini kullandı. New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Kani, İran'ın eğer yaptırımların kaldırılması talepleri karşılanmazsa nükleer programını hızlandıracağı tehdidinde bulundu.
Kani, bu açıklamaları, Avrupa Birliği (AB) Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın İran heyetinin müzakereleri 20 Haziran'da kaldığı yerden sürdürmeyi kabul ettiğini söylemesinin ardından yaptı. Mora ise söz konusu açıklamasında, ‘yeni yönetimin İran’ın hassasiyetlerini dikkate aldığını’ söyledi, ancak bunun tam olarak ne anlama geldiğine dair detay vermedi. NYT’nin aktardığına göre Avrupalı üst düzey bir ​​yetkili, Bakeri Kani'nin turun başında gerçekleşen ortak komitenin resmi toplantısında, İran'ın tüm yaptırımların kaldırılmaması halinde nükleer programını hızlandıracağı tehdidinde bulundu.
Dün, bir uzmanlar komitesi ABD yaptırımlarının kaldırılmasını görüşmek üzere toplandı. Toplantı, ağırlıklı olarak Kani başkanlığındaki yeni İran müzakere heyetine katılan İranlı uzmanların görüşlerini dinlemeye yönelikti. Yedinci turun ilk gününde Mora ve Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mikhail Ulyanov’un müzakerelerle ilgili bir nebze olumlu konuşmalarına rağmen, zorlu bir çalışma başlamış gibi görünüyor. Ulyanov, dün ABD yaptırımlarına ilişkin tartışmalara atıfla “şeytan ayrıntıda gizli” diyerek bu zorlu çalışmaya işaret etti.
Yaptırımların kaldırılması konulu toplantıyı gerçekleştiren uzmanlar komitesine Rusya, Çin ve İran’ın yanı sıra üç Avrupa ülkesinden (Fransa, İngiltere ve Almanya) uzmanlar katılırken toplantıya AB’den yetkililer başkanlık etti.
Uzmanlar toplantısının ilerleyen saatlerinde Avrupa Troykası’ndan (Fransa, İngiltere ve Almanya) üst düzey diplomatlar, bir basın toplantısı düzenleyerek, İran'ın bu haftaki müzakerelerde ciddiyet göstermemesi halinde sorun yaşanabileceği konusunda uyardılar.
AB Viyana müzakereleri koordinatörü Mora’nın garantilerinin aksine diplomatlar, Avrupalı ​​güçlerin İran'la nükleer müzakerelere Haziran ayında kaldıkları yerden devam edebileceklerinin teyit edilmesini halen beklediklerini söylediler.
Reuters'ın haberine göre diplomatlar, gazetecilere yaptıkları açıklamada, İran'ın uranyumu zenginleştirmek için kullandığı gelişmiş santrifüjler hakkında ne yapabileceklerine dair çetrefilli sorunu henüz çözmediklerini belirttiler.
Müzakerelerin yeniden başlamasının ardından artık İran ile çalışmaya başlamayı beklediklerini söyleyen diplomatlar, şimdiye kadar anlaşma metninin yüzde 70 ila 80'inin hazırlandığını kaydettiler. Bununla birlikte diplomatlar, bir an önce sonuçlara ulaşılması gerektiğini belirttiler. Buna karşın diplomatlar, suni tarihler vermekten de kaçındılar.
Diğer yandan Avrupalı ​​diplomatlar, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılan uranyumu yüzde 90 oranında zenginleştirmeye devam etmesi halinde nükleer müzakerelerin ciddi şekilde tehlikeye gireceği uyarısında bulundular. Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin aktardığına göre Avrupalı ​​diplomatlar, dün İran'ın, önemli müzakerelere girmeden yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili tutumunun yalnızca bir ön sunumunu yaptığını söylediler.
Temel müzakereler, müzakere sürecinin başlangıcından bu yana biri ABD yaptırımlarını, diğeri ise İran'ın nükleer taahhütlerini inceleyen iki ana uzman komitesi aracılığıyla yürütüldü. Üçüncü turda, görevi anlaşma adımlarının paralel uygulamasını incelemek olan üçüncü bir uzman komitenin kurulduğu duyuruldu. Fakat bu komite, önceki turlarda sadece birkaç kez bir araya geldi ve komitenin mevcut tur için bir toplantı düzenlemesi planlanmadı.
Bugün, ikinci komitenin nükleer taahhütleri görüşmek üzere toplanması beklense de Batılı taraflar, İran müzakere heyetinin nükleer taahhütler konusunu tartışma noktasında uzlaşmasına rağmen, İran'ın pozisyonunda bir yumuşama olduğunu düşünmüyor gibi görünüyor. Bazıları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, bir hafta önce Tahran'dan eli boş döndüğü son ziyaretine işaret ederek İranlıların nükleer taahhütlerle ilgili tartışmaları, UAEA ile yaptıklarıyla aynı prensipte ele almalarından çekiniyorlar.
Komiteler genellikle gündeme getirilen bir konuyu tartışırlar ve daha sonra toplantılarda hazır bulunan uzmanlar ülkelerine istişarelerle ilgili bilgi verirler. Ardından, ister toplantılara başkanlık sıfatıyla katılan AB’den, isterse üç Avrupa ülkesinden olsun Avrupalı arabulucular, bu komitelerde konuşulanları, müzakerelere doğrudan katılmayan ABD tarafına aktarırlar. Öyle ki Robert Malley başkanlığındaki ABD heyeti, müzakerelerin yapıldığı binada dahi olmuyorlar. Gerçek pazarlıkların yapıldığı yer, genellikle ya müzakerelerin yapıldığı binanın yakınlarında ya da karşısında oluyor.
Geçtiğimiz altı turda, müzakereler, Viyana'nın merkezindeki Grand Hotel'de gerçekleşirken, İran heyeti birkaç dakika uzaklıktaki bir otelde, ABD heyeti ise Grand Hotel’in karşısındaki bir otelde konuşlanmıştı. Bu kez yedinci turda ise müzakereciler, 2015 yılında nükleer anlaşmanın imzalandığı ana müzakerelere ev sahipliği yapan yere geri döndüler. Burası aynı zamanda Viyana'nın merkezinde, önceki müzakerelerin merkezinden çok uzak olmayan bir noktada bulunuyor. ABD heyeti, müzakerelerin yapıldığı binanın karşısında bir otel tuttu. Burada, Avrupalı ​​arabulucular tarafından İran heyetinden kendisine iletilen mesajları alıyor ardından İran tarafına mesajlar gönderiyor.
Komitelerin çalışmaları ve Amerikalılarla istişareler sona erdikten sonra, üzerinde anlaşmaya varılanları tartışmak, anlaşmak ve gelecekte atılacak adımları belirlemek için P5 + 1 ülkeleri (BMGK’nın beş daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) ile İran arasında resmi bir toplantı yapılacak. Genellikle, bu toplantı bir müzakere turunun sonuna işaret etmektedir. Ancak bunun öncesinde P5+1 ülkeleri ile ABD arasında İran’ın katılımı olmadan başka bir toplantı daha yapılır. Komitelerin çalışmaları sırasında, mesaj alışverişinin yanı sıra Avrupalı arabulucular ​​ile bir yanda İranlılar, diğer yanda ABD’liler arasında periyodik olarak düzenlenen ikili toplantılar veya diğer taraflar arasında üçlü toplantılar yapılmaktadır. Bu toplantılar, uzman komitelerde nelerin üzerinde anlaşmaya varıldığını tartışmaya ve ileriye dönük kararlar almaya yönelik oluyor.
Her müzakere turunun başında, önümüzdeki günlerin çalışma gündeminde anlaşmaya varmak amacıyla İran ile 4+1 ülkeleri arasında resmi bir toplantı daha yapılacak. Bu toplantı öncesinde genellikle 4+1 ülkeleri ile ABD heyeti arasında ortak komitenin resmi toplantısının gündemiyle ilgili ikili veya üçlü toplantılar da yapılır. Bu toplantılar genellikle yarım saat sürer. Fakat yedinci turun açılış toplantısı İran’ın yeni müzakere heyetinin kendi ‘vizyonunu’ ve müzakerelerden beklentilerini netleştirmek istemesinden ötürü yaklaşık iki buçuk saat sürdü. İran heyeti ilk resmi görüşmede tercüman talep etse de iki uzman heyet arasındaki görüşmeler tercümansız gerçekleşiyor.



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.