ABD Esed rejimiyle normalleşecek mi?

Avrupalı ve Arap yetkililer, ABD’ye Suriye’de ‘stratejik sabır’ yaklaşımına bağlı kalması tavsiyesinde bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
TT

ABD Esed rejimiyle normalleşecek mi?

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich ve Arap ve Avrupalı ​​meslektaşları ile 2 Aralık’ta Brüksel’deyken (Şam’daki ABD Büyükelçiliği)

Belçika’nın başkenti Brüksel’de iki gün önce, Suriye sorununa yönelik üst düzey temsilciler ve uzmanlar tarafından yapılan görüşmeler, Washington ile Avrupa ve bazı Arap ülkeleri görüşleri arasında bir uçurum olduğunu ortaya çıkardı.
Bu durum, ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan Goldrich’in söz konusu uçurumu kapatmak üzere harekete geçmesine ve Washington’ın Şam’a yönelik yaptırımları kaldırmayacağını, ilişkileri normalleştirmeyeceğini ve yanlış sinyaller verilmeyeceğini belirtmesine yol açtı.
Üç toplantı gerçekleştirildi
Brüksel’de 1-2 Aralık tarihlerinde üç toplantı gerçekleştirildi. İlk toplantı, bir Avrupa araştırma kuruluşundaki yabancı elçiler ve uzmanlar arasındaydı. İkincisi, ABD’nin daveti üzerine, Suriye konusu ile ilgili olarak Arap, Avrupalı yetkililer ile Türkiye arasında yapılan toplantıydı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) söz konusu toplantıda yer almadı. Üçüncüsü ise, DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konferansı kapsamında üst düzey yetkililerin toplantısıydı.
Daha önce, 28 Haziran tarihinde Roma’da düzenlenen DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konferansı kapsamında, Suriye konulu bir bakanlar toplantısı düzenlenmişti. Toplantı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, ABD’nin Suriye’de 3 önceliği olduğunu, bunların DEAŞ’ın geri dönüşünü önlemek, insani yardımları desteklemek ve ateşkesi kalıcı hale getirmek olduğunu vurgulamıştı. ABD söz konusu toplantıda, nihai bildirinin Suriye ile normalleşme sağlanması veya Suriye’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri karşıtı bir tutum içermesi önerilerini kabul etmemişti zira ABD o sırada insani yardım kararının uzatılması konusunda anlaşma yapmak üzere Rusya ile gizli bir diyalog yürütüyordu.
O zamandan bu yana, Washington’da değişiklikler meydana geldi. ABD kurumları Suriye politikalarını gözden geçirdi ve ulaşılmak üzere 5 hedef belirledi. Bu hedefler arasında, Suriye’de DAEŞ’in geri dönüşünü engellemek, insani yardımları desteklemek, kapsamlı bir ateşkes oluşturmak ve soruşturma yürütmek, 2254 nolu karar gereğince siyasi süreci desteklemek yer alıyordu. Bunların yanı sıra başka hedefler de belirlendi. Bunlar, Kürtlerin kendi aralarında ve Rus-ABD himayesindeki Şam ile diyaloglarının desteklenmesi, Suriye’deki İran bölgelerine ve El Kaide liderlerine yönelik saldırıları için İsrail’e lojistik destek sağlamak yer alıyordu.
Diğer yandan, Roma’da bakanlar seviyesindeki toplantı ile Brüksel’de düzenlenen temsilciler toplantısı arasında, Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Joe Biden’in temsilcileri arasında üç oturumlu gizli toplantı düzenlendi. Toplantı, Washington’un insani konulara yönelik “erken toparlanmanın” finanse edilmesi konusunda anlaşmaya varması karşılığında, sınır ötesi insani yardımlara ilişkin kararın uzatılmasına yönelik bir anlaşmayla sonuçlandı.
Arap ülkeleri Şam ile normalleşme için adımlar attı. Washington, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde soruşturmalar konusunda lider rolüne geri dönüp,  insanlığa karşı suç işlemekle itham edilenlerin yargılanması konusunda Avrupa ülkeleri ile ulusal mahkemelere destek verirken, üst düzey siyasi toplantılar gerçekleştirildi.

Katılımcılar neler dedi?
Temsilciler ve uzmanlar arasında düzenlenen toplantıda, Suriye’deki mevcut duruma ilişkin bir sunum yapıldı, ardından tüm temsilciler ülkelerinin bu konudaki tutumlarını dile getirdi. Şarku'l Avsat'ın ulaştığı bilgilere göre Goldrich’in tutumu ile Avrupalı ​​ve Arap mevkidaşlarının tutumu arasındaki fark çok büyüktü. Avrupalı yetkililer, özellikle de ABD’nin liderlik rolü üstlenmiyor olması ve Rusya ile insani yardım kararının uzatılması konusu başta olmak üzere gizli anlaşmalar yapması sebebiyle, diğer ülkelere yardımlar için finansman sağlama öncelikleri dayatmaya çalışmasını eleştirdi.
Avrupalı temsilciler, ülkelerinin Suriye’ye komşu olduğunu, dolayısı ile öncelliklerini kendilerinin belirleyecekleri belirtirken, Şam’a yönelik yaptırımları kaldırmayıp, tutumlarını değiştirmeyeceklerini söylediler. Katılımcılardan biri, başka bir katılımcının normalleşme ve rejimin yönetimde kalmasını kabul etme önerisine karşılık olarak, “Rejime para ödemeyeceğiz” dedi.
Avrupa ülkeleri temsilcileri Suriye dosyasıyla ilgili olarak “stratejik sabır” çağrılarını yineledi. Almanya ve Fransa’nın temsilcileri ülkelerinin Rusya ile diyalog tecrübesine istinaden önce Rusya’nın harekete geçmesi gerektiğini belirttiler. Şam-Moskova üzerindeki üç baskı aracına bağlı kalınması yönünde çağrılar da yapıldı. Söz konusu 3 baskı aracı, yaptırımlar, izolasyon ve yeniden inşa konularıydı.

Şam’dan neler isteniyor?
ABD temsilcisinin mevkidaşları ile gerçekleştirdiği ikili temasların ve araştırma merkezi toplantısının ardından Avrupa ülkelerinin kendi tutumlarını vurgulaması karşısında, Goldrich, Şam’a yönelik yaptırımların kaldırılması konusunun Rusya ile diyalog masasında olmadığını ve Şam ile normalleşmeye karşı olduğunu ABD’nin şu anda yaptığı şeyin, insani amaçlarla ABD'nin yaptırım uygulamasından muafiyetler sağlamak olduğunu bu kapsamda bazen istisnaları en düşük seviyelere indirecek kadar ileri gitmek durumunda kaldığını belirtti. Goldrich Washington’un Ruslara taviz vermeyeceğini aynı zamanda müttefiklere yanlış sinyaller vermemesi gerektiğini de söyledi.
Toplantılarda, Irak temsilcisi, Şam’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve Arap Birliği’ne yeniden dahil edilmesi konusunda en hevesli kişiydi. Ürdün temsilcisi ise, Amman ile Şam arasındaki “adıma adım” yaklaşımına en çok ikna olmuş taraf olarak görünüyordu. Ürdün temsilcisi adıma adım yaklaşımının, Şam’ın Arap Birliği’ne yeniden dahil edilmesi konusunu da içerdiğini ima etmeye çalıştığında, bu ifadeleri, koşullarının hala olgunlaşmadığını yineleyen bazı Arap ülkeleri tarafından sert bir şekilde karşılandı. Ancak Cezayir, Şam’ın Mart ayında düzenlenecek konferansa davet edilmesine yönelik çabalarını sürdürdü.
Dolayısı ile bu konuda nihai karar büyük Arap ülkelerinin elinde bulunuyor. Bazı katılımcılara göre, Arap ülkeleri ilk adımları attı, şimdi ise Şam’ın insani yardımların geçişini kolaylaştırmak, mahkumları serbest bırakmak, sığınmacıların dönüşünü sağlamak, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarını ve siyasi süreci destekleme, ateşkesi kalıcı hale getirme gibi iç işleri kapsayan adımlar atması gerekiyor. Ayrıca Suriye’yi Arap çevresine geri döndürmeye yönelik bir istek olduğu söylenirken, Şam’ın “İran’ın bölgesel gündeminin bir parçası olmama” amacı da dahil olmak üzere bazı adımlar atacağı yönünde tahminlerde bulunuyor.
Diğer yandan katılımcılar, uyuşturucu şebekelerinin dağıtılması, terörle mücadele ve İdlib meselesinin kapatılması konularında Şam ile işbirliği yapma olasılığının bulunduğunu anladılar. Toplantının organizatörlerden biri, bu konuların Suriye toplantısına paralel olarak düzenlenen DAEŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon konulu konferansta tartışılmasını önerdi. Konferansın önceki oturumunda ABD’nin Koalisyon temsilcisi John Godfrey, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve DAEŞ’in teşkil ettiği tehditle yüzleşmeye devam eden diğer ortak güçlerle birlikte örgütü yenme kampanyasına olan bağlılığını yinelemişti. Bu oturumda, DAEŞ tutukluları ve kurtarılan bölgelerde istikrar ve ekonomik kalkınma sağlama planları tartışıldı.

“Erken toparlanma” bombası
Temsilciler tarafından yapılan nihai bildiride, Şam’la normalleşme veya yaptırımlar uygulama konusunda uzlaşmaya ilişkin belirli bir tutum yer almıyordu. Ancak Temmuz ayında, yardımlara yönelik uluslararası karara eklenen “erken toparlanma” konusunda yeni bir tartışma yaşandı. Zira erken toparlanma konusunda ortak bir tanım yoktu, tanımlar altyapı projelerini desteklenmesi ile yardımların insani meselelerle sınırlanması arasında değişiyordu.
Ürdün temsilcisi ile Fransız mevkidaşı arasında büyük bir tartışma yaşanması şaşkınlık yarattı. Tartışma, Fransız yetkilinin siyasi süreçte önemli bir ilerleme kaydedilmeden önce altyapı projelerinin finanse edilmesini reddeden bir Avrupa Konseyi kararı olduğuna dikkat çekerek, erken toparlanma projelerine yönelik finansmanların sadece insani konulara yönelik olması ve altyapı projelerinden tamamen uzak durmasının açıkça belirtilmesi gerektiğini söylemesinin ardından geldi. Fransız yetkilinin net bir şekilde savunduğu tutumu sadece bu değildi başka konuları da içeriyordu. Bu tutumun, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye dosyası için yerleşik olmayan yeni bir büyükelçi olarak Brigitte Curmi’yi atama kararıyla aynı zamana denk gelmesi dikkat çekti.
Fransa-Ürdün temsilclerinin tartışması karşısında Goldrich araya girerek, nihai bildiride orta bir ifade önerdi. Goldrich “Hayat kurtaran insani yardımın, sınır ötesi ve içerisinden projelerin canlandırılması da dahil olmak üzere her şekilde sağlanmasını ayrıca 2585 nolu Güvenlik Konseyi Kararı gereğince Suriye'’nin çeşitli yerlerinde erken kurtarma projelerinin uygulanması gerektiğini vurguladık” ifadelerine yer verdi.

Şimdi ne olacak?
Brüksel’de gerçekleştirilen toplantıdaki tartışmalara ve diplomatik gerginliğe rağmen, katılımcılar arasında, toplantının ABD ekibinin Suriye dosyasındaki fikirlerini netleştirmeye başladığını gösterdiğine yönelik bir düşünce hakim oldu. Aynı zamanda konu ile ilgili ülkeler arasında ABD liderliğinde siyasi bir süreç başlatıldı. Bu durum bir yıldan uzun bir süredir söz konusu değildi. Bazı katılımcılar bu yöndeki adımların, Washington ile müttefikleri arasında yıllar önce var olan koordinasyonu hatırlattığını belirtti.
Gelecek yılın başlarında Washington’da, konu ile ilgili ülkelerin tutumlarının belirlenmesi için ABD şemsiyesi altında düzenlenmesi amacıyla bir toplantı daha yapılacağına yönelik tahminler bulunuyor. Aynı zamanda Moskova’nın Astana sürecindeki ortakları ve koordinasyonu ile desteklediği Rus-ABD diyaloğunun, 21 Aralık’ta bakanlar konferansında devam etmesi, ayrıca Putin ve Biden arasında gelecek hafta bir zirve gerçekleştirilmesi de bekleniyor.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal