Suudi Arabistan ve BAE ortak açıklamasında, köklü ilişkilere ve tarihi bağlara vurgu yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi önceki gün Abu Dabi Veliaht Presi tarafından kabul edilirken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi önceki gün Abu Dabi Veliaht Presi tarafından kabul edilirken (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve BAE ortak açıklamasında, köklü ilişkilere ve tarihi bağlara vurgu yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi önceki gün Abu Dabi Veliaht Presi tarafından kabul edilirken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi önceki gün Abu Dabi Veliaht Presi tarafından kabul edilirken (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Abu Dabi ziyaretinin ardından Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından yapılan ortak açıklamada, iki ülkenin liderlerini ve halklarını birleştiren kardeş ilişkilere ve köklü tarihi bağlara vurgu yapıldı.
Açıklamada, güvenlik, refah, kapsamlı kalkınma ve iki ülke halklarının özlemlerini sağlayan daha iyi bir gelecek inşa etmeye yönelik stratejik işbirliğinin yanı sıra ekonomik, ticari ve kalkınma entegrasyonunu geliştirmek için çaba gösterildiği belirtildi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in direktifi doğrultusunda Salı günü BAE’ye ziyaret gerçekleştirdi.
Suudi Veliaht Prens, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile bir araya gelerek BAE’nin 50. kuruluş yıldönümü vesilesiyle hükümet ve halkını tebrik etti. Muhammed bin Selman ayrıca, BAE’nin çeşitli alanlarda gösterdiği başarıya övgüde bulunarak, ülke içerisinde refah, güvenlik ve istikrar diledi.
Görüşme sırasında iki ülke arasındaki ilişkilerin çeşitli yönleri, stratejik işbirliği ve ortak entegrasyon sebebiyle elde edilen sürekli başarılarının yanı sıra, ilişkileri güçlendirmenin ve geliştirmenin yolları gözden geçirildi.
Taraflar siyasi, güvenlik, askeri, ekonomik ve kalkınma alanlarında aralarındaki seçkin işbirliği düzeyi ve Suudi Arabistan Kralı ile BAE Devlet Başkanı Şeyh Halife bin Zayed Al Nahyan’ın direktiflerince kurulan Suudi Arabistan- BAE Koordinasyon Konseyi çatısı altında sağlanan işbirliğine övgüde bulundu. Konseyin bundan sonraki süreçte tüm alanlardaki rolünü güçlendirme ve geliştirme konusunda kararlılığın vurgulandığı görüşmede, stratejik çıkarlara hizmet etmenin yanı sıra iki ülke arasındaki kardeşlik, işbirliği ve ortaklık bağlarını güçlendirmeyi amaçlayan vizyonunun somutlaştırılması masaya yatırıldı.
Taraflar, stratejik ortaklığı güçlendirmek ve ortak yatırımları ikiye katlamak adına ekonomik potansiyellere ve seçkin fırsatlara değinerek, her iki ülkedeki yatırıcımlar için gelecek vaat eden alanların önemini vurguladı.
Enerji alanında, her iki taraf da yakın işbirliği ve OPEC + ülkelerinin küresel petrol piyasasının istikrarını artırmaya yönelik çabalara övgüde bulunarak, işbirliğini sürdürmenin önemi ile OPEC + anlaşmasına uyulması gerektiğinin altını çizdi. Görüşmede ayrıca petrol, gaz ve petrokimya sektörlerindeki ortak fırsatlarda işbirliğinin önemine değinilerek, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı alanlarında işbirliğinin yanı sıra elektrik ara bağlantısı, elektrik enerjisi, ticaret borsası, yapay zeka, dijital dönüşüm, siber güvenlik, sanayi ve ileri teknolojiden yararlanarak petrol ürünlerinin ticareti alanında işbirliğinin güçlendirilmesi ele alındı.
İklim değişikliğinin de ele alındığı görüşmede, taraflar Suudi Arabistan’ın G20 başkanlığı sırasında dairesel karbon ekonomisi yaklaşımının uygulanmasına ilişkin mevcut işbirliğini geliştirmek istediğini bildirdi. Mevcut ve yenilikçi teknolojiler aracılığıyla sera gazı emisyonlarının zorluklarını ele almak ve yönetmek için kapsamlı bir çerçeve G20 grubu tarafından onaylanmıştı.
BAE, Suudi Arabistan Veliaht Prensi tarafından iklim değişikliğiyle mücadele amaçlı başlatılan Yeşil Ortadoğu Gişimi’nin yerel, bölgesel ve küresel kazanımlarının kapsamlılığına övgüde bulundu. Suudi tarafı ise, 2023 yılında İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi COP 28 Taraflar Konferansı’na BAE’nin ev sahipliği yapacak olmasından övgüyle bahsederek, özellikle iklim değişikliğinin yansımalarıyla başa çıkmak için uluslararası çabaları yoğunlaştırmaya çalışan konferansın karbon ayırma, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve jeolojik depolamada kullanılan son teknolojilere atıfta bulundu.
Taraflar,  ayrıca sağlık, turizm, gıda güvenliği ve insani gelişme, özellikle gençlik ve kadınların iş hayatına dahil edilmesi gibi çeşitli alanlarda işbirliğinin güçlendirilmesine değinirken, Muhammed bin Selman, Expo 2020 Dubai kapsamındaki çalışmalardan ötürü BAE’yi tebrik etti. Abu Dabi Veliaht Prensi ise BAE’nin Suudi Arabistan'a Expo 2030’a ev sahipliğine verdiği desteği teyit etti.

El-Ula Bildirgesi
Suudi Arabistan ve BAE, 5 Ocak 2021'de yayınlanan ve Aralık 2015'te yapılan KİK 36’ıncı Yüksek Konsey oturumunda belirli bir takvim ve dikkatli bir takip süreci sonunda onaylanan, ekonomik birlik bileşenlerinin tamamlanması, iki ortak savunma ve güvenlik sistemi kurulması ve ortak bir dış politika geliştirilmesi de dahil olmak üzere Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in vizyonunun tam ve doğru bir şekilde uygulanması şart koşan el Ula Bildirgesi’nin içeriğine vurgu yaptı.

Filistin
Bölgesel ve uluslararası arenada her iki ülkeyi ilgilendiren gelişmeleri ele alan taraflar, konumlarını kendi çıkarlarına hizmet etmenin yanı sıra güvenlik ve istikrarı destekleyecek ve geliştirecek koordineye atıfta bulundu.
Taraflar, Filistin halkının Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Madrid Konferansı’nın yanı sıra mutabık kalınan diğer uluslararası referanslara uygun olarak başkenti Doğu Kudüs olan 4 Haziran 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulması ve tüm meşru haklarını elde etmesine verdiği desteği kaydetti.

Yemen
Yemen konusunda her iki ülkenin Yemen krizine kapsamlı bir siyasi çözüm bulma çabalarını sürdürme konusunda aynı görüşte olduğu aktarılarak, Yemen’in birlik ve bütünlüğünü koruyan, egemenlik ve bağımsızlığına saygı duyan, iç işlerine müdahaleyi reddeden Kapsamlı Ulusal Diyalog Konferansı, BMGK’nın 2216 sayılı kararı ve Suudi Arabistan’ın Yemen krizini sona erdirme girişimine vurgu yapıldı. Her iki taraf, Riyad Anlaşması’nın uygulanmasının tamamlanması gerektiğini vurgulayarak İran destekli terörist Husi milislerin Suudi Arabistan’daki sivil yerleşim yerlerini hedef almaya devam etmesi kınadı.

Lübnan, Irak ve Sudan
Suudi Arabistan ve BAE, Lübnan'daki krizin aşılması için kapsamlı siyasi ve ekonomik reformların gerekliliğine değinerek, Lübnan’ın herhangi bir terör eylemi için bir üs, Hizbullah gibi bölge güvenliği ve istikrarını hedef alan örgütler için kuluçka merkezi veya bölge ile dünya toplumlarının güvenliğini tehdit eden uyuşturucunun kaynağı olmaması konusunda vurgu yaptı. Irak’taki seçim süreci başarısını memnuniyetle karşılayan taraflar, Irak'ın güvenliği, istikrarı ve gelişiminin yanı sıra terörün ortadan kaldırılması ve dış müdahalenin durdurulması için çalışmaya devam edecek bir Irak hükümetinin kurulmasını temenni etti. Her iki taraf ayrıca Sudan'daki geçiş aşamasına ilişkin Sudanlı tarafların vardıkları mutabakatı memnuniyetle karşılayarak,  Sudan'da güvenlik ve istikrarı sağlayacak her şeye sürekli desteklerinin yanı sıra Sudan halkına istikrar ve refah dileklerini bildirdi.

İran ve Afganistan
İyi komşuluk ve BM kararlarının yanı sıra içişlerine saygı ilkelerine vurgu yapılarak, İran'ın nükleer ve füze dosyasının bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde ve ciddiyetle ele alınmasının önemi vurgulandı. Taraflar, bölge ülkelerinin çıkarlarını, güvenliğini ve istikrarını dikkatte almaya çağırdı. Afganistan konusunun da ele alındığı açıklamada, Suudi Arabistan ve BAE güvenlik ve istikrar ile insani yardım çalışmalarının desteklenmesi gerektiği ifade edilirken, Afganistan’da teröristler ve radikal gruplar için güvenli sığınakların varlığına izin verilmemesi gerektiği vurgulandı. Bu bağlamda, BAE tarafı, Suudi Arabistan'ın 19 Aralık'ta Pakistan'da yapılacak Afganistan'daki durumu görüşmek üzere İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) olağanüstü bakanlar toplantısına davetini takdir etti. Diğer yandan Suudi Arabistan da BAE’nin Afganistan’daki tahliye operasyonlarındaki çabalarına övgüde bulundu.

Suriye ve Libya
Her iki ülke, Suriye’de ‘siyasi çözümün’ tek seçenek olduğunu teyit ederek, bu bağlamda, başta 2254 sayılı Güvenlik Konseyi kararı olmak üzere ilgili uluslararası kararların uygulanmasının yanı sıra birlik, egemenlik ve toprak bütünlüğünü tehdit eden bölgesel müdahale ve projelerin durdurulması için Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisinin çabalarını destekliyor. Taraflar, Suriye’deki uluslararası insani yardım çabalarını destekleme gereğini vurgulayarak, Suriye halkına desteklerini bildirdi. Libya konusunda ise her iki taraf, Libya ve BM'nin üzerinde mutabık kaldığı siyasi sonucun uygulanmasını destekleme çabalarını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek, Libya halkının birlik, barış ve istikrar özlemlerini gerçekleştirme çağrısında bulundu. Ayrıca paralı askerler ve yabancı güçlerin Libya’dan geri çekilmesi vurgusu yapıldı.
Ziyaret sonrası Suudi Arabistan Veliaht Prensi, sıcak karşılama, misafirperverlik ve beraberindeki heyet adına Al Nahyan’a teşekkürlerini iletirken, Abu Dabi Veliaht Prensi de Muhammed bin Selman’a ve Suudi Arabistan halkına teşekkür etti.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.