İran, Avrupa’nın Viyana müzakerelerinde geri adım attığını öne sürüyor

Washington müzakerelerin “ciddi şekilde hızlandırılmasını” istiyor… Tahran Kerec Nükleer Tesisi’ndeki kamera kayıtlarının kaybolmasından sorumlu olmadığını söylüyor

İran nükleer dosyasını görüşmek üzere Viyana'da yapılan görüşmelerden bir kare (Reuters)
İran nükleer dosyasını görüşmek üzere Viyana'da yapılan görüşmelerden bir kare (Reuters)
TT

İran, Avrupa’nın Viyana müzakerelerinde geri adım attığını öne sürüyor

İran nükleer dosyasını görüşmek üzere Viyana'da yapılan görüşmelerden bir kare (Reuters)
İran nükleer dosyasını görüşmek üzere Viyana'da yapılan görüşmelerden bir kare (Reuters)

Viyana'da yapılan nükleer müzakerelerin yedinci turunun dün sona ermesinin ardından açıklama yapan İran, sekizinci turun taslağı üzerinde uzlaşılmasını, müzakerelere katılan Avrupalı ​​güçlerin (İngiltere, Fransa ve Almanya) eski tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde yorumladı.
İran'ın resmi haber ajansı IRNA, Viyana’da yapılan müzakerelerin yedinci turunun üç Avrupa ülkesinin İran’a karşı takındıkları tavırlarından vazgeçmeleri ve 2015 yılında imzalanan anlaşmanın maddelerinin yeniden canlandırılmasına ilişkin müzakerelerin devam ettirilmesi için bir temel teşkil edecek ortak bir metin üzerinde uzlaşılması ile sona erdiğini bildirdi. IRNA müzakerelerin yedinci turunun üç Avrupa ülkesinin yapıcı olmayan tutumları ve İngiltere, Almanya ve Fransa'nın 4+1 grubu ile eski İran hükümeti arasında gerçekleştirilen müzakerelerin altıncı turunda varılan taslak çerçevesinde müzakerelere devam edilmesi hususundaki yersiz ısrarları yüzünden oldukça yavaş ilerlediğini belirtti. Haberin devamında “Avrupa tarafı, İran heyeti tarafından sunulan argümanlara dayalı ciddi ve verimli müzakerelerin temeli olarak İran'ın görüşlerini kabul etmeye ikna oldu” ifadelerini kullandı. Ancak, cuma günü İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetiyle istişare etmek için Tahran'a dönmeleri gerektiğini mazeret göstererek müzakerelerin durdurulmasını isteyen taraf İran heyetiydi.
Viyana’da müzakerelerin durdurulması İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ne bağlı haber ajansı Nournews’in yayınladığı bir haberle eş zamanlı olarak geldi. Söz konusu haberinde ajans, İsrail'in İran'a karşı tehlikeli eylemlerde bulunmayı planladığına ilişkin bilgilere işaret ederek İsrail'deki rejimi Viyana'da müzakerelerde bulunan ABD ve Batılı ülkelerin stratejik ortağı olarak nitelendirdi. Söz konusu haberin devamında şu ifadelere yer verildi:
“Bu tür olayların (İsrail'in iddia edilen saldırı hazırlığı) İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile ilişkilerine olumsuz yansımaları olacağının yanı sıra ABD'yi de etkileyeceği su götürmez bir gerçek.”
Fransız haber ajansına (AFP) göre müzakereciler cuma günü Viyana'dan ayrılırken, Tahran'la imzalanan Nükleer Anlaşma'yı yeniden canlandırmayı amaçlayan müzakerelerde ufak bir ilerleme olduğundan söz ettiler. Bununla birlikte müzakerelerin başarısız olmasını engellemek için bu görüşmelere mümkün olan en kısa sürede devam edilmesi gerektiğini vurguladılar. Fransa, Almanya ve İngiltere'den üst düzey diplomatlar son 24 saat içinde teknik düzeyde biraz ilerleme kaydedildiğini söylediler. Ancak aynı zamanda uyarıda bulunarak “Bu müzakerelerde hızlıca yolun sonuna doğru gidiyoruz” dediler.
Avrupalı ​​müzakereciler İran, Çin ve Rusya'dan müzakereciler ile birkaç gün süren yoğun görüşmelerin ardından müzakerelerin yedinci turunu tamamladılar. Bir sonraki oturum için bir tarih belirlemeyen müzakereciler oturumun yıl sonundan önce yapılmasını umuyorlar.
Müzakereciler İran müzakere heyeti başkanı Ali Bakıri Kani'nin Tahran'a dönmek istediğini söyleyerek, görüşmelerin belirtilmeyen bir sebepten ötürü durdurulmasını hayal kırıklığı olarak nitelendirdiler. Diplomatlar, diğer tüm ortakların "müzakerelere devam etmeye hazır olduğunu vurgulayarak İranlıları hızlı bir şekilde müzakereleri yeniden başlatmaları ve işleri hızlandırmaya çağırdılar.
Müzakerelerin gidişatı hakkında yorumda bulunan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan “İyi gitmiyor. Zira hala Nükleer Anlaşma’ya geri dönmenin bir yolunu bulabilmiş değiliz. 2018 yılında anlaşmadan çıkarak aldığımız feci kararın bedelini ödüyoruz” şeklinde konuşarak Nükleer Anlaşma’nın İran’ın nükleer programına bir sınır koyduğuna işaret etti.
Ancak Sullivan Washington'daki Dış İlişkiler Konseyi'nde (CFR) yaptığı konuşmada müzakerelerde son günlerde “biraz ilerleme” kaydedildiğini söyleyerek ülkesinin Nükleer Anlaşma’ya imza atan üç Avrupa ülkesi -İngiltere, Fransa ve Almanya- ve Çin ve Rusya ile koordinasyon içinde olduğuna dikkati çekti.
Rusya Büyükelçisi Mikhail Ulyanov, müzakerelerin haziran ayında Tahran'ın İran seçimleri nedeniyle askıya almak istediği sırada kaldığı yerden devam etmesine karar verildiğini söyledi.
Ulyanov Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Son müzakere turu, daha derin müzakereler için sağlam bir temel oluşturması açısından başarılı oldu. Şu anda müzakereciler birbirlerini daha iyi anlıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan üst düzey ABD'li bir yetkili, Viyana'da gerçekleştirilen müzakerelerin bu son turunun olması gerekenden daha kötü geçtiğini söyledi. AFP’ye göre adının açıklanmasını istemeyen yetkili, müzakerelerin ciddi derecede hızlandırılması gerektiğini söyleyerek ABD'li müzakerecilerin yeni yıldan önce Viyana'ya dönmeye hazır olduklarını vurguladı. Yetkili “Ortak bir çalışma programı üzerinde uzlaşmak bu kadar vakit aldıysa, program ile ilgili sorunları çözmenin ne kadar süreceğini bir hayal edin” dedi.
Avrupa Birliği (AB) Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora müzakerelerin yapıldığı Avusturya'nın başkentindeki Coburg Sarayı önünde basın mensuplarına verdiği demeçte “Aylarımız yok, anlaşma yapmak için haftalarımız var. Müzakerelerin yeniden başlamasına ilişkin henüz resmi bir tarih veremem” ifadelerini kullandı.
İlkbaharda müzakerelerin ilk turu yapılmıştı. Ancak haziran ayında aşırı muhafazakar kanattan yeni bir İran cumhurbaşkanı seçilmesiyle görüşmeler askıya alınmıştı. Kasım ayının sonunda nihayet bir araya gelen diplomatlar o tarihten beri kısa bir ara verilmesi dışında yoğun görüşmeler yapıyorlar. Üç Avrupa ülkesinin diplomatlarından oluşan gruptan bir kaynak birkaç gün önce Tahran'ın "katı" taleplerine işaret ettikten sonra “Sonunda müzakereler için bir başlangıç ​​noktası üzerinde uzlaştık. Şimdi esas mevzuya girmeliyiz” dedi.

Öbür yandan Tahran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Müzakerelerin bu turu, yeni hükümetin görüşlerini ve tutumlarını aktarmayı içeriyordu. İki yeni taslağımız var. Biri ambargonun kaldırılması, diğeri ise nükleer uygulamalar ile ilgili.”
Müzakerelerde karşılaşılan en büyük sıkıntı, Washington dolaylı olarak katılım sağladığı için ABD'yi anlaşmaya geri döndürmek olabilir.
2018 yılında ABD, 2015'te Viyana'da imzalanan ve İran'a yönelik uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını sınırlamayı hedefleyen Nükleer Anlaşma'dan geri çekilmiş ve ardından Tahran'a, İran ekonomisini ciddi derecede etkileyen yaptırımları yeniden dayatmaya başlamıştı.
ABD'nin anlaşmadan çekilmesinden yaklaşık bir yıl sonra İran, anlaşmada yer alan temel yükümlülüklerinin çoğunu yavaş yavaş terk etmeye başlamıştı.
Diğer taraftan İran Atom Enerjisi Kurumu, nükleer program için ayrılan santrifüjlerin bulunduğu Kerec Nükleer Tesisi'ndeki (Tahran'ın batısında yer alıyor) güvenlik kamerası kayıtlarının kaybolmasından sorumlu olmadığını söyledi. Kurum konuya ilişkin yaptığı açıklamada kamera kayıtlarının geçtiğimiz haziran ayında bu tesisi hedef alan sabotaj eylemleri sırasında yok edildiğini belirtti. UAEA Başkanı Rafael Grossi’nin İran’dan tesisteki kamera kayıtlarının kaybolmasına ilişkin bir açıklama yapmasını istemesine karşılık kurum UAEA’nın denetleme görevlerinin yanı sıra koruma sorumluluğunun da olduğunun altını çizdi ve İsrail’in yaptığı düşünülen Kerec Nükleer Tesisi’ndeki saldırıya işaret ederek İran nükleer tesislerine uzanan tehdidin engellenmemesinden UAEA’yı sorumlu tuttu.



Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi
TT

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan askeri saldırıların 5 gün süreyle ertelenmesi talimatı verdiğini duyurdu. Trump ayrıca, bölgedeki askeri operasyonları sonlandırmak için 5 temel hedeflerinin olduğunu açıkladı.

Donald Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden peş peşe yaptığı açıklamalarda, İran ile Ortadoğu'daki gerilimi sona erdirecek kapsamlı bir çözüm üzerinde çalışıldığını belirtti.

Trump, son iki gündür süren yapıcı görüşmelerle, İran'ın enerji santralleri ve altyapısına yönelik saldırı planlarını geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

Saldırılar 5 gün süreyle askıda

Trump, "Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin tonuna dayanarak, Savaş Bakanlığı'na, devam eden toplantıların başarısına bağlı kalmak kaydıyla, İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıları beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" dedi.

Tahran yönetimini terör rejimi olarak nitelendiren Trump, İran’a yönelik askeri çabaların hedeflerine ulaşmaya çok yaklaştığını savundu.

Trump, bölgedeki askeri varlığı azaltmak veya sonlandırmak için şu 5 şartın yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:

1 - İran'ın füze kapasitesinin, fırlatıcılarının ve bunlarla ilgili her şeyin tamamen etkisiz hale getirilmesi.

2 - İran'ın savunma sanayi altyapısının tamamen çökertilmesi.

3 - İran Deniz ve Hava Kuvvetleri ile hava savunma sistemlerinin ortadan kaldırılması.

4 - İran'ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına asla izin verilmemesi ve ABD’nin olası bir durumda anında ve güçlü tepki verecek konumda kalması.

5 - İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bölge müttefiklerinin en üst düzeyde korunması.

ABD Başkanı daha önce İran’a, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etmişti.

İran’dan yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmadığını belirtti. Arakçi, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, gemilerin geçişten kaçınmasının nedeninin savaş riski ve sigorta şirketlerinin çekinceleri olduğunu ifade ederek, gerilimin sorumlusunun İran olmadığını savundu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ise savaşa taraf olmayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için Tahran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini açıkladı.

Açıklamada ayrıca, İran kıyıları veya güney adalarının hedef alınması durumunda deniz iletişim hatlarının kesileceği ve deniz mayınlarının döşeneceği uyarısında bulunuldu. Bu ifadelerin, ABD’nin İran’ın ana petrol ihracat noktası olan Hark Adası’na yönelik olası müdahale planlarına dolaylı bir yanıt olduğu değerlendiriliyor.

İran Devrim Muhafızları da enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya aynı düzeyde karşılık verileceğini belirterek, elektrik üretim tesislerinin hedef alınması halinde İsrail’deki enerji altyapısı ile bölgedeki ABD üslerine enerji sağlayan sistemlerin vurulacağını açıkladı.

Trump’ın bu açıklaması, son dönemdeki sert söylemlerinin ardından siyasi ve medya çevrelerinde sürpriz olarak değerlendirildi. ABD Başkanı kısa süre önce “güç yoluyla barış” yaklaşımını yinelemişti.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından İsrail ve ABD, başta Tahran olmak üzere çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. İran ise İsrail ve bazı Körfez ülkelerine füze saldırılarıyla karşılık verdi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri tehdit etti.

Bu gelişmeler, boğazda fiili bir kapanmaya yol açarken küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa neden oldu.


Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın Ortadoğu'daki gerilimlere kapsamlı çözüm bulmak amacıyla son iki gündür "iyi ve verimli" görüşmeler gerçekleştirdiğini duyurdu.

Trump, açıklamasında bu "derinlemesine ve yapıcı" görüşmelerin hafta boyunca devam edeceğini belirterek, görüşmelerin "doğası ve atmosferi" göz önüne alındığında, İran'ın enerji santrallerini ve altyapısını hedef alabilecek olası askeri saldırıların beş gün ertelenmesi talimatını verdiğini söyledi.

Açıklamasında, bu ertelemenin "devam eden toplantı ve istişarelerin başarısına bağlı" olduğunu belirtti.

Trump, iki gün önce İran'a, Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine yeniden açması için 48 saatlik bir ültimatom vermiş ve enerji altyapısını yok etmekle tehdit etmişti.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: “İran, herhangi bir tehdit olmaksızın, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı'nı tamamen açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri en büyüklerinden başlayarak tüm enerji tesislerine saldırıp imha edecektir!”

Trump'ın tehdidinden dakikalar sonra, İran ordusu, ABD başkanının enerji altyapısını yok etme tehditlerini yerine getirmesi halinde, bölgedeki enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini hedef alacağını duyurdu.


Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.