BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday isimlerin uygunluğuna ilişkin karara herkes saygı duymalı

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams: Paralı askerlerin, Libya topraklarından çıkışı dikkatli olunması gereken karmaşık bir süreçtir.

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
TT

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday isimlerin uygunluğuna ilişkin karara herkes saygı duymalı

BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)
BM Genel Sekreteri Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams, dün Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Seyfulislam Kaddafi'nin Libya’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağına ilişkin kararın, yargı tarafından alınacak bir karar ve Libya’nın egemenlik meselesi olduğunu söyledi. Williams, tüm tarafları alınan kararlara uymaya çağırdı.
Williams, Başbakan Abdulhamid Dibeybe’nin Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) sürecinde seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı taahhütte bulunmasının ardından aday olmaya hakkı olup olmadığı sorusuna, “LSDF sürecinde, ülkenin yönetimindeki makamlara aday olan kişilerin bu seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı bir taahhüt yapıldı. Herkes Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı göstermeli” yanıtını verdi.
Libya’da 24 Aralık’ta yapılması planlanırken ertelenen seçimlerin yapılabileceği en iyi tarihe dair fikrini belirtmekten kaçınan Williams, “Yeni bir tarih belirlemek, Libya'daki yetkili makamlara, yani Temsilciler Meclisi’ne (TM), Yüksek Seçim Komisyonu’na ve yargıya kalmıştır. BM, özgür, adil ve güvenilir seçimlerin yapılmasını sağlamak için tüm zorlukların üstesinden gelinmesi ve uygun koşulların en kısa sürede sağlanmasında Libyalılara yardım etmeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
Libya’daki Rusya ve Türkiye destekli paralı askerler sorulduğunda ise Williams, şu yanıtı verdi:
“Ülkedeki paralı askerleri, yabancı savaşçıları ve güçleri Libya'dan çıkarma süreci hassas ve karmaşık bir süreçtir. Bu süreç, komşu ülkelerde istikrarın korunması için dikkatli bir şekilde yapılmalı ve ilgili ülkelerle bu konuda koordinasyon kurulmalı.”
Daha önce eski BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame ile de çalışan Williams'ın Jan Kabus'in Libya Özel Temsilciliğinden istifa etmesinin ardından Guterres’in Libya Özel Danışmanı olarak yeni görevine başlamasından bu yana basına verdiği ilk röportajın tamamı:

-Libya dosyasında bundan önce siyasi bir atılım kaydetmiştiniz. Sizce cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesinin ardından mevcut koşullar yeni bir siyasi başarıya daha izin verir mi?
Müsaadenizle bu cümleyi şöyle düzeltmeliyim; Libyalılar birleşmeye karar verdiklerinde zaten somut ilerleme kaydettiler. “Yeter artık savaşa son” dediler. Evet, bizler onların BM’de konuşmalarına ön ayak olduk ve yolculukları boyunca onlara eşlik ettik, ama sonunda onların iradesi galip geldi ve bundan sonrada bu irade galip gelecektir.

-Ama büyük bir rol oynadınız. Şimdi de aynını yapma imkanınız var mı?
Halihazırda elde ettikleri başardıkları geliştirmeye devam etmek yine Libyalılara kalmış. Benim görevim, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet ve arabuluculuk çabalarına öncülük etmek ve Libya-Libya diyalogunun güvenlik, ekonomik ve politik yollarının uygulanmasını takip etmek için Libyalı, bölgesel ve uluslararası aktörlerle çalışmaktır.
BM Libya Destek Misyonu (UNMIL) ile doğrudan koordinasyon içinde, Libyalı tarafların geçmiş dönemde elde edilen kazanımları sürdürmelerine ve Libyalıların demokratik haklarını kullanabilmeleri, kendilerini temsil eden isimleri seçebilmeleri ve geçiş dönemlerini sona erdirebilmeleri için seçim sürecini ileriye taşımalarına destek olmaya çalışacağım.

-İleriye dönük ana başlıklar neler ya da nasıl bir yol haritası uygulanacak?
Tek yol haritamız var. O da, Libyalılara barış, istikrar ve birlik arayışlarında destek olmaktır. Bunu başarmak için şimdi, geçiş dönemini sona erdirecek, Libyalıların kendilerini temsil edecek isimleri seçmelerine izin verecek ve devlet kurumlarının demokratik meşruiyetini yenileyecek özgür, adil, kapsayıcı ve güvenilir şekilde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yapmalarına yardımcı olmaya odaklandık.

-Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ertelendi. Peki sizce bundan sonra seçimlerin yapılması için en uygun tarih hangisi?
Libya Yüksek Seçim Komisyonu, 22 Aralık’ta,ulusal seçimlerin yapılması için teknik olarak hazır olmasına rağmen LSDF’den çıkan siyasi yol haritasıyla belirlenen 24 Aralık 2021 tarihine bağlı kalamayacağını duyurdu. Komisyon, seçim yasalarındaki bazı eksiklikler, temyiz süreci ve adayların uygunluğuna ilişkin itirazlara dair bir takım zorluklara işaret etti. Komisyon, bu zorluklar çerçevesinde yasaya uygun olarak meclisten cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu için otuz günlük bir süre içinde başka bir tarih belirlemesini istedi.
Öte yandan Komisyonun seçim sürecine olan sıkı bağlılığını ve seçimlerin özgür, adil, kapsayıcı ve güvenilir olmasını sağlama konusundaki kararlılığını memnuniyetle karşıladım. BM Genel Sekreteri’nin de daha önce belirttiği gibi, Libya'daki seçimler sorunun değil, çözümün bir parçası olmalıdır.

-O halde top TM’nin sahasında diyebilir miyiz?
TM üyelerinin artık Yüksek Seçim Konseyi’nin tavsiyelerine hızlı ve verimli bir şekilde yanıt verme konusunda tarihi ve ulusal bir sorumluluğu olduğunu vurgulamak istiyorum. Artık tüm gözler onların üzerinde ve bu da, gerekli olanı yapmak için güç, kararlılık ve irade ile çalışmaları gerektiği anlamına geliyor.
İyi niyet ve arabuluculuk çabalarıyla birlikte bu zorluklara karşı mücadele için Libya’daki ilgili kurumlar ve ilgili taraflarla birlikte çalışmaya hazırım. Bu, aynı zamanda ilgili kurumları seçmen kaydı yapılan 2 milyon 800 bin Libyalının iradesine saygı duymaya ve desteklemeye çağrı yapmam için bir vesiledir.
Siyasi geçişi barışçıl bir şekilde sona erdirmek ve yönetimi Libya halkının isteklerini karşılayan demokratik olarak seçilmiş kurumlara devretmek için tüm adaylara saygı duyma ve eşit fırsatlar sağlama zorunluluğuyla birlikte Libya'daki siyasi krizin çözülmesine ve kalıcı bir istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak için cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin uygun koşullarda yapılması gerekiyor.

-Seçimler ne kadar süreliğine ertelenmeli? Bu konuda bir tavsiyeniz var mı?
Bu, Libya'daki yetkili makamlara, yani TM, Yüksek Seçim Komisyonu ve yargının inisiyatifinde olan bir konudur. BM ise özgür, adil ve güvenilir seçimlerin yapılmasını sağlamak için Libyalıların karşı karşıya oldukları tüm zorlukların üstesinden gelmesine ve mümkün olan en kısa sürede uygun koşulların sağlanmasına yardımcı olmak için mümkün olan tüm çabaları göstermeye hazır.

-Libyalıların bazıları, Rusya ve Türkiye'yi seçimlerin yapılmasını engellemekle suçladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Seçimler tamamen Libya halkının talebine bağlı ve onların egemenliği meselesidir. Dışarıdan hiç kimse Libya halkının iradesinin önünde durma hakkına sahip değildir. Libya halkı arasında benzersiz bir coşku var. 2 milyon 800 binden fazla seçmen uzun zamandır beklenen seçim sürecine katılmak için kayıt yaptırdı. Son on günde rakip ve çatışan taraflar da dahil siyasi yelpazenin dört bir yanından yüzlerce Libyalı ile görüştüm. Herkes Libya halkının ulusal kurumların meşruiyetini yeniden tesis etmek için kalıcı çözümler getirecek, ülkeyi geçici süreçlerden kurtaracak ve halkı istikrara ve refaha ulaştıracak seçimlerin yapılmasını istediğini söyledi.

-BM, burada nasıl bir rol oynuyor?
BM, sonuçları herkes tarafından kabul edilebilir seçimlerin yapılması için uygun bir ortamın sağlanması amacıyla Libyalı tüm taraflarla ve uluslararası ortaklarla birlikte çalışıyor. BM, Libya’nın egemenliğine saygıyı artırmak ve ülkede istenen istikrarı sağlamak amacıyla hem yerel hem de yabancı taraflardan gerekli desteğin alınması için çabalamaktan vazgeçmeyecektir.
-Peki ya adayların durumu? Sizce Seyfulislam Kaddafi ve Abdulhamid ed-Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığına aday olma hakları var mı?
Bu, adayların seçimlere katılmaya uygun olup olmadığıyla ilgili kararları veren Libya yargısının inisiyatifindeki bir konudur. Yani bu tamamen Libya’nın kendi iç meselesidir. Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı duyuyoruz. Tüm tarafları da yargıya saygı duymaya ve kararlarına uymaya çağırıyoruz.

-Dibeybe, seçim yarışına katılmayacağına dair söz verdi mi?
LSDF sürecinde Libya’nın yönetici makamlarına aday olan kişiler, bu seçimlerde aday olmayacağına dair yazılı taahhütte bulundular. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine aday olmak isteyenlerin buna uygun olup olmadığı kararı Libya yargısının inisiyatifinde olan bir egemenlik meselesi olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum. Herkesin Libya’nın egemenliğine ve yargının bağımsızlığına saygı duyması gerekiyor.
Bu yüzden Libyalı tüm taraflar ve yetkililer, yargının bağımsızlığını etkileyebilecek herhangi bir müdahale yahut tehdide karşı yargının özgürce çalışması için gerekli şartları sağlamalılar.

-Bir sonraki siyasi diyalog forumu hakkında neler söylemek istersiniz. Herkesi davet edecek misiniz?
Libya'ya gelişimden bu yana yüzlerce Libyalı ile yaptığım kapsamlı istişarelerde bulundum. Çeşitli taraflar ve aktörlerle bu istişarelere devam edeceğim. LSDF de, seçim sürecini ilerletmenin uygun yolları hakkında fikir alışverişinde bulunmak ve cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesi için uygun koşulları sağlanmak amacıyla yapılan bu istişarelerden biridir.
-Peki ya paralı askerler? Geri çekilmeleri ya da sayılarının azaltılması hakkında çok şey söylendi. Sizce Rusya ve Türkiye bunu yapıyor mu?
5+5 Ortak Askeri Komite (OAK), geçtiğimiz Ekim ayında paralı askerlerin, yabancı güçlerin ve savaşçıların Libya'dan geri çekilmesine yönelik komşu ülkeler ve diğer ilgili ülkelerle koordinasyon kurulmasını da içeren bir eylem planı imzaladı. Eylem planının imzalanmasından beri OAK, Türkiye ve Rusya başta olmak üzere bu ülkelerle ve bölgesel kuruluşlarla kapsamlı toplantılar gerçekleştirdi.
OAK, Türkiye ve Rusya'da gerçekleştirdiği toplantıların ardından yaptığı açıklamada, olumlu sonuçların alındığını ve paralı askerlerin, yabancı savaşçıların ve güçlerin Libya topraklarından kademeli, dengeli, eşzamanlı ve sıralı bir süreç içinde çıkışlarına ilişkin eylem planına destek olacak uygulamalı bir çalışma için üst düzey bir koordinasyon kurulduğunu duyurdu.
Bu uzlaşıların üzerinde daha fazlasının inşa edilmesini umuyoruz. BM, UNSMIL ve BM’nin ateşkes gözlem misyonu, gerektiğinde Libyalı yetkililere ihtiyaç duyulan teknik desteği sağlayacaktır.

-Bu, seçimlerin özgürce yapılabilmesi için şart mı?
Paralı askerleri, yabancı savaşçıları ve güçleri Libya'dan çıkarma süreci hassas ve karmaşık bir süreçtir. Komşu ülkelerin istikrarının korunması için dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. Bu da ilgili ülkelerle eş zamanlı olarak koordinasyon kurulmasını gerektiriyor.

-Paralı askerler ile yabancı savaşçıların ve güçlerin Libya’daki varlıkları seçim sürecini etkiliyor mu?
Konunun seçimlerle ilişkisine gelince, Yüksek Seçim Komisyonu, ülkenin her yerinde seçimlerin düzenlenmesine teknik düzeyde hazır olduğunu defalarca kez duyurdu. İçişleri Bakanı da seçimlerin güvenli bir ortamda gerçekleşmesi için sıkı güvenlik planları hazırladığına dair bana güvence verdi.
Her ne kadar Libya'daki mevcut durum çerçevesinde ideal koşullar sağlanamasa da biz, Libyalılara yardım etmek ve sadece seçimlerin yapılması için değil, aynı zamanda Libya'nın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak adına da çalışıyoruz.



Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
TT

Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)

İsmail Derviş

Suriye toprakları, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden önceki yıllarda bölgedeki muhtelif orduların cirit attığı bir alana dönüşmüştü. Bu süreçte sahada dört ana güç konuşlanmıştı. Bunlar, Uluslararası Koalisyon Güçleri çatısı altında ABD, düşen rejime destek vermek için gelen Rusya, yine rejimi desteklemek amacıyla on binlerce unsurunu gönderen İran ve muhalefeti desteklemek, rejimin sınır bölgelerini istila etmesini engellemek ile milli güvenliğini korumak üzere Suriye'nin kuzeyine yerleşen Türkiye’ydi.

Ancak 8 Aralık 2024 tarihi Suriye tarihinin seyrini değiştirdi. Esed rejiminin düşmesinin hemen ardından İranlı milisler Suriye topraklarından kayboldu. Binlercesi kaçarken geride kalanlar ise ülkeden ayrılmak için fırsat kollayarak gözlerden uzaklaştı. Bundan aylar sonra, Şam ile Washington arasındaki ilişkilerin güçlenmesine paralel olarak Amerikan askerlerinin kademeli çekilme süreci başladı. Nitekim Suriye, ABD'ye düşman ülkeler arasında sınıflandırılırken, Ortadoğu'daki müttefiklerinden biri haline geldi.

Rusya'ya gelince; Şam ile siyasi ilişkilerini güçlendirmesiyle eş zamanlı olarak Suriye sahilindeki iki askeri üssünü muhafaza etti. Türkiye'nin nüfuzu ise çok daha büyük bir oranda arttı. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump, bunu birçok kez farklı mecralarda “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de kazandı” diyerek ilan etti.

Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri ve akıbetlerinin netleşmesi

Bugün, eski rejimin devrilmesinin üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmişken, Suriye'de İran'ın veya ABD'nin herhangi bir askeri varlığı kalmamış bulunuyor.Şarku’l Avsat’ın  Şam, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığı habere göre Moskova ile Rusya’nın ülkenin kıyı kesimlerindeki varlığının yeniden düzenlenmesi sürecini başlatacak bir mutabakat zaptına ulaştı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan aktarılan bilgilere göre başta Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikteki tesislerin yönetimi Suriye devleti tarafından üstlenilecek ve böylece bu tesisler kademeli olarak sivil yönetim sistemine dahil edilecek.

Dışişleri Bakanlığı, “Askeri nitelikteki üsler ve tesislere gelince, Suriye ve Rus tarafları mutabakat uyarınca bunların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda anlaştı. Buna göre söz konusu noktalar, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde askeri üs olmaktan çıkarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülüyor” ifadelerini kullandı. Mutabakat zaptı, dönüşüm sürecinin tamamlanması için üç ayı geçmeyen bir zaman sınırı belirliyor. Ardından bu yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor. Yaklaşık 18 ay önce başlayan müzakerelerden bu yana en göze çarpan adım sayılan bu hamle, Suriye-Rusya ilişkilerinde farklı bir dönemin kapısını aralıyor. Bu mutabakat, söz konusu ilişkileri dönemin şartlarına uygun şekilde Rusya’nın Suriye’deki varlığının niteliğini yeniden düzenleyen ve iki ülke arasındaki münasebetleri karşılıklı çıkarlar temelinde sürdüren yeni bir aşamaya taşıyor. Bu anlaşmayla birlikte Rusya’nın Suriye'deki varlığı resmi olarak düzen altına alınırken Şam’ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara’nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiren Türk askeri varlığı ise varlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığının sebebi

Askeri analist Nevvar Şaban, yaptığı değerlendirmede “Suriye'deki Türk üslerinin geleceğiyle ilgili olarak öncelikle bu üslerin kurulduğu bağlama bakmak gerekir. Söz konusu üsler, o dönemde Fırat Kalkanı Harekat Operasyon Odası ile iş birliği ve koordinasyon halinde, Türk milli güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele etmeyi hedefleyen bir güvenlik harekatı kapsamında kuruldu. Daha sonra bu üslerin konuşlanması genişleyerek bölgenin istikrarı, ister hücre yapılanmaları ister başka şekillerde olsun bölgeden kaynaklanabilecek her türlü güvenlik tehdidinin önlenmesi ve kurtarma süreciyle eş zamanlı olarak Suriye tarafından Türkiye tarafına doğru sınırın denetim altına alınmasıyla bağdaşır hale geldi” ifadelerini kullandı.

Şaban sözlerine şöyle devam etti:

“Şu an sorulması gereken soru şu: Bu bölgeler üzerindeki tehdit ortadan kalktı mı? Bölge halen kırılganlığını koruyor. Suriye'deki güvenlik tehditleri ise çok boyutlu ve karmaşık. Nitekim sınır ötesi terör hücreleri var. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içerisinde anlaşmayı halen reddeden ve tehlike oluşturabilecek bir kesim bulunuyor, ayrıca uyuşturucu ticareti de mevcut. Dolayısıyla bölge halen güvenlik odaklı bir nitelik taşıyor. Bu bakımdan, Ankara'nın perspektifinden bakıldığında bölgede askeri üsler şeklinde varlık göstermek halen bir dereceye kadar gereklilik arz ediyor ve Suriye'nin bu bölgelerindeki istikrarın korunmasında fayda sağlıyor."

Güvenlik ortamı Türk çekilmesine izin veriyor mu?

Şaban açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Güvenlik ortamının henüz bir çekilme için elverişli hale gelmediğini düşünüyorum. Ancak güvenlik ortamı istikrara kavuşur, Türkiye'nin perspektifindeki koşullar ve kaygılar ortadan kalkar ve Suriye'nin güvenlik kapasitesi güçlenirse; işte o zaman bu askeri varlığa gerek kalmayacaktır. Zira bu varlık maliyetlidir ve dolayısıyla bir çekilme gerçekleşebilir. Şu an için, güvenlik durumunun çoğu unsurunda belirgin bir iyileşme olmasına rağmen, Türk tarafını bu askeri varlığı çekmeye sevk edecek ideal bir güvenlik ortamının oluştuğunu görmüyorum. Türk tarafının önümüzdeki aşamalarda bu varlığı azaltılabilir, ancak bu durum, Türk tarafının Suriye hükümetiyle koordinasyon sağladıktan sonra tamamen çekilmesine imkan tanıyacak eksiksiz bir güvenlik durumuna ve istikrarlı bir güvenlik ortamına ulaşılmasına bağlı kalmayı sürdürmektedir."

Adana Anlaşması ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının hukuki zemini

Siyaset araştırmacısı Yaser el-İyade ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Suriye hükümeti mevcut durumda; Suriye'de henüz tam bir istikrarın sağlanamamış olması nedeniyle ülkede yaşanan istikrarsızlıktan ötürü bu tür üslerin kaldırılmasını Türk tarafıyla konuşmak veya müzakere etmek için henüz erken olduğu görüşünü taşıyor. Zira her iki ülke de kendilerini halen gizlice faaliyet gösteren ve Suriye ya da Türk topraklarında her an terör eylemleriyle ortaya çıkabilecek terör örgütlerinin hedefinde görüyor. Aynı şekilde, projeleri Suriye, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin topraklarını kapsayan ayrılıkçı örgütler şeklindeki ortak bir düşmanla karşı karşıya bulunuyorlar. Dolayısıyla iki tarafın da bu tür üslerin -en azından orta vadede- varlığını sürdürmesi gerektiği hususunda hemfikir olduğu söylenebilir. Bu noktada, Türk güvenlik varlığının Suriye topraklarındaki hukuki zeminini, iki taraf arasında 1998 yılında -yani 2011 Suriye Devrimi'nden ve ardından gelen güvenlik boşluğu ile Türkiye'ye komşu Suriye topraklarında muhtelif akımlardan askeri güçlerin belirmesinden önce- imzalanan Adana Anlaşması’nın oluşturduğunu belirtmek gerekir. Yaşanan bu süreç, Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye'yi kendi milli güvenliğini ve gelecekteki çıkarlarını korumak adına üsler kurmaya mecbur bırakmıştır. Ankara da Suriye topraklarını kendi topraklarındaki güvenliğin anahtarı olan bir arka bahçe olarak değerlendiriyor.”

İyade, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Ayrıca bu tür üslerin varlığının, bölgesel güvenlik ve istikrar durumuna bağlı olduğu gerçeğini de belirtmek gerekir. İsrail kaynaklı tehlikeler her iki ülkenin de ana gündem maddesini oluşturuyor. Özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut İsrail hükümetinin uygulamaları, Suriye'nin güneyine yönelik günlük ve tekrarlanan saldırıları ve askeri birliklerinin 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrışma hatlarını ihlal etmesi, iki tarafın da bölgesel dengenin sütunu olarak görülen bu üslerin muhafaza edilmesi gerekliliği hususunda mutabık kalmasını sağlıyor. Netanyahu kampına yakın çevrelerden gelen ve 'İran'dan sonraki hedefin Türkiye olduğunu' iddia eden bazı açıklamalar ise durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Bu durum, Türk tarafının olası bir çatışma anında İsrail ile mücadelesinin ön cephesi olarak değerlendirdiği bu üslere daha da sıkı sarılmasına yol açıyor.”


Hartum ve Sudan’ın kuzeyindeki iki şehre İHA saldırısı düzenlendi

Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
TT

Hartum ve Sudan’ın kuzeyindeki iki şehre İHA saldırısı düzenlendi

Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusundan bir asker, Hartum’da savaş nedeniyle hasar görmüş evlerin arasından geçiyor. (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabiri ve görgü tanıklarından aktardığına göre, Sudan’ın başkenti Hartum ve ülkenin kuzeyindeki iki kente bugün sabaha karşı insansız hava araçlarıyla (İHA) koordineli olduğu değerlendirilen bir saldırı düzenlendi. Saldırının, başkentte aylardır süren sakinliğin ardından gerçekleştiği bildirildi.

Hartum’u yerel saatle 05.00 sularında hedef alan İHA saldırısının ardından, Omdurman’ın kuzeyindeki bir askeri üsten uçaksavar atışlarının yapıldığı duyuldu. Görgü tanıkları, ordunun kontrolünde bulunan Atbara ve ed-Damir kentlerinde de İHA’ların görüldüğünü ve patlama seslerinin işitildiğini aktardı.


Hakan Fidan ile Abdulhamid ed-Dibeybe arasında Trablus’taki görüşmede Libya’daki resmi kurumların birleştirilmesi meselesi öne çıktı

UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
TT

Hakan Fidan ile Abdulhamid ed-Dibeybe arasında Trablus’taki görüşmede Libya’daki resmi kurumların birleştirilmesi meselesi öne çıktı

UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)
UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün, Libya'nın başkenti Tarablus'ta bir araya geldiler (Dubeybe'nin ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bingazi'yi de kapsayan iki günlük ziyareti çerçevesinde, Libya'nın batısındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe'nin dün Libya'nın başkenti Tarablus'ta Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, ülkenin resmi kurumlarının birleştirilmesi dosyası öne çıktı. Bu görüşmeler, ülkenin yıllardır süregelen siyasi ve askeri bölünme durumunu sona erdirmeye yönelik hızlanan siyasi ve diplomatik hareketliliğe tanık olduğu bir dönemde gerçekleşti.

UBH, ziyareti ‘iki ülke arasında ortak ilgi alanına giren bir dizi dosya üzerinde sürekli istişare ve koordinasyon’ çerçevesinde değerlendirdi. Görüşmeler, Libya krizine ilişkin, başında krizi çözmek için ortaya atılan Amerikan girişiminin geldiği hızlanan uluslararası ve bölgesel hareketlilik gölgesinde gerçekleşti.

Dibeybe-Fidan görüşmesi, bölgedeki durumdaki gelişmeleri ve bunların bölgesel güvenlik ile istikrar üzerindeki yansımaları üzerinde yoğunlaştı. Bunun yanı sıra Libya siyasi sürecindeki son gelişmeler ile ulusal kurumları birleştirme ve istikrarı güçlendirme çabalarını destekleme yolları da ele alındı.

UBH’nin açıklamasına göre görüşmede ayrıca, Libya ile Türkiye arasındaki iş birliği dosyaları ve bunları her iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde birçok alanda geliştirme yolları da ele alındı; ancak bu dosyaların niteliği veya görüşmelerin sonuçlarına ilişkin ek ayrıntı paylaşılmadı.

Fidan'ın ziyareti hem Tarablus'u hem de Bingazi'yi kapsaması nedeniyle özel bir önem taşıyor. Bu durum, Ankara'nın Libya’daki taraflarla temaslarının kapsamının genişlediğini yansıtıyor. Bu ziyaret, Ankara'nın ülkedeki siyasi ve kurumsal tabloyu yeniden düzenlemeye yönelik ortaya atılan girişimleri yakından takip ettiği bir dönemde gerçekleşti.

DERBTBH
Dibeybe ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'da daha önce gerçekleştirdiği bir görüşmeden (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Fidan’ın Bingazi'de, Türkiye’nin Libya'nın doğusundaki farklı güç merkezleriyle iletişimi güçlendirmeye yönelik çabaları çerçevesinde, bazı yetkililer ve askeri liderle görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Türk Anadolu Ajansı'nın bir Türk diplomatik kaynağa dayandırdığı haberde, Fidan’ın gündeminin, Libya siyasi sürecindeki mevcut gelişmelere ve ülkedeki istikrarın önemine ilişkin görüş alışverişinde bulunmaya, bunun yanı sıra ABD’nin girişimlerini ve Birleşmiş Milletlerin (BM) siyasi sürecini takip etmeye odaklandığı belirtildi.

G
Massad Boulos (AFP)

Türkiye’nin hamleleri, Libya sahnesi açısından hassas bir dönemde gerçekleşiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ve sızdırılan bilgilere göre ülkedeki yürütme organının yeniden düzenlenmesini, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter'in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini, Dibeybe’nin ise başbakan olarak kalmaya devam etmesini öngören ABD girişimine ilişkin temaslar sürüyor.

Ankara, yıllardır Libya'daki farklı güç merkezleriyle, özellikle ülkenin doğusuyla ilişkiler kurma konusunda giderek artan bir açılıma imza atıyor. Bu durum, Trablus Savaşı (2019-2020) sırasındaki desteğinin Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yakın ilişkiler kurmasının ardından yaşanıyor.

Türkiye’nin temaslarının Trablus'tan Bingazi'ye kayması, Libya dosyasında hareket alanını genişletme ve ilişkileri tek bir tarafla sınırlamama yönünde bir eğilimi yansıtıyor. Özellikle siyasi ve askeri tablonun karmaşıklaşması ve ülkenin doğusu ile batısındaki etkin güçleri sürece dahil etmeden bir çözüme ulaşmanın zorlaşması bu eğilimi güçlendiriyor.

FD B
Saddam Hafter (AFP)

Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre bir diplomatik kaynak, Ankara’nın Libyalı yetkililerle diyaloğu ‘ülkenin batısı, doğusu ve güneyi arasında ayrım gözetmeden’ güçlendirmeye çalıştığını söyledi. Kaynağa göre iki ülkenin Doğu Akdeniz'deki hak ve ortak çıkarlarının ‘kazan-kazan’ ilkesi temelinde korunmasının önemi vurgulanıyor.

Türkiye'nin tutumu ayrıca, BM’nin Libya'da ‘adil, güvenilir ve şeffaf’ seçimler yapılmasını amaçlayan çabalarına verilen desteği de kapsıyor. Libyalı çeşitli taraflarla ve uluslararası toplumla iş birliği yaparak siyasi süreci ileriye taşıma vurgusu yapılıyor.

Öte yandan ekonomi dosyası, Türkiye’nin hamlelerinin başlıca boyutlarından birini oluşturuyor. Ankara, Libya ile enerji sektöründe karşılıklı fayda temelinde sürdürdüğü iş birliğini geliştirmek, yeni projeler uygulamak, bunun yanı sıra Türk şirketlerinin Libya'daki faaliyetlerinin güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde sürmesini garanti altına almak istiyor.

Müteahhitlik sektörü, özellikle Libya'da Türk şirketlerinin dikkat çekici bir varlığına sahne oluyor. Ankara, Doğu Akdeniz bölgesinde stratejik bir konuma sahip olan Libya’da siyasi ve güvenlik varlığını pekiştirmesiyle eş zamanlı olarak ekonomik çıkarlarını korumaya ve genişletmeye çalışıyor.

Son haftalarda Türkiye'nin, her iki kampa mensup Libyalı siyasi, güvenlik ve askeri liderlerle temaslarının temposu arttı. Bu durum, Ankara'nın Libya dosyasına yaklaşımında dikkat çekici bir dönüşümü yansıtıyor ve önümüzdeki dönemde bu açılımın sınırlarına ve hedeflerine ilişkin sorular gündeme getiriyor.

Diğer taraftan UBH Savunma Bakanlığı Müsteşarı Abdusselam ez-Zubi ve Ulusal Güvenlik Danışmanı İbrahim ed-Dibeybe, İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın temsil ettiği Türk tarafıyla görüşmeler gerçekleştirdi.

Bu temaslar, Saddam Hafter'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretin üzerinden iki haftadan kısa bir süre sonra gerçekleşti. Hafter bu ziyarette Fidan ile bir araya gelerek, Libya'daki son gelişmeler ile bölgesel ve uluslararası meseleleri görüştü, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirecek koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18 Nisan'da Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Dibeybe'yi kabul etmişti. Bu görüşme, iki taraf arasında gerçekleştirilen en son üst düzey görüşme niteliği taşıyordu.

Türkiye’nin Trablus ile Bingazi arasında eş zamanlı hareketliliği, ikili temasların ötesinde anlamlar taşıyor. Bu hareketlilik, uluslararası ve bölgesel güçlerin Libya'daki siyasi ve askeri düzenlemelerin geleceğine ilişkin hesaplarını yeniden yaptığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu sırada Ankara, nüfuzunu ve çıkarlarını korumaya, olası gelecekteki herhangi bir çözümde etkin farklı taraflarla iletişim kanalları açmaya çalışıyor.