ABD ve Avrupa, Etiyopya ve Sudan’daki çıkarlarını korumak için mücadele ediyor

Addis Ababa'nın Tigray sorununu çözmesi, ABD ve Batılı tarafları hesaplarını gözden geçirmeye itiyor.

Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
TT

ABD ve Avrupa, Etiyopya ve Sudan’daki çıkarlarını korumak için mücadele ediyor

Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)
Birleşmiş Milletler’in New York'taki genel merkezinin önünde toplanan Tigrayli göstericiler. (AFP)

Hem Sudan hem de Etiyopya, gerek siyasi ihtilaflar nedeniyle iç karışıklığa neden olan sorunlar olsaun gerekse kendi isteğine göre ilerlemek ve siyasi vizyonlarına ulaşmak için koşullarını dikte etmeye devam eden dış güçlerin hedefleriolsun, benzer sıkıntılardan geçiyorlar. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) varyantları ve diğer meselelerle meşgul olan uluslararası arenada şu sorunun cevabı merak ediliyor: Karşı karşıya oldukları iç koşullar ve dış zorluklar göz önüne alındığında iki ülkenin sorunları hangi noktaya gidiyor?

Etiyopya sıkıntıların üstesinden geldi
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti haftalık basın toplantısında, 2021 yılını ‘Nahda (Rönesans) Barajı ve dış güçlerin müdahale ettiği Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile yaşanan çatışmadan ötürü Etiyopya için bir imtihan ve baskı yılı’ olarak nitelendirdi. Sözcü açıklamasının devamında “Etiyopya, krizi uluslararası boyuta taşımaya yönelik tüm girişimlerin üstesinden gelerek bu aşağılık girişimlerin hepsini engellemeyi başardı” ifadelerini kullandı.
Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ülkenin 1 Ocak 1956’da elde ettiği bağımsızlığı münasebetiyle benzer bir açıklama yaptı:
“Sudan zor bir durumdan geçiyor. Göz ardı edilemeyecek zorluklar, sıkıntılar ve krizlerle kuşatılmış durumda. Bunlarla ancak tam bir farkındalık, dürüstlük ve gerçek bağlılığın yanı sıra ulusun çıkarları her türlü çıkarın üstünde tutularak mücadele edilebilir.”
ABD, Sudan'da askeri ve sivil unsurlar arasında tanık olunan siyasi farklılıklar konusunda, geçtiğimiz 30 Ekim'de yaptığı çağrıda Sudan güvenlik güçlerinden her türlü şiddetten kaçınmalarını ve Sudan vatandaşlarının barışçıl gösteriler yapmasına saygı göstermelerini istedi.
ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman, "Sudan halkının Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki hükümeti barışçıl bir şekilde protesto etmesine izin verilmesi gerektiğini" vurguladı.

Akıl dışı baskılar
ABD ve Batılı örgütler Kasım 2020'de yapılan askeri operasyonunun ardından Tigray savaşının dayanakları hususunda Etiyopya hükümetini insan hakları ihlalleri ile suçlarken Etiyopya hükümeti ise "Tigray konusunda kendisine uygulanan baskıların akıl dışı”olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği (AB) geçtiğimiz mart ayında Etiyopya hükümetini Tigray'da yaşananlarla ilgili eleştirdi. Avrupa Komisyonu, Tigray bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine ve mültecilere insani yardımların ulaştırılmasına getirilen kısıtlamalara ilişkin 'endişesini' dile getirdi. Ne var ki Etiyopya hükümeti bu açıklamaların doğru olmadığını söylüyor. Geçtiğimiz kasım ayında ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptığı bir basın açıklamasında ‘Etiyopya'da yakında bir iç patlama’ olabileceğine dair uyarıda bulundu.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ABD'nin Addis Ababa'daki durumla ilgili tekrar tekrar yaptığı uyarılar ve ardından diplomatik heyetlerin ve yabancı uyruklu kişilerin ülkeyi terk etmesine yol açan korkutma ve kışkırtmaları hakkında, geçen haziran ayında değerlendirmelerde bulundu:
“Gerçek mermilerle değil, yalan yanlış söylemlerle savaşıyoruz. Etiyopya, kalkınma yolunu bozmaya çalışan iç ve dış mihrakların baskılarını engellemek için birçok büyük projeye imza atıyor."
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı 25 Mayıs'ta, Tigray Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerinden ötürü ABD'nin Addis Ababa'ya getirdiği kısıtlamalar karşısında rahatsızlığını dile getirdi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti yaptığı basın toplantısında, "Kısıtlamalar iki ülke arasında 120 yıldır devam eden stratejik ilişkilere değer kazandırmıyor" dedi. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı bir önceki gün de Birleşmiş Milletler'i (BM) Etiyopya'daki mevcut duruma ilişkin ‘tarafsız’ olduğunu bildirdiği tutumunu gözden geçirmeye davet etti.
Etiyopya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Demeke Mekonnen geçtiğimiz cumartesi günü BM'ye gönderdiği mektupta BM'yi ‘TPLF'ye karşı verilen mücadelede taraflı tutumunu değiştirmeye ve Etiyopya hükümetine baskı yapmamaya’ çağırdı. Mekonnen ABD yönetiminin Addis Ababa'yı ‘Afrika Büyüme ve Fırsatlar Kanunu’nun (African Growth and Opportunity Act - AGOA) sağladığı imtiyazlardan çıkarmaya yönelik kararlarını ‘acele atılmış adımlar’ olarak değerlendirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Batılı ülkeler 5 Ocak'ta, Abdullah Hamduk'un görevinden istifa etmesinin ardından Sudan ordusunu tek taraflı bir şekilde yeni bir başbakan atamaması konusunda uyardı. ABD, AB, İngiltere ve Norveç tarafından yapılan söz konusu açıklamada “Sudan'da güvenilir bir hükümet ve parlamentonun kurulması, ekonomik yardımların yeniden başlamasını kolaylaştırmak için atılması gerekli bir adımdır” ifadeleri kullanılarak ülkenin bir çatışmaya girme tehlikesine karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca Batılı ülkeler, ‘ilgili sivil tarafların yönetimde geniş bir katılımı olmadan bir başbakanı veya belli bir hükümeti desteklemeyeceklerini’ vurguladılar.
Başbakan Abdullah Hamduk'un istifa etmesinin ardından Batı'nın gelecek hükümete yönelik tehditleri ışığında Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ‘ulusal kazanımlara bağlı kalınacağını, ülkenin kaosa kaymasına izin verilmeyeceğini, geçiş sürecini ve elde edilen başarıları koruyup vazifeleri tamamlamak ve barış yoluna devam etmek için ciddi bir şekilde çalışılacağını, geçiş yönetiminin bütün kurumlarının kurulacağını ve Sudan halkının ülkeyi yönetmesi için seçtiği kişiye yetki vereceği 2023 yılında belirlenen tarihte bağımsız seçimlerin düzenleneceğini’ vurguladı.
Etiyopya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dina Mufti geçen pazartesi Etiyopya Haber Ajansı'na (ENA) verdiği demeçte şunları söyledi:
“Addis Ababa, Sudan'daki durumu yakından izliyor ve Sudan halkının kendi iç ihtilaflarını herhangi bir dış müdahale olmaksızın barışçıl bir şekilde çözebileceğine inanıyor.”

İlginin iç yüzü
Etiyopya Kamu Diplomasisi Enstitüsü Başkanı Yasin Ahmed yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“ABD ve Batı'nın gösterdiği ilgi, insanlık olarak tanımlanan sebepler veya Batı'nın kutsal bir şiar olarak benimsediği demokrasi ilkelerinden kaynaklanıyor gibi görünse de bu önemin her şeyden önce çıkarlar tarafından harekete geçirilen sebepleri var. Batı siyasetindeki değişmez gerçek, gerek ekonomik gerek jeostratejik boyutlarda olsun kendi çıkarlarıdır. Etiyopya, 18’inci yüzyılda, İmparator Menelik döneminde Batı ve İtalya sömürgeciliğinden başlayarak sömürge dönemleri ve sonrasında Batılı güçlerin ilgi ve rekabetine sahne olmuştur. Bence ABD ve Batı'nın Etiyopya ve Sudan'ı hedef almasının en önemli gerekçeleri Washington, Pekin, Türkiye ve Rusya'nın Afrika Boynuzu üzerindeki rekabetinde gizli. Bu da Etiyopya ve Sudan'ı rekabet ve çatışma hususunda önemli iki ülke ve arena haline getiriyor.”

Açıklamasında Etiyopya sahnesine ilişkin tahminlerine de yer veren Ahmed sözlerini şöyle sürdürdü:
“Etiyopya'nın Tigray sorununu çözmedeki başarısı, başta ABD olmak üzere Batılı tarafları hesaplarını gözden geçirmeye itecek. ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman’ın Etiyopya’ya yapacağı ziyaret, Addis Ababa'ya yapacağı son ziyaret olabilir. Çünkü ABD yönetimi Feltman’ın yerine David Satterfield'ı geçirmeye karar verdi. Burada ortaya çıkan soru şu: Feltman’ı değiştirme kararı, Washington'ın Etiyopya hükümetine ve Afrika Boynuzu ülkelerine karşı başarısızlığı için bir örtbas mı?”

Ordunun yetkilendirilmesi
Diğer taraftan Afrika Danışmanlık Merkezi Müdürü Mu'tasım Abdulkadir el-Hasan duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sudan'ın ekonomik ve stratejik öneme sahip olduğu Afrika Boynuzu bölgesi hedef alınıyor ve bölge üzerinden bir rekabet dönüyor. İki ülkenin içinde bulunduğu koşullardaki ortak faktör ve amaç, ABD ve Batı'daki müttefiklerinin iki ülkedeki siyasi sistemlere dayatmaya çalıştıkları itaat etme yaklaşımıdır. Sudan durumuna daha önceden hiç gösterilmeyen bir önem gösteriliyor. Bu da bu ülkelerin çıkarlarının arkasında Hartum'daki bir rejimin kendilerine müttefik olmasını ve emirlerine itaat etmesini sağlamaya çalıştıklarını gösteriyor. Sudan topraklarının sahip olduğu zenginliklerin elde edilmesi, dış güçler için bir sorun teşkil eden ordunun kasıtlı olarak yetkilendirilmesinin ardından, ulaşılmak istenen esas amaçtır. Dış güçler askeriyeyi çeşitli yollarla siyaset sahnesinden ekarte edip yerine arkasından kazanımlar elde edecekleri zayıf bir sivil rejim koymaya çalışıyor.”
Abdı-ulkadir, gelecekte yaşanacaklara ilişkin de tahminlerde bulundu:
“Önümüzdeki yıllarda ve 2023'te sivil bir hükümeti aday göstermek için yapılacak seçimlere kadar ordu, yönetim Sudan halkının hak ve çıkarlarını gözeten sivilllere devredilene kadar bırakana kadar iktidarda olacak. Bundan dolayı Sudan’da taraflar arasında daha fazla çatışmaya tanık olunacak.”



İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
TT

İsrail'in saldırıları, Lübnan halkının günlük hayatını felç ediyor

Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)
Lübnanlı askerler, Hizbullah’ın askeri kanadının lideri Heysem et-Tabtabai suikastında hedef alınan güney banliyölerindeki binanın çevresine güvenlik kordonu oluşturdu (AP)

Lübnanlılar, hayatlarını kritik bir dönemeçte kısıtlayan bir belirsizlik dönemi yaşıyor. Genel ruh halleri iki tarihte birleşiyor. Bunlardan birincisi dün başlayan ve 2 Aralık 2025'te sona erecek olan Papa XIV. Leo'nun Beyrut ziyareti, ikincisi yıl sonuna kadar Hizbullah'ın silahlarını teslim etmesi sorununu çözmek için ABD tarafından verilen sürenin dolduğu son tarih.

Bu iki uç nokta arasında, bölgeler, mezhepler ve sınıflar arasında ortak bir endişe hali hakim. Bu durum, yurtdışında yaşayanlar ve yerel halkın ifadeleriyle de açıkça görülüyor. Artık siyasi takvimler, seyahatten işe ve kutlamalara, günlük planlara kadar kişisel kararların ritmini belirliyor.

Psikolog Dr. Davud Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Lübnan halkı, belirleyici anlar olarak gördükleri iki takvimle meşgulken şu anda savaş kaygısının doruk noktasını yaşıyor” diyerek durumu kendi yorumuyla açıklıyor.

Dr. Ferec, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Genel olarak, kararın halkın elinde olmadığı, halkın kararı etkileme gücünün olmadığı, halkı koruyacak önleyici planların olmadığı ve halkın güvenlik hissi verecek psikolojik alternatiflerin olmadığı kanısı var. Bu yüzden beklemek bir yaşam biçimi haline geliyor.”


Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
TT

Şara, Suriye’nin yeniden inşasını Halep'ten başlattı

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, dün Halep Kalesi önünde Esed rejimini devirmek için verilen savaşın yıldönümünü kutlayanlara hitap etti (AFP)

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin düşmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçerken Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün, hükümetinin güvenlik ve siyasi konularda giderek çoğalan zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ‘Suriye'yi sıfırdan yeniden inşa etme’ misyonunun başlatıldığını duyurdu.

Şara dün, Halep Kalesi'nde yaptığı konuşmada, “Halep, Suriye'nin tamamına açılan kapımızdı. Bugün sadece Halep için bir kutlama değil, Suriye ve tüm bölgenin tarihinde yeni bir başlangıçtır” ifadelerini kullandı.

Suriye Cumhurbaşkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halep'i kurtarmakla yetinmeyeceğiz. Yolculuk, Halep'in kurtarıldığı anda başladı ve hepimiz Suriye'yi yeniden inşa etmek için çok çalışacağız.”

Cumhurbaşkanı Şara, bu açıklamalarda bulunurken hükümeti hem içerde güvenlik istikrarsızlığı ve çeşitli düzeylerde sokaklarda yaşanan bölünmelerle, hem de dışarda İsrail'in Suriye topraklarına yönelik devam eden saldırıları ve işgalleriyle son derece karmaşık zorluklarla karşı karşıya.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani dün İsrail'in saldırılarını kınayarak, bu saldırıların sadece Suriye'yi hedef almadığını, aynı zamanda bölgedeki istikrarı baltaladığını ve siyasi süreci tehdit ettiğini belirtti.

Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa ise yaptığı açıklamada, Suriye'nin ‘İsrail'in provokasyonlarına boyun eğmeyeceğini’ belirterek, İsrail'in bölünmüş ve zayıf bir Suriye istediğini, mevcut hükümeti de bir tehdit olarak gördüğünü ifade etti.


Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.