Filistin yönetimi Kudüs’te tansiyonun yükselmesinin ardından bazı ‘kararlar alacak’

Geniş çaplı bir yıkım sürecinin başlamasına yönelik endişeler mevcut

Dün şafak vakti İsrail güçleri tarafından yıkılan Kudüs'teki Salihiye ailesinin evinden geriye kalanları gösteren bir Filistinli (AFP)
Dün şafak vakti İsrail güçleri tarafından yıkılan Kudüs'teki Salihiye ailesinin evinden geriye kalanları gösteren bir Filistinli (AFP)
TT

Filistin yönetimi Kudüs’te tansiyonun yükselmesinin ardından bazı ‘kararlar alacak’

Dün şafak vakti İsrail güçleri tarafından yıkılan Kudüs'teki Salihiye ailesinin evinden geriye kalanları gösteren bir Filistinli (AFP)
Dün şafak vakti İsrail güçleri tarafından yıkılan Kudüs'teki Salihiye ailesinin evinden geriye kalanları gösteren bir Filistinli (AFP)

Filistin yönetimi, İsrail'in Kudüs'te hassas bir bölgede bulunan evleri kuşatmasından iki gün sonra Şeyh Cerrah mahallesinde Salihiye ailesine ait iki evi yıkmasının ardından birtakım karar alacağını bildirdi. İsrail’in yaptığı hamle Filistinliler ve Arap Birliği tarafından şiddetle kınandı.
Başkanlık tarafından yapılan açıklamada, evlerin yıkılmasının bir suç teşkil ettiği ve bu suçun tehlikeli yansımalarından İsrail hükümetinin sorumlu olduğu ifade edildi. Açıklamanın devamında Başkanlık, ABD yönetiminden sorumluluk alıp “İsrail’in Filistinlilere, özellikle de Şeyh Cerrah’takilere yönelik olarak işlemeye devam ettiği suçlara bir son vermek için derhal müdahale etmesini” ve “dünyanın daha önce hiç tanık olmadığı bir ırk ayrımcılığı politikasına maruz kalan Filistin halkına uluslararası koruma sağlanmasını” istedi. Açıklamanın devamında Şeyh Cerrah mahallesinin yıkımlar, yerinden edilmeler ve Kudüslülere gözdağı verilmesi şeklinde tanık olduğu şeyin, Biden yönetimi ve yükümlülükleri için bir sınav olduğu ve Filistin halkına yönelik İsrail’in izlediği etnik temizlik politikasını durdurmak ve bölgeyi daha fazla gerilim yaşamaktan uzak tutmak için işgalci İsrail hükümetine baskı yapılması gerektiği ifade edildi.
Başkanlık, vatandaşların evlerinin yıkılmasının ciddi etkilerinin olacağına dikkat çekerek yakında toplanacak olan Filistin Merkez Komitesi’nin oturumunda İsrail'in tansiyonu bu şekilde yükseltmesi ve uluslararası ve ABD tarafındaki sessizlik karşısında uygun kararlar alınacağını vurguladı.
Bu sırada Arap Birliği Genel Sekreterliği, Kudüs'teki Şeyh Cerrah mahallesindeki ailelerin yerinden edilmesini kınadı. Arap Birliği'nin Filistin ve işgal altındaki Arap topraklarından sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Said Ebu Ali yaptığı açıklamada Kudüs kentinde, özellikle de Şeyh Cerrah mahallesinde yaşananlara karşı uyarıda bulunarak, başta Kudüs kentindeki Filistinliler olmak üzere Filistin halkını tehlikeli ve benzeri görülmemiş bir biçimde hedef alan bariz, sistematik ve artan saldırganlığın devam etmesi bağlamında bu yapılanların işgal devleti tarafından onlarca yıldır Filistin halkına karşı işlenen bir dizi suç içerisindeki bir savaş suçundan ve tehlikeli bir etnik temizleme faaliyetinden başka bir şey olmadığını belirtti.
Said Ebu Ali açıklamasının devamında “En sonuncusu Şeyh Cerrah mahallesindeki Salihiye ailesine ait iki evin yıkılması olmak üzere işgal devletinin yetkilileri tarafından Filistin evlerini yıkma politikası, Salihiye ailesinin 13 ferdinin dondurucu soğukta dışarıya atılması ve 27 vatandaşın da uydurma gerekçelerle tutuklanması; bunların hepsi tek bir sonuca ulaşmak için yapılıyor: Filistinlileri anavatanlarından tehcir etmek ve üzerlerindeki baskıyı artırmak” ifadelerini kullandı. Şeyh Cerrah mahallesi ve Silvan’daki diğer altı mahallenin doğrudan ve tamamen hedef alındığına dikkat çeken Said Ebu Ali, uluslararası toplumu ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) Filistin halkına yönelik bu etnik temizliğe son vermek için derhal harekete geçmeye çağırarak, bu suçlara ve zorla yerinden etme faaliyetlerine hızlı ve kararlı bir şekilde yanıt verilmesi gerektiğini vurguladı.
Dün şafak vakti işgalci İsrail güçleri, Şeyh Cerrah mahallesindek Salihiye ailesinin evlerine saldırdı. Salihiye ailesine ait iki evi yıkan güçler dondurucu soğukta ailenin yaklaşık 13 ferdini sokağa attı. Aileye destek olmak için toplanan gençlere de saldırarak 21'ini tutukladı.
İsrail, pazartesi günü ev sahibinin ‘ateşle’ barikat kurup askerler yaklaşırsa kendisini ve evi ateşe vermekle tehdit ederek yaptığı başarısız girişimin ardından evlere beklenmedik bir anda saldırdı. İsrail mahkemesinin 3 yıl önce aldığı bir karara göre okullar, eğitim merkezleri ve bu gibi binalar inşa etmek amacıyla Kudüs belediyesinin ‘kamu yararı’ adına araziye el koyma kararının uygulanması için evlerin bulunduğu araziyi kontrol altına almak istiyor.
Yerleşimcilere hizmet eden bir ‘Tevrat bahçesi’ kurmak için el konulan Kerem el-Mufti arazisinin yakınındaki el konulan bu arsanın alanı altı dönüm.
Aile, İsrail'in temyiz başvurusu ile ilgili Yüksek Mahkeme'nin kararını bekleyeceğini düşünürken söz konusu baskın gerçekleştirildi. Salihiye ailesinin topraklarının hikayesi, Şeyh Cerrah mahallesinde, buradaki çoğu aileyi etkileyen tehcir hayaletine karşı verilmekte olan uzun bir mücadeleyi özetliyor.
Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye yaşanan son olayı kınayarak, işgal altındaki Kudüs şehrinin Şeyh Cerrah mahallesindeki Salihiye ailesinin evlerinin işgalci İsrail güçleri tarafından yıkılması suçunun, yerleşimciler için arazinin asıl sahiplerine yönelik zulüm, ırkçılık ve etnik temizlik politikaları kapsamına girdiğini söyledi. Iştiyye Birleşmiş Milletler'i (BM) bu ırkçı politikaları durdurmak için müdahale etmeye çağırdı. Aynı şekilde Dışişleri Bakanlığı da bu yıkımı kınayarak, bunun işgal devletinin yetkilileri, milisler ve Kudüs’teki yerleşimciler tarafından Kudüs’ün İsrailleşmesi, Yahudileşmesi ve mevcut tarihi, yasal ve demografik statüsünü işgalci gücün anlatısına hizmet edecek ve Filistin çevresinden tamamen koparılıp İsrail derinliğine bağlanacak şekilde değiştirilmesi amacıyla işlediği birçok suçtan biri olduğunu söyledi.
Fetih Hareketi ise Salihiye ailesinin evlerinin tamamen yıkılmasının, kutsal şehri yayılmacı bir yerleşim kuşağıyla abluka altına almak, şehrin bağlarını koparıp diğer yerlerden izole etmek ve asıl sakinlerini tehcir ederek yerlerine gaspçı Yahudi yerleşimcileri yerleştirmek amacıyla mahalleyi boşaltmak için bir başlangıç ​​olduğunu ifade etti. Öte yandan Kudüs Valiliği konuya ilişkin yaptığı açıklamada, aç gözlü İsrail’in operasyonunun "tüm mahalledeki evlere ulaşacağını" belirtti.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.