Direniş Komiteleri Sudan siyaset sahnesinde ne kadar etkili?

Sudan Direniş Komiteleri, günler geçtikçe genel olarak siyaset sahnesini yönetip kontrol edecek geniş bir popülerlik kazanıyor

Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
TT

Direniş Komiteleri Sudan siyaset sahnesinde ne kadar etkili?

Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)
Binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına uyarak sokaklara akın etti (Independent Arabia / Hassan Hamed)

İsra eş-Şahir
Aralık 2018’de Sudan halk hareketinin patlak vermesinden bu yana direniş komiteleri, önemli bir organ olarak sokaklarda görünmeye başladı. 2013 yılından beri Ömer el-Beşir rejimine direnen ve rejimi devirmek için sivil itaatsizlik örgütleme faaliyetlerine katılan organlardan biri olarak kabul ediliyor. Resmi olmayan bir ağ olmasına rağmen sivil demokratik geçiş sürecinde kilit bir rol oynadı. Sudan’ın tüm bölgelerinden gelen, protesto gösterisi düzenlemeye ve dayanışma sağlayamaya çalışan Sudan vatandaşlarından oluşuyor.
Bu komitelerin sahip olduğu yetkiler, onları Sudan sokaklarındaki ana etki haline getirdi. Son dönemde komitelerin önde gelen üyeleri açıkça hedef alındı, tutuklandı ve baskı altına alındı.

Beşir’in devrilmesinden önce Direniş Komiteleri
Beşir rejiminin düşüşünden önce Sudan Meslek Odaları Birliği ve Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), Sudan sokaklarındaki iki etkili taraftı. Direniş Komiteleri, o günden beri var olmasına rağmen, üye sayısının az olması nedeniyle çok etkili değildi. Bu çerçevede Kuzey Hartum bölgesindeki Direniş Komiteleri’nin bir üyesi olan Muhammed Ali, “Direniş Komiteleri, Meslek Odaları Birliği’nin görüşlerinden etkilendi ve onu, ayaklanmaya önderlik eden organ olarak kabul etti. Ancak tüm siyasi oluşumların ve partilerin, kendi kişisel çıkarları için çalıştıkları belli olduktan sonra, bu meselelerin biraz karşısında durmaya ve saflarımızı düzenlemeye karar verdik. Sokaklar, eskisi gibi bir alanda toplanma yerine komitelerin davetiyle gösteri düzenlemeye başladı. Bu durum, Direniş Komiteleri’nin şu anda sahnenin ön saflarında yer aldığı anlamına geliyor. Özellikle de üyelerinin çoğu siyasi kazanç hayali kurmayan gençler olduğu için, ‘sivil ve demokratik bir hükümete ulaşmak’ ve ‘Beşir rejiminin devrilmesinden günümüze kadar geçen üç yıl boyunca çok sayıda kurbana neden olan kafalardan kurtulmak’ olan tek bir hedef tarafından motive oluyorlar” dedi.
25 Ekim darbesinden sonra durumun tamamen değiştiğini belirten Ali, “Direniş Komiteleri, şu an sokakta çifte görev yapıyor. Çünkü komiteler ilan etmedikçe hiçbir gösteri başlamıyor. Darbeci rejimin yıkılması, geçiş dönemi sona erene ve özgür ve adil seçimlerle sivil bir yönetim sağlanana kadar çözüm bulunması çağrısı içeren birçok açıklama tarafımıza geldi. Sudan’ın her yerindeki tüm komitelerin gösterilerde ciddi ve barışçıl bir şekilde çalışma arzusunda rağmen darbeciler, bizi tekrar tekrar barıştan sapmakla suçlamaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Komitelerin dış rolü
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Direniş Komiteleri, uluslararası açıdan kabul görmüş organlar haline geldi. Dış taraflar, Sudan sorununu çözmek için bir vizyon bulmak amacıyla komite üyeleriyle bir araya geldi ve onlarla oturdu. Komiteler, geçmiş günlerde Sudan’daki siyasi istişareler çatısı altında Birleşmiş Milletler Sudan misyonu UNITAMS’ın siyasi büro temsilcileriyle bir araya geldi. Komite, Facebook üzerinden yaptığı bir açıklamada, “Direniş Komiteleri’nin güncel meselelere bakış açısını ve komitelerin vizyonunu anlamak için misyonun siyasi departmanı tarafından bir dizi soru gündeme getirildi” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, “Temsilciler, sorunun olağanüstü hâl, baskı öldürme, tutuklama, zorla kaybetme ve bugüne kadar devam eden diğer ihlaller başta olmak üzere darbe öncesi ve sonrası uygulamalarıyla demokratik süreçte askeri bileşenin engellendiğini belirttiler” denildi.
Sudan Direniş Komiteleri, açıklamalarını “İlan edilecek siyasi tüzüğün, gerekli yönetim yapılarının mekanizma ve şekillerine tatmin edici cevaplar vereceği açık. Mevcut güvenlik komitesiyle ortaklığı, müzakereyi ve pazarlığı reddedici tutumunu teyit eden bir muhtıra da verildi” ifadeleriyle sonlandırdı.
Aynı şekilde siyasi analist Mahmud Ebu Bekir, “Direniş Komiteleri, Sudan sokaklarında önemli bir rol oynuyor. Kimse bunu inkâr edemez. Bununla da kalmayıp, komitelerin ülkedeki ekonomik krize çözüm ürettiği, ekmek ve diğer ihtiyaçları sağladığı biliniyor. Bu durum, Direniş Komiteleri’nin üyelerinin mutlak siyasi eylem için nitelikli oldukları anlamına gelmiyor. Zira birçok üye, yasal yaşları olan 18’i aşmadı ve siyasi deneyimleri sınırlı” dedi.
Ebu Bekir, “Bu, onları siyasi çalışmalardan dışlamak anlamına gelmiyor. Ancak genel olarak siyasi partileri ve politikacıları dışlama girişimleri yanlıştır. Bu durum, onların yetersiz tecrübelerini doğruluyor. Sudan’ı yaklaşan bir savaş tehlikesinden kurtarmak için herkes birbirini kabul etmelidir” şeklinde konuştu.
Mahmud Ebu Bekir, “Demokratik geçiş gerekli bir şeydir. Hepimiz onu destekliyoruz, ancak bu, bu komitelerin sokakta oldukları için diğer tüm siyasi yelpazeleri reddettiği yanılgısını kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor” dedi.

Eylemlilik haftası
Komiteler hala siyaset sahnesine hâkim. Öyle ki yetkiyi sivillere devretmeleri ve 25 Ekim darbesinden bu yana 75 protestocuyu öldürmekle suçlananları adalete teslim etmeleri için yetkililere baskı yapmak amacıyla, gelecek pazartesi günü başlayan ve perşembe günü sona erecek olan yeni bir eylemlilik haftası ilan etti. Askeri darbe tarihinden bugüne kadar çok sayıda insan, Direniş Komiteleri’nin ayrılma çağrılarına dayalı olarak ordunun hükümeti kontrol etmesini kınayan gösterilere katıldı.
Siyasi analist Velid el-Hayr, “Yürüyüşlerin maruz kaldığı şiddetli vahşete, tutuklama, işkence ve öldürme kampanyalarına rağmen binlerce kişi, son üç ay içerisinde Direniş Komiteleri’nin çağrılarına dayanarak sokaklara akın etti. Bu durum, komitelerin Sudan’daki siyaset sahnesinde ve insanlar üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bu, komitelerin lehinedir. Özellikle komitelere önderlik eden gençler sokaklara dökülenler olduğu için, gün geçtikçe iktidara ulaşma ve genel olarak siyaset sahnesini kontrol etme niteliği taşıyan geniş bir popülerlik kazanacağını iddia ediyor. Bu gençler, demokratik yönetim talep eden ve diğer genç kesimleri güçlendirmeye çalışanlarla aynı kişilerdir. Kadınların bile bu komitelerdeki rolleri büyüktür. Komiteler adına konuşma konusunda nasiplerini almışlardır. Hatta ölen, yaralanan ve tecavüze uğrayan kadınlar bile vardır” açıklamasında bulundu.

Komitelerin şeytanlaştırılması
Birçok taraf, Direniş Komiteleri’ni şiddete sürüklemeye, polis ve askeri taraflarla karşı karşıya getirmeye çalıştı. Bu durum, zaman zaman yetkililer tarafından da dile getirilirken komiteler, karakolları yakmak ve durumu şiddete sürüklemekle suçlandı. Bu çerçevede ismini vermeyen bir hükümet yetkilisi, “Bizi, komiteleri şeytanlaştırmakla suçlamak yanlış. Görevliler olarak işimizi yapıyoruz ve soruşturmalarımıza dayanarak suçlamalar yapılıyor” dedi.
Ancak komitelerin farklı bir görüşü var gibi görünüyor. Öyle ki komiteler, polislerin araçlarını kendilerini yaktığını, ama eylemcileri bunu yapmakla suçladığını savundu. Komiteler ayrıca, iddialarını destekleyen videolar yayınladı.



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.