Libya ve İtalya, yasadışı göçle mücadele yollarını görüşüyor

Libya Sahil Güvenlik tarafından kurtarılan göçmenler (AP)
Libya Sahil Güvenlik tarafından kurtarılan göçmenler (AP)
TT

Libya ve İtalya, yasadışı göçle mücadele yollarını görüşüyor

Libya Sahil Güvenlik tarafından kurtarılan göçmenler (AP)
Libya Sahil Güvenlik tarafından kurtarılan göçmenler (AP)

Yedi göçmen, kötü hava koşulları ortasında Akdeniz’i geçmeye çalışırken hayatını kaybetti. Gelişmeyle eş zamanlı olarak Libya Başsavcısı Sıddık el-Sur, 26 Ocak’ta İtalya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Giovanni Salvi ile ‘yasadışı göç ve insan kaçakçılığı le mücadele’ amacıyla iki savcılık arasındaki iş birliğini geliştirme yollarını görüştü.
Libya Başsavcısı’nın Facebook üzerinden yaptığı açıklamaya göre Salvi’nin çağrısı üzerine gerçekleşen görüşmede, Ulusal Organize Suç ve Mafya ile Mücadele İdaresi Başkanı Cafiero de Rayo da yer aldı. Aktarılana göre görüşme, ‘ortak nitelikteki araştırmaların tamamlanmasını engelleyen tüm sorunların ele alınması için bir çalışma mekanizması bulmak amacıyla birlikte çalışabilirlik gereksinimlerinin ele alınması’ çerçevesinde gelişti.
Sorunların başında ‘insan ticareti, akaryakıt kaçakçılığı ve terör gibi yasadışı göç organizasyonunda yer alan ulusötesi suç örgütleriyle ilgili meseleler’ gelirken, her iki tarafın da bunlarla mücadele çabalarını güçlendirme, riskleri azaltma ve failleri kovuşturma arzuları ele alındı.
Aynı şekilde İtalya’nın Lampedusa adasının belediye başkanı, geçen salı akşamı Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, yedi göçmenin Akdeniz’i geçmeye çalışırken öldüğünü söyledi.
Bangladeş basınına göre en az 280 göçmen, Avrupa’ya ulaşmak için Libya’dan tehlikeli bir deniz yolculuğuna çıktı.
Lampedusa Belediye Başkanı Toto Martello, “Yolculuk sırasında 3 kişi öldü. Diğer 4 kişi ise Sahil Güvenlik’in tekneleri durdurup göçmenleri adaya götürmesinden sonra şiddetli hipotermi geçirmelerinin ardından öldü” dedi.
İnsani yardım kuruluşu ‘Mediterranean Hope’, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada göçmenlerin Bangladeş, Mısır, Mali ve Sudan’dan yola çıktığını ve ‘neredeyse hepsinin şiddetli hipotermiden mustarip olduğunu’ belirtti. Martello ise, şok edici durumun ‘İtalya hükümetinin ve Avrupa’nın ölümler karşısında bile tamamen sessiz kalması’ olduğunu vurguladı.
Uluslararası Göç Örgütü’nden (IOM) Flavio Di Giacomo, “Bu trajedi bize, göçmenleri hızla kurtarabilecek ve onları güvenli bir sığınağa alabilecek, denizdeki kurtarma gemilerinin sayısını kışın bile acilen artırmaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
2020 yılında yaklaşık 34 bin göçmen, İtalya’ya doğru yola çıkarken, bu sayı 2021 yılında ise neredeyse iki katına yükselerek 64 bin 500’e ulaştı.
Toto Martello, “Durum, devam eden bir olgu haline geldi. Artık yaz ve kış arasında bir fark yok” diyerek, göçmen sayısının bu yıl ise ikiye katlanmasının beklendiğini ifade etti.
Mültecilerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olan Katolik yardım kuruluşu ‘Sant’Egidio’, Avrupa Birliği’ni (AB) ‘uykudan uyanmaya’ ve yasal göç sorunu için yeni yollar açmak da dahil, hayatları kurmaya çağırdı. Kuruluş, “Avrupa’ya birkaç metre uzaklıkta soğuktan ölmeleri kabul edilemez” ifadelerini kullandı.



Teymur Canbolat, cumhurbaşkanlığı konusunu Berri ile görüşecek

Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleme kararının alındığı, ‘Demokratik Buluşma’ bloğu toplantısından bir görüntü (Al-Anba dergisi internet sitesi)
Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleme kararının alındığı, ‘Demokratik Buluşma’ bloğu toplantısından bir görüntü (Al-Anba dergisi internet sitesi)
TT

Teymur Canbolat, cumhurbaşkanlığı konusunu Berri ile görüşecek

Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleme kararının alındığı, ‘Demokratik Buluşma’ bloğu toplantısından bir görüntü (Al-Anba dergisi internet sitesi)
Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleme kararının alındığı, ‘Demokratik Buluşma’ bloğu toplantısından bir görüntü (Al-Anba dergisi internet sitesi)

Lübnan’da cumhurbaşkanlığı krizine ilişkin görüşmeler sürüyor. İlerici Sosyalist Parti Genel Başkanı Velid Canbolat’ın katılımıyla gerçekleştirilen ‘Demokratik Buluşma Bloğu’ toplantısına hâkim siyasi atmosferi yakından takip eden siyasi bir kaynak, eski bakan Cihad Azur’un adaylığına verilen desteğin, (bazılarının dediği gibi) ‘hiçbir partiye meydan okumayan bir aday üzerinde uzlaşma kapısını kapattığı’ anlamına gelmediğini söyledi.

Siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Demokratik Buluşma’nın, ülkenin daha fazla bölünmeye doğru kaymasını önleyecek, uzlaşmaya dayalı bir aday arayışında, cumhurbaşkanı seçiminde yer alan tüm taraflarla iletişim kurmayı sürdüreceğini vurguladı. Demokratik Buluşma Başkanı Teymur Canbolat’ın yakın zamanda Meclis Başkanı Nebih Berri’yi ziyaret etmeyi planladığını belirten kaynak, bunun yalnızca Berri’yi Azur’un adaylığının ardındaki atmosfere dahil etme değil, daha ziyade ‘cumhurbaşkanlığı seçimini, cumhurbaşkanlığı boşluğunun sona ermesini engelleyen çıkmazdan çıkarmadaki’ rolünü vurgulama amacı taşıdığını söyledi.

Kaynak, Demokratik Buluşma’nın Azur’un adaylığını desteklemesinin, onu aday gösteren güçlerin arkasında saf tutmayı amaçlamadığına dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Çünkü İlerici Sosyalist Parti Başkanı, Hizbullah ve Meclis Başkanı Berri başta olmak üzere farklı siyasi güçlerle tartıştığı bir sepet isim arasından kendisini ilk aday gösteren isim oldu. Baba Canbolat, oğlu Teymur’un da katılımıyla, yaklaşık altı ay önce Hizbullah Genel Sekreteri’nin siyasi yardımcılarından Hüseyin Halil ve Hizbullah’taki irtibat ve koordinasyon görevlisi Vefik Safa ile yaptıkları görüşmede bu ismi tartışmıştı. Ancak onların fikrini öğrenmek için uzun süre beklediler ve cevap alamadılar.”

Kaynağa göre İlerici Sosyalist Parti Başkanı, Halil ve Safa’ya ‘Marada Hareketi lideri eski milletvekili Süleyman Franciyye’nin adaylığını desteklemediğini, çünkü bunun Azur’ın adaylığının aksine diğer ekibe bir meydan okuma oluşturduğunu’ söyledi. Kaynak ayrıca, Hizbullah’a teslim ettiği listede başka adayların da yer almasına kapıyı kapatmadığına dikkat çekti.

Aynı kaynak, İlerici Sosyalist Parti Başkanı’nın Franciyye’nin adaylığına kişisel nedenlerle itiraz etmediğini çünkü kişisel düzeydeki ilişkilerinin kusursuz olduğunu ifade ederken, itirazının ‘ülkedeki dengeli bir siyasi gruba meydan okuyan bir siyasi eksene ait olmasından’ kaynakladığını vurguladı. Kaynak, Azur’u ilk aday gösterenin kendisi olduğunu ve o sırada siyasi güçlerin muhalefetiyle karşılaştığını, ancak daha sonra adaylığını desteklemek için tavrılarını değiştirmek üzere inisiyatif aldıklarını vurguladı.

Demokratik Buluşma ve İlerici Sosyalist Parti Başkanının, Azur’u zorlu bir aday olarak görmediğini belirten kaynak, bu iki tarafın daha önceki seçim oturumlarında, siyasi ekibine meydan okuma teşkil ettiği bahanesiyle muhalefet ekseni ve diğer temsilciler tarafından itirazla karşılaşan Milletvekili Mişel Muavvad için oy kullandıklarını hatırlattı.

Siyasi kaynak açıklamasının devamında “Tüm bu suçlamalar yerinde olsaydı Demokratik Buluşma, Azur’un adaylığını destekleyen muhalefet güçlerinin aksine, Meclis Başkanı Berri’nin yasama organının başında yeni bir başkanlık dönemine destek vermezdi” dedi.

Demokratik Buluşma’nın Azur’u aday göstererek herhangi bir siyasi partiye boyun eğmediğini, çünkü ona verdiği desteğin kimseyi şaşırtmaması gereken bir tavır olduğunu belirten kaynak, Demokratik Buluşma ve beraberinde İlerici Sosyalist Parti Başkanı, mutabakata dayalı bir aday üzerinde anlaşmaya varmak için zorunlu bir geçiş olarak kartları yeniden karıştırmakta sabırsızlandıkları sürece bir siyasi ekibi dışlayıcı konumda olmayacaklarını vurguladı. 

Siyasi kaynak “Demokratik Buluşma, siyasi denklemin ana bileşenlerinden sayılan Şii bileşenin, ülkeye ağırlık veren diğer bileşenler gibi dışlanmasına taraf olmayacaktır” diyerek, Hizbullah’a atıfla, belirli bir tarafın kendi adayını dayatma ısrarı karşısında uzlaşma için baskı yaptığını söyledi.

Meydan okuma mantığından çıkmanın koşulu olarak Demokratik Buluşma’nın uzlaşma çağrısı yaptığını belirten kaynak, buna yönelik olumsuz tavrın ardındaki nedenlere dikkat çekti.

Temsilciler Meclisi Başkanı Berri, birkaç gün önce cumhurbaşkanının belli bir parti tarafından seçilmesinin zor olduğunu açıkladı. Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiddin’in de ‘adı veya rengi ne olursa olsun, herhangi bir ekibin bir başkan bulmasının zor olduğu’ sözleriyle Berri ile koordinasyon sağlamak için inisiyatif aldığını söyledi.

Diğer yandan söz konusu kaynak, muhalefet ekseninin, tavrını değiştirmeyen Demokratik Buluşma ile tartışmaya girmesinin hiçbir gerekçesi olmadığını söyledi. Aynı şekilde bazı taraflara özellikle de Berri ile olan ilişkisinde hevesli olduğunu ve ‘iki eksen arasında ayrıma yol açacak siyasi ittifakların dışından bir cumhurbaşkanı seçmeye zorlayan siyasi anahtar arayışında’, yolun ortasında durduğunu göstermeye çalıştığını vurguladı.


Batı ve Arap dünyası Libya seçimlerine yönelik çalışmalarına hız verdi

Dibeybe, İtalya'nın yeni Libya büyükelçisi Gianluca Alberini ile Roma'daki konutunda bir araya geldi. (Libya hükümeti)
Dibeybe, İtalya'nın yeni Libya büyükelçisi Gianluca Alberini ile Roma'daki konutunda bir araya geldi. (Libya hükümeti)
TT

Batı ve Arap dünyası Libya seçimlerine yönelik çalışmalarına hız verdi

Dibeybe, İtalya'nın yeni Libya büyükelçisi Gianluca Alberini ile Roma'daki konutunda bir araya geldi. (Libya hükümeti)
Dibeybe, İtalya'nın yeni Libya büyükelçisi Gianluca Alberini ile Roma'daki konutunda bir araya geldi. (Libya hükümeti)

Batı ve Arap ülkeleri, Libya'daki seçim sürecini olağan seyrine geri döndürmek ve bu yıl seçimlerin yapılmasını sağlamak için çalışmalarını artırdı. Açıklamada anlaşmaya varmak için tüm ‘zıt noktaların’ ele alınması gerektiği vurgulandı.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “Birçok kişi geçiş sürecini uzatmanın yollarını arıyor. Biz ise seçime gidelim diyoruz” dedi.

Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanan ‘Libya'da Seçim Yasalarını Belirleme (6+6) Komitesi’nin’ toplantısından çıkan sonuçların tutarsızlığının arka planına karşı, ABD ve dört Avrupa ülkesinin Libya'daki büyükelçilikleri ‘BM misyonunun seçimleri düzenlemek için bir anlaşmaya varmak ve tüm önemli noktaları ele almak amacıyla Libya kurumlarıyla birlikte çalışma taahhüdünü’ memnuniyetle karşıladıklarını duyurdular.

Beş ülkenin büyükelçilikleri geçtiğimiz perşembe akşamı yaptıkları ortak açıklamada, ‘Seçimlerin yapılması için siyaset, emniyet ve kanun düzleminde bir ortam sağlamak amacıyla Libya'daki aktörleri BM temsilcisi Abdullah Batılı ile birlikte çalışmaya’ çağırdı.

İhya Libya Bloğu'nun cumhurbaşkanı adayı ve başkanı Aref Nayed, Anayasa Beyannamesi'nin 13 sayılı değişikliğine dayanarak 6+6 komitesinin sonuçlarının bağlayıcı olduğunu ve Temsilciler Meclisi veya Üst Kurul tarafından değiştirilemeyeceğini söyledi.

Nayed Şarku'l, Avsat'a yaptığı açıklamada "Artık cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için güçlü bir bağlayıcı temelimiz var" ifadesini kullandı.

Nayed perşembe akşamı ABD'nin Libya Büyükelçisi ve Özel Temsilcisi Richard Norland’ın da aralarında bulunduğu ABD Dışişleri Bakanlığı ekibi ve ABD Çatışma ve İstikrar Operasyonları Ofisi Yakın Doğu Departmanı Direktörü Jeff Mazur ile Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı konutunda bir araya geldi.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanlığı karargahında yapılan görüşmede Nayed, ABD Çatışma ve İstikrar Operasyonları Ofisi Yakın Doğu Departmanı Direktörü Jeff Mazur (ortada) ve ABD'nin Libya Büyükelçisi Norland (sağda) bir araya geldiler. (Nayed'in Facebook hesabı)
ABD Dışişleri Bakanlığı karargahında yapılan görüşmede Nayed, ABD Çatışma ve İstikrar Operasyonları Ofisi Yakın Doğu Departmanı Direktörü Jeff Mazur (ortada) ve ABD'nin Libya Büyükelçisi Norland (sağda) bir araya geldiler. (Nayed'in Facebook hesabı)

Libya'daki Birleşmiş Milletler Misyonu, ‘ülkede çatışan tarafları anlaşmaya varmaya, çözülmemiş sorunları ele almaya ve mevcut yıl içinde seçim yapmak için daha güvenli ve daha uygun bir ortam yaratmaya’ çağırdı.

Fransa, Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ın düzenlediği ziyaretlerle Libya'daki diplomatik rolünü ikiye katlamaya çalışıyor. Soler ve Mihrac, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı Ömer Buşah ile Trablus'ta bir araya geldiler.

Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Abdullah Bathiliy, misyonun Trablus'taki karargahında Fransa'nın Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Libya Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ı kabul etti. (BM Libya Destek Misyonu)
Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Abdullah Bathiliy, misyonun Trablus'taki karargahında Fransa'nın Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Libya Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ı kabul etti. (BM Libya Destek Misyonu)

Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Abdullah Bathiliy, Twitter hesabından yaptığı açıklamada Soler ve Mihrac ile bir araya gelerek Libya'daki son siyasi ve güvenlik gelişmelerini tartıştığını duyurdu. Bathiliy ve konukları Libya’da seçim sürecini etkinleştirme, Libyalıların liderlerini seçme hakkını güvence altına alma ve kurumlarını meşrulaştırmak için tüm Libyalı taraflarla ortak çabaları sürdürme konusunda anlaştılar.

Libya Devlet Yüksek Konseyi ve Temsilciler Meclisi'nin 6'şar üyesinden oluşan Seçim Yasalarının Belirlenmesi Komitesi, toplantıdan çıkan sonuçları savundu. Komite, Temsilciler Meclisi ve Devlet Başkanlığı seçimine ilişkin kanunların hazırlandığını duyurdu.

BAE ve Irak dahil olmak üzere Arap ülkeleri ve Mısır, 6 + 6 Komitesi’nin ‘seçim yasalarını hazırlamak amacıyla’ yürüttüğü çabaları memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan Cuma günü yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Mısır, Libya başkanlık ve parlamento seçimlerinin mümkün olan en kısa sürede aynı anda yapılması için gerekli tüm çerçevelerin yerine getirilmesi amacıyla Temsilciler Meclisi'ni ve hükümeti Suheyrat Anlaşması’ndaki yetkilere uygun olarak kendilerine verilen rolleri sürdürmeye teşvik ediyor."

Mısır ayrıca, Libya krizinde yer alan tüm tarafları, ‘istenen hedefe, kardeş Libya'ya istikrarın geri dönüşüne ve halkının özlemlerinin gerçekleştirilmesine ulaşmak için çözümün Libya'nın mülkiyetinde olması ilkesi doğrultusunda ortaya konan çabalara’ destek vermeye çağırdı.

Bu bağlamda Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, geçtiğimiz perşembe akşamı Fransa'nın Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Libya Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ı kabul etti. Görüşmede 6+6 komitesinin toplantısından çıkan sonuçlara ek olarak göçmenler, sınır güvenliği, askeri iş birliği ve ekonomi dahil olmak üzere birçok konu ele alındı.

Fotoğraf Altı: Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, perşembe akşamı Fransa'nın Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Libya Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ı kabul etti. (Başkanlık Konseyi)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, perşembe akşamı Fransa'nın Libya Büyükelçisi Paul Soler ile Libya Özel Temsilcisi Mustafa Mihrac'ı kabul etti. (Başkanlık Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, çarşamba günü İtalya ziyaretinde yaptığı açıklamada 6+6 Komitesi tarafından çıkarılan seçim yasalarıyla ilgili olarak şunları söyledi:

"Hükümet uzun geçiş dönemini sona erdirmeyi hedefliyor. Ancak önce istisnasız tüm Libyalıları içeren dengeli ve adil bir anayasaya sahip olmak gerekiyor."

Dibeybe, İtalyan haber ajansı Nova'ya verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:

“Seçimler anayasa yapılmasını gerektiriyor ve bu hükümetin görevi değil. İşimiz çok açık ve iki amacı var: Seçim komitesini desteklemek ve seçmenlerin ve seçim sürecinin güvenliğini sağlamak. Sandıkları kontrol etmekte ve güvence altına almakta hiçbir sıkıntımız yok. İki sorunumuz var: Anayasa ve seçimler için yol haritası belirlemek. Bu nedenle, anayasa dengeli, adil ve istisnasız tüm Libyalılar için tasarlanmış olmalı. Anayasa bugün yapılsaydı yarın seçim de yapılacaktı.”

Dibeybe, İtalya'nın Libya'daki yeni büyükelçisi Gianluca Alberini ile cuma günü Roma'daki konutunda bir araya geldi. Alberini, Libyalılara verilen vize sayısını artırmak ve özel sektörün iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini harekete geçirmek için çalışacağını söyledi.

Diğer yandan Libya'nın batısında, Zaviye kentindeki Biru Muammer bölgesinde ‘insansız hava araçları’ ile -hava saldırıları düzenlendi. Görgü tanıklarına göre dumanların yükseldiği yerlerde şehirdeki kaçakçılar bulunuyordu. Dibeybe hükümetinin Savunma Bakanlığı’ndan ise saldırıya ilişkin resmi bir açıklama gelmedi.


İran, ABD'nin yaptırımları nedeniyle Irak'ta tutulan 2,7 milyar doların serbest bırakıldığını duyurdu

AA
AA
TT

İran, ABD'nin yaptırımları nedeniyle Irak'ta tutulan 2,7 milyar doların serbest bırakıldığını duyurdu

AA
AA

İran'ın, ABD'nin tek taraflı yaptırımları nedeniyle Irak'ta dondurulan varlıklarından 2 milyar 700 milyon doların serbest bırakıldığı bildirildi.

İran resmi ajansı IRNA'ya konuşan İran-Irak Ticaret Odası Başkanı Yahya İshak, ülkesinin Irak'ta tutulan 2,7 milyar dolarlık varlığının serbest bırakıldığını açıkladı.

Serbest bırakılan varlıkların İran'daki döviz piyasasının istikrarına önemli katkı sağlayacağını belirten İshak, fonların bir kısmının Irak'a dini ziyaret amacıyla giden İran vatandaşları için bir kısmının da temel ihtiyaç malzemelerinin teminine tahsis edildiğini belirtti.

İshak, "Bu durum kesinlikle piyasalara olumlu yansıyacaktır." ifadelerini kullandı.

Öte yandan devlet televizyonunda konuyla ilgili yayınlanan haberde, Amerikan Merkez Bankası'nın izniyle İran'ın Irak'taki döviz kaynaklarından 2,7 milyar doların serbest bırakıldığı aktarıldı.

İran'ın yarı resmi ajansı ISNA 6 Haziran'da yayımladığı haberinde, Tahran'ın, ABD'nin tek taraflı bankacılık yaptırımları nedeniyle Irak'ta 10 milyar dolar ve Güney Kore'de 7 milyar dolar dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması konusunda mutabakat sağlandığını duyurmuştu.

Haberde mutabakatın, Umman Sultanı Heysem bin Tarık'ın 29 Mayıs'ta Tahran'a yaptığı ziyaret ve ABD Başkanı Joe Biden'ın Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk'ün Umman ziyareti sırasındaki temaslarda sağlandığı kaydedilmişti.


Sudan’daki ateşkesin kontrol şartları

Hartum çatışmalar nedeniyle enkaz haline geldi. (AFP)
Hartum çatışmalar nedeniyle enkaz haline geldi. (AFP)
TT

Sudan’daki ateşkesin kontrol şartları

Hartum çatışmalar nedeniyle enkaz haline geldi. (AFP)
Hartum çatışmalar nedeniyle enkaz haline geldi. (AFP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün Riyad ve Washington’ın Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcilerinin, Hartum saatiyle sabah 6'dan itibaren ülke genelinde 24 saatlik ateşkes için anlaşmaya vardıklarını duyurdu.

Anlaşmaya göre yeni ateşkes sıkı bir şekilde denetlenecek ve her iki tarafın da niyeti test edilecek. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Sudan'daki çatışma taraflarının ateşkes boyunca hava saldırılarını ve topçu bombardımanını durdurmayı, insansız hava araçları (İHA) kullanmamayı, İHA’ları yeniden konumlandırmayı ve tedarik etmemeyi, ateşkes döneminde askeri bir avantaj elde etmeye çalışmamayı taahhüt edeceği aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre taraflar ayrıca insani yardımın serbest dolaşımına ve ülkenin her yerine erişimine izin vermeyi taahhüt edecek. Açıklamada, Riyad ve Washington’ın, önceki ateşkeslere uyulmaması nedeniyle Sudan halkının hayal kırıklığı yaşadığı ve bu nedenle bu ateşkesin, insani yardımın gelişini kolaylaştırmak, şiddet ortamını kırmak ve iki ülke arasındaki güven artırıcı önlemlerin güçlendirilmesine katkıda bulunmak için önerildiği kaydedildi.

Diğer yandan Hartum’da geniş alanlarda ordu ve HDK arasında çatışmalar devam etti. Ordu resmi Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, mütareke süresince HDK işleyeceği her türlü ihlalle ilgilenme hakkını saklı tuttuğunu bildirdi.

Sudan Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Şemseddin Kabaşi yaptığı açıklamada, ordu güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yaklaşık iki aydır yürüttüğü iç savaşta ‘istikrarlı ve kararlı’ olduğunu ifade etti.

Kabaşi, Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin Twitter'daki sayfasında bir grup askerle birlikte göründüğü kayıtta, Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın komuta kadrosuyla birlikte savaşı kendisinin yönettiğini vurguladı.


Sudan Doktorlar Sendikası: Cineyne’de insanlık trajedisi yaşanıyor

Darfur'dan kaçıp Çad'a sığınan Sudanlı bir kadın (Reuters)
Darfur'dan kaçıp Çad'a sığınan Sudanlı bir kadın (Reuters)
TT

Sudan Doktorlar Sendikası: Cineyne’de insanlık trajedisi yaşanıyor

Darfur'dan kaçıp Çad'a sığınan Sudanlı bir kadın (Reuters)
Darfur'dan kaçıp Çad'a sığınan Sudanlı bir kadın (Reuters)

Sudan Doktorlar Sendikası, Batı Darfur eyaletine bağlı Cineyne kentinde yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıyla sonuçlanan olaylarının ardından vatandaşların barınaklara ve evlere sığınmak zorunda kaldığını bildirdi.

Sendika Facebook’tan yaptığı açıklamada, sağlık sistemi ve kamu hizmetlerinin çökmesinin yanı sıra insani yardım kuruluşlarının hizmetten çekilmesinin bölgeyi hayalet şehre çevirdiğini bildirdi. Açıklamada, dünyanın en büyük insanlık trajedisinin yaşandığı şehirde ölüm kokusundan başka bir şey olmadığı belirtilerek, bunun bölgesel ve uluslararası sessizliğin yaşanasıyla olduğu aktarıldı.

Olaylar sırasında birçok insan hakları ihlalleri yaşandığına değinen Sendika, sivillerin öldürüldüğünü, yerlerinden dildiğini, mülklerinin yağmalandığını, medya aktivistleri ve insan hakları savunucularının zorla kaçırıldığına atıfta bulundu.


İsrail güçlerinden yıkıma karşı düzenlene gösteriye sert müdahale

Lübnanlılar Kefr Şuba kasabasında İsrail güçlerine taş atarak karşılık verdi. (AP)
Lübnanlılar Kefr Şuba kasabasında İsrail güçlerine taş atarak karşılık verdi. (AP)
TT

İsrail güçlerinden yıkıma karşı düzenlene gösteriye sert müdahale

Lübnanlılar Kefr Şuba kasabasında İsrail güçlerine taş atarak karşılık verdi. (AP)
Lübnanlılar Kefr Şuba kasabasında İsrail güçlerine taş atarak karşılık verdi. (AP)

Lübnan vatandaşları ile İsrail ordu güçleri arasında iki ülke sınırında yaşanan çatışmadan bir saat sonra, Birleşmiş Milletler ve Avrupa ülkelerinin müdahalesiyle bölgede yeniden sükûnet hâkim oldu.

Görgü tanıklarına göre bu durum İsrail ordusunun Lübnan-İsrail sınırı boyunca uzanan topraklarda başlattığı operasyonlardan kaynaklanıyor. Söz konusu operasyonlar arasında bir arazide cadde için yol açılmasını kapsıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Lübnanlı vatandaşlar çarşamba günü söz konusu operasyonlara itiraz ederek ordunun buldozerinin önüne kendilerini siper ettiler. Ancak buldozer sürücüsü protestoculardan bir adamı toprakla örtmeye çalıştı. Ancak UNIFIL müdahale ettikten sonra buldozer durduruldu ve adam kurtarıldı. Sonrasında buldozer çalışmaya devam etti.

Cuma günü, Kefr Şuba ve el-Argub köylerinden Lübnanlı vatandaşlar sınır hattındaki arazilerinin buldozerle yıkılmasını protesto etmek için sokağa çıktı. İsrail askerleri vatandaşlara gaz bombası ile müdahale etti.

UNIFIL güçleri olay yerine intikal etti ve durumun daha da kötüleşmesini önlemek için sınır köyü Kefr Şuba’da konuşlandı. Lübnan ordusu da bölgeye takviye kuvvetler getirdi. Daha sonra UNIFIL güçleri Lübnan ordu güçlerini İsrail ordusundan ayırmaya çalıştı.

Söz konusu köylerin, İsrail'in 1967 yılında Golan Tepelerini işgal ederek ele geçirdiği Lübnan'a ait Şebaa Çiftliklerine komşu olması dikkat çekici olarak nitelendi. İsrail ordusu sınırın tanınan İsrail toprakları kısmında operasyon yaptığını iddia etse de Lübnanlılar buranın kendi toprakları olduğunu savunuyor.

Lübnanlı göstericilerin birkaç gün önce İsrail ordusunun bu bölgeye yerleştirdiği çitin bir bölümünü kaldırmayı başardığı bildirildi. Lübnanlı vatandaşlar bu çitin kendi topraklarına yerleştirildiğini doğruladı. İsrail ordusu bunu UNIFIL ile koordinasyon içinde yaptığını iddia etti.

Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre bir grup vatandaş cuma namazı kılmak üzere Bereket Biasail yakınlarındaki Kefr Şuba kasabasının eteklerinde Hasbaya Merciiyyûn Müftüsü Şeyh Hasan Dallah ve Temsilci Kasım Haşim’in huzurunda toplandı. İsrail’in işgal altındaki toprakları şehrin dışındaki kurtarılmış topraklardan ayıran mavi hattın yakınında yaptığı kazı çalışmalarına itiraz eden çok sayıda vatandaşın sınır hattına girme ve hattın büyük bir kısmını kaldırma girişimine sis bombasıyla karşılık verildi.

Lübnan ordusu uluslararası acil durum güçleriyle koordinasyon halinde devriyelerini sürdürüyor.


24 saatlik ateşkesin yürürlüğe girmesiyle Hartum'da sakinlik hakim

Hartum'da gıda malzemeleri almak için bir pazarda insanlar toplanırken binaların üzerinden dumanlar yükseliyor (AFP)
Hartum'da gıda malzemeleri almak için bir pazarda insanlar toplanırken binaların üzerinden dumanlar yükseliyor (AFP)
TT

24 saatlik ateşkesin yürürlüğe girmesiyle Hartum'da sakinlik hakim

Hartum'da gıda malzemeleri almak için bir pazarda insanlar toplanırken binaların üzerinden dumanlar yükseliyor (AFP)
Hartum'da gıda malzemeleri almak için bir pazarda insanlar toplanırken binaların üzerinden dumanlar yükseliyor (AFP)

Sudan'ın başkenti Hartum'da bu sabah ABD ve Suudi Arabistan'ın arabuluculuğunda insani yardımın ulaşmasını sağlayacak 24 saatlik ateşkesin yürürlüğe girmesiyle görece sakinlik hakim oldu.

Kısa süreli ateşkes, Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sekiz hafta önce ihlal edilen bir dizi ateşkes anlaşmasının ardından geldi.

ABD ve Suudi Arabistan, son ilan edilen ateşkesin ihlal edilmesiyle ‘hayal kırıklığına uğradıklarını’ açıklayarak, çatışmaların devam etmesi halinde dolaylı olarak devam eden görüşmeleri erteleme tehdidinde bulundu.

15 Nisan’da başlayan çatışmalar, Hartum, Kuzey Hartum ve Omdurman kentleri başta olmak üzere Sudan sokaklarını savaş alanına çevirdi.


Rus vatandaşının köpekbalığı tarafından öldürülmesinin Mısır'da yaz turizmine etkisi ne olur?

Hurgada, plajlarıyla ünlü bir belde. (Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı)
Hurgada, plajlarıyla ünlü bir belde. (Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı)
TT

Rus vatandaşının köpekbalığı tarafından öldürülmesinin Mısır'da yaz turizmine etkisi ne olur?

Hurgada, plajlarıyla ünlü bir belde. (Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı)
Hurgada, plajlarıyla ünlü bir belde. (Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı)

Mısır'ın Hurgada kentinde bir Rus vatandaşının köpekbalığı tarafından öldürülmesinin ardından Mısır hükümeti bu saldırıların tekrarlanmaması için önlemler alıyor. Hurgada olayının yaz turizmini ne ölçüde etkilediği ise merak konusu.

Mısır'daki Rus Büyükelçiliği de Perşembe akşamı resmi Facebook sayfasından yaptığı açıklamayla ‘bir Rus gencinin köpekbalığı saldırısı sonucu öldüğünü’ doğruladı. Elçilik, Rus turistlere yüzerken güvenlik talimatlarına uymaları çağrısında bulundu.

Bunun ardından Mısır Çevre Bakanlığı da perşembe akşamı şu açıklamayı yaptı:

“Kızıldeniz'deki rezervlerde yapılan incelemeler sonucunda bir (kaplan) köpekbalığının sahilde yüzen bir kişiye saldırarak ölümüne neden olduğu tespit edildi.”

Mısır Çevre Bakanı Yasmin Fuad da Kızıldeniz Valisi ile koordinasyon halinde ‘cuma sabahından itibaren iki gün süreyle kuzeyde (el-Cüne Resort) ile güneyde (Ebu Soma Bay) sınırı arasında kalan bölgede yüzme ve dalış faaliyetleri ile tüm su sporlarının durdurulması için tedbirler alınması’ talimatını verdi.

Çevre Bakanlığı ‘bu tür kazalar durumunda uygulanan uluslararası protokollere bağlı kalınarak yüzme faaliyetlerinin engellendiğini’ doğruladı. Bakanlık ayrıca Kızıldeniz kıyılarına gelen vatandaşlara ve ziyaretçilere ‘güvenliklerini sağlamak amacıyla Kızıldeniz'deki doğal kaynaklarla ilgili talimatlara ve kontrollere uymaları’ çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre olay Mısır Parlamentosu’nun da gündemindeydi. Parlamento üyesi Mohamed el-Cebelevî cuma günü Çevre Bakanlığı'nın sahillerin güvenliğini sağlamadaki rolü ve ‘Hurgada olayının’ koşulları hakkında parlamentoda bir brifing verdi.

Cebelevî Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Çevre Bakanlığı düzenli olarak yırtıcı deniz organizmalarının biyolojik davranışları üzerine bilimsel çalışmalar yapıyor ve köpekbalıklarının yılın bu döneminde plajlara sık sık yaklaştığı biliniyor. Bu nedenle buradaki çevre organizasyonu bu meselede asıl yetkiye sahip. Turistik köylerin, rezervlerin ve plajların çevresel denetimi Çevre Bakanlığı'nın yetkisi dahilindedir, bu da onları denetleyen yetkililerin vatandaşları ve turistleri korumak için proaktif uyarı adımları atabilmelerini sağlar, buna yırtıcı hayvanların plajlara yaklaşabileceği yerler hakkında uyarılar yapmak da dahildir.”

Diğer güvenlik önlemlerinin yanı sıra plajların güvenliğini sağlamak için güvenlik ağlarının yerleştirildiğinden emin olmak gerektiğini belirten el-Cebelevî sözlerinin devamında “Mısır çok başarılı bir turizm sezonuna tanıklık ediyor. Öyleyse neden böyle bir olayın bu sezonu bozmasına izin verelim? Yeter ki bunu önlemenin yolları olsun” dedi.

Mısırlı turizm uzmanı Ahmed Kasım da şu açıklamada bulundu:

“Bu talihsiz olay dünyanın pek çok ülkesinde görülebiliyor ve şimdiye kadar Hurgada'daki pek çok turistin kazanın niteliğini ve sahilleri güvence altına almak için deniz faaliyetlerini geçici olarak durdurma prosedürlerini anladığını gözlemledik. Kazanın, Mısır'da turizmin rakamlara ve büyük bir pozitif patlamaya tanık olduğu bu dönemde turizmi etkilemeyeceğini umuyoruz.”

Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanı Ahmed İsa da birkaç gün önce yaptığı açıklamada ‘Mısır'a geçtiğimiz Nisan ayında 1,35 milyon turist geldiğini’ söylemişti. Mısırlı Bakan bir basın toplantısında ‘Mısır'ın bu yılın ilk beş ayında yaklaşık 7 milyon turist aldığını ve yıl içinde 15 milyon, gelecek yıl ise 18 ila 20 milyon turist almayı hedeflediğini’ kaydetti.

Mısırlı yetkililer geçtiğimiz yılın temmuz ayında Hurgada'daki Sehl Haşiş tatil beldesi açıklarında iki turistin yaşamını yitirdiği köpekbalığı saldırısının ardından kapsamlı bir soruşturma yürütmüş ve Kızıldeniz Valiliği Sehl Haşiş bölgesinden Makadi bölgesine kadar kaza alanını çevreleyen plajları kapatmıştı.

Ekim 2020'de ise Güney Sina Vilayeti'ndeki Ras Muhammad Reserve plajını ziyaret edenler, ölümle sonuçlanmayan köpekbalığı saldırılarına maruz kaldılar. 2010'da Şarm El-Şeyh'te meydana gelenler, çok sayıda Avrupalı turistin ölmesi ve yaralanması nedeniyle Mısır'da son otuz yılda yaşanan en ciddi köpekbalığı saldırısı vakaları arasındaydı.


İsrail'deki Arap toplumunda insan katliamı

Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetlere karşı bir yürüyüş düzenlendi. (AFP)
Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetlere karşı bir yürüyüş düzenlendi. (AFP)
TT

İsrail'deki Arap toplumunda insan katliamı

Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetlere karşı bir yürüyüş düzenlendi. (AFP)
Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetlere karşı bir yürüyüş düzenlendi. (AFP)

Organize suç örgütlerinin düzenlediği bir operasyonda beş kişinin öldüğü Yafa en-Nasıra beldesinde yaşananları anlamak için bu çağrının metnini incelemek gerekiyor:

Sizi öldürmeyeceğiz ama kalbinizi yakacağız. Ailenizdeki en iyi insanı öldüreceğiz.

Ve bu tehditlerin ardından telefon kapandı…

Çağrıyı alan adam, hayattaki en önemli projesini gerçekleştirmek için çok çalışmış ve yorulmuş. Yakınlardaki bir Yahudi kasabasını genişletmek amacıyla İsrail hükümeti tarafından toprakları elinden alınan basit bir Bedevi aileden gelen bu adam, kendisi için en iyi tazminatı oğlunun ve kızlarının eğitiminde görmüş. En büyük oğlu tıp fakültesinden yeni mezun olmuş ve yakınlardaki bir hastanenin acil servisinde çalışmaya başlamış. Telefonda söz konusu tehdidi alınca aklına hemen doktor olan oğlu gelmiş.

Söz konusu adamın ailesi, kabile anlaşmazlıkları içinde yaşayan ailelerden değil ve herhangi bir ekonomik sorunu da bulunmuyor. Tek mesele köydeki yerel meclis başkanıyla akrabalık ilişkileri olduğu. O, bu akrabalığın kendisini suç çetelerinin hedefi haline getirdiğini anladı. Divan başkanı olan akrabasını aradı. Beraber gidip polise haber verdiler. Ama bununla da yetinmedi. Çünkü İsrail polisinin konuyla ciddi ve samimi bir şekilde ilgileneceğine inanmıyor. Ona göre, İsrail polisi ‘İsrail'deki Arapların iç sorunlarla meşgul olduğunu ve birbirlerini tasfiye ettiğini görmeyi seviyor.’ Bu yüzden önlem almaya karar verdi. Bunun üzerine doktor oğluna bundan sonra onun arabasını kullanacağını belirterek şunları söyledi:

Ben her gün seni işe, hastaneye götüreceğim ve akşam gelip seni eve bırakacağım. Nereye gitmek istersen, seni arabayla götüreceğim.

Yafa en-Nasıra beldesindeki cinayetlere karşı gerçekleştirilen protesto yürüyüşü. (Reuters)
Yafa en-Nasıra beldesindeki cinayetlere karşı gerçekleştirilen protesto yürüyüşü. (Reuters)

Doktor, babasının kararına razı oldu ve ona arabasını verdi. Hastanedeyken ambulans ona kurşunla yaralanmış yeni bir yaralı getirdi. Ve bu onun babasıydı. Suçlular tehditlerini yerine getirmiş oldular. Ailenin ‘en iyi insanı’ olan doktorun arabasını vurdular. Ama doktoru yaralamak yerine o esnada arabayı kullanan babasını yaraladılar.

Ancak bu benzer tek olay değil. Bu adam yalnız değil. Kafr Kanna beldesinde başka bir kişi daha var. Suç örgütü mensupları onu vurarak orta derecede yaralanmasına sebebiyet verdiler. Ancak ona acıyı tattırmak için karısını öldürdüler. Yafa en-Nasıra'da da aynısını yaptılar. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre saklanarak yaşayan eski bir çete üyesini öldürmek istiyorlardı, ancak onun iki kardeşini öldürdüler. Kasabalardan birinin belediye başkan yardımcısının ailesine de aynı şeyi yaptılar. Suçlular, belediye başkanının oğlunu öldürmek istiyorlardı ama onu bulamayınca tıp fakültesi öğrencisi olan kardeşini öldürdüler.

Fotoğraf Altı: Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetler açılan pankartlarla kınandı. (Reuters)
Yafa en-Nasıra beldesinde Arap toplumunda meydana gelen cinayetler açılan pankartlarla kınandı. (Reuters)

İsrail'deki 12 Arap suç örgütüne mensup bine yakın kişi var. Örgütlerin isimleri ve üyelerinin sayısı biliniyor. Malumatlar, İbranice yayın yapan Yedioth Ahronoth gazetesi tarafından güvenlik kaynaklarından alıntı yapılarak yayınlandı. Bunların en önde gelenleri, İsrail işgalinin Batı Şeria'daki eski ajanlarını istihdam eden örgütler. Bu ajanlar, memleketlerinde ve aileleri arasında işleri açığa çıkınca İsrail'e kaçmak zorunda kalmışlardı. İsrailli yetkililer onları Arap kasabalarına yerleştirmeye çalıştı ancak güçlü bir muhalefetle karşılaştılar. Onları Yahudi ve Arapların yaşadığı karma şehirlere taşıdılar, üç yıl maaş verdiler ve bu süre sonunda iş bulmaları gerektiğini söylediler. Bazıları pişman olarak ailelerinin geçimini düzgün bir şekilde sağlamak istedi ancak bazıları ise tam tersini yaptı. Kendilerini asimile etmeye yanaşmayan Araplara ve maaşlarını kesen Yahudilere duydukları nefretle, bunu herkese haykırmaya karar verdiler.

Fotoğraf Altı: Cuma günü Yafa en-Nasıra beldesinde cinayetlere karşı düzenlenen protestolara kadınlar da katıldı. (Reuters)
Cuma günü Yafa en-Nasıra beldesinde cinayetlere karşı düzenlenen protestolara kadınlar da katıldı. (Reuters)

Şimdiye kadar, bu insanlar ağırlıklı olarak Arap toplumunda çalışıyor. Burada işleri daha kolay. İsrail polisi de statülerini tehdit etmiyor. Yolsuzluk yaptığından ve onlarla iş birliği yaptığından şüphelenilen bazı polisler bile var. Hiçbir hesap ve denetim olmaksızın insanlar arasında terör yayıyorlar. Polisi en iyi ihtimalle çaresiz bir ‘polis’ ve en kötü ihtimalle suç ortağı haline getiriyorlar. Yılın başından bugüne kadar 98 kişi öldürüldü (geçen yılın tamamında 11 kişi öldü). İsrail'deki Yahudi cemaatinde de suçlular var ama nüfusun yüzde 19'unu oluşturan Araplar bu suçların yüzde 76'sını, Yahudiler ise sadece yüzde 24'ünü işliyor. Polis, Yahudi cemaatindeki katilleri tespit etmeyi yüzde 75 oranında başarırken, Arap suçluları deşifre etmedeki başarı oranı yüzde 11'i geçmiyor.

Fotoğraf Altı: Yafa en-Nasıra beldesindeki cinayetlere karşı protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. (Reuters)
Yafa en-Nasıra beldesindeki cinayetlere karşı protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. (Reuters)

Elbette Arap toplumunun karşı karşıya olduğu büyük bir eğitim sorunu var. Örneğin ‘namus davası’, intikam meseleleri, kolay para kazanma arayışları, aldatma, dolandırıcılık ve dolandırıcılık yoluyla büyük kazançlar elde etme… Bütün bunlar, şiddetin ve suçun yayılması için verimli bir zemin oluşturuyor. Geniş bir farkındalık ve eğitim kampanyasına ihtiyaç var. Ama başka bir şey eksik: Polis. Arap toplumu organize bir suç örgütünü dağıtamıyor. Bu bir kısa çizgiye ihtiyaç duyuyor. Tüm güvenlik servislerinin görevi olduğu için yasa dışı silahları toplayamıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, hükümetindeki bu görevi Ulusal Güvenlik Bakanı olarak Itamar Ben Gvir'e emanet etti. Bu sadece Araplara karşı ırkçı fikirleri yaymakla ve tüm ülkede Arapları görmeme arzusunu gizlemekle kalmıyor, aynı zamanda rakiplerinin söylediğine göre profesyonel olarak da başarısız bir hamle. Bu nedenle ondan bir şey yapması beklenmiyor.

Dolayısıyla Araplar, kendilerine uluslararası koruma sağlanması için dünyaya çağrıda bulunuyorlar. Askeri ve güvenlik açısından en güçlü ülkelerden biri olarak kabul edilen İsrail'in şiddet ve suçla mücadelede gerçekten aciz olduğuna inanmıyorlar ve bu belayı yaymanın bir hükümet politikası olmasından korkuyorlar.


Somali: Mogadişu’da Eş Şebab’ın bir otele düzenlediği saldırıda 9 kişi öldü

Güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları sırasında otel çevresine bir ambulans (AFP)
Güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları sırasında otel çevresine bir ambulans (AFP)
TT

Somali: Mogadişu’da Eş Şebab’ın bir otele düzenlediği saldırıda 9 kişi öldü

Güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları sırasında otel çevresine bir ambulans (AFP)
Güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları sırasında otel çevresine bir ambulans (AFP)

Somali polisi bugün, başkent Mogadişu’da Eş Şebab hareketinin bir otele düzenlediği altı saat süren saldırıda 6 sivil ve 3 güvenlik görevlisinin öldüğünü, 10 sivilin de yaralandığını duyurdu.

Polis, “Saldırıda 6 sivil öldü, 10 kişi yaralandı. Güvenlik güçlerinin 3 yiğit mensubu ise şehit oldu” ifadelerini kullanarak, oteldeki 84 kişinin ise kurtarıldığını aktardı.

SNTV’nin haberine göre, Mogadişu’nun güneyindeki Liido Sahili’nde bulunan otele yönelik terör saldırısını gerçekleştiren Eş Şebab milisleri güvenlik güçlerine pusu kurdu.

Olay yerinden kaçan Somaliler (EPA)
Olay yerinden kaçan Somaliler (EPA)

Saldırıyı Eş Şebab üstlenirken, AFP’nin haberine göre görgü tanıkları binanın yakınlarında yoğun silah sesleri duyduğunu söyledi.