Güney Sudan Dışişleri Bakanı: Suudi Arabistan’ın sadece Ortadoğu’da değil aynı zamanda Afrika ülkelerinde de merkezi bir rol oynamasını dört gözle bekliyoruz

Güney Sudanlı Bakan Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda ülkesinin Hartum ile ilişkilerinin “çok iyi” olduğunu söyledi.

Güney Sudan Dışişleri Bakanı Mayiik Ayii Deng (Sad ed-Duseri)
Güney Sudan Dışişleri Bakanı Mayiik Ayii Deng (Sad ed-Duseri)
TT

Güney Sudan Dışişleri Bakanı: Suudi Arabistan’ın sadece Ortadoğu’da değil aynı zamanda Afrika ülkelerinde de merkezi bir rol oynamasını dört gözle bekliyoruz

Güney Sudan Dışişleri Bakanı Mayiik Ayii Deng (Sad ed-Duseri)
Güney Sudan Dışişleri Bakanı Mayiik Ayii Deng (Sad ed-Duseri)

Güney Sudan Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mayiik Ayii Deng, Cuba’nın Riyad ile kapsamlı stratejik ortaklık kurmak için var gücüyle çalıştığını ve hayati öneme sahip kalkınma projelerine yatırımlarda bulunarak ülke kalkınmasına katkı sunması için Suudi Arabistan’ın merkezi bir rol üstlenmesini dört gözle beklediğini ifade etti. 
Suudi Arabistan ziyareti sırasında Şarku’l Avsat’a röportaj veren Deng, “Suudi Arabistan ile eğitim, sağlık, diplomatik ilişkiler ve uluslararası çevrelerde ortak ilgi alanına giren meselelerle ilgili koordinasyon ve istişare gibi çeşitli alanlarda kapsamlı işbirliği anlaşması imzaladık. Riyad ile terörle mücadele işbirliği ve Yemen krizinin siyasi çözümüne geçiş için köprü görevi gören Riyad Anlaşması konusundaki pozisyonumuzun yanı sıra Cuba’nın, Riyad’ın Expo 2030’a ev sahipliği yapmasını desteklediğini vurguladık” dedi.
Güney Sudanlı Bakan, “Suudi Arabistan ziyaretimin amacı, Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit’in talimatıyla Güney Sudan hükümeti olarak kendimizi Krallığa tanıtmak ve ardından çeşitli ekonomik ve siyasi alanlarda ilişkileri derinleştirmekti. Mayardit buna büyük önem veriyor. Güney Sudan’daki yatırım fırsatlarını sunmamın yanı sıra Cumhurbaşkanı Salva Kiir’den Hadimu’l Harameyni Şerifeyn Kral Selman bin Abdülaziz’e bu kasamda bir mesaj taşıdım” ifadelerini kullandı.
Bakan Deng, “Güney Sudan Krallık için Afrika’ya açılan önemli bir kapı sayılır. Riyad’ın sadece Ortadoğu’da değil aynı zamanda Afrika ülkelerimizde de merkezi bir rol oynamasını ve ülkemizdeki yatırımın canlanmasına katkı sağlamasını dört gözle bekliyoruz. Ömer el-Beşir rejiminin düşmesinin ardından Sudan'da mevcut ortamdan ve şu anki yeni hükümetten istifade ederek Suudi yatırımlarını iki ülkeye çekmek için Hartum ile ortak çalışma güçlendirilebilir. Siyasi olayları durulduktan sonra Sudan ile ilişkilerimiz için büyük bir gelecek konusunda iyimseriz. Zira iki ülkenin halkının faydasına önümüzde halen büyük fırsatlar var” diye konuştu.

Güney Sudan’da barış talepleri
2018 savaşından sonra hükümet ve muhalefetin siyasi ortaklık kurma konusunda anlaştığı Güney Sudan’daki duruma değinen Bakan Deng, 2018 yılında hükümet ve muhalefet arasında yaşanan savaştan sonra iki taraf arasında yapılan anlaşmaya işaret ederek, ülkesinde şu anda siyasi ve güvenlik durumunun istikrarlı olduğunu ve barış talepleriyle ilgili büyük bir mesafe kat edildiğini belirtti. Güney Sudan hükümetinin karşılaştığı en büyük zorluğun güvenlik alanındaki düzenlemeler olduğunu aktaran Deng, uluslararası toplumun dikkatini Güney Sudan’dan çevirdiğini ve meseleyi sadece ülkenin evlatlarına terk ettiğini söyledi.

Hartum ve Cuba arasındaki ilişkiler
Deng, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Silahlı Kuvvetler Komutanı Orgeneral Abdulfettah Burhan, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) ve Eski Başbakan Dr. Abdullah Hamduk’un görevden ayrılmadan önce katılımıyla imzalanan Cuba Anlaşması’na dayanarak Hartum ve Cuba arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğunu söyledi.
Deng, “Kapsamlı diyalog dairesinin Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) ve direniş komiteleri de dahil olmak üzere siyasi sürecin tüm taraflarına doğru genişletilmesi yoluyla barış anlaşmasını ileriye taşıması ve Sudanlıları birleştirmesi için Hartum’u teşvik ettik ve ediyoruz. Şu anda siyasi sahnedeki güçlere güveniyoruz. Cumhurbaşkanı Salva Kiir Sudan’da barış ve istikrarın yayılması özel önem veriyor. Çünkü Sudan’ın güvenlik ve istikrarı Güney Sudan’daki duruma olumlu yansıyorlar” ifadelerini kullandı.
Sudan’da diyaloğa katılım dairesinin genişletilmesi ve Güney Sudan’ın Sudan’dan ayrılmasındaki başlıca sebeplerden biri olan taraflar arasındaki sorunlar başta olmak üzere mevcut sorunların sebeplerine inecek bir hükümet kurulması gerektiğini vurgulayan Deng, Güney Sudan hükümetinin Cuba Barış Anlaşması üzerinden Sudan’ın doğusundaki tüm siyasi güçleri bir araya getirecek bir konferans düzenleyerek Sudan’ın doğusundaki güçlerle kapsamlı bir diyalog kurmaya çağırdığını söyledi.
Hükümetin içinden veya dışından olsun Sudan’daki siyasi sürecin etkili taraflarına, ülke uğruna bazı tavizler vererek orta yolu bulmak için alçakgönüllü olma çağrısında bulundu. Sudan’da hangi bileşene mensup olursa olsun tüm tarafların, halkı yüzde 100 temsil etmesinin mümkün olmadığını anlamaları gerektiğini ifade eden Deng, uluslararası toplumdan bazı çevrelerin Sudan’da siyasi çözüm için Güney Sudan’ın sunduğu vizyonu reddettiğini kaydetti.

Sudan Halkı Bağımsızlık Hareketi (SPLA) ile organik bağın etkisi ve Abyei sorunu
Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) isimli muhalif silahlı grup ile Güney Sudan’daki Halk Kurtuluş Hareketi arasındaki organik bağın devam etmesi nedeniyle SPML-N’nin Sudan’daki geçiş hükümetiyle barış anlaşması yapmakta tereddüt ediyor. Deng, Cuba hükümetinin Hılu’yu, Sudan’daki barış sürecine katılmaya ve gerçek bir barışın gerçeklemesine katkı sağlaması için mevcut fırsatı değerlendirmeye teşvik ettiğini söyledi.
Sudan ve Güney Sudan arasındaki sınır bölgesi Abyei sorunu ve iki ülke ilişkilerinin geleceğine etkisi hakkında konuşan Deng, “İlişkilerin sırtında bir diken olmayacak. İki ülke arasında bir savaşa sapmadan iki tarafın kabul edeceği bir çözüm bulmak adına diyalog kurmak ve Abyei Protokülü’nden istifade etmek için büyük bir fırsat var” diye konuştu.

Pekin ve Washington kıskacı arasındaki Cuba
Deng, Washington’un İpek Yolu hususunda Pekin ile işbirliği yapmama çağrısında bulunması ve Afrika ülkelerine yatırımlarda bulunması konusunda Cuba’nın ne bir pozisyon aldığı sorusuna, “Varsayılan kriter, ister Çin ister ABD yatırımları olsun, halkın refahını sağlayan bir rekabet gücü yaratılmasıdır. Çünkü egemen ülkeler dış gündeme bağlı kalkmaksızın halklarının çıkarlarını ararlar” diye yanıt verdi.
İran’ın Afrika içlerine kadar girmesi ve Şii yayılmacılığıyla ilgili konuşan Bakan Deng, ülkesinin İran ile hiçbir düzeyde ilişkisi bulunmadığını, Güney Sudan’daki Müslümanların Sünni olduğunu ve Şiiliğin toplumlarına girmesine izin vermeyeceklerini söyledi.

Güney Sudan’ın Nahda Barajı konusundaki pozisyonu
Güney Sudan’ın, Kahire, Hartum ve Addis Ababa arasındaki üçlü müzakerelerin tüm tarafları memnun edecen bir sonuca ulaştıracak bir rol üstlenmesi bekleniyor. Deng, Cumhurbaşkanı Salva Kiir’in, Nahda Barajı’nın taraflarından herhangi birinin talep etmesi halinde Nahda meselesini uzlaşıya doğru taşımak için hazır olduklarını vurguladığını belirtti. Halk Hareketi’nin Hartum hükümetine karşı verdiği savaşta Etiyopya ve yöneticilerinin hareketi destekleme noktasında oynadığı rolü hatırlatan Deng, bu durumun Cuba’yı ister Nahda Barajı ister başka meselelerde söz konusu ülkelere yardım eli uzatmaya sevk ettiğini kaydetti.
Bakan Deng, “Etiyopya’nın rolü olmasaydı, Güney Sudan Devleti de olmayacaktı. Çünkü Güney Sudan’a özerklik veren 1972 Anlaşması’nı getiren Cumhurbaşkanı Haile Selassie idi. Cumhurbaşkanı Mengistu geldiğinde 80 bin Güney Sudan askerini eğitti. Başbakan Meles Zenawi geldiğinde o dönemde Hartum hükümetine destek açıklamasında bulunmasına rağmen Güneylilerin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduklarını kabul etti” ifadelerini kullandı.



Etiyopya: Tigray güçleri Mekele Havalimanı'nın kontrolünü ele geçirdi... Federal orduyla çatışmalar yaşanıyor

Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
TT

Etiyopya: Tigray güçleri Mekele Havalimanı'nın kontrolünü ele geçirdi... Federal orduyla çatışmalar yaşanıyor

Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)
Etiyopya ordusu ile “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” arasındaki çatışmalar sırasında yol kenarında imha edilmiş bir T-72 tankı, (Arşiv-AFP)

Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde isyancı güçlerin, bölgenin başkenti Mekele’deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre güvenlik ve yerel kaynakların bugün verdiği bilgilere göre gelişme, federal hükümet ile Tigray yönetimi arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF), hükümet karşıtı silahlı grupların oluşturduğu yeni bir ittifaka katılmasından günler sonra yaşanan gelişme, ülkedeki güvenlik durumuna ilişkin endişeleri artırdı.

Mekele’deki Alula Aba Nega Havalimanı’nda çalışan bir görevli, “Havalimanına gitmek üzere yoldayken amirimiz şoförü arayarak Tigray güçlerinin havalimanını kontrol altına aldığını söyledi. Uçuş olmadığı için eve dönmemiz istendi” dedi. Batılı bir ülkenin büyükelçiliğinde görevli güvenlik kaynağı da bu bilgiyi doğruladı.

Afar bölgesinde çatışmalar

Öte yandan iki yardım kaynağı, Etiyopya’nın Afar bölgesinde federal ordu ile komşu Tigray bölgesine bağlı güçler arasında çatışmalar çıktığını AFP’ye bildirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen  yardım görevlisi, “Tigray güçleri dün geceden bu yana Abala ve Eribti’de federal orduyla çatışıyor” dedi. Söz konusu iki yerleşim, Tigray sınırına yakın Afar bölgesinde bulunuyor.

Etiyopya’da federal güçlerle TPLF’ye bağlı güçler arasında 2020-2022 yılları arasında yaşanan savaşta Afrika Birliği’nin tahminlerine göre en az 600 bin kişinin hayatını kaybetti. Son aylarda meydana gelen aralıklı çatışmalar ise savaşın yeniden başlaması yönündeki endişeleri artırmıştı.

Uçuş takip sitesi FlightRadar24’ün verilerine göre bu sabah Mekele ile federal başkent Addis Ababa arasında yapılması planlanan uçuş iptal edildi.

Etiyopya Havayolları da bugün yaptığı açıklamada, Tigray bölgesindeki üç havalimanına uçuşları askıya aldığını duyurdu. Şirket sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Mekele’nin yanı sıra Shire ve Aksum kentlerine uçuşların “Tigray bölgesindeki mevcut durum” nedeniyle durdurulduğunu bildirdi, ancak ayrıntı vermedi.

Hükümet karşıtı silahlı ittifak

Son gelişmeler, Tigray’deki isyancı yönetimin başkan yardımcısının, ülke genelindeki başlıca silahlı grupların federal hükümete karşı bir ittifak kurduğunu açıklamasından günler sonra yaşandı.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi Başkan Yardımcısı Amanuel Assefa, pazar günü yaptığı açıklamada, “Az önce bir ittifak kurduk ve birçok grupla iş birliği yapıyoruz. Amacımız hükümeti devirmek ve geçiş hükümetinin kurulmasını kolaylaştırmak” ifadelerini kullandı.

Assefa, ittifakın yedi silahlı örgütü kapsadığını belirtti. Bunlar arasında Tigray güçleri, Amhara bölgesindeki Fano milisleri ve ülkenin en kalabalık bölgesi Oromia’da faaliyet gösteren Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) bulunuyor.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) üyeleri, 30 Haziran 2021'de bölgenin başkenti Mekelle'de tek sıra halinde yürüyor (AFP)
Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) üyeleri, 30 Haziran 2021'de bölgenin başkenti Mekelle'de tek sıra halinde yürüyor (AFP)

İttifakın Somali, Afar, Ogaden ve Benishangul-Gumuz bölgelerindeki silahlı grupları kapsayan başka bir oluşumu da içerdiği ifade edildi.

Assefa, “Başarılı olacağımıza inanıyoruz. Bu konuyu bir yılı aşkın süredir kendi aramızda görüşüyoruz” diyerek, ittifakın liderliğini Fano grubu liderinin üstleneceğini belirtti.

Norveç’teki Oslo New University College’da bölge uzmanı olan Kjetil Tronvoll ise silahlı grupların şu aşamada federal hükümete karşı “uzun süreli bir çatışma” yürütme kapasitesine ilişkin şüphelerini dile getirdi.

Tronvoll, federal hükümetin özellikle çok sayıda silahlı insansız hava aracına (İHA) sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak askeri komuta düzeyinde koordinasyon denklemi değiştirebilir. Hükümet kendisini aynı anda dört veya beş potansiyel cephede bulabilir ve bu durum büyük bir meydan okuma oluşturabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Etiyopya’da süregelen çatışmalar

Yaklaşık 130 milyon nüfusa sahip Doğu Afrika ülkesi Etiyopya’da, yıllardır ülkenin en kalabalık iki bölgesi olan Oromia ve Amhara’da silahlı çatışmalar devam ediyor.

Federal güçler, 2018’den bu yana Oromo Kurtuluş Ordusu ile, 2023’ten itibaren ise Fano milisleriyle karşı karşıya geliyor.

Ülkenin en kalabalık bölgesi olan Oromia’da 40 milyondan fazla kişi yaşıyor. Federal güçler, 2018’den bu yana burada, Addis Ababa yönetiminin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Oromo Kurtuluş Ordusu ile çatışıyor.

2018 yılında birkaç bin kişi olduğu tahmin edilen OLA’nın militan sayısının son yıllarda önemli ölçüde arttığı belirtiliyor.

Öte yandan, Amhara etnik grubunun geleneksel halk milisleri olan Fano, başlangıçta “öz savunma” amacıyla oluşturulmuştu. Federal hükümetin bu milisleri silahsızlandırma kararı almasının ardından grup, Nisan 2023’te hükümete karşı silahlı mücadele başlattı.

Özellikle kırsal bölgelerde faaliyet gösteren Fano milisleri, düzenli olarak gerilla saldırıları düzenliyor.

Etiyopya’da Başbakan Abiy Ahmed’in 2018’de göreve gelmesinin ardından, federal güçlerle Tigray Halk Kurtuluş Cephesi arasında 2020-2022 yılları arasında kanlı bir savaş yaşanmış ve Afrika Birliği’nin tahminlerine göre çatışmalarda en az 600 bin kişi hayatını kaybetmişti.


Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)

Nijerya’da bir boru hattından yakıt çalmaya çalışan 37 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre yerel bir sivil toplum kuruluşu, 37 kişinin yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluması sonucu öldüğünü bildirdi.

“Gençlik ve Çevre Savunuculuk Merkezi” yaptığı açıklamada, Nijer Deltası bölgesindeki genç gönüllüler ve insan hakları savunucularından oluşan ağından gelen bir raporu aldığını ve olayı doğruladığını belirtti. Açıklamada, Rivers eyaletine bağlı Okrika’da en az 37 kişinin “Endorama” yakıtının buharını soluması sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi.

Merkez, “çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu” bildirdi.

Rivers eyaleti polisi de olayı doğrularken, can kaybının sayısı hakkında herhangi bir bilgi vermedi.