Kızıldeniz ülkeleri krizlere karşı birleşiyor mu?

Bu bölgenin, bölge ülkelerinin çıkarları pahasına nüfuzu paylaşmak için gerçek veya hayali bir çatışma alanına dönüşeceğinden farklı bir endişe mevcut

Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’nin en belirgin hedefleri, ‘küresel ve uluslararası ticareti ve denizciliği korumak, güvenlik, yatırım ve kalkınma yönlerini geliştirmek, taraf ülkeler için istikrarı sağlamak, ortak çıkarlarını desteklemek ve bölgede olumsuz rol oynamaya çalışan dış güçleri caydırmaktır’ (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’nin en belirgin hedefleri, ‘küresel ve uluslararası ticareti ve denizciliği korumak, güvenlik, yatırım ve kalkınma yönlerini geliştirmek, taraf ülkeler için istikrarı sağlamak, ortak çıkarlarını desteklemek ve bölgede olumsuz rol oynamaya çalışan dış güçleri caydırmaktır’ (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

Kızıldeniz ülkeleri krizlere karşı birleşiyor mu?

Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’nin en belirgin hedefleri, ‘küresel ve uluslararası ticareti ve denizciliği korumak, güvenlik, yatırım ve kalkınma yönlerini geliştirmek, taraf ülkeler için istikrarı sağlamak, ortak çıkarlarını desteklemek ve bölgede olumsuz rol oynamaya çalışan dış güçleri caydırmaktır’ (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’nin en belirgin hedefleri, ‘küresel ve uluslararası ticareti ve denizciliği korumak, güvenlik, yatırım ve kalkınma yönlerini geliştirmek, taraf ülkeler için istikrarı sağlamak, ortak çıkarlarını desteklemek ve bölgede olumsuz rol oynamaya çalışan dış güçleri caydırmaktır’ (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Mana Abdulfettah
Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi (Kızıldeniz Birliği) su yollarınıngüvenliği ve enerji güvenliği ile ilgili, stratejik öneme sahip ve birkaç gergin ve çalkantılı bölgede yer alan Kızıldeniz’in güvenliğini çevreleyebilecek tehlikeyi idrak etmek için bir dizi etkileşim çağrısında bulundu.Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeler için güvenlik ve kalkınma amaçlı bir oluşum kurulmasının önemine dair açıklaması sonrasında bu durum, Suudi Arabistan başta olmak üzere Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin, ‘Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi’ni kurup yönetmesi için bir gerekçe olarak görülüyor. Konseyin kuruluş sözleşmesi, 6 Aralık 2018’de Riyad’da komşu sekiz Arap ve Afrika ülkesinin (Suudi Arabistan, Sudan, Mısır, Yemen, Ürdün, Cibuti, Somali ve Eritre) dışişleri bakanları tarafından imzalandı. Sözleşmede ayrıca, konseyin ‘küresel ve uluslararası ticareti ve denizciliği korumayı, güvenlik, yatırım ve kalkınma yönlerini geliştirmeyi, taraf ülkeler için istikrarı sağlamayı, ortak çıkarlarını desteklemeyi ve bölgede olumsuz rol oynamaya çalışan dış güçleri caydırmayı’ amaçladığı ifade edildi.
Konseyin kurulma gerekliliği, bazı uluslararası güçlerin varlıklarını güvence altına alma ve çıkarlarını gözetme amaçlarına bakılmaksızın hareketlerini öngörerek, askeri üslerin kurulduğu noktalardan yararlanılmasından doğdu. 

Uluslararası varlık
Kızıldeniz bölgesindeki çatışmanın itici güçlerinin başında, bazı ülkelerin siyasi kırılganlıklarından ve sağlam bir güvenlik altyapısına duyulan ihtiyaçtan yararlanan, ekonomik sebeplerle bölgesel ve uluslararası güçlerin rekabeti geliyor. ABD, Cibuti’nin stratejik konumu ve Batı yanlısı yönelimi nedeniyle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra terörle mücadele operasyonları başlatmak için Cibuti’deki askeri üssünü tercih etti. Daha önce ise ABD Barış Enstitüsü (USIP), Orta Doğu ve Afrika Boynuzu’nu birbirine bağlayan bölgeler arası dinamiklerin analizindeki boşluğu kapatmak için Kızıldeniz Girişimi’ni başlattı. Bu boşluk, bölge ülkeleri arasında köprü kurmak amacıyla bir anlaşmaya varılmadığı sürece siyasi, toplumsal ve etnik bölünmeler tarafından yönetiliyor. Bölge ülkeleri arasında bu açığı kapatmak için bir anlaşmaya varılmadığı takdirde Kızıldeniz bölgesindeki olası çatışmayı azaltmak zorlaşıyor ve ABD’nin dikkati, bu bölgedeki jeopolitik manzaranın hızla değişmesine kayıyor. Öyle ki Washington, geçtiğimiz yıllarda geri çekilmesinin bir sonucu olarak bir tehlike sezmeye başladı. Daha sonra belirli görevler ve belirli bir zaman çerçevesi ile bölgeler arası konularda koordinasyon sağlamak amacıyla Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki temsilcilerine odaklanarak, yavaş yavaş bölgesel diplomasi yoluyla geri döndü. Çin açısından ise Kızıldeniz, Deniz İpek Yolu’nun önemli bir parçası ve Çin projesinin (Kuşak ve Yol Girişimi) iki tarafından biri olarak sayılıyor. Bu nedenle Çin, diğer askeri üslerin de kendisine katılması beklentisiyle Babu’lMendeb Boğazı yakınında Cibuti’de bir askeri üs kurdu. Kendisi, başta ABD olmak üzere diğer uluslararası güçlerle herhangi bir çatışmadan uzak durmayı amaçlıyor. Ancak diğer taraftan Çin, bir yanda İran diğer yanda da İsrail ile ilişkilerini de genişletiyor. Aynı şekilde Cibuti’de Rusya, Türkiye ve askeri üs kurmak isteyen diğer ülkelerin varlığının yanı sıra Fransa, Japonya, İspanya ve İtalya’nın da üsleri bulunuyor.  
Türkiye, Somali’de askeri bir üs kurdu. Eski Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in devrilmesinden önce Sudan’ın Sevakin şehrinde de bir başka üs kurmaya çalışıyordu. Ayrıca Eritre’deki ‘Massava’ limanı da askeri bir varlığa tanık oluyor. Ancak söz konusu varlık, sınırlı düzeyde.

Bölünmelerin etkisi
Bu yoğun varlık, iki türlü. İlk olarak daha önce bazı Husi saldırılarında olduğu gibi, gemi trafiğini tehdit ederek ve yabancı gemileri hedef alarak olası terör eylemlerini engelleyebilecek bu üslere yönelik yarı askeri alarm durumuyla ilgili. Ancak ikincisi ise bu bölgenin, Somali’deki çatışma, Eritre’ye yayılması muhtemel olan ‘Tigray’ çatışmaları, Sudan’daki siyasi istikrarsızlık ve Yemen savaşının diğer yakası Afrika Boynuzu’ndakisavaş ve çatışma bölgelerine yakınlığıyla ilgili. Kızıldeniz havzasının uluslararası nüfuzunun, kendisini çevreleyen ülkelere yansıyan ve Kızıldeniz’in jeopolitik kavramına dayanan, Kızıldeniz’deki güvenlik sistemine girme tehdidinden kaynaklanması dikkat çekici. Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan önemli bir su yolu olarak çevresindeki herhangi bir istikrarsızlık belirtisi, doğrudan ona yansıyacak.
Her ülkeye özgü bu faktörlere ek olarak her ülkenin komşularının siyasi, güvenlik ve ekonomik koşullarından etkilenmesine ilişkin güvenlik endişeleri nedeniyle bu ülkeler arasında ayrılık belirtileri görülüyor. Batı politikası, yükselen siyasi İslam akımlarına ve Somali gibi kırılgan ülkelerdeki terörist hareketlerin faaliyetlerine karşı koymak için Mısır gibi etki alanlarına odaklanarak ve bölgeyi Afrika Boynuzu’na kadar çevreleyerek, ‘Arap Baharı’ olaylarından bu yana bu harekete odaklandı.
Bölünme ortamı, ülkelerin birbirlerine karşı ‘içeride gerilim yatakları oluşturma’ suçlamalarından, tarafları patlatmaya yönelik girişimlerden ve siyasi, etnik ve bazen de ekonomik iddialara dayalı düşmanlık tohumlarının ortaya çıkmasından da kurtulmuş değil. Anlaşmazlıklar yalnızca bunlarla da sınırlı değil. Aksine tehlike, bölgenin ve Kızıldeniz’i batıdan çevreleyenülkelerin, özellikle etnik, siyasi ve dini bölünmelerle çekişen bir bölge olması nedeniyle, ayrı devletlere ve bölgelere ayrılma olasılığında yatıyor. Bu bölünmüş bölgelerin bölge dışından ülke ve kuruluşlarla ittifak kurmaları mümkün, zira bölgede bir dayanak bulmak istiyorlar. Tüm bu nedenlerle uluslararası güçler modellerini sunmaya çalışıyor. Bu noktada ABD’nin argümanı, demokrasi ve insan hakları, Çin’in argümanı ise kalkınma ve yatırımdır. Rusya ve Türkiye gibi diğer güçler ise ekonomik, askeri ve güvenlik modelleri arasında bölünmüş durumda.

Çatışma sahnesine dönüşüm
Bu uluslararası yaklaşım, İran’ın Basra Körfezi, Kafkaslar, Orta Asya ve Batı Asya’ya ek olarak Kızıldeniz’in emperyal rüyasının beş sütunundan biri olacağına dair hırsını canlandırmak amacıyla Kızıldeniz ve su yolları yakınında fiili varoluş rekabeti oluşturuyor. İran, Kızıldeniz’i, ‘Basra Körfezi’ndeki Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’de Yemen’e yakın Babu’lMendeb Boğazı’na kadar’ gerginliği aktarabilecek hayati bir alan olarak görüyor. Eğer bu olursa burada, varlığını gösterebilecek ve dünya petrolünün yüzde 30’unun geçtiği hayati koridorun güvenliğini tehdit edebilecek. 
Aynı şekilde bu hırs, Umman Denizi ve Basra Körfezi’ni çevreleyen İran kıyılarından, ardından Kızıldeniz’den geçerek Eilat limanının eteklerinde Süveyş Kanalı’na kadar deniz yayının bir uzantısını oluşturacak. Bu durumun, İran’ın son zamanlarda Afrika Boynuzu ve Sudan’dan başlayıp Batı Afrika’ya kadar uzanan Afrika Kıtası’ndaki müdahalelerle açıklanması mümkün.
Bu bölgenin, bölge ülkelerinin çıkarları pahasına, nüfuzu paylaşmak ve uluslararası çıkarları gözetmek için gerçek veya hayali bir çatışma alanına dönüşeceğinden farklı bir endişe mevcut. Kızıldeniz’in ve su yollarının güvenliğine dair bir güvence bulunmaması, Körfez ülkelerinin en önemli endişelerinden biri olmaya devam ediyor. Herhangi bir olası tehdide karşı ancak entegre bir siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomik yol içerisinde bir strateji çizilerek bu endişeyle karşı karşıya gelinebilir. 

Stratejik Öngörü
Kızıldeniz’deki stratejik duruma dair öngörü, küresel petrol talebinin gerçeği ve geleceği, enerji güvenliği ikilemi, küresel ticaret hareketi ve güvenlik seviyelerinin ölçülmesi ile belirleniyor. Bunların tamamı, hayati su yollarının güvenliğini tamamen bozmanın zor olduğunu ve bir kaza sonucu bile olsa herhangi bir şekilde kapanmalarının imkânsız olduğunu bize gösterecek kadar iç içe geçmiş verilerdir. Zira ‘Ever Given’ konteyner tankerinin başına gelenler ve Süveyş Kanalı’nı diğer gemilerin trafiği ve ihracat hareketliliği için ağır kayıplar bırakan bir süre boyunca kapatması iyi biliniyor. Ayrıca deniz trafiğinin korsanlık ve silahlı milislerin saldırısı gibi isyanlarla karşı karşıya kalabilmesi de olası. Ancak bölgedeki uluslararası güçlerin hedef birliği eksikliği nedeniyle tam askeri operasyonların başlatılabileceği bir arena olması pek mümkün değil. 
Mantıklı ve acil nedenlerle Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeler, çıkarlarına uygun tek bir güç olmak için topraklarını savunmaya ve ekonomik güçlerini jeopolitik ve ekonomik hedeflerin bir karışımıyla güçlendirmeye çalışıyorlar. Hatta bu ülkeler, geleneksel ittifakta bir silaha dönüşebilecek ve çatışmaya yol açabilecekekonomik ihtiyaç boşluklarını istismar etmemeye çalışıyor. 
Uluslararası güçler, ekonomik güç için bölgesel işbirliğini güçlendirmeden, uluslararası kuruluşlar aracılığıyla, ‘savaş başlatarak ticaret alışverişlerini ve yoksullaşmayı izlemek, Etiyopya ve Somali gibi bazı ülkelerde yaşananlara benzer şekilde bu durumu sona erdirme ve barış getirme çabalarına sessiz kalmak ve şu anda Sudan’da olduğu gibi siyasi şiddet eylemlerine zımni bir destek vermek’ gibi çeşitli araçlar kullanabilirler. Bu durum, tarafları sıkılaştırma politikası olarak biliniyor. Ayrıca başta ekonomik olmak üzere çeşitli türlerde uluslararası yaptırımlar, kuşatma ve hegemonya dayatması da söz konusu.



Irak koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra kalmasını reddetti

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
TT

Irak koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra kalmasını reddetti

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)

Irak Başbakanı Ali ez Zeydi, bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra da Irak’ta kalmasına yönelik öneriyi reddetti. Irak hükümet sözcüsü Haydar Abudi, hükümetin “bölgesel gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Irak’ın çatışmanın bir parçası olmayacağını” belirtti.

Abudi, bugün düzenlediği basın toplantısında, “Başbakan, bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra Irak’ta kalmasına yönelik öneriyi reddetti” dedi.

Abudi, uluslararası koalisyon güçlerinin çekilmesi ve üslerin Irak güçlerine devredilmesi sürecinin düzenli şekilde ilerlediğini vurguladı.

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi (AFP)

Irak Haber Ajansı’na (INA) açıklamalarda bulunan Abudi, “Bu dosyadaki koordinasyon ve takip, çekilme sürecinin düzenli şekilde ilerlediğini ve üslerin Irak güçlerine devredildiğini gösteriyor” dedi. Abudi, hükümetin Irak devleti ve halkı açısından önemli bir egemenlik dönüm noktası olan 30 Eylül tarihini beklediğini ifade etti.

Abudi, “Iraklıların ulaşmayı hedeflediği bu ulusal hedef doğrultusunda işler düzenli şekilde ilerliyor” diyerek, söz konusu tarihte “uluslararası koalisyon misyonunun Irak topraklarındaki varlığının tamamen sona ereceğini” ifade etti.

Silahların devletin kontrolünde toplanması

Silahların devletin kontrolü altında toplanması konusunda ise Abudi, “Hükümet, silahların devletin kontrolünde toplanması, kullanımının düzenlenmesi ve karar mekanizmasının birleştirilmesine ilişkin prosedürleri ve yükümlülükleri tamamlamaya devam ediyor” dedi. Abudi, “Devlet, toplumun işlerini yönetmek için hukuki yetkisini kullanıyor” ifadelerini kullandı.

Zeydi, geçtiğimiz günlerde ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüştü (Başbakanlık Basın Ofisi)
Zeydi, geçtiğimiz günlerde ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüştü (Başbakanlık Basın Ofisi)

Abudi, bu dosyanın Irak hükümetinin bakanlık programındaki önceliklerin başında geldiğini belirterek, bunun “ulusal egemenliğin güçlendirilmesi açısından temel bir dayanak” olduğunu söyledi.

Irak hükümetinin bu konuda attığı adımların ve yükümlülüklerine bağlılığının, “devlet düzeninin doğal işleyişine ve Irak silahlı kuvvetlerine güç kullanma araçları üzerinde tekel yetkisi veren anayasal ilkelere dönüş” anlamına geldiğini belirten Abudi, bu ilkelerin “hukuk ve anayasa uyarınca yetkilendirilen resmi güvenlik güçleri dışında herhangi bir silahlı grubun oluşturulmasını engellediğini ve yasakladığını” vurguladı.

Abudi, silahlı gruplarla yürütülen görüşmeler için belirlenen takvimin düzenli şekilde ilerlediğini ve devlet kararlarının ulusal çıkarlar temelinde alındığını belirterek, “Görüşmeler olumlu geçiyor. Dosya 30 Eylül’den önce tamamlanacak. Bu, iş birliği ve ortak çıkarlar temelinde bir geçiş aşaması olacak” dedi.

Avrupa ziyareti ve güvenlik dosyası

Başbakanın Avrupa ziyaretine ilişkin Abudi, Zeydi’nin resmi davet üzerine eylül ayının ilk yarısında Paris ve Berlin’i kapsayan bir Avrupa turuna çıkacağını söyledi. Abudi, ziyaret sırasında güvenlik dosyasının da gündemde olacağını kaydetti.

Bütçe ve ekonomi

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Abudi, hükümetin gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik bir plan oluşturduğunu ve gerekli koşulların güvence altına alınması için çalıştığını ifade etti.

Irak’ın petrol ihracatının düzenli şekilde sürdüğünü belirten Abudi, günlük ihracatın 2 milyon varilin üzerine çıktığını söyledi.

Irak hükümeti sözcüsü Haydar Abudi (Irak Haber Ajansı)
Irak hükümeti sözcüsü Haydar Abudi (Irak Haber Ajansı)

Abudi, Bakanlar Kurulu’nun 2027 bütçesini gelecek eylül ayında oylayacağını açıkladı. “2027 bütçesi önceki bütçelerden farklı olacak; programlara ve performansa dayanacak ve paranın nasıl harcandığını esas alacak” diyen Abudi, bütçenin eylül ayında Bakanlar Kurulu tarafından oylanacağını ve Irak’ın ekonomik yapısıyla uyumlu olacağını ifade etti.

Hükümetin sözleşmeli çalışanların ve günlük ücretle çalışan işçilerin kadroya geçirilmesi konusunu da incelediğini belirten Abudi, maliyetlerin belirleneceğini söyledi.

Arsa dağıtımı

Abudi, arsa dağıtımı konusunda Bakanlar Kurulu’nun yarın (Salı) tüm vatandaşları kapsayacak şekilde 1 milyon arsanın dağıtıma açılması için gerekli adımları atacağını belirtti.

Abudi, kaçak yapılaşma ve izinsiz arazi kullanımı dosyasının Başbakanlık makamının gündeminde olduğunu ve konuyla ilgili çok sayıda ayrıntının bulunduğunu söyledi.

Yolsuzlukla mücadele

Yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetin “yolsuzluğa karşı operasyonlarını sürdürdüğünü ve yolsuzluğun kaynaklarını kurutmak amacıyla şüphelilerin peşine düştüğünü” belirten Abudi, yargı kararlarının bağımsız bir nitelik taşıdığını ve devletin temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.

Abudi, yolsuzlukla mücadele operasyonlarının sonuçlarının açık şekilde görüldüğünü ifade etti.

Hükümetin, “yıllardır gerçekleştirilemeyen yolsuzlukla mücadele göstergelerinin kalan bölümünü de hayata geçirmek için çalıştığını” belirten Abudi, geri alınan paraların miktarının önceki yıllarda görülmeyen mali sonuçlara işaret ettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın INA’dan aktardığına göre sözcü Haydar Abudi, bugün yaptığı açıklamada, devlet kurumları arasındaki koordinasyon sayesinde yolsuzlukla mücadele alanında 2003’ten bu yana görülmemiş sonuçlara ulaşıldığını belirtti.

Abudi, “Irak hükümeti, 14 Mayıs 2026’da Irak Meclisi’nden güvenoyu almasından bu yana geçen 107 gün içinde egemenlik öncelikleri doğrultusunda çalışıyor” diyerek, bu öncelikler arasında yolsuzlukla mücadele dosyasının da bulunduğunu belirtti ve bu alanda sahada somut uygulamaların sürdüğünü ifade etti.

Bu adımların yargı kararları, Dürüstlük Komisyonu, Mali Denetim Divanı ve Irak Meclisi’nin görevleriyle birlikte yürütüldüğünü belirten Abudi, “Federal devlet kurumları arasındaki bu koordinasyon, 2003 sonrası Irak devletinin tarihinde uzun yıllar boyunca elde edilemeyen yolsuzlukla mücadele sonuçlarından bazılarına ulaşılmasını sağladı” dedi.

Jeneratörler

Elektrik jeneratörleri konusunda ise Başbakanın Petrol Bakanlığına jeneratör sahiplerinin yakıt ihtiyacını belirlemek üzere gerekli işlemleri yürütme yetkisi verdiğini belirtti.

Abudi, yapılan değerlendirmeler sonucunda jeneratör sahiplerine her kVA için 35 litre yakıtın litre başına 400 Irak dinarı fiyatla verilmesinin kararlaştırıldığını belirtti.


Bağdat: Yeni yolsuzluk hükümlülerine hapis cezası

Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
TT

Bağdat: Yeni yolsuzluk hükümlülerine hapis cezası

Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı

Irak Dürüstlük Komisyonu dün, eski Milletvekili Talal ez-Zubai ve Petrol Bakanlığı Dağıtım İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Ali Mearic el-Bahadli hakkında ‘mal varlığında haksız artış ve yasadışı kazanç suçu’ nedeniyle 7'şer yıl hapis cezası verildiğini duyurdu.

Komisyon tarafından yapılan açıklamada, kararın Zubai'yi, yaklaşık 35 milyar dinar tutarındaki yasadışı kazancın iadesi ve buna eşdeğer bir para cezası olmak üzere toplam 70 milyar dinar ödemeye mahkum edildiği, Bahadli'nin ise 53 milyar dinar ödemesine hükmedildiği belirtildi.

Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi'nin açıklamasına göre bu çifte karar, ‘1 trilyon 359 milyar dinarı aşan değerde para, varlık ve gayrimenkulün iade alınmasının yanı sıra Dürüstlük Komisyonu'na intikal eden 26 binden fazla yolsuzluk ihbarının kaydedilmesiyle’ sonuçlanan ‘Şafak Operasyonu’ kapsamındaki 47 yetkiliden 12'sinin mal varlıklarına el konulduğunun duyurulmasından iki gün sonra alındı.


Suriye'nin Suveyda kentinin batısındaki çatışmalarda iki sivil hayatını kaybetti

Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
TT

Suriye'nin Suveyda kentinin batısındaki çatışmalarda iki sivil hayatını kaybetti

Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan iki yerel güvenlik kaynağı, Suriye'nin güneyinde Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda kentinin batısında, dün, yerel silahlı gruplar ile hükümet güçleri arasında çıkan çatışmalarda iki sivil hayatını kaybettiğini söyledi.

Suriye medyası, hükümet güçleri ile Dürzi cemaatine mensup silahlı gruplar arasında cumartesi gecesinden bu yana karşılıklı ateşin devam ettiğine dikkati çekti.

Suveyda, geçtiğimiz temmuz ayında mezhep temelli şiddet olaylarına sahne olmuş ve yetkililer tarafından kurulan resmi bir soruşturma komisyonunun belgelediğine göre bu olaylar en az bin 760 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı.

İsminin açıklanmasını istemeyen yerel bir güvenlik kaynağı, AFP’ye yaptığı açıklamada, hükümetin kontrolündeki bölgelerden atılan bir top mermisinin ‘Suveyda kentinin eteklerini hedef aldığını ve bir traktöre isabet ederek üzerindeki iki kişinin ölümüne yol açtığını’ belirtti.

Kaynak, hükümet güçleri ile Şeyh Hikmet el-Hicri'ye bağlı Ulusal Muhafızlar arasında cumartesi gecesinden bu yana aralıklı çatışmaların yaşandığını da sözlerine ekledi.

Saldırı yerini inceleyen ikinci bir kaynak ise ‘traktörün tamamen yandığını’ bildirerek, hayatını kaybeden iki kişinin tarımla uğraştığını açıkladı.

Suveyda kenti ve güney vilayetinin diğer bazı kısımları, yerel silahlı grupların kontrolü altında bulunuyor. Buralar, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonlarında devrilmesinin ardından nüfuzunu tüm ülkeye yaymaya çalışan Suriyeli yetkililerin kontrolü dışında kalan son bölgeler.

Suriye hükümetinden olaya ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.

İki taraf arasındaki son anlaşmazlık, silahlı grupların öğrencilerin resmi sınavlara girmek üzere hükümetin kontrolündeki bölgelere gitmesini engellemesinin ardından cumartesi günü meydana geldi.

Şam yönetimi geçtiğimiz ay, Suveyda’da yaşanan şiddet olaylarının arka planında, şiddet olaylarına karışmakla suçlanan kişiler için duruşmalar düzenlediğini duyurmuştu.

Dürziler, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyor.