CIA’nin Rusya’nın Ukrayna’daki savaş hazırlıklarına ilişkin istihbarat yöntemleri

Teknolojik gelişmeler, açık kaynak istihbaratını paha biçilmez hale getirdi.

Luhansk bölgesindeki Ukrayna askerleri olası bir çatışmaya karşı teyakkuzda. (AP)
Luhansk bölgesindeki Ukrayna askerleri olası bir çatışmaya karşı teyakkuzda. (AP)
TT

CIA’nin Rusya’nın Ukrayna’daki savaş hazırlıklarına ilişkin istihbarat yöntemleri

Luhansk bölgesindeki Ukrayna askerleri olası bir çatışmaya karşı teyakkuzda. (AP)
Luhansk bölgesindeki Ukrayna askerleri olası bir çatışmaya karşı teyakkuzda. (AP)

Tarık eş-Şami
Ülkelerin savaş hazırlıklarına ilişkin bilgiler artık sadece askeri uydular ve casuslar aracılığıyla toplanmıyor. Teknoloji, bilgilerin toplanmasında ve analiz edilmesinde hayati bir rol oynuyor. Bu durum, ABD’nin de Ukrayna sınırındaki Rus kuvvetlerinin hazırlıklarına ilişkin başvurduğu bir yöntem olarak ön plana çıkıyor. Peki, bu gibi durumlarda kullanılan başlıca teknoloji araçları hangileri? Cep telefonları ve sosyal medya bunun bir parçası mı?

Her hareketi takip
Rus kuvvetleri, Rusya’nın doğu Ukrayna’ya girmesinden ve Kırım’ın işgalinden sadece sekiz yıl sonra bir kez daha Ukrayna sınırında seferber oldu. ABD, sadece aylardır sınırda yığılan asker sayısını takip etmekle kalmadı, aynı zamanda ‘Rusya’nın üssünün nerede olduğu,  olası bir işgal girişiminde hangi tankların ve teçhizatların kullanılacağı’ gibi soruların cevaplarının da ardına düştü. ABD’li yetkililer, Rus ordusunun bir işgale hazırlandığının işaretlerinden birinin de ‘tankların sınırlara ne zaman hareket ettirileceği ve nasıl çalıştırılacağı’ olduğunu belirtiyor. Aynı şekilde ABD istihbaratı, Ukrayna sınırına yakın Rus hastaneleri ve acil durum merkezlerinin hazırlıklarının yanı sıra sınırın ileri bölgelerine bol miktarda takviye verildiğine ilişkin bilgilere de odaklanıyor. Ukrayna’daki hava durumunu, en düşük sıcaklıkları ve dondurucu araziyi de izliyor. Öyle ki hava durumu, tankların ve ağır teçhizatın hareketi açısından Rus saldırısını kolaylaştırıyor.
ABD’li yetkililerin ‘CBS’ kanalına yaptığı açıklamaya göre Rus güçleri son birkaç saat içerisinde saldırı bölgelerine geçerek endişe verici yeni adımlar attı. Kuvvetleri belirli yerlerde toplanarak yeni bir saf oluşturan Rusya, füze rampalarını ve uzun menzilli topçu silahlarını atış mevzilerine kaydırdı. Ayrıca Ruslar, ek saldırı ve savunma silahlarının yanı sıra kuvvetlerine daha fazla lojistik destek sağladı. Bu durum, Washington’ın Moskova’nın birkaç gün içinde Ukrayna’ya saldıracağı yönündeki beklentilerini güçlendiriyor. Ancak bu noktada ortaya çıkan soru şu: ABD, tüm bu bilgileri nasıl elde etti?

Teknolojinin avantajı
ABD ve Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü’ne (NATO) bağlı diğer yönetimler, Rusya’nın faaliyetlerini yakından izleyip buna uygun siyasi tepkiler belirlerken güvendikleri anlık istihbarat ise artık yalnızca milyonlarca dolarlık casus uydulardan veya karadaki casuslardan gelmiyor. Aynı zamanda sosyal medyadan, devasa verilerden, akıllı telefonlardan ve düşük maliyetli ticari uydulardan da sağlanıyor. Tüm bunlar, bilgi toplama ve analiz etmede ön plana çıkıyor. Twitter üzerindeki açıklamaları analiz etmeye dahi en az diğer istihbarat bilgileri kadar önem veriliyor. Bu teknolojiler, aynı zamanda haber kuruluşlarının sahada olup bitenleri takip etmesine ve olayların analizine de katkıda bulunuyor.
Geçtiğimiz üç gün boyunca sıradan vatandaşları tarafından çekilen ve sosyal medya platformlarında, özellikle de Tik Tok ve Instagram’da yayınlanan videolarda, tanklar ve diğer askeri teçhizatları taşıyan trenler görüntülendi. Uzman analistlerin bu silahların türünü ve Rusya tarafından nereye nakledildiklerini öğrenmek için kullandığı araçlar da bu videolardı. Örneğin Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya güçlerini analiz etme konusunda uzmanlaşmış Polonyalı danışmanlık grubu ‘Rochan’, askeri hareketleri analiz etmek ve Rus gizli planlarını öğrenmek için bu görüntülerin çoğunu kullandı. Grubun müdürü Konrad Muzyka, ABD merkezli NBC kanalına yaptığı açıklamada, Rusların ‘Ukrayna’ya karşı stratejik bir operasyon yürütmek için askeri takviyeleri sürdürdüğüne inandığını’ söyledi.

Herkese açık kaynaklar
ABD hükümeti2021 yılında 84 milyar doları aşan devasa bir istihbarat bütçesine onay verdi. Böylece 24 saat boyunca hassas istihbarat toplama operasyonları yürütmeye devam ediyor. Söz konusu değerli bilgiler, kamuya açık hale geldi. Bu bilgilerin tamamı, devlet kurumları tarafından toplanmıyor. Teknolojik gelişme ve son on yılda uyduların ve küçük insansız hava araçlarının (drone) düşük fiyatları, özel şirketlere ticari uyduları ve görüntü, video ve bilgi toplayan droneları işletme olanağı sağladı. Aynı şekilde neredeyse herkes, gelişmiş fotoğraf ve video özellikli akıllı telefonlara sahip hale geldi.
Ticari şirketler ve şahıslar tarafından elde edilen bilgiler vasıtasıyla herkesin internette arama yaparak Rusya’nın askeri mevzilerine ilişkin gerçeklere ulaşması mümkün. Ticari fotoğraf şirketleri, Rus askeri kuvvetlerinin çok yeni ve coğrafi olarak doğru resimlerini yayınlıyor, birçok haber ajansı da durumu onlar aracılığıyla takip ediyor. Durum uzmanlar tarafından incelenip doğrulandıktan sonra bu görüntülere ve verilere dayalı olarak düzenli raporlarını sunuyor. Müfettişler ve özel güvenlik şirketleri ise istihbarat servisleri için büyük bir nimet olan bu açık kaynaklı bilginin akışını sürekli şekilde takip ediyor. Öyle ki hükümet analistleri, yalnızca atmosferdeki veya uzaydaki gizli sistemlere veya pahalı teçhizatlara başvurmak yerine internetten toplanan bilgileri de değerlendiriyor.

Önemli modeller
Kimliği açıklanmayan bazı internet kullanıcıları, askeri konvoyların coğrafi konumu, Karadeniz üzerinde uçan savaş uçaklarının yolunu takip etme veya zırhlı araç modellerini tanımlama gibi araçları ve bilgileri ücretsiz olarak sağlıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre bu kullanıcılar arasındaki en popüleri, 113 bin takipçiye sahip ve olan takipçi sayısı sürekli artan ‘Elite News’ hesabı. Söz konusu hesap Rus kamplarının uydu görüntülerine, demiryollarında taşınan teçhizata, helikopterin hareketlerine ve ayrıca İran’a bağlı silahlı grupların diğer bilgi ve haritalarına da erişebiliyor.
34 bini aşkın takipçiye sahip olan bir başka Twitter kullanıcısı da kendi bulgularını paylaşıyor. Rus kuvvetlerin geçen aralık ayında Ukrayna’dan 50 kilometreden daha az bir mesafede yer alan Bryansk Oblastı bölgesindeki Klintsı Üssü’nde gerçekleştirdikleri faaliyet ve hareketleri ortaya çıkaran da bu hesaplardan biriydi. Söz konusu hesaplar geçtiğimiz günlerde Fransız gazetesi ‘Le Monde’ için Ukrayna sınırında Rus kuvvetlerinin arttığına dair bir video hazırlanmasına yardımcı oldular.

Açık kaynak istihbaratı
ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre açık kaynak istihbaratı, halka açık materyallerden elde edilen ve internetten, medyadan, özel dergilerden, araştırmalardan, görüntülerden ve kullanılabilir istihbarat bilgileri üretmek amacıyla jeo-uzamsal bilgilerden toplanan bilgiler olarak niteleniyor. Buna haberler, sosyal medya gönderileri, YouTube videoları ve ticari uydu görüntüleri de dahil ediliyor. Söz konusu veriler derinlemesine değerlendiriliyor ve analiz ediliyor.
Bu bilgiler, yalnızca abonelerin erişebildiği kaynaklardan oluşsa da gizli olmayan kaynaklardan da elde edilebiliyor. Bu kaynaklara özel beceriler veya araçlar olmadan da erişim mümkün. Açık kaynak istihbaratı, verilere erişmek için sistemlere saldırı veya özel oturum açma verilerinin kullanılmasını ise gerektirmiyor.
Açık kaynak istihbaratının uzun zaman önce başladığını belirten istihbarat uzmanı Cameron Colquhoun, bunun düşük riskli, ucuz ve genellikle oldukça etkili olduğunu vurguladı. Bu yöntem çerçevesinde potansiyel muhaliflerin askeri, siyasi ve ekonomik planlarını ve faaliyetlerini izlemek için gazeteler, dergiler ve diğer görsel-işitsel medyaya odaklanılıyor. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra buna ilgi nispeten düşüktü ve istihbarat teşkilatları, insanları ve diğer elektronik araçları kullanarak casusluğa daha agresif bir şekilde odaklandı. Açık kaynak istihbaratı, internetin, sosyal medyanın ve büyük miktarda bilgiyi inceleyebilen araçların ortaya çıkmasıyla birlikte artık her zamankinden daha önemli hale geldi.
İstihbarat toplulukları ve devlet kurumları son yıllarda açık kaynak istihbaratı için en iyi uygulamaları geliştirdi. Analistler, yazılımlarını ve ağ şemalarını geliştirmek için modern araçlar kullandılar. Örneğin bu programlar, suç faaliyeti için kamuya açık mali kayıtları araştırarak suç örgütlerinin keşfedilmesine yardımcı oldu. Aynı şekilde özel dedektifler ve kolluk kuvvetleri ile kurumsal ve devlet ihtiyaçlarını desteklemek için açık kaynaklı bilgi yöntemlerini kullandı.

Mekanik öğrenme
Genel halktan elde edilen verilerin çokluğuna rağmen yararlı bilgileri sınıflandırmak, tanımlamak ve filtrelemek zor bir iş değil. Ancak çok sayıda veri kasıtlı olarak aldatma amacıyla manipüle edilebiliyor ve bu da görevi karmaşıklaştırıyor. Ancak milyonlarca bilgiyi hızla işleme ve analiz etme yeteneğine sahip gelişmiş bilgisayar araçları ve programları, birçok zorluğun üstesinden gelinmesine katkıda bulundu.
Açık kaynak bilgileri, istihbarat analistlerinin sürekli veri akışını ve belirsiz önbilgileri anlamak için uğraşmak zorunda oldukları bilginin hacmini artırırken ‘bilgisayarların büyük miktardaki verilerde metot tanımlamasına izin veren bir teknik olan’ mekanik öğrenme ise açık kaynak bilgilerinin, özellikle de görüntülerin ve videoların işlenmesinde paha biçilmez olduğunu kanıtladı. Bilgisayarların büyük veri kümelerini elemede çok daha hızlı olduğu ortaya çıktı. Bu nedenle açık kaynak zekasının performansını artırmak için mekanik öğrenim araçları ve teknikleri vazgeçilmez olmaya devam etti.



İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

TT

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran, İsrail ve ABD liderleri, Ortadoğu’daki savaşın bugün (Cuma) ikinci haftasını tamamlarken meydan okuyan açıklamalar yaparak, çatışmaların devam edeceği mesajını verdi. Savaş yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açarken milyonlarca insanın günlük yaşamını altüst etti ve finans piyasalarında da dalgalanmalara neden oldu.

Dün (Perşembe) devlet televizyonunda bir spiker tarafından okunan ilk açıklamasında İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulacağını belirtti. İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen ve sertlik yanlısı çizgide olduğu ifade edilen Hamaney, “Hepinize şunu teyit ediyorum: Şehitlerimizin kanının intikamını almayı asla unutmayacağız” dedi. Hamaney’in açıklamayı neden bizzat yapmadığı ise netlik kazanmadı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başlamasından bu yana ilk basın toplantısını düzenledi. Netanyahu, soruları video bağlantısıyla yanıtladı; Hamaney’i öldürmeye yönelik örtülü bir tehditte bulundu ve saldırılar devam edeceğini belirtti.

Netanyahu, “Aldığımız önlemlerin ayrıntılarını açıklamayacağım. Rejimi devirmek için en uygun koşulları hazırlıyoruz. Ancak İran halkının rejimi devireceğini kesin olarak söyleyemem; çünkü rejimler içeriden yıkılır. Ama kesin olan şu ki biz buna yardımcı olabiliriz ve zaten yardımcı oluyoruz” ifadelerini kullandı.


Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
TT

Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper dün akşam Riyad’dan yaptığı açıklamada, ülkesi adına Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik İran kaynaklı tehlikeli saldırıları kınadığını belirtti.

Cooper, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından 13 gün sonra bölgeye gerçekleştirdiği ilk bakanlık düzeyindeki ziyarette, ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki ortaklarını İran’ın tehlikeli saldırganlığına karşı destekleme çerçevesinde’ Riyad’da bulunduğunu açıkladı.

Cooper, Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmede, ülkesi adına İran saldırılarından etkilenen devletlerle dayanışma içinde olduklarını vurguladı ve bölgeyi istikrar ve barışa yönlendirmek için tüm çabaların bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etti.

rb
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İran saldırılarından etkilenen ülkelerle ülkesinin dayanışma içinde olduğunu yineledi. (SPA)

Prens Faysal bin Ferhan, Bakan Yvette Cooper ile bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik ortak çabaları görüştü; ayrıca iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliği alanları ele alındı.

Öte yandan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Riyad’da Cooper’ı kabul ederek, özellikle enerji alanında ikili iş birliği fırsatlarını ve gelecekteki sektör projelerini değerlendirdi; bu görüşmeler, iki hükümet arasında imzalanan iş birliği mutabakatı çerçevesinde gerçekleştirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Cooper’ın ziyaretinin ‘bölgede iş birliği yapılan ülkelerle iş birliği yollarını ele alarak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan saldırılar ışığında petrol arzının devamlılığını sağlama’ amacını taşıdığı ifade edildi.

gtbngt
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman dün Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Cooper ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasında güvenlik alanındaki koordinasyon ve iş birliğini ele aldı. Taraflar ayrıca, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve bölgeyi hedef alan İran’ın ağır saldırılarını ortak bir şekilde kınadıklarını bildirdi.

Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, resmi X hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, Suudi hükümetinin, ülkedeki güvenlik ve istikrar ortamında farklı uyruklardan vatandaş ve yabancıların güvenliğinin sağlanmasına özel önem verdiğini vurguladı.

Cooper da Körfez ülkelerine yönelik İran saldırılarını sert şekilde kınayarak, bu ülkelerin ‘İran rejiminin tehlikeli saldırılarına maruz kaldığını’ belirtti.

thtyh
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ile görüştü. (Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı)

Cooper, “Ortadoğu’daki durumun hâlâ son derece kırılgan olduğunu, herkesin bölgeye güvenlik ve istikrarı geri getirecek, İran’ın komşularına yönelik tehditlerini durduracak hızlı bir çözüm beklediğini” söyledi.

Cooper, Suudi Arabistan’ı ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki temel ortağı’ olarak nitelendirerek, ‘mevcut savaş ortamında petrol arzını ve enerji güvenliğini sağlamak için yakın iş birliğini’ vurguladı.

Birleşik Krallık ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin ve Suudi Arabistan’ın hava savunma kapasitelerinin gücünü vurgulayan Cooper ayrıca, Suudi Arabistan’a, Birleşik Krallık vatandaşlarının tahliyesine sağladığı destek için teşekkürlerini iletti.

fvfv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (DPA)

Diğer yandan Cooper, Riyad’a yaptığı ziyaret kapsamında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile de bir görüşme gerçekleştirdi.

Cooper, söz konusu görüşmede, İran’ın Körfez ülkelerine ve bölgeye yönelik devam eden saldırılarını ele aldı. Görüşmede, bu saldırılara karşı alınacak önlemler, bölgedeki güvenlik ve yabancıların emniyetinin sağlanması ile gerilim süreci ve bu kapsamda yürütülen çabalar değerlendirildi.


Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
TT

Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)

Hüda Rauf

Yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, İran halkına, bölgeye ve Amerika Birleşik Devletleri'ne seslendiği ilk mesajını verdi. Ülkenin üçüncü Dini Lideri olarak atanmasından bu yana ilk mesajı olmasına rağmen, İran politikasının temel yönlerini, sadece İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı mevcut savaş bağlamında değil, aynı zamanda gelecekteki yönüyle de açıklığa kavuşturdu. Bu, İran'ın vizyonunu bölgeye dayatmak için savaşı nasıl kullandığını açıklıyor.

 

Yeni Dini Liderin konuşması, İran halkına, bölge ülkelerine, “direniş ekseni”ne ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik mesajlar içeriyordu. Uzmanlar Meclisi'nin oylama sonuçlarını “devlet televizyonu aracılığıyla sizin de öğrendiğiniz anda” öğrendiğini vurguladı. İran rejimi, savaş zamanında İran'ın üçüncü Dini Lideri'nin seçimi sürecini tamamlayabilme gücünü, direncini ve bütünlüğünü göstermek istediği için elbette onun seçilmesi bekleniyordu.

Mücteba'nın seçilmesinin birkaç nedeni var. Siyasi olarak babası tarafından yetiştirildi ve resmi bir pozisyonda olmasa da gölge bir figür olarak babasının danışmanı kabul ediliyordu. Ayrıca rejimin güvenlik, siyasi, askeri ve dini çevreleriyle güçlü bağları var; bu da onun, on yıllardır var olan ve sistem içindeki etkilerini korumakta çıkarı olan etki ağlarının bir parçası olduğu anlamına geliyor. Savaş koşulları nedeniyle, seçimi, İranlı siyasi gruplar ve akımlar arasında Velayet-i Fakih’e inansalar da var olan rekabet düşüncesini geri plana itti. Dış baskılar ve Kürtler ile Beluçlar gibi bazı azınlıkların ayrılıkçı girişimlerine dair korkular, bu gruplar arasında halef seçimi sürecini kontrol etme rekabetinin öne çıkmasını engelledi. Buna ilave olarak, ABD-İsrail savaşının, Velayet-i Fakih üzerine kurulu ve monarşiye karşı olan devrimci bir sistemle bağdaşmayan miras alma sürecini kolaylaştırdığı ileri sürülebilir.

Öte yandan, Mücteba Hamaney, “direniş ekseni”ne mensup olanlara minnettarlığını ifade etmeye önem verdi ve Husileri, Iraklıları ve Hizbullah'ı övdü. Bu, İran'ın Trump'ın Özel Temsilcisi ile müzakere etmeyi reddettiği İran stratejisinin bir parçası olarak bölgedeki silahlı grupların önemini destekliyor. İran, 40 yıldır iç krizlerden muzdarip kırılgan Arap devletleri içinde milis gruplar kurmaya yatırım yaptı. Ayrıca mevcut gruplarla ilişkiler kurdu ve bu grupları ulusal hükümetlerinden daha güçlü hale getiren bağımlılık ilişkileri yaratarak barış zamanında başarıyla kullandı. Savaş zamanlarındaysa İran, “arenalar birliği” stratejisini devreye sokarak, Lübnan, Yemen ve Irak'ta olduğu gibi, bölge ülkelerini İsrail'in misillemelerine karşı savunmasız hale getiren çeşitli saldırılar düzenliyor.

Ancak Mücteba'nın konuşmasının en önemli yönü, İranlı karar vericilerin hem askeri hem de siyasi, hem şimdi hem de gelecekte nasıl düşündüklerini ortaya koymasıdır. Körfez ülkeleriyle ilişkilere değinirken, İran'ın “her zaman bu ülkelerin tümüyle dostane ve yapıcı ilişkiler kurmaya istekli olduğunu ve olmaya devam ettiğini, fakat düşmanın, yıllardır bölge üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek amacıyla bu ülkelerin bazılarında askeri ve mali üsler kurmuş olduğunu” vurguladı. Bu mantığa dayanarak, İran Amerikan varlığına karşı çıkarken, aynı zamanda bölgesel vekiller aracılığıyla bölge ülkeleri içinde kendi askeri ve mali varlığını kurmuştur. İran'ın, iç savaş sırasında verdiği desteğin bedelini ödemesi için Beşşar Esed'e önemli ölçüde baskı uyguladığı, bu sayede askeri varlığını sağlamlaştırdığı ve kendisine ekonomik ayrıcalıklar tanıyan anlaşmalar imzalaması için baskı yaptığı göz ardı edilemez.

Konuşmasında en önemli nokta, İran'ın ABD-İsrail saldırılarına ilk yanıtının Körfez ülkelerine yönelik saldırıları başlatmak ve bugüne kadar sivil ve ekonomik hedefleri vurmak olmasına rağmen, ülkesinin yalnızca Amerikan askeri üslerini hedef aldığı konusunda ısrar etmesiydi. Sivil ve ekonomik hedeflere saldırı, ülkesinin enerji fiyatlarını ve küresel ekonomiyi etkilemek ve herkes için savaşın maliyetini yükseltmek istediğine dair açık bir mesaj veriyor.

İran, son dört yılda Körfez ülkeleriyle kurmaya çalıştığı dostane ilişkileri kaybetti. Oysa Körfez ile iyileşen ilişkileri, bir yandan İran'ı bölgesel izolasyonundan kurtarırken, diğer yandan Körfez ülkelerini askeri müdahaleyi önlemek için ABD yönetimi ile arabuluculuk rolü oynamaya teşvik etmişti. Arap devletlerinin Donald Trump'ın ilk döneminde önerdiği “Arap NATO”su projesini reddetmiş olduğu da göz ardı edilemez. Bu nedenle, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, Tahran'ın onarmak için önemli çaba sarf etmesi gereken ilişkilerde bir çatlağa ve güvensizliğe neden oldu. Ancak burada en önemli nokta, Mücteba'nın tavsiye olarak değerlendirdiği ve bölge ülkelerine yapılan ABD üslerinin kapatılması çağrısıdır; çünkü dediğine göre İran, bu üsleri hedef alma politikasını sürdürecektir. İran bu saldırılar ile bir emsal oluşturdu ve bunu bölgesel politikasının ayırt edici özelliği haline getirmek istiyor. Yani Körfez ülkelerine ve sivil, ekonomik ve petrol hedeflerine, ayrıca Ortadoğu'daki herhangi bir ABD varlığına saldırılar düzenleyerek, Körfez'in jandarması gibi davranıyor, ancak bunu zorla ve sert bir şekilde yapıyor.

İran'ın Körfez ülkelerini hedef almaya devam ederek, savaşı Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatmak için kullandığı kesindir. Bu nedenle, sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşılık verip savaşı durdurmak için Körfez ülkelerine saldırmakla kalmıyor, aynı zamanda Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatıyor. İran açısından, Körfez bölgesindeki birincil tehdit kaynağı, bölgede ve İran'ın Afganistan, Irak ve Ortadoğu'daki sınırları boyunca yayılmış Amerikan varlığıdır. İran'ın kendisinin de bu Amerikan varlığından faydalanmış olduğuysa inkar edilemez, nitekim olmasaydı Kuveyt kolay kolay kurtarılamaz ve Irak oradan çıkarılamaz veya Irak'taki Saddam Hüseyin rejimi devrilmezdi.

Buna rağmen İran, bölgedeki Amerikan varlığını bir tehdit kaynağı olarak görüyor ve bölgesel güvenlikte kendisinin temel bir rol oynaması gerektiğine inanıyor. Ancak bu tutum, yalnızca bölgedeki Amerikan varlığı için geçerli değil. İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimine de karşı çıkıyor; bunun en açık örneği ise 1994 Şam Deklarasyonu'na karşı çıkmasıdır. Bu deklarasyona muhalefeti, İran'ın sadece Amerikan ve Batılı askeri güçlere değil, tüm yabancı güçlere, hatta Körfez ülkeleri dışındaki Arap devletleri de dahil olmak üzere herhangi bir gücün varlığına karşı çıkan tutumunun en önemli örneklerinden biriydi. 1991’deki Körfez Savaşı'ndan sonra Mısır ve Suriye, o dönemde savaştan kaynaklanan zorluklar ve tehditlerle başa çıkmak ve ekonomik iş birliğini geliştirmek için Arap devletleri arasında siyasi ve güvenlik alanlarında iş birliği ve koordinasyon sağlamak amacıyla Şam Deklarasyonu'nu önermişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, Tahran'ın, Arap veya Batılı olsun yabancı güçlerin varlığını reddetmesi, tek taraflı olarak baskın bir rol üstlenme arzusunu yansıtıyor.

İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimini reddediyor. O halde şu soru öne çıkıyor: İran, herhangi bir Amerikan veya İsrail tehdidiyle karşılaştığında komşuları için birincil tehdit kaynağı haline gelirken, bölgesel ve kolektif güvenliğin nasıl bir parçası olabilir? Dahası, jeopolitik konumunu küresel ekonomiye tehdit oluşturmak için kullanıyor. Bu nedenle, İran zihniyeti gerçek bir ikilemle karşı karşıya bulunuyor.

Hamaney'in oğlu ayrıca Hürmüz Boğazı'nın pazarlık kozu olarak kullanılmaya devam edileceğini de vurguladı. Washington'un yeterli deneyime sahip olmadığı ve son derece kırılgan olacağı başka cephelerin açılmasıyla ilgili çalışmalar yapıldığını da belirtti. Bu cephelerin, savaşın devam etmesi halinde ve İran'ın çıkarlarına hizmet edecek şekilde aktif hale getirileceğini söyledi. Burada kastedilen Hürmüz Boğazı ve Babül Mendeb’tir. Şimdiye kadar, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin seçici bir biçimde engellenmesi, küresel petrol fiyatlarında artışa neden oldu ve küresel ekonomiyi etkiledi. İran, henüz kullanmadığı kartlara sahip olmakla tehdit ediyor ve bunların arasında Babül Mendeb Boğazı ve Husilerin seferber edilmesi de yer alıyor. Mücteba, küresel yankıların ve olası bir küresel krizin boyutunu tasvir etmeye çalışıyor. Burada İran, elinde olduğunu düşündüğü ve kademeli olarak kullanacağı kozlarını sergiliyor. Dahası savaşın başından beri İran'ın yanıtı rastgele değil, bölgenin askeri altyapısını hedef alan ve Körfez ülkelerini savaşın maliyetine ortak eden, aynı zamanda İsrail toplumu üzerinde psikolojik ve siyasi baskı uygulayan çok yönlü bir saldırıydı.

Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya seyrüseferin tehdit edilmesi, küresel petrol fiyatlarında önemli bir yükselişe neden olacak ve Avrupa ile Asya ekonomilerine zarar verecektir. Benzer şekilde, Süveyş Kanalı'na giden gemilerin geçtiği Babül Mendeb Boğazı'ndaki herhangi bir kargaşa, Asya ve Avrupa arasındaki ticareti doğrudan etkileyecektir. Boğazın kapatılması, gemilerin Ümit Burnu'nu dolanmak zorunda kalmasına ve nakliye sürelerinin büyük ölçüde uzamasına neden olacaktır.

Kısacası, İran şu anda ateşkes istemiyor, bunun yerine seyrüseferi ve nakliyeyi sekteye uğratma gücünü kademeli olarak göstermeyi ve böylece küresel bir ekonomik krizi tetiklemeyi amaçlıyor. O zaman ateşkes, İran'ın stratejik kapasitesini tamamen kaybetmediği, güçlü bir konumda müzakere masasına oturmasını sağlayacak yeni bir stratejik denklemin kurulmasına bağlı olacaktır. Bu nedenle, İran, bölgedeki Amerikan varlığını tüketmek ve azami kayıplara neden olmak için savaşı uzatmayı hedefleyerek çatışmayı kademeli olarak tırmandırıyor. Bu da Amerikan kamuoyunu Ortadoğu'daki Amerikan varlıklarının tamamen çekilmesi için baskı yapmaya itecektir ki bu İran Devrimi'nden bu yana Körfez güvenliğine yönelik vizyonunun temel bir hedefidir. Bu amaçla İran, balistik füze saldırılarından deniz yollarına yönelik saldırılara kadar bir dizi aşamadan geçerek savaşı bölgesel bir askeri çatışmadan küresel bir ekonomik krize dönüştürüyor. Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmasına gerek yok; tek bir petrol tankerine yapılacak saldırı, nakliye, denizcilik ve sigorta şirketlerinin petrol tankerlerini işletmeyi durdurmaları için yeterli olacaktır. Bu noktada İran, denizcilik rotalarının kontrolcüsü rolünü üstlenmeyi ve böylece baskıcı ve güçlü bir hegemonya kurmayı hedefliyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.