Fas, Batı Sahra'daki çatışmayı çözmeye kararlı

Fas, anlaşmazlığı kendi lehine çözme yönünde Washington, Almanya ve İspanya'dan destek alıyor.

Fas toplumu, Sahra meselesinde fikir birliğine varmış durumda. (AFP)
Fas toplumu, Sahra meselesinde fikir birliğine varmış durumda. (AFP)
TT

Fas, Batı Sahra'daki çatışmayı çözmeye kararlı

Fas toplumu, Sahra meselesinde fikir birliğine varmış durumda. (AFP)
Fas toplumu, Sahra meselesinde fikir birliğine varmış durumda. (AFP)

Batı Sahra konusunda uzun süredir devam eden çatışmayı çözmeye kararlı olan Fas, Almanya ve İspanya'nın yanı sıra ABD'nin de desteğiyle bu yönde attığı adımlara hız verdi.
Rabat'taki Beşinci Muhammed Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Taceddin el-Huseyni yaptığı değerlendirmede “Fas toplumu, Sahra meselesinde fikir birliğinde. Bu, her vatandaşın mutlak önceliği” dedi.  
Fas, eski İspanyol kolonisini topraklarının tarihsel olarak ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Fas Kralı 6. Muhammed, tartışmalı bölgenin İspanya’dan geri alınmasının yıl dönümünde, 6 Kasım’da yaptığı açıklamada, Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğinin asla müzakere edilmeyeceğini vurgulamıştı.
Ancak o zamandan beri Cezayir'in de desteğiyle, Birleşmiş Milletler'in (BM) özerk olmadığını öne sürdüğü bu geniş çöl bölgesinin bağımsızlığını talep eden Polisario Cephesi, 1991'de bir ateşkes anlaşmasına varılana kadar Fas’a karşı bir savaş yürütmüş, 2020'nin sonlarında da varılan ateşkesi sona erdirmeye karar vermişti.

Çabanın meyveleri
Fas son yıllarda bölgeye kendi egemenliği altında özerklik sağlayarak çatışmayı çözme önerisine destek sağlama çabalarını artırdı. Mağrip meselelerinde uzman Fransız tarihçi Pierre Vermeren, söz konusu meselenin ‘Fas diplomasisinin başlangıcı ve sonu’ olmaya devam ettiğini söylüyor.
Bu çabalar neticesindeFas’ın bu anlaşmazlığın tek çözümü olarak gördüğü 2007 tarihli önerisi, Almanya ve İspanya tarafından destek aldı. Bu konudaki tarafsızlığını onlarca yıl koruyan İspanya, şimdi ise Fas’ın benimsediği planın anlaşmazlığın çözümündeki en ciddi, gerçekçi ve güvenilir temel olduğunu düşünüyor.
Başbakan Pedro Sanchez, bu tutum değişikliğinin düzensiz göç ile mücadelede ‘stratejik’ müttefiki ve ticarette önemli ortağı Fas ile ‘daha sağlam’ bağlar kurmak için gerekli olduğu görüşünde.
Kraliyet Divanı tarafından perşembe günü yapılan açıklamada, Sanchez'in Fas Kralı’nın daveti üzerine çok yakın bir tarihte Fas'a resmi bir ziyarette bulunacağı bildirilmişti. İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares’in cuma günü beklenen Rabat ziyareti ise iptal edilmişti.
İspanya’nın bu konudaki yeni tutumu, yaklaşık bir yıl önce Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali'nin tedavi için İspanya’da ağırlanması neticesinde patlak veren krizin ardından geldi. Fas ise İspanya'nın tutum değişikliğini ‘diplomatik bir başarı’ olarak değerlendirdi.
Madrid Özerk Üniversitesi’nden (UAM) Arap ve İslam Araştırmaları Profesörü Bernabe Lopez, bu adımın ‘kısa vadede Fas için şüphesiz bir zafer’ olduğunu belirttiği değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Ancak bu tutum değişikliğinin somut bir etkisi olup olmayacağını bilmek zor. Rabat ve Madrid arasında gelecekte iyi bir anlaşma olup olmayacağını, bunun diğer ülkelerin de aynı tutumu benimsemesini sağlayıp sağlamayacağını görmek için beklememiz gerekiyor.”
ABD, Rabat'ın İsrail ile diplomatik ilişkileri yeniden başlatması karşılığında 2020'nin sonlarında Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımıştı. O zamandan bu yana Krallık, Washington'ın adımlarını takip etmesi yönünde uluslararası topluma baskı yapmaya başladı.

Avrupa’ya yeni davet
Salı günü ABD’li mevkidaşı Antony Blinken'i Rabat'ta ağırlayan Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Avrupa ülkelerini bu meselede İspanya’nın yaptığı gibi Fas’ın özerklik planını desteklemeye çağırdı.
6. Muhammed bu konuda belirsizliğini koruyan veya iki farklı tutuma sahip olan ülkelere Fas’ın kendileriyle Batı Sahra’yı kapsamayacak herhangi bir ekonomik veya ticari sürece dahil olmayacağı uyarısında bulunmuştu.
Fas'ın bu hamlesinin tüm gözler Ukrayna'da olduğu sırada geldiğine dikkat çeken siyasi analist Hatice Muhsin-Finan, Fas'ın göç, hava sahası, güvenlik ve radikal İslamcılık ile mücadele gibi konularda Batı için vazgeçilmez bir unsur hale gelmek istediğini söyledi.
Cezayir bu konudaki sessizliğini korurken BM ise çatışan taraflar arasında 2019'dan bu yana askıya alınan müzakereleri yeniden canlandırma yönünde yoğun çaba sarf ediyor.
Vermeren, “Güç dengesi uluslararası hukuk üzerine kriter haline gelirken Faslılar ise mevcut jeopolitik durumdan ders çıkardı” dedi.
Diğer yandan Fas'ın Ukrayna krizindeki tarafsız tutumu ise çıkarlarını korumak için her türlü vasilikten kurtulma niyetinin açık bir göstergesi gibi görünüyor. Nitekim Fas, BM’nin Rusya'nın Ukrayna'yı işgal girişimini kınayan kararlarına katılmamıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Fas medyasında bu ‘akıllıca’ tarafsızlık üzerine övgüler’ yapılırken analistler ise Rabat'ın Batı Sahra ihtilafıyla ilgilenen Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Rusya'yı kızdıracak bir adım atmak istemediği görüşünde.
Ancak Batılı diplomatik bir kaynak, Rus saldırganlığının ciddiyeti ve Fas’ın Batı ülkeleriyle geleneksel ittifaklarına bakıldığında Rabat'ın bu konudaki tutumunun Batılı ortaklarını hayal kırıklığına uğrattığını savundu.  
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy perşembe günü yaptığı açıklamada, yeterince aktif olmadığını, Rabat'ta boşa zaman geçirdiğini söylediği Ukrayna’nın Fas Büyükelçisi Oksana Yuriyivna’yı geri çağırmıştı.



Arap dünyasının yeniden yapılandırılması: Şam ile Beyrut Arasındaki ‘Koridorlar Pazarı’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Arap dünyasının yeniden yapılandırılması: Şam ile Beyrut Arasındaki ‘Koridorlar Pazarı’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)

Elie el-Kuseyfi

Salı günü Şam'daki tablo o denli anlamlıydı ki Arap Maşrıkı ve bölgenin genelinde iki tarihsel dönem ile iki bölgesel düzen arasındaki geçiş anını tüm yalınlığıyla özetliyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesinin ardından, kaldığı otelin yakınlarında iki el yapımı patlayıcının infilak etmesinden sadece birkaç dakika sonra yaptığı açıklamada Fransa'nın Suriye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün yeniden inşasına katkı sağlamaya hazır olduğunu açıkladı. Bu tablo, Suriye'nin bölgesel ve uluslararası dönüşümün tam merkezinde, dahası bu dönüşümün asıl sahnesi konumunda olduğunu kanıtlamaya yetiyordu. Bu durum Suriye'nin rolünü bütünüyle yeniden tanımlıyor. Suriye artık -özellikle İran ile Türkiye arasındaki- bölgesel nüfuzun el değiştirdiği bir ülke değil, şekillenmekte olan yeni bölgesel düzende merkezi bir rol oynayan bir devlet olarak değerlendiriliyor.

Bu çerçevede Macron'un ziyareti yalnızca Fransa'nın en üst düzeyde Şam'a diplomatik ve siyasi dönüşünün değil, aynı zamanda Suriye'nin oluşmakta olan bölgesel denklemdeki önemine ve uluslararası ile bölgesel nüfuz mücadelesinin yeni sahnesi hâline gelişine de işaret ediyordu. Bu süreç yıllarca süren savaş dönemindeki gibi değil. Zira Suriye'de çakışan uluslararası ve bölgesel çıkarlar bu rekabeti, başta ABD ve Fransa olmak üzere rakipler ve müttefikler arasında belirli angajman kurallarıyla çerçevelenmiş ve denetim altında tutulan bir rekabete dönüştürüyor. ABD ve Fransa’nın Suriye, Lübnan ve bölge geneline ilişkin aynı tutumu paylaşmadıkları açıkça görülüyor. Bu da iki ülke arasında bölge dosyalarında tarihin derinliklerine uzanan görüş ayrılığının bir uzantısı.

Ancak asıl önemli olan, on yılı aşkın bir süre boyunca savaş, göç ve dış müdahale kavramlarına indirgenmiş olan Suriye, bu bağlamı izin vermekle de kalmayıp son derece güçlü biçimde teşvik eden bir bölgesel ve uluslararası konjonktürde, jeopolitik konumuna yatırım yapma sürecine kademeli olarak dönüyor. Bu durum küresel ekonomi için acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Nitekim Şara'nın iki tarafın katıldığı Suriye-Fransa yuvarlak masa toplantısındaki sözleri de buna işaret ediyordu. Suriye'nin Akdeniz'i Körfez'e ve Irak'a bağlayan, Marsilya'ya deniz yoluyla yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunan stratejik bir konuma sahip olduğunu belirtti. Dünya, Hürmüz Boğazı krizinin ardından güvenli ve istikrarlı geçiş koridorlarının değerini bir kez daha kavradı. İşte bu noktada bugün hayati rolünü yeniden kazanmış olan Suriye coğrafyasının küresel geçiş koridorları piyasasında vazgeçilmez bir kavşak olarak önemi gün yüzüne çıkıyor.

Suriye'de ve özellikle Şam'da güvenlik gerilimi yaratmaya yönelik strateji, bölgesel ve uluslararası akışa karşı ilerlediği için başarısızlığa mahkûmdur.

Hürmüz Boğazı'ndan Kızıldeniz'e uzanan geleneksel ticaret yollarını vuran krizlerin büyük güçleri harekete geçmeye ve enerji ve ulaşım haritalarını yeniden düşünmeye zorladığını söylemeye gerek yok. Uzun süre belirli güzergahlara bel bağlamış olan bölge, artık daha çeşitli ve güvenli bir geçiş koridorları ağı arayışına girdi. Bu ağda Suriye, savaş yıllarının büyük bölümünde olduğu gibi rakip nüfuz projeleri arasında bir temas hattı olarak değil; iç içe geçmiş ekonomik alanları birbirine bağlayan bir halka, vazgeçilmez bir bağlantı noktası olarak yeniden değer kazanıyor.

Bununla birlikte yeni Suriye'nin yeni bölgesel denklemdeki yerine oturması, Suriye devletinin çöküşü sürecinde savaş yılları boyunca filizlenmiş bölgesel ve uluslararası çıkarlarla kaçınılmaz biçimde çatışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında gerçekleşen iki patlama, yeni Suriye sürecinden çıkar sağlayamayan tarafların bu süreci baltalamaya çalıştığına dair açık bir mesajdı. Ancak buradaki kilit nokta, bu güvenlik mesajları yeni Suriye yönetimine değil, yeni bölgesel düzene yönelik olması. Dolayısıyla kırılgan bir devletle değil, sağlam bir uluslararası ve bölgesel denklemle karşı karşıya geliyor.

frgthyu8
Suriye'nin başkenti Şam’da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınlarında bir patlayıcı cihazın patladığı olay yerinde duman ve alevler, 7 Temmuz 2026 (Reuters)

Bu yüzden Suriye'de ve özellikle Şam'da güvenlik gerilimi yaratmaya yönelik strateji, bölgesel ve uluslararası akışa karşı ilerlediği için başarısızlığa mahkûmdur. Bununla birlikte şu soruyu sormaktan kaçınmak mümkün değil. Geçtiğimiz Perşembe gününden bu yana art arda yaşanan bu patlamalar, Şam'daki değişen tablodan çıkar kaybeden yerel hücrelerin salt tepkisel eylemleri midir? Nitekim perşembe günü Adalet Sarayı yakınlarındaki patlama, eski rejimden yetkililerin yargılanmasına karşı açık bir mesaj taşıyordu. Oysa salı günü meydana gelen iki patlama, Şam'daki güvenlik geriliminin arkasındaki bölgesel ve uluslararası bir örtüye ilişkin farklı soru işaretleri yaratıyor. Bu sorular arasında özellikle, “Bu patlamalar ile İran rejimi içindeki kanat çatışması -yani yeni bölgesel denklemi tırmandırmaya çalışan bir akım ile onu normalleştirmeye çalışan bir diğer akım arasındaki gerilim- arasında bir bağlantı var mı? Eski rejim döneminde Suriye'de geniş bir nüfuz kullanan Moskova'nın yaşananlar karşısındaki tutumu ne?” soruları öne çıkıyor. Bu sorular özellikle Hizbullah'ın ABD arabuluculuğunda Lübnan devleti ile İsrail arasında varılan çerçeve anlaşmaya yönelik tutumu açısından aynı ölçüde Lübnan için de geçerli. Söz konusu anlaşma, Hizbullah ile Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam arasındaki çatışmanın ana başlığına dönüşmüş durumda.

Tahran, Washington'la varılacak herhangi bir nihai anlaşmayı ABD tehditlerinin sona ermesine ve Lübnan'daki durumun istikrar kazanmasına bağladığında, Lübnan'ın yeni bölgesel denklemi normalleştirecek koşullar arasında bölgesel nüfuz haritasının bir parçası olmaya devam edeceğini teyit etmiş oluyor.

Dolayısıyla Suriye etrafındaki çatışma bugün bizzat devletin işlevi üzerine dönüyor. ‘Yeniden inşa edilen bölgesel düzenin bir parçası mı olacak, yoksa kaotik ortamdan beslenen nüfuz ağlarına açık bir alan mı kalacak?’ sorusunun yanıtı büyük olasılıkla birinci ihtimal yönünde kesinleşmiş durumda. Yani yeni bölgesel denklem Suriye'nin bir kez daha kaosa sürüklenmesini kaldıramaz. Bunu her şeyden önce Washington'ın bölge stratejisi çerçevesinde Şam'a gösterdiği ilgi yansıtıyor. Bu strateji, 2003 Irak işgali döneminde ‘yeni muhafazakârların’ benimsediği ideolojik Amerikan vizyonundan köklü biçimde kopan, ağırlıklı olarak ekonomik bir vizyona dayanıyor. Söz konusu eski vizyon, tıpkı Usame bin Ladin'in dünya tasavvurunun ayna görüntüsü gibi, dünyayı şer ekseni ile hayır ekseni arasında bölen bir anlayışa dayanıyordu. Şimdi ise İran gibi geleneksel ABD’nin yörüngesinin dışındaki ülkelerle bile Washington'ın ekonomik çıkarlarının güvence altına alınmasını esas alan farklı bir Amerikan vizyonunun belirginleştiği açıkça görülüyor. Belki de bölgenin bütününün geleceği tam da bu noktada düğümleniyor. Washington, Tahran’ı yeni İran’ın yeni bölgesel ve uluslararası düzene gireceği ekonomik bir anlaşma imzalamaya ne ölçüde ikna edebilecek?

dvfgthy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaret ederken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yanında, 6 Temmuz 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye, Lübnan ve İran'a ilişkin bu sorular, Orta Doğu'nun yaşadığı daha büyük bir dönüşümle iç içe geçiyor. Geçtiğimiz on yıllarda bölgeye hâkim olan model -askeri eksenlere ve sınır ötesi çatışmalara dayanan yapı- bugün ulusal devlete, coğrafyaya ve ekonomiye öncelik tanıyan başka bir modelin yükselişiyle karşı karşıya. ABD ve beraberinde Avrupa’dan ve Arap ülkelerinden, merkezi devletler ve ekonomik koridorlar üzerine inşa edilmiş bir bölgesel sistem oluşturmaya daha yakın görünüyor. Bu sistem silahlı milislerle ideolojik gündemlere katlanamaz. Bu ilke mevcut güç dengesi şimdilik onun lehine olsa bile sonuçta İsrail için de geçerli olur. Çünkü yeni bölgesel sistemin kök salması, özellikle bu genişlemenin güdüsü güvenlik değil, ideolojik nitelik taşıdığında kendi sınırlarının ötesine sınır aşan bir genişleme güden İsrail ile bir arada var olamaz. Bu durum, Washington ile mevcut İsrail hükümeti politikaları üzerine yürütülecek kapsamlı bölgesel müzakerenin ana düğüm noktası. İran ve ABD müzakerelerinin İsrail'in -özellikle Lübnan'daki- davranışı üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı açık. Dolayısıyla Tel Aviv'i bölgesel politikalarını yeniden gözden geçirmeye yönlendirmenin önkoşulu, Washington'ın hedeflediği yeni bölgesel düzenin doğuşuyla bu İsrail politikalarının değiştirilmesi arasındaki bağı Arap ve bölgesel düzeyde kurmaktır.

İşte bu noktada ABD-İran müzakereleri daha geniş bir anlam kazanıyor. Zira bu müzakereler nükleer dosyanın ötesine geçerek İran'ın yeni bölgesel düzendeki konumuna ilişkin soruya uzanıyor. Tahran, Washington'la varılacak herhangi bir nihai anlaşmayı Amerikan tehditlerinin sona ermesine ve Lübnan'daki istikrara bağladığında, yeni bölgesel denklemi normalleştirmenin koşullarından biri olarak Lübnan'ın bölgesel nüfuz haritasının bir parçası olmayı sürdüreceğini ortaya koyuyor. Öte yandan onlarca yıl bölgesel çatışma yönetiminin sahnesi olan Lübnan, Hizbullah silahıyla devlet ilişkisinin yeniden tanımlanması başlığını taşıyan farklı bir aşamaya giriyor. Lübnan ile İsrail arasındaki çerçeve anlaşma, İran-ABD mutabakatı çerçevesinde tırmanmayı azaltmak için oluşturulan mekanizmayla birlikte değerlendirildiğinde, Lübnan'ın güneyinde yüzleşme aşamasından güvenlik ve siyasi düzenlemeler aşamasına geçişin hassas biçimde yönetilme girişimini yansıtıyor. Bu nedenle çerçeve anlaşmaya ilişkin Lübnan içi çatışma, Lübnan dosyasındaki nihai kararın Lübnan-İsrail sürecini ya da İran-ABD sürecini aşan bölgesel ve uluslararası mutabakatlara tabi olacağı göz önünde bulundurulduğunda artık geçerliliğini yitirmiş görünüyor. Bu bağlamda Lübnan, yeni bölgesel sistemin başarılı olup olmayacağını sınayan ana test alanına dönüştü.

Dolayısıyla Hizbullah silahı dosyası, her şeyden önce bir devlet olarak Lübnan'ın yeni Maşrık'taki konumuna ve rolüne ilişkin daha kapsamlı bir sorunun parçası hâline geliyor. Devletin güç tekeli üzerindeki kontrolünü yeniden sağlama kapasitesi, esasen Lübnan'ın etrafında yeniden şekillenmekte olan ekonomi ve koridor ağlarına dahil olabilmesiyle doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla ‘yeni İran’la mutabakat içinde olası bir gelecekteki devlet-Hizbullah sürecine Arap ülkelerinin katılımı bu dönüşüme bölgesel bir boyut kazandırırken onu iç bir yüzleşmeden Lübnan'ın bölgedeki farklı bir rol üstlenmesine doğru dönüştürüyor.

dfgthy
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ve İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Daniel Holler ve Lübnan Büyükelçisi Nada Hammade, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda çerçeve anlaşmasının imzalanması sırasında (AFP)

Lübnan'dan herhangi bir çekilmeyi Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinden geri çekilmesi ve askeri yapısının tasfiyesiyle bağlantılı uluslararası güvenlik garantilerine bağlayan İsrail ise diğer aktörlerin çıkarlarını gözetmeksizin bölgesel denklemi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendiremez. Washington'ın İran'ın çıkarları dahil bölge ülkelerinin çıkarlarını kendi şemsiyesi altında yeniden tanımlayan bir denklem oluşturma rolü tam da burada devreye giriyor. Bu proje ilk bakışta bir ütopya gibi görünebilir, ancak tam anlamıyla hayata geçirilememesi, önceki çatışma denklemine geri dönülebileceği anlamına gelmez. Bununla birlikte bu geçiş aşamasının kısa sürmesi şart değil, büyük olasılıkla uzun bir zaman dilimi gerektirecek. Tahran'dan Irak'a, Şam'dan Beyrut'a kadar Arap Maşrıkı’nın ve bölgenin genelinin yeni anlamı şu an müzakere ediliyor. Yeni Suriye yönetimi, Suriye'nin ekonomik bir kavşak olmasını hedefliyor. Yani onu her şeyden önce ekonomik açıdan tanımladığı için önceki rejimden ayrışıyor. İran ise Dini Lider’in (Rehber) cenazesiyle gömdüğü ikinci İslam Cumhuriyeti’nin ardından ‘Üçüncü İslam Cumhuriyeti’ için bir formül arıyor. Lübnan ise yeni bölgesel sistemdeki rol ve işlev sorusuyla karşı karşıya. Lübnan ya ekonomi ve geçiş koridorlarının coğrafyasının bir parçası olacak ya da bu dışında kalıp yavaş ölüme doğru yürüyüşünü sürdürecek. Arka planda ise eksenler tarafından değil, geçiş koridorları ve ekonomik çıkarlar tarafından yönetilen bir Orta Doğu'ya geçiş hedefleyen yeni bir Amerikan yaklaşımı şekilleniyor. İdeoloji değil ekonomi belirleyici oluyor. Dolayısıyla bölgenin geleceğini belirleyecek soru yalnızca son savaşı kimin kazandığı değil, yeni Orta Doğu ekonomik haritasında kimin yerini güvence altına almayı başardığı olacak.


Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?
TT

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Fransa Cumhurbaşkanı'nın Suriye ziyareti sırasında konakladığı yerin yaklaşık 10 kilometre yakınında meydana gelen peş peşe iki patlama, hem konumu hem de zamanlaması itibarıyla Suriye yönetimini son derece hassas ve zor bir dönemde hedef aldı.

Hükümete yakın kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğunu, bunların başında ise eski rejim kalıntıları ile Fransa-Suriye yakınlaşmasından rahatsız olan çevrelerin geldiğini belirtti. Buna karşın gelişmeleri yakından takip eden başka kaynaklar ise saldırının arkasında, ülkedeki en büyük güvenlik tehdidi olmayı sürdüren DEAŞ'ın bulunmasının daha olası olduğunu değerlendirdi.

Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı Four Seasons Oteli çevresinde meydana gelen art arda iki patlamada, Turizm Bakan Yardımcısı ile 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu en az 18 kişi yaralandı. Olay, adliye sarayı yakınındaki avukatların kullandığı bir kafede geçen hafta meydana gelen ve 10 sivilin hayatını kaybettiği, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bombalı saldırının ardından gerçekleşti.

frgthy
Suriye güvenlik güçleri, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın salı günü Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüğü sırada, Four Seasons Oteli yakınındaki yanmış bir aracı inceliyor. (AP)

Güvenlik uzmanı Abdullah el-Neccar, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, saldırıların eski rejim kalıntılarının izlerini taşıdığını belirterek, amaçlarının "kendilerini de kapsayacak geçiş dönemi adalet sürecini sabote etmek ve Suriye'nin güvenli olmadığı algısını oluşturmak" olduğunu söyledi.

El-Neccar, kullanılan patlayıcıların ilkel düzeneklerden oluştuğunu, sivil ya da asker ayrımı gözetmediğini belirterek, asıl hedefin güvenlik güçlerinin kontrolü sağlayamadığı görüntüsünü vermek olduğunu ifade etti. Ancak bunun doğrudan güvenlik zaafına işaret etmediğini söyleyen uzman, herhangi bir suçlunun çöp konteynerine ya da yol kenarında park halindeki bir araca el yapımı patlayıcı yerleştirebileceğini, salı günkü saldırının da bu yöntemle gerçekleştirildiğini kaydetti.

Eski diplomat ve siyasi analist Bassam Barabandi ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Suriye'de toparlanmaya yönelik ciddi işaretler ortaya çıktıkça, ülkedeki iyileşmeden zarar gören tarafların harekete geçtiğini söyledi. Barabandi'ye göre bu noktada eski rejim kalıntılarının, DEAŞ'ın, Lübnan Hizbullahı'nın, İran'ın ve İsrail'in çıkarları kesişiyor.

fgthyu
Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

Barabandi, eski baskı rejiminin parçası olan çok sayıda kişinin hâlâ toplumun içinde yaşamaya devam ettiğine dikkat çekerek, devlet kurumlarının henüz yeniden yapılanma aşamasında olduğunu, güvenlik teşkilatındaki personelin ise yeterli tecrübeye sahip olmadığını vurguladı.

Siyasi analiste göre patlamaların boyutu iki ihtimali gündeme getiriyor. Bunlardan ilki, saldırıların zarar gören kişi veya küçük gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olması. Diğeri ise büyük çaplı operasyon düzenleme kapasitesine sahip bir örgütün, zaten büyük ölçüde yıkılmış olan ülkeye daha fazla fiziksel zarar vermekten ziyade, ülke genelinde istikrarsızlık algısı oluşturmayı hedeflemesi.

Barabandi, uluslararası toplumun Suriye'de istikrarın güçlendirilmesi yönünde irade ortaya koyduğunu belirterek, güvenlik kurumlarının inşasına verilen desteğin artmasının beklendiğini söyledi. Büyük ekonomik yatırımların siyasi hesaplara dayandığı için büyük ölçüde etkilenmeyeceğini ifade eden Barabandi, buna karşılık yerel ekonomilerin ve küçük ölçekli projelerin saldırılardan olumsuz etkileneceğini dile getirdi.

Hükümete yakın kaynaklar ise Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, kullanılan ilkel patlayıcıların genellikle patlayıcı tarama sistemleri tarafından tespit edilemediğini, bu tür saldırıların güvenlikten çok siyasi mesaj taşıdığını belirtti. İlk bulguların DEAŞ'tan ziyade eski rejim kalıntılarına işaret ettiğini savunan kaynaklar, DEAŞ'ın öncelikli hedefinin devletin güvenlik güçleri ve kendi tanımına göre "mürted" kabul ettiği kişiler olduğunu ifade etti. Kaynaklar ayrıca örgütün saldırılarının genellikle çok daha yıkıcı olduğunu, "ancak örgüt bir gecede yöntem değiştirmişse bunun istisna olabileceğini" söyledi.

frgty7uı
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında Şam'da meydana gelen iki patlamanın ardından Four Seasons Oteli çevresinde incelemelerde bulunuyor. (AFP)

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur ise bu değerlendirmelerin, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğu için şimdilik varsayımdan ibaret olduğunu söyledi. Ancak buna rağmen DEAŞ'ın hâlâ Suriye'nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi olmaya devam ettiğini vurguladı.

Kaddur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, salı günü gerçekleştirilen koordineli saldırının, geçen mayıs ayında Şam'ın Bab Şarki bölgesinde Savunma Bakanlığı'na ait bir bina yakınında meydana gelen ve bir askerin öldüğü, çok sayıda sivilin yaralandığı, DEAŞ'ın üstlendiği saldırıya büyük ölçüde benzediğini belirtti.

Kaddur'a göre asıl tehlike, yalnızca başkentin en hassas bölgelerinde faaliyet gösteren aktif bir DEAŞ hücresinin bulunması değil; aynı zamanda bu hücrenin istediği zaman harekete geçebilecek kapasiteye sahip olması. İçişleri Bakanlığı'nın terör örgütlerine, özellikle de zaman zaman önleyici nitelikte operasyonlar da gerçekleştiren DEAŞ'a karşı yoğun çaba göstermesine rağmen örgütün nitelikli saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Kaddur, son dönemde artan saldırıların Suriye'de bir süredir hakim olan göreli istikrar görüntüsünü zedelediğini ve saldırıların arkasındaki tarafların da tam olarak bunu amaçladığını söyledi. İçişleri Bakanlığı ile istihbarat kurumlarına çağrıda bulunan Kaddur, güvenlik tehditleriyle mücadele yöntemlerinin "acı ama gerekli" şekilde gözden geçirilmesi ve bu tehditleri ortadan kaldıracak kapsamlı bir strateji hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında meydana gelen iki patlamada, 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu 18 kişinin yaralandığını duyurdu. Bakanlık ayrıca patlamaların, Fransa Cumhurbaşkanı'nın konakladığı yerleşkenin güvenlik çemberinin dışında meydana geldiğini bildirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında başkent genelinde güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Çok sayıda mahallede yoğun güvenlik tedbirleri alınırken, birçok ana yol da ulaşıma kapatıldı.


Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
TT

Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Suriye’nin başkenti Şam, Ortadoğu’daki ticaret ve enerji hatlarını yeniden şekillendiren karmaşık jeopolitik değişimlerin etkisiyle, savaşın izlerini geride bırakarak yeni bir yatırım dönemi başlatma yolunda ilerliyor. Halk Sarayı’nda bir araya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yeniden imar faaliyetlerine yönelik kapsamlı bir ekonomik ortaklık başlatarak stratejik bir dönüm noktasının temelini attı. Bu ortaklık çerçevesinde Suriye coğrafyası, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan mevcut kriz karşısında küresel koridor pazarında güvenli bir geçiş yolu ve hayati bir alternatif olarak sunuluyor.

Görüşmelerle eş zamanlı olarak başkentin merkezini hedef alan bombalı saldırılara rağmen, deniz taşımacılığı, enerji ve sanayi sektörlerinin önde gelen isimlerini içeren üst düzey Fransız heyetinin ziyareti, Fransa ve Avrupa’nın güvenlik sorunlarını aşma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bu katılım, karşılıklı çıkarlara dayalı, sloganlardan uzak ve eşit bir ortaklık inşa etme iradesini yansıtıyor.

Bu gelişmeler, iç savaşın 2024 yılında sona ermesinden bu yana ilk ziyaretini gerçekleştiren Macron’a eşlik eden üst düzey yetkililer, yatırımcılar ve Fransız iş dünyası liderlerinin katıldığı yuvarlak masa toplantısında ele alındı.

Ziyaret, Suriye-Fransa ilişkilerini karşılıklı saygı ve eşit ortaklığa dayalı yeni bir aşamaya taşımayı hedefliyor. Fransa Cumhurbaşkanı’nın geceyi geçirdiği otelin yakınlarında, başkentin merkezini sarsan bombalı saldırıların yol açtığı güvenlik hareketliliğine rağmen, Fransız heyeti ortaklığı hayata geçirme yönündeki adımlarını sürdürdü.

Söz konusu hamle, başta İran ile yaşanan savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması olmak üzere hızla değişen jeopolitik gelişmelerin etkisiyle atıldı. Bu durum, Suriye coğrafyasını küresel enerji ve ticaret akışları için en önemli alternatif ve güvenli koridorlardan biri olarak uluslararası arenada yeniden gündeme getirdi.

sdvdfe
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir toplantıya katıldı. (EPA)

Açılış konuşmasında Fransız sanayi ve ekonomi dünyasının önde gelen temsilcilerini selamlayan Şera, yeniden imar ve ortaklığa yönelik entegre bir yol haritasının mevcut olduğunu vurguladı. Ülkenin jeopolitik avantajına dikkat çeken Şera, “Suriye, Akdeniz’i Körfez ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olup, Marsilya’ya yalnızca birkaç deniz mili mesafededir. Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı koridorların değerini bir kez daha anlamıştır. Bu noktada, küresel koridor pazarında vazgeçilmez bir bağlantı noktası olarak hayati rolünü yeniden kazanan Suriye coğrafyasının önemi ortaya çıkmaktadır. Fransa’nın bu süreçte ilk ortağımız olmasını arzuluyoruz” ifadelerini kullandı.

Yatırım yol haritasındaki sektörleri detaylandıran Şera, “Hava filomuzun yenilenmesi, havalimanlarımızın işletilmesi ve hava seyrüsefer sistemlerinin modernizasyonundan, kara sularımızda enerji arama faaliyetlerine, elektrik ve su şebekelerinin yenilenmesine, üniversite hastaneleri, gıda sanayisi, dijital altyapı ve nüfus kayıt sisteminin modernizasyonuna kadar uzanan entegre bir sistemden bahsediyoruz” dedi. Konuşmasını sürdüren Şera, “Suriye’deki organize sanayi bölgeleri, fabrikalarınız için bir çıkış noktası olmaya hazırdır. Bunu destekleyen en önemli unsur, Suriye’nin egemen kararlara dayalı kalkınma hamlesidir. Kanunlar ve kurumlar tarafından yönetilen modern bir yatırım ortamı inşa ediyoruz” şeklinde konuştu. Şera, bu stratejik ortaklığın Şam’ın Avrupa ve dünya ile kurmak istediği model olduğunu belirterek, sürecin “sloganlar yerine iki ülke halkına hizmet eden karşılıklı çıkarlar üzerine inşa edildiğini” sözlerine ekledi.

Lojistik iş birliği

Stratejik sektörlerin başında lojistik ve deniz taşımacılığı öne çıkarken, görüşmeler Fransız küresel nakliye grubu CMA CGM’nin ticari nüfuzunun artmasını sağladı. Bu çerçevede Şera, grup ile gerçekleştirilen başarılı ortaklık modelini örnek göstererek, şirketin 14 ay önce Lazkiye Limanı’nı geliştirmek üzere 230 milyon euroluk bir yatırım sözleşmesi imzaladığını ve bir yıl geçmeden limanın kapasitesini artırmak için 200 milyon euroluk ek bir kaynak aktarma kararı aldığını belirtti. CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade ise Suriye’deki mevcut yatırım fırsatlarının önemini vurgulayarak, “Bugün Lazkiye Limanı’nı yeniden faaliyete geçiriyoruz ve Şam ile farklı alanlarda önemli ortaklıklar kurmayı öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.

csdvgthy
Suriye Havacılık Holding CEO’su Enver Akkad ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Şam Uluslararası Havalimanı’nda hava kargo taşımacılığına ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladılar. (AFP)

Aynı doğrultuda Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Nidal eş-Şaar, her iki ekonomiye de katma değer sağlayacak şekilde Fransa’nın sanayi, ulaştırma, altyapı, eğitim ve sağlık alanlarında etkin bir şekilde yer almasını beklediklerini ifade etti. Şaar, ülkenin ‘ekonomik yaklaşımında daha rekabetçi ve küresel ekonomiye entegre olabilen yeni bir sayfa açmayı seçtiğini’ vurguladı. Suriye Yatırım Ajansı Başkanı Talal el-Hilali de bu görüşmeyi, ‘Suriye’nin modern bir ekonomi ve yatırım ortaklıkları inşa etme yolculuğunda dönüm noktası bir durak’ olarak nitelendirerek bu yaklaşımı destekledi.

Petrol görüşmeleri

Fransız hamlesinin en önemli eksenlerinden biri olarak enerji sektörü öne çıkarken, enerji devi TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne, resmi bir petrol arama sözleşmesi imzalanmasını görüşmek üzere Suriyeli yetkililerle bir araya geldi.

Bu görüşmeler, Fransız şirketinin geçtiğimiz mayıs ayında Suriye Petrol Şirketi ile imzaladığı ve TotalEnergies’e, Akdeniz sularında tarihsel olarak keşfedilmemiş bir deniz sahasında arama yapma hakkı tanıyan mutabakat zaptının hayata geçirilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Bu çerçevede Pouyanne, mutabakat zaptını her iki taraf için de bağlayıcı resmi bir sözleşmeye dönüştürmek amacıyla, şirketinin hedeflenen sahaya ait ön çalışmaları yürütmek ve teknik verileri analiz etmek üzere diğer şirketlerle bir ortaklık kurduğunu açıkladı. Mevcut teknik fırsatlara ilişkin değerlendirmesinde Pouyanne, TotalEnergies’in normal şartlarda ham petrol bulmayı tercih ettiğini belirterek; Kıbrıs ve İsrail örneklerinde olduğu gibi Doğu Akdeniz bölgesindeki tarihsel keşiflerin yapısının, en güçlü göstergelerin doğal gaza işaret ettiğini doğruladığını ifade etti.

csdfgtrhy
TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a Suriye ziyaretinde eşlik etti. (AFP)

Pouyanne, Hürmüz Boğazı sorununu aşmak ve Irak petrolünü Akdeniz’e taşımak amacıyla Şam’ın ‘Ortadoğu’nun kavşak noktasında’ yer alan merkezi bir transit ülke olma niteliğindeki stratejik önemine dikkat çekti. Irak’ın geçtiğimiz nisan ayında petrolünü Suriye toprakları üzerinden tankerlerle kara yoluyla taşımaya başladığına dair yaptığı açıklamayı ve Şam ile Bağdat arasında enerji transit mekanizmalarının kurulması ile ortak petrol boru hattının rehabilite edilmesi amacıyla yürütülen görüşmeleri hatırlattı. Bununla birlikte ihtiyatlı bir iyimserlik sergileyen Pouyanne, mevcut güvenlik durumunun sahada derhal çalışmaya başlanmasına henüz elvermediğini kabul ederek, ziyaretinin güven inşa etmeyi ve ilk lojistik temasları kurmayı amaçladığını belirtti. Pouyanne, 13 yıldan fazla süren ve 2024 yılında sona eren iç savaşın ardından hükümete kontrolü tamamen sağlaması için gerekli zamanın tanınması adına yatırımcılara biraz sabırlı olmaları çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumu ve yatırımcıları, Suriye hükümetine tam kontrolü ve istikrarı sağlaması için zaman tanımak adına temkinli olmaya ve biraz sabır göstermeye davet eden Pouyanne, “13 yıldan fazla süren ve 2024’te sona eren bir iç savaştan yeni çıkan bir ülkeden çok fazla şey talep etmemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşılık Macron, Paris’in güven inşa etmeye, ayrıca enerji, bankacılık ve altyapı dahil olmak üzere birçok alanda ortak olarak yer almaya hazır olduğunu teyit etti. Suriye’nin yeniden imar çalışmalarını desteklemek amacıyla kapsamlı ortak ekonomik komitelerin kurulması konusunda mutabakata varıldığını açıklayan Macron, bu çerçevede Körfez ülkeleriyle de yakın bir ortaklık yürütüleceğini belirtti. Şam’ın önünde pek çok zorluk bulunduğunu kabul eden Macron, bununla birlikte geleceğe yönelik vaatlerde bulunan ortaklık fırsatlarının da mevcut olduğunu dile getirerek, güvenli ve istikrarlı bir yatırım ortamı hazırlanması için ülkesinin her zaman Suriye halkının yanında olacağını yineledi.

csdfgthy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Destekleyici mali adımlar kapsamında Elysee Sarayı, Beşşar Esed’in amcası Rıfat Esed’den müsadere edilen ve Suriye devletine ait olan 51 milyon euroluk (yaklaşık 58,29 milyon dolar) tutarın iadesi için Şam yönetimi ile resmi sürecin başlatıldığını duyurdu.

Bu görüşmeler, iki ülke liderinin Yeni Suriye’nin çerçevesini çizen güçlü siyasi açıklamalarıyla tamamlandı. Fransız iş insanlarına seslenen Şera, Halk Sarayı’nın kapılarının geleceğin inşasına katkıda bulunmak isteyen herkese açık olduğunu vurguladı ve Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünyanın, Suriye üzerinden geçen güvenli ve istikrarlı ticaret koridorlarının değerini anladığını ifade etti.