Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı, Independent Arabia’ya konuştu: “Anayasa değişiklikleri, çoğunluk sağlanmadan kabul edilemez”

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
TT

Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora: Güçlü bir lider gücünü başkasından kiralamaz

Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)
Eski Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora (Getty)

Velid Şukayr
Eski Lübnan Başbakan Fuad Sinyora, Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari ve Kuveyt’in Beyrut Büyükelçisi Abdul Al el-Kaani’nin Beyrut’a geri dönüşünü ‘önemli ve gerekli bir adım’ olarak nitelendirirken, iyiliği temsil eden Ramazan ayının başlamasıyla Körfez ülkelerinin Lübnan’ı kucaklamak üzere geri dönme arzusunun bir göstergesi olduğunu dile getirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sinyora gazeteye verdiği röportajda, Başbakan Necib Mikati’nin Körfez ülkeleri ile ilişkileri olumsuz etkileyen açıklamaları reddetme taahhüdüne ilişkin yaptığı açıklamaya dikkati çekti. Sinyora, bu tavra bağlı kalmanın önemli olduğunu vurguladı. Eski Başbakan ayrıca, tavırlarda Lübnan’a, Arap ülkeleriyle olan çıkarlarına ve Lübnanlıların bu ülkelerdeki çıkarlarına zarar verici bir bozulmaya geri dönmeme gerekliliğine vurgu yaptı.
Fuad Sinyora, “Arapların Lübnan’daki yokluğu nedeniyle Lübnan’a yüklenen yüklerin boyutu ve yeniden kucaklaşmasının önemini hissettiği bir aşamadan geçtik” dedi.
IMF ile bir anlaşmanın gecikmesi, büyük miktarda paranın boşa harcanmasına neden oldu
Eski Başbakan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan ilk anlaşmaya dair, “Bu, son derece gerekliydi ve çok daha önce yapılması önemliydi. 6 Ocak 2021’de, yani 15 ay önce IMF ile anlaşarak doğru tedavideki her gecikmenin, Lübnan için günden güne ek acılara ve maliyetlere yol açacağını söylediğimi hatırlıyorum. Olan da buydu. Zorlu bir dönem için kurtarılabilecek büyük miktarda rezerv boşa gitti. Ancak birçok politikacının popülist davranışları bu büyük israfa ve daha fazla acıya yol açtı” ifadelerini kullandı.
Sinyora, “Anlaşma, hükümetin ve parlamentonun kararlarını gerektiriyor ki bu kararların uygulanması, yeniden güven ve yeni iş fırsatları sağlamak için Lübnan’daki ekonomik faaliyet açısından elverişli bir ortam oluşturacak. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılarak ekonomi finansmanında ve kamu maliyesinin iyileştirilmesinde rol oynamak için ve daha iyi beslenmeyi güvence altına almak ve Lübnanlıların yüklerini hafifletmek amacıyla başta elektrik olmak üzere kamu reformunun bir adımı olarak bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına katkı sağlayacaktır. Anlaşma, ekonomideki bozulmaları ortadan kaldırmak, yönetimin iyileştirilmesine katkıda bulunmak, yolsuzlukla mücadele etmek ve sorumluluklarda verimliliği ve liyakati yeniden sağlamak için döviz kurunu birleştirmeye yönelik bir adımdır. Bu ise IMF’nin teknik yardımı ile yapılabilir” dedi.
Eski Başbakan, Körfez büyükelçilerinin geri dönüşlerinin ve IMF ile yapılan anlaşmanın, son derece önemli gelişmeler olduğunu söylerken, “Ancak geleceğe olan güveni yeniden tesis etmek ve daha iyisi için değişikliklere kapı açmak amacıyla bu iki durumdan faydalanmalıyız” şeklinde konuştu.

İyi hal belgesi
Parlamento seçimlerinden önce gerekli adımların uygulanması olasılığı konusunda ise Sinyora, reformların yıllar önce tamamlanmış olması gerektiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Bunu Maliye Bakanı, sonra Başbakan, sonra da 9 yıl boyunca milletvekili olduğum yıllarda söyledim. Bu reformların, doksanlarda, iki binli yılların ilk on yılında ve ardından ikinci on yılında gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak ister enflasyonunun sınırlandırılması açısından, isterse de mali ve ekonomik reformlar açısından olsun, reform yapma konusundaki kronik yetersizlik bunu engelliyordu” dedi.
Eski Başbakan, “Okuyucular için bu düşüşe nasıl geldiğimizi anlatan iki kitap yayınladım. Kaçınmayı sağlayabilecek koşullar, Hizbullah ve ona bağlı mezhep ve milis partilerinin devlete dayattıkları ve kararına el koydukları büyük hegemonya nedeniyle ve zorlu uygulamalarla yok oldu. Artık durumun düzgün bir şekilde yönetilebileceğine dair bir güven yok. Hizbullah, bu binanın kontrolünü tamamen ele geçirdi ve tarafların bu binadan bir daire almalarını sağlayarak, kazanımlar, faydalar ve imtiyazlar elde etti. Ama Hizbullah, kontrol edemeyeceği hiçbir karar alınmasın diye bu binaya el koydu. Fırsatları kaçırdık ve reformlar yapmadık. Objektiflik açısından milletvekillerinin, alınması gereken kararları vermeye hazır olduklarından şüpheliyim” dedi.
Başbakan Mikati’nin ‘IMF ile yapılan anlaşmanın, bağışçı ülkelerin Lübnan’a yardım etmesi için bir vize olduğu’ yönündeki açıklamasına dair ise Sinyora, “Lübnan’ı ziyaret eden, ancak size kendi kendinize yardım etmeniz gerektiğini söyleyen bir arkadaş ya da kardeş yoktu. Kardeş ve arkadaşların niyetleri sonradan ortaya çıktı. Lübnan, bu ciddi adımlara başladığında birçok taraf, IMF ile yapılan anlaşmaya dayanarak ülkeye yardım etme niyeti ve arzusunu ortaya koyacak. Bu, finansal durumu iyileştirme olasılığı hakkında bir iyi hal belgesidir ve kardeş ve diğerlerinin Lübnan’a yardıma katkıda bulunması yolunda bir başlangıç olacaktır” ifadelerini kullandı.

İran ve Hizbullah, Yemen’e müdahale ettiğini itiraf etti
Yemen’deki savaşta dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Suudi Arabistan’ın Yemen İstişareleri Konferansı’na sponsor olması sonrasında Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi, yetkilerini Husilerle müzakere etmekle görevli bir başkanlık konseyine devretti. Hizbullah ve İran’ın bu savaşa müdahale etmekle suçlandığı göz önüne alındığında bunun, Lübnan’a yansımaları nelerdir ve bu Suudi Arabistan- İran temaslarındaki ilerlemenin bir sonucu mudur?
Sinyora, soruya yanıt verirken, “Onlar suçlanmıyor. Aksine müdahaleyi ikisi de kabul etti. Askeri teknolojilerin Husiler tarafından üretilmediği hiç kimse için bir sır değil. Bunlar, İran ve Hizbullah tarafından tedarik edilmiştir ve bu tarafların üretimidir. Yangınları söndürmek için gösterilen her türlü çaba takdire şayandır. Ayrıca Yemen savaşının sonuçlarını ele almak ve tüm Yemenlileri kucaklamak da takdire şayandır. Özellikle de Suudi Arabistan’ın Yemen’e ilerlemesi için finansal olanaklar sağlama konusundaki arzusu göz önüne alındında Suudi Arabistan’ın Riyad Konferansı’na katılanlarla işbirliği içinde attığı adımın iyi olduğu kanaatindeyim. Bu, savaşın ve müdahalelerin devam etmesi nedeniyle yaşanan büyük kayıplara son verme gerekliliğinin gerçek anlamda kavrandığı ileri görüşlü bir adımdır” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bu adım, İran’dan bir yanıt alacak mı? Bu çerçevede eski Başbakan, “Tahran, bu girişimden faydalanmak isterken büyük bir çıkara sahip. Zira aksi taktirde Yemen bataklığına daha da batacak ve içinde bulunduğu bataklıklardan çıkamayacak. Bununla birlikte müzakerelerin ulaştığı noktanın detaylarına sahip değilim. Arap dünyası ile İran arasındaki bitmeyen, coğrafi bir gerçek olan bu ateşi söndürmek için cesarete sahip olmalıyız. Bunun için bir çözüm bulmalıyız, ama aşk tek taraflı olamaz. Bu durum, hem Arap grubunun hem de İran’ın egemenliğine ve bağımsızlığına tam saygıya dayanmalıdır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora ayrıca, “İran kesinlikle ateşi tutuşturmaya ve Arap dünyasına ve Irak, Suriye ve Yemen’e müdahale etmeye devam edemez. Geçen günlerin de kanıtladığı gibi İran ve Arap taraflarının bunu yapmasına ihtiyaç var. Biz komşuyuz. Bu nedenle birçok şeyi paylaşıyoruz, ama iyi bir tek taraflı ilişki tarzında değil. Emeklerin, paraların ve enerjilerin yakılmasına ve sadece savaşa tanık olan nesillerin değil, kin ve düşmanlığın öğretildiği gelecek nesillerin de yok olmasına yol açan bu alevden bölgeyi kurtarmak için iki tarafın da doğru bir ilişki kurması gerekmektedir” açıklamasında bulundu.

Lübnan’ın pusulasını düzeltmek için
Riyad konferansının ‘Yemenlilere 3 milyar dolar yardımda bulunarak’ olanak sağladığı duruma benzer şekilde Lübnan’ın Arap yardımı elde etmek amacıyla siyasi bir çözüm için ulusal bir konferansa ihtiyacı olup olmadığı sorulduğunda ise Sinyora, şu ifadelerle yanıt verdi: “Lübnan’ın kendisini doğru yola sokmak, pusulasını ve Arap ülkeleriyle ilişkisini düzeltmek, Arap pusulasını düzeltmek ve güçlü bir cumhurbaşkanının teorisinde etkisiz olduğu kanıtlanan uygulamalar nedeniyle sarsılan ve bozulan iç mekânın onarılması için bir konferansa ihtiyacı yok. Çünkü Cumhurbaşkanı kaslarıyla değil, aklıyla, kararlılığıyla ve herkesi kucaklamasıyla güçlüdür. Kendi mezhebinde güçlü değil, aksine tüm Lübnan bileşenlerinde güçlüdür. Bu da onu, tüm anayasal kurumların üzerinde, herkes tarafından kabul edilebilir ve herkesi kucaklayabilir kılıyor”.
İç ve dış dengelerde bozulmaya yol açan kötü deneyimlerden dersler çıkarma çağrısı yapan Sinyora, eldeki tüm fırsatların çarçur edildiğini ve Lübnanlıların yoksulluğa sürüklendiğini vurguladı.
Fuad Sinyora, “Lübnan, anayasasına, yargının bağımsızlığına, kabiliyetine, liyakatine ve Lübnanlıların devletlerle ilişkilerindeki çıkarlarına saygı duymaya geri dönmeli ve kaçırılan Lübnan devletini geri kazanmalıdır” dedi.

Kaçırılan fırsatlara tekrar ulaşamama
Eski Başbakan, Lübnan’ın son 30 yılda 1996’da Lübnan’ın Dostları Konferansı’nda, ardından Paris 1- 2- 3 konferanslarında, Stockholm, Viyana ve CEDRE (Sedir) konferanslarında Arap kardeşlerinden ve arkadaşlarından yaklaşık aldığı 33 milyar dolar değerindeki mali yardım taahhütlerine dikkati çekerken, “Ancak fırsatlar kaçtı ve yalnızca küçük bir kısmından yararlanıldı. Çünkü kronik bir reform yetersizliği var” dedi.

Tüm pozisyonlara geldim ve aday olmayı düşünmedim
24 Şubat’ta Sinyora, Sünni Lübnanlılara aday göstererek, oy kullanarak ve listelerin oluşturulmasına katkıda bulunarak seçimlere katılma çağrısı yaptı. Peki özellikle Sünni toplum ve Müstakbel Hareketi kitleleri arasında ‘seçimlere katılma isteksizliğinden’ sonra çağrısı ne ölçüde karşılık buldu?
Bu çerçevede Sinyora, yaptığı açıklamada “Seçim yasasının kötü olduğuna, toplumda ve siyasi sistemde daha fazla bozulmaya yol açtığına olan inancımla birlikte Lübnanlıların seçimlere katılmaktan uzak durmasının doğru olmadığına inanıyorum. Bu, Lübnanlıların bir görevidir. Böylece iradeleri, palavracılar tarafından tahrif edilmeyecek veya itibarları zedelenmeyecektir” dedi.
Sinyora, “Aday olmak aklıma bir an bile gelmedi. Ama ben kimseye bedava hediye verecek biri değilim. Durumu takip ediyorum. Son güne kadar, yasaların izin verdiği şekilde bunu yapacağım. İsteseydim aday olurdum ama bu benim istediğim bir şey değil. Yaptıklarım, çok zor koşullardan geçen bir ülkeye borçlu olduğum şeylerin sadece küçük bir kısmı. Bu hakların bir kısmını ancak, halkı ve Sünnileri bu seçimlere yoğun bir şekilde katılmaya davet ederek kullanabilirim. Böylece vatandaşların iradeleri tahrif edilmez ve başkalarının yağmalamaya çalıştığı gevşek bir ülke haline gelmezler” ifadelerini kullandı.
Lübnanlıları ‘geri çekilmemeye ve kayıtsız kalmamaya’ teşvik etmeye çalışan Fuad Sinyora, İmru’l-Kays’ın ‘Ya kral olmaya çalışırız ya da ölürüz’ sözünü hatırlattı. Eski Başbakan, İman Ali’nin de ‘Bir şeyden korkarsanız, içine girin, çünkü korumanızın şiddeti, korktuğunuzdan daha büyüktür’ sözünü dile getirdi.

Hariri ile aynı teşhisi koyuyorum
Sinyora, eski Başbakan Saad Hariri’nin ‘emekliye ayrılma’ kararına rağmen kendisi ile Müstakbel Hareketi liderliği arasında ‘listelerin oluşturulmasına’ ilişkin bir tutarsızlık yaşandığı söylentilerine de değindi. Bu çerçevede Sinyora, “Bayrağını taşıdığım için gurur duymama ve Başbakan Refik Hariri döneminden beri partiye bağlı kalmama rağmen Müstakbel’in hiçbir zaman üyesi olmadım. Benim yaptığım ve Saad Hariri’nin dile getirdiği şey, yani Lübnan’ın yeniden canlanmasındaki rolünü oynamasını engelleyen bu müdahaleye ilişkin ortaya koyduğu tavır, kendisine acı verenlere karşı durmaktır. O ve ben, Lübnan devletinin kaçırılması sorunuyla ilgili aynı teşhisi koyduk. Bu nedenle Başbakan Hariri, siyasi faaliyetlere katılımını askıya almaya karar verdi. Bahsettiği gibi inzivaya çekilmesine neden olan koşulları, İran ve Hizbullah’tan kaynaklanan sebepleri anlıyorum. Ama siyasi ve ulusal eylemde bulunanların doldurması için arenayı boş bırakamayız. Ben, devam ediyorum ve Başbakan Hariri, tüm deneyimlerden yararlanarak Lübnan’a dönmeye ve siyasi çalışmalara katılmaya karar verdiğinde, onun yanında olacağım” değerlendirmesinde bulundu.
Seçim sürecine katılma hedefiyle çelişen ve Hizbullah’ın Hariri’nin Sünni arenaya uzanma konusundaki isteksizliğinden yararlanacağını gösteren tahminler hususunda ise Siyora, bunun ‘bozgun çıkarıcı bir çağrı’ olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Umutsuzluğun ve umudun insanın vicdanında doğduğuna inanıyorum. Umut ve eylemden başka bir şeyimiz yok. Yenilgiyi ve teslim olmayı nasıl kabul edebiliriz? Bu benim sözlüğümde yok ve Lübnanlıların sözlüğünde de yok” dedi.

Uzlaşı demokrasisi ve Hizbullah’ın kontrol reçetesi
Halkın, Lübnan Kuvvetleri Partisi ile olan ilişkisini memnuniyetle karşılaması hususunda ise Sinyora, “Lübnan’daki her bölgenin kendi koşulları vardır” dedi.
Lübnan’ın siyasette kuralsız bir halde olmadığını ifade eden eski Başbakan, temel uyuşmazlıklar ve alt uyuşmazlıklar arasında ayrım yapma çağrısında bulundu. Sinyora, “Çünkü meşgul olmak, alt uyuşmazlıklara dalmak ve temel uyuşmazlıkları görmekten kaçınmak, kötü bir iştir, yenilgi ve kayba doğru hızlı bir reçetedir. Bizler, Arap, bağımsız ve egemen Lübnan’a inananlar, her konuda net bir duruşa sahip olmalı, ittifaklarımızı bu ilkeler temelinde inşa etmeli ve neyin gerekli neyin ikincil olduğunu ayırt etmeliyiz. İkinci uyuşmazlıklarla dikkati dağıtmak ve birincil uyuşmazlıklara dikkat etmemek bir oyalamadır, çaba kaybıdır ve genel bir kayba yol açar. Temsilciler Meclisi’nde Lübnan’ın Arap kimliğini, bağımsızlığını, devletinin restorasyonunu, demokratik sistemini, serbest ekonomisini ve bireysel inisiyatifi savunan egemen bir ekip oluşturulmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Sinyora, bir sonraki parlamentonun çoğunluk değil, dağınık bloklar içereceği beklentisini ‘uzlaşı demokrasisi hakkında bu kötü teorilere yol açan kötü seçim yasasına’ bağlarken, bunun Lübnan’ı kontrol etmek için Hizbullah tarafından benimsenen bir reçete olarak nitelendirdi.
Fuad Sinyora, “Hizbullah’ın ve ona bağlı partilerin mecliste üçte iki çoğunluğu veya çoğunluğu elde etmesini engellemenin neden önemini anlamalıyız. Bu durum, tüm egemenler tarafların büyük çabalarını ve bu çabaları tüm Lübnanlıların yararına birleştirmelerini gerektiriyor” dedi.

Pandora’nın kutusunu açmak yerine, anayasayı uygulamak zorundayız
Yeni parlamentonun görevinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olduğunu söyleyenler gibi, görevinin ise Lübnanlılar arasında yeni bir siyasi anlaşma sağlamak olduğunu düşünenler de var. Bu çerçevede Sinyora, parlamentonun görevinin, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın seçilmesinden sonra yaşanan korkunç deneyimlerden yararlanarak yeni bir cumhurbaşkanı seçmek olduğunu vurguladı. Fuad Sinyora, “Cumhurbaşkanı, bilgeliği ve anayasaya ilişkin ön görüsü ile güçlüdür, başkalarından kiralayıp kendi kasları olduğunu iddia ettiği şeylerle değil. Cumhurbaşkanının seçilmesi, Lübnan için yeni bir başlangıç ​​olması yolunda yeni parlamentonun ana rolüdür. Lübnanlılar arasında yeni bir anlaşma üzerinde çalışmaya gelince halk, acı çekti ve kaçışı olmayan yeni bir Pandora’nın kutusunu açmak istemiyor” dedi.
Eski Başbakan, “Lübnan’ın ihtiyacı olan şey, anayasanın hızla uygulanmasıdır. Ruhlar sakinleştikten sonra, zorunlu olması muhtemel değişiklikleri aramak mümkündür. Ama bu, şu an hakimiyet altında yapılamaz. Anayasa değişikliğine yönelik diyaloglar, bu hâkimiyet ortasında gerçekleşemez. Geçtiğimiz yıllarda, kararları doğrulanmayan birçok diyalog oturumu gerçekleştirdik ve ortaya koyduğumuz maddelerin hiçbiri uygulanmadı. Dolayısıyla yeni diyaloglara değil, anayasanın uygulanmasına geri dönülmesine ve Taif Anlaşması’nın uygulanmasının tamamlanması taahhüdüne ihtiyacımız var. Diğer her şey zaman kaybıdır ve cehennemin kapılarını tekrar aralamaktır” şeklinde konuştu.
Fuad Sinyora’ya göre Hizbullah, muhaliflerinin sloganlarını ve hegemonyasını, ABD’nin İsrail ile normalleşme planının arkasındaki etken olarak görüyor. Bu çerçevede Sinyora, “Lübnanlılar açısından İsrail bir düşmandır. İşleri karıştırmaktan ve Lübnanlıları vatansever ve hain olarak sınıflandırmaktan vazgeçsinler. Kan testi bitti. Ben bu açıklamayı 17 yıl önce yaptım. Kimse, Lübnan halkının geri kalanından daha vatansever olduğunu iddia edemez. Lübnanlıların dayanışmasını yeniden sağlamamız lazım. Lübnan’ın Filistinliler haklarını aldıktan sonra İsrail ile imza atan son ülke olacağını söylemiştim. İnsanlara akıl vermeyi ve Lübnan’ın pozisyonunu çarpıtmayı bırakalım. Şimdiye kadar insanların emeklerini boşa harcamış, yeteneklerini ve başarılarını heder etmiş olmak yeterli. Lübnan, Arap Barış Girişimi’ne bağlı” dedi.

Viyana Anlaşması
ABD’nin yaptırımlara ilişkin müsamahası hakkında rapor edilenler ortasında Viyana Anlaşması’nın İran’ın nüfuzu lehine ve Lübnan’ın zararına olacağına dair korkular mevcut. Bu korkular karşısında Sinyora, “Unutmamak gerekiyor ki İran’a, Arap işlerine müdahalesini sürdürme ve kontrol ettiğini söylediği Arap ülkelerinde, yani Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’a müdahalesine onay verilmedi” dedi.
Fuad Sinyora ayrıca, Lübnan cumhurbaşkanlığının gelecek Haziran ayında gerçekleşeceğini duyurduğu Papa Francis’in Lübnan ziyaretinin ‘Lübnan halkı için bir umut mesajı’ taşıdığını söylerken, bu ziyaretin her zaman memnuniyetle karşılandığını dile getirdi.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.