İran, Viyana’da anlaşmaya varılmazsa ‘kamera kayıtlarının’ silinebileceğini ima etti  

Kani: Düşmanın, savunma ve dış politika arasında ayrım yapma planı boşa çıkartıldı 

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve kuvvet komutanları, balistik füzelerin bulunduğu yeraltı üssünü ziyaret ederken. (Reuters)
İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve kuvvet komutanları, balistik füzelerin bulunduğu yeraltı üssünü ziyaret ederken. (Reuters)
TT

İran, Viyana’da anlaşmaya varılmazsa ‘kamera kayıtlarının’ silinebileceğini ima etti  

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve kuvvet komutanları, balistik füzelerin bulunduğu yeraltı üssünü ziyaret ederken. (Reuters)
İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve kuvvet komutanları, balistik füzelerin bulunduğu yeraltı üssünü ziyaret ederken. (Reuters)

İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Viyana’da ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılması amacıyla yürütülen müzakerelerde anlaşma sağlanamaması durumunda, İran’ın nükleer faaliyetlerine ait ‘kamera kayıtlarının’ silinebileceğini söyledi.  
Kemalvendi, Cumartesi akşamı İran basınına yaptığı açıklamada, santrifüj parçalarının üretimi için gerekli özel cihazların Kerec kentindeki tesislerden, İsfahan’daki Natanz Nükleer Tesisine taşındığını belirtti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüj parçalarının üretimi ve montajı için Natanz’da yeni bir atölye işletmeye başladığını duyurmuştu.  
Uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjlerin parçalarını üreten Kerec kentindeki nükleer tesise Haziran 2021'de sabotaj saldırısı düzenlenmişti. İran saldırının sorumluluğunu İsrail’e yükledi. Söz konusu saldırı sonucu, uluslararası denetimin bir parçası olan kamera sistemleri de zarar görmüştü. İran, sabotajın ardından tesisteki kameraları kaldırmış ve kaydedilen verilerin, yaptırımlar tamamen kaldırılmadan UAEA'nın erişimine açılmayacağını duyurmuştu. UAEA’nın İran nükleer dosyasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne havale etmekle tehdit etmesinin ardından, Tahran yönetimi, 2021 Aralık ayında tesislerde yeniden ‘kamera sistemi’ kurulmasına izin verdi.  
Kemalvendi yaptığı açıklamada, “Kerec’deki Tissa atölyelerine yönelik terör eylemleri nedeniyle güvenlik önlemlerini arttırdık, buradaki cihazların bir kısmını Natanz’a bir kısmını da İsfahan’a taşıdık. Bu cihazları, son derece önemli olmaları hasebiyle daha güvenli bir yere taşımak durumundaydık, şu anda santrifüj parçalarının üretim süreci devam ediyor, bu konuda geniş kapsamlı bir programı uyguluyoruz” dedi.

“Görüntüler belki silinebilir”
Viyana’da Washington ve Tahran arasında anlaşma sağlanmayana kadar (Kerec’deki) söz konusu atölyenin ‘görüntü kayıtlarının’ UAEA ile paylaşılmayacağını yineleyen Kemalvendi, “Bu görüntüler belki de silinebilir” dedi.   
Viyana’daki müzakereler durma noktasına gelmişken, İran’ın kurduğu bu yeni atölye, Tahran’ın niyeti konusunda şüphe uyandırıyor. Reuters haber ajansı Ocak ayında bazı Batılı diplomatların şu sözlerini aktarmıştı:
“Kerec’deki tesislere ilişkin güvenlik kayıtları, tahrip oldukları gerekçesiyle uzun süredir UAEA ile paylaşılmıyor. Kaza sonrası Kerec’de ne yaşandığı bilinmiyor, nükleer silah üretiminde kullanılabilecek cihazlar gizlice bir başka yere mi taşındı konu belirsiz.”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 12 Nisan’da Natanz’da oluşturulan ‘santrifüj parçası üretim atölyesine’ kamera kurulumunu tamamladı. İran 13 Nisan’da yeni atölyede üretime başladığını bildirdi. Ancak UAEA’nın o tarihten itibaren ‘kamera kayıtlarına’ ulaşamadığı öğrenildi. UAEA müfettişlerinden biri, “Atölyelerde kurulan kameraların görüntülerine erişemeden, santrifüj parçalarının üretiminin başlayıp başlamadığını teyit edemeyiz” dedi. 
İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) kapsamında uygulanan ek protokolleri 23 Şubat 2021’de sonlandırmıştı. Tahran bu tarihten itibaren UAEA ile işbirliğini azaltmaya başladı ve UAEA’nın bazı ‘hassas nükleer faaliyetlerle’ ilgili ‘görüntü kayıtlarına’ erişimini kısıtladı. ABD’nin 2018’de Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen ‘nükleer anlaşmadan’ tek taraflı olarak çekilmesinin ardından, İran aşamalı olarak ‘nükleer anlaşmadaki’ yükümlülüklerini terk etmeye başlamıştı. İran 2021’de nükleer faaliyetlerine başladığı tarihten bu yana ilk kez yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirmeyi başardı. İran ve küresel güçler arasında, 2015 nükleer anlaşmasının canlandırılması amacıyla 2021 Nisan ayından itibaren müzakereler yürütülüyor. ABD’li yetkililer geçen ay yaptıkları açıklamada, ‘bu aşamada anlaşmanın yakın ya da kesin’ olmadığını belirttiler. İran dini lideri Ali Hamaney geçen hafta, ‘müzakerelerin iyi ilerlediğini ve İranlı müzakere heyetinin karşı tarafın abartılı taleplerine direndiğini’ açıkladı. Müzakereler geçen ay Rusya’nın, kendisine uygulanan yaptırımların İran ile ilişkilerini zedelemeyeceğine yönelik ‘garanti talep etmesi’ nedeniyle aksamış, bu engelin aşılmasının ardından, İran Devrim Muhafızları’nın ABD’nin ‘terör listesinden’ çıkarılması konusu müzakerelere ara verilmesine neden olmuştu.  

Kani: Dış siyaset ve savunma siyaseti bir bütündür
İran’ın nükleer müzakere heyeti başkanı Ali Bakıri Kani dün yaptığı açıklamada, ‘’Düşmanın, savunma ve dış politika arasında ayrım yapma planı boşa çıkartıldı’’ dedi. İSNA haber ajansının aktardığına göre ordu komutanları ile bir araya gelen Kani, “Dış siyaset ve savunma siyaseti bir bütündür, düşmanın bu ikisi arasında ayrım yapmaya çalışma planı, Mürşid’in basireti sayesinde boşa çıkartıldı” yorumunda bulundu.  
İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, “Silahlı güçlerimiz Mürşid Ali Hamaney’in tevcihi ile hiç olmadığı kadar güçlerini arttıracaktır” dedi. İran Ordu Günü münasebetiyle konuşan Bakıri, “İran ordusu, Mürşidimiz Ali Hamaney’in niyet ve tevcihleriyle, ordunun geliştirilmesi amacıyla devrimin ikinci yol haritası planını başlatmıştır” ifadelerini kullandı. Bakıri, Şah rejiminin devrilmesinin 40. yıldönümü münasebetiyle 11 Şubat 2019'da Hamaney tarafından onaylanan bir belgeye atıfta bulunuyordu. Yol haritası olarak bilinen söz konusu belgeye göre, önümüzdeki 40 yıl için İran’ın savunma, iç ve dış siyaset planlaması yapılmıştı.  
Son haftalarda birçok kaynak, Washington'un, ‘bölgesel faaliyetlerinin kısıtlanacağına yönelik teminat vermesi’ karşılığında, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu ‘yabancı terör örgütleri’ listesinden çıkarmayı planladığını bildirdi. Axios haber sitesi, ABD’li ve İsrailli kaynaklara dayandırdığı haberinde, Tahran’ın bu teklifi reddettiğini iddia etti. Reuters haber ajansına konuşan bir diplomatik kaynak, ABD’nin Kudüs Gücü hariç tutulmak üzere Devrim Muhafızları Ordusu’nu ‘terör listesinden’ çıkarmayı teklif ettiğini ancak İran yönetiminin bunu kabul etmediğini ileri sürdü. BBC, Joe Biden yönetiminin bir süre önce İran’dan, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastının intikamının alınmayacağına yönelik teminat istediğini ancak İran’ın olumsuz yanıt verdiğini aktardı. Washington Pos gazetesi geçen ay İran Özel Temsilcisi Rob Malley'nin geçen yıl, Washington'daki bazı tarafları DMO’nun ‘terör listesinden’ çıkarılmasına ikna ettiğini, ancak Biden yönetiminin son anda geri adım attığını bildirdi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, geçen ay katıldığı bir televizyon programında, Devrim Muhafızları Ordusu’nun bazı komutanlarının kendisine, nükleer müzakerelerde anlaşmaya varılmasının önünde bir engel teşkil etmek istemediklerini, anlaşma noktasına varılırsa ülkenin menfaati gereği ‘yaptırımlara tahammül’ edebileceklerini söylediğini aktardı.
İran uzmanı Henry Roma, NBC News'e verdiği demeçte, "İran, müzakerelerde güçlü kartları olduğunu düşünüyor ve Batı'dan daha fazla taviz alabileceğinden emin görünüyor. İran ekonomisi istikrara kavuşmaya başladı, Avrupa’nın Ukrayna savaşı nedeniyle daha fazla enerjiye gereksinim duyması İran’ın elini güçlendiriyor. Tahran yönetimi bu durumu kendi avantajına kullanmaya çalışıyor" dedi. 



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.