Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Koordinasyon Çerçevesi, projenin yeni bir hükümet kurulana kadar durdurulması çağrısında bulundu

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
TT

Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)

Mueyyid et-Turfi
Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından Ürdün'ün Akabe Limanı’na petrol taşınması amacıyla bir boru hattı inşa etme projesi Irak'ta bir kez daha siyasetin gündemine oturdu ve tartışmaya yol açtı. Tartışma, Irak’ın İran’a yakın Şii koalisyonu Koordinasyon Çerçevesi ile Irak Meclisi’ndeki çoğunluğu oluşturan ve üçlü ittifak diye bilinen Vatanı Kurtarma Koalisyonu ([Sünni] Egemenlik Koalisyonu, Kürdistan Demokrat Partisi/KDP, [Şii] Sadr Hareketi) arasındaki yeni Irak hükümetinin kurulması i mücadelesi çerçevesinde alevlendi. Irak Petrol Bakanlığı'nın projenin halen inceleme aşamasında olduğunu söylemesine ve herhangi bir karara bağlanmadığını açıklamasına rağmen boru hattı projesinin uluslararası bir şirkete havale edilmesiyle ilgili bilgilerin sızdırılması sonrası Irak hükümetine yönelik eleştiriler arttı. Petrol Bakanlığı, söz konusu bilgilerin geçerliliğini reddetti.

Şeffaflık yok
İran’a yakın Şii güçlerin de olduğu Koordinasyon Çerçevesi, hükümeti üstü kapalı olarak Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesiyle İsrail ile ilişkilerin ilk adımını atmaya çalışmakla suçladı. Koordinasyon Çerçevesi, yeni hükümet kurulana kadar projenin durdurulması çağrısında bulundu. Projeyi eleştirenlerin başında eski Irak Başbakanı ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki geliyor. Maliki yaptığı bir açıklamada, projenin mali fizibilitesi yapılana ve yeni bir hükümet kurulana kadar askıya alınmasını talep etti. Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen liderlerinden bir olan Maliki, Şii koalisyonun Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinde Irak'ın haklarını koruyan şeffaflık, yeterli bilgi ve uygun garantiler verilmesi konusunda bir takım şüpheleri olduğunu açıkladı. Eski Başbakan, mevcut hükümetin günlük işleri yürüten geçici bir hükümet olması nedeniyle bu konuda gerekli yasal yetkilere sahip olmadığının da altını çizdi.
Nuri el-Maliki, 2008 ve 2014 yılları arasındaki sekiz yıllık başbakanlığı döneminde Bağdat ve Amman'da Ürdünlü yetkililerle yaptığı görüşmeler sırasında projenin en önde gelen savunucularından biriydi.

İsrail ile ilişkiler
Irak parlamentosundaki Sadıkun Bloku Milletvekili Mehasin ed-Duleymi, Basra-Akabe Petrol Boru Hattı’nı uzatma projesi nedeniyle Irak hükümetini sert şekilde eleştirdi. Boru hattı üzerinden Ürdün'e petrol ihracatının İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak gören Duleymi, “Proje Ürdün-İsrail ortak çıkarlarına hizmet ediyor. Ancak Irak’a ekonomik olarak hiç bir faydası yok” yorumunda bulundu. Duleymi, Koordinasyon Çerçevesi’nin, hükümetin ‘Irak ekonomisini yok etmeye yönelik politikaları’ karşısında boş durmayacağı uyarısında bulundu.

Meclis onayı
Irak Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Hakim ez-Zamili, Irak Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar ile görüşmesi sırasında yaptığı açıklamada, “Halkın özlemlerini ve ülkenin çıkarlarını etkileyen stratejik projeler, ülkenin zenginliklerini korumakla görevli milletvekillerinin onayı olmadan kabul edilmeyecek yahut imzalanmayacaktır” dedi.
2019 yılında Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski Irak hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesine ilişkin bir anlaşmanın imzalandığı duyuruldu. Anlaşmanın duyurulmasından bu yana, Şii siyasi partiler ve akımlar, anlaşmayı yoğun bir şekilde eleştirirken anlaşmaya ilişkin bir takım şüphelerini de dile getiriyorlar. Şii taraflar, anlaşmayı İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyorlar. Kısa bir süre önce Irak, Mısır ve Ürdün arasında gerçekleştirilen Bağdat Zirvesi, bu eleştirileri ve itirazları görmezden geldi. Zirvede, boru hattı projesinin hayata geçirilmesi, üç ülkenin aralarındaki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, Irak'ın petrol ihracatı için yeni çıkış noktaları bulunması ve Basra Körfezi'ne yeni limanlar ve platformlar kurulması için seçeneklerin artırılması amacıyla atılacak adımlar tartışıldı.
Irak ve Ürdün, 2019 yılında Basra ile Akabe Limanı arasında bir petrol boru hattı kurulmasını kararlaştırdı. Proje taslağına göre Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolün Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na diğer ülkelere ihraç etmek amacıyla taşıması hedeflenen boru hattının kapasitesi günlük bir milyon varil. Ayrıca taşınan 150 bin ham petrol varili Ürdün'deki Zerka Rafinerisi’nde işlenecek. Proje ayrıca günlük 358 milyon metreküp kapasiteli doğalgaz boru hattının da hayata geçirilmesini kapsıyor.

İnceleme çalışmaları devam ediyor
Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar, boru hattı projesinin halen inceleme ve fizibilite sürecinde olduğunu söyledi. Projenin şimdiye kadar hiç bir kuruma sevk edilmediğini söyleyen Bakan Abdulcebbar, parlamento ile görüşülmeden, fizibilite çalışması tamamlanmadan ve halkın çıkarları sağlanmadan projenin hayata geçirilmeyeceğini vurguladı. Abdulcebbar, Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Zamili ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada,  projenin maliyetinin 8,5 milyar doları geçmediğini ve dosyasının Irak’ın kurulacak yeni hükümetine devredileceğini de sözlerine ekledi. Projenin, ham petrolün boru hattıyla taşınmasının yanı sıra kuzey ihracat sistemine ve kuzeydeki rafinerilere ham petrol tedarikini artırmayı amaçladığını belirten Iraklı Bakan, aynı zamanda Irak'ın orta ve güney bölgelerindeki elektrik santrallerinin enerji ihtiyacının karşılanmasının planlandığını ifade etti.
Petrol Bakanı, boru hattının Basra’nın Hadise ilçesinden uzanan bölümünün günlük iki milyon varil,  Hadise ile Akabe arasında uzanan bölümünün ise günlük bir milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını açıkladı.

Proje yatırımlar yüzünden durduruldu
Irak, 1990’lı yıllardan bu yana, Irak topraklarından Ürdün topraklarına uzanan bir petrol boru hattı kurma konusunda ilerleme kaydetmeye çalışsa da art arda göreve gelen hükümetler, çeşitli engellerle karşı karşıya kaldılar. Bu engellerin başında yaptırımlar gelirken bunu, başta Enbar ili olmak üzere boru hattının geçtiği güzergahtaki güvenlik sorunları takip etti.
Irak, Saddam Hüseyin’in iktidarda olduğu dönemde patlak veren İran-Irak savaşı sırasında Basra ilindeki limanların saldırılara uğramasının ve Suriye rejiminin, Baniyas Limanı’na uzanan Irak’a ait boru hattının topraklarından geçişini engellemesinin ardından yeni ihracat noktaları arayışına girdi. Irak, bu doğrultuda, petrol ihracatının devam etmesini ve Irak ekonomisinin savaştan etkilenmemesini sağlamak amacıyla komşu ülkelerle boru hattı projelerinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başladı. Fakat Saddam Hüseyin rejiminin Kuveyt’i işgal etmesinin ardından Irak’a sert uluslararası yaptırımlar uygulandı. Yaptırımlar, boru hattı projeleri çalışmalarının askıya alınmasına ve projelerin sadece resmi açıklamalara malzeme haline gelmesine neden oldu. Irak hükümeti, o dönem yaptırımlar nedeniyle yurtiçinde ve yurtdışında hiçbir boru hattı projesini hayata geçiremedi. Bu yüzden Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı üzerinden ihracata devam etmek zorunda kaldı.
Irak’ta 2013 yılının Nisan ayından bu yana göreve gelen hükümetler, Basra’daki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolü Ürdün'e taşıyacak bir boru hattı inşa etme dosyasını etkin bir şekilde gündeme getirmeyi başaramadılar. Irak, 2018 yılının sonlarında, Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı dışında ihracat için yeni bir alternatif bulunması gerektiğine ikna oldu. Çünkü önümüzdeki yıllarda günlük yedi milyon varilin üzerine çıkması beklenen Irak petrolünün ihracatı için artık bu yol yeterli olmayacak.
Basra'nın petrol sahaları ve limanları en iyi durumda günlük yaklaşık dört buçuk milyon varil petrol ihraç edebilecek kapasiteye sahip. Irak ile Türkiye arasında 1976 yılında faaliyete geçen petrol boru hattı ise Kerkük yataklarından Türkiye'nin Ceyhan limanına 1,6 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip. Ancak boru hattının artık iyice eskimesi sonucunda kapasitesi 600 bin varile düşmüş durumda. Bunun yanında 2003 yılından bu yana silahlı grupların el yapımı patlayıcılarla düzenlediği birçok saldırı nedeniyle boru hattının büyük bölümü hasar gördü.

DEAŞ sorunu
Petrol uzmanı Hamza el-Cevahiri, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı güzergahının DEAŞ için güvenli bir sığınak olarak görülen Horan Vadisi’nden geçtiğinin altını çizdi. Hürmüz Boğazı'nın ise dünyanın en hayati geçitlerinden biri olduğuna dikkati çeken Cevahiri, “Petrol boru hattı Horan Vadisi'nden geçiyor. Oradan ne bir uçak ne de bir araba geçer. Hatta iletişim ekipmanları dahi çalışmaz” dedi. Cevahiri, Körfez'de seyrüseferlerin sadece bir ya da iki olayda yalnızca birkaç saatliğine durması dışında durduğunu duymadığını belirtti.

Günlük 30 milyon varil petrol kapasitesi
Körfez ve Hürmüz Boğazı’nın günlük 30 milyon varil petrolün geçtiği dünyanın en hayati geçitleri arasında olduğuna işaret eden Cevahiri, ‘Buranın kapatılmasının, petrol arzının askıya alınmasına ve dolayısıyla Avrupa ülkelerinin yarısının ekonomik olarak çökmesine neden olacağını’ öne sürdü. Bir raporda boru hattından bir varil petrolün taşınmasının maliyetinin 14 doları bulduğu, Körfez'e petrol taşımanın maliyetinin ise sadece 60 senti geçmediğine işaret edildiğini belirten uzman isim, tüm bu büyük tartışmaların ardından bakanlığın proje için henüz bir fizibilite çalışması yapmadığını da sözlerine ekledi.
Projenin Irak için önemi
Ekonomi uzmanı Salih el-Hemaşi ise Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinin, ekonomik çıkarlarının az olmasına rağmen Irak için önemli olduğunu söyledi. Irak’ın gelecekte komşu ülkelerden geçecek başka boru hatları kurma planları olduğuna dikkati çeken Hemaşi, “Bu proje ile Akabe Limanı aracılığıyla Ürdün’e günlük 150 bin varil petrol taşınacak. Böylece maliyetler düşecek. Çünkü petrol tüketici ülke tarafından değil, üretici ülke tarafından taşınacak. Ayrıca Mısır’a da 350 bin varil petrol taşınacak” ifadelerini kullandı.

İlişkilerin geliştirilmesi
Boru hattının maliyetini Irak üstlenecek. Petrolün taşınmasında ise Ürdün'ün payı olacak. Ancak bunun karşılığında Irak'ın başta Ürdün ve Mısır olmak üzere komşu ülkelerle ilişkilerinin geliştirilmesi gibi kazanımları da söz konusu. Hemaşi’ye göre bu, Irak petrolünün Basra limanları üzerinden halihazırda Körfez'de bulunan iki çıkış noktasından yapılan ihracat kapasitesini ve Türkiye'nin Ceyhan Limanı üzerinden yapılan ihracat kapasitesini de artıracak. Hemaşi, projeye harcanacak miktarın, iki yıl içinde kendini amorti edebileceğini, bunun yanında Mısır’ın elektriği enerjiyle sağlayacağını, Ürdün’ün ise Akabe Limanı ile bir rafineri ülkesi olacağını vurguladı.  Irak'ın rafinerilerinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle petrol türevleri sıkıntısı çektiğini hatırlatan Hemaşi, böylece Ürdün’ün Irak'a petrol türevleri tedarik edeceğini belirtti. Ekonomi uzmanı ayrıca Suudi Arabistan ve Suriye gibi komşu ülkelerle başka boru hatları inşa etme planları olduğunu da sözlerine ekledi.



Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.