Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Koordinasyon Çerçevesi, projenin yeni bir hükümet kurulana kadar durdurulması çağrısında bulundu

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
TT

Irak’taki İran yanlıları Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesini İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyor

Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)
Irak’ın Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında bir anlaşma imzalandığının duyurulmasından bu yana Basra’daki petrol sahalarından Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanan bir petrol boru hattı inşa edilmesi dosyasına yoğun eleştiriler yapılmaya ve bir takım şüpheler dile getirilmeye devam ediyor (Reuters)

Mueyyid et-Turfi
Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından Ürdün'ün Akabe Limanı’na petrol taşınması amacıyla bir boru hattı inşa etme projesi Irak'ta bir kez daha siyasetin gündemine oturdu ve tartışmaya yol açtı. Tartışma, Irak’ın İran’a yakın Şii koalisyonu Koordinasyon Çerçevesi ile Irak Meclisi’ndeki çoğunluğu oluşturan ve üçlü ittifak diye bilinen Vatanı Kurtarma Koalisyonu ([Sünni] Egemenlik Koalisyonu, Kürdistan Demokrat Partisi/KDP, [Şii] Sadr Hareketi) arasındaki yeni Irak hükümetinin kurulması i mücadelesi çerçevesinde alevlendi. Irak Petrol Bakanlığı'nın projenin halen inceleme aşamasında olduğunu söylemesine ve herhangi bir karara bağlanmadığını açıklamasına rağmen boru hattı projesinin uluslararası bir şirkete havale edilmesiyle ilgili bilgilerin sızdırılması sonrası Irak hükümetine yönelik eleştiriler arttı. Petrol Bakanlığı, söz konusu bilgilerin geçerliliğini reddetti.

Şeffaflık yok
İran’a yakın Şii güçlerin de olduğu Koordinasyon Çerçevesi, hükümeti üstü kapalı olarak Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesiyle İsrail ile ilişkilerin ilk adımını atmaya çalışmakla suçladı. Koordinasyon Çerçevesi, yeni hükümet kurulana kadar projenin durdurulması çağrısında bulundu. Projeyi eleştirenlerin başında eski Irak Başbakanı ve Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki geliyor. Maliki yaptığı bir açıklamada, projenin mali fizibilitesi yapılana ve yeni bir hükümet kurulana kadar askıya alınmasını talep etti. Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen liderlerinden bir olan Maliki, Şii koalisyonun Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinde Irak'ın haklarını koruyan şeffaflık, yeterli bilgi ve uygun garantiler verilmesi konusunda bir takım şüpheleri olduğunu açıkladı. Eski Başbakan, mevcut hükümetin günlük işleri yürüten geçici bir hükümet olması nedeniyle bu konuda gerekli yasal yetkilere sahip olmadığının da altını çizdi.
Nuri el-Maliki, 2008 ve 2014 yılları arasındaki sekiz yıllık başbakanlığı döneminde Bağdat ve Amman'da Ürdünlü yetkililerle yaptığı görüşmeler sırasında projenin en önde gelen savunucularından biriydi.

İsrail ile ilişkiler
Irak parlamentosundaki Sadıkun Bloku Milletvekili Mehasin ed-Duleymi, Basra-Akabe Petrol Boru Hattı’nı uzatma projesi nedeniyle Irak hükümetini sert şekilde eleştirdi. Boru hattı üzerinden Ürdün'e petrol ihracatının İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak gören Duleymi, “Proje Ürdün-İsrail ortak çıkarlarına hizmet ediyor. Ancak Irak’a ekonomik olarak hiç bir faydası yok” yorumunda bulundu. Duleymi, Koordinasyon Çerçevesi’nin, hükümetin ‘Irak ekonomisini yok etmeye yönelik politikaları’ karşısında boş durmayacağı uyarısında bulundu.

Meclis onayı
Irak Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Hakim ez-Zamili, Irak Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar ile görüşmesi sırasında yaptığı açıklamada, “Halkın özlemlerini ve ülkenin çıkarlarını etkileyen stratejik projeler, ülkenin zenginliklerini korumakla görevli milletvekillerinin onayı olmadan kabul edilmeyecek yahut imzalanmayacaktır” dedi.
2019 yılında Adil Abdulmehdi’nin başbakanı olduğu eski Irak hükümeti ile dönemin Ürdün hükümeti arasında Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesine ilişkin bir anlaşmanın imzalandığı duyuruldu. Anlaşmanın duyurulmasından bu yana, Şii siyasi partiler ve akımlar, anlaşmayı yoğun bir şekilde eleştirirken anlaşmaya ilişkin bir takım şüphelerini de dile getiriyorlar. Şii taraflar, anlaşmayı İsrail ile ilişkilerin başlangıcı olarak görüyorlar. Kısa bir süre önce Irak, Mısır ve Ürdün arasında gerçekleştirilen Bağdat Zirvesi, bu eleştirileri ve itirazları görmezden geldi. Zirvede, boru hattı projesinin hayata geçirilmesi, üç ülkenin aralarındaki ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, Irak'ın petrol ihracatı için yeni çıkış noktaları bulunması ve Basra Körfezi'ne yeni limanlar ve platformlar kurulması için seçeneklerin artırılması amacıyla atılacak adımlar tartışıldı.
Irak ve Ürdün, 2019 yılında Basra ile Akabe Limanı arasında bir petrol boru hattı kurulmasını kararlaştırdı. Proje taslağına göre Irak’ın Basra ilindeki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolün Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na diğer ülkelere ihraç etmek amacıyla taşıması hedeflenen boru hattının kapasitesi günlük bir milyon varil. Ayrıca taşınan 150 bin ham petrol varili Ürdün'deki Zerka Rafinerisi’nde işlenecek. Proje ayrıca günlük 358 milyon metreküp kapasiteli doğalgaz boru hattının da hayata geçirilmesini kapsıyor.

İnceleme çalışmaları devam ediyor
Petrol Bakanı İhsan Abdulcebbar, boru hattı projesinin halen inceleme ve fizibilite sürecinde olduğunu söyledi. Projenin şimdiye kadar hiç bir kuruma sevk edilmediğini söyleyen Bakan Abdulcebbar, parlamento ile görüşülmeden, fizibilite çalışması tamamlanmadan ve halkın çıkarları sağlanmadan projenin hayata geçirilmeyeceğini vurguladı. Abdulcebbar, Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Zamili ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada,  projenin maliyetinin 8,5 milyar doları geçmediğini ve dosyasının Irak’ın kurulacak yeni hükümetine devredileceğini de sözlerine ekledi. Projenin, ham petrolün boru hattıyla taşınmasının yanı sıra kuzey ihracat sistemine ve kuzeydeki rafinerilere ham petrol tedarikini artırmayı amaçladığını belirten Iraklı Bakan, aynı zamanda Irak'ın orta ve güney bölgelerindeki elektrik santrallerinin enerji ihtiyacının karşılanmasının planlandığını ifade etti.
Petrol Bakanı, boru hattının Basra’nın Hadise ilçesinden uzanan bölümünün günlük iki milyon varil,  Hadise ile Akabe arasında uzanan bölümünün ise günlük bir milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını açıkladı.

Proje yatırımlar yüzünden durduruldu
Irak, 1990’lı yıllardan bu yana, Irak topraklarından Ürdün topraklarına uzanan bir petrol boru hattı kurma konusunda ilerleme kaydetmeye çalışsa da art arda göreve gelen hükümetler, çeşitli engellerle karşı karşıya kaldılar. Bu engellerin başında yaptırımlar gelirken bunu, başta Enbar ili olmak üzere boru hattının geçtiği güzergahtaki güvenlik sorunları takip etti.
Irak, Saddam Hüseyin’in iktidarda olduğu dönemde patlak veren İran-Irak savaşı sırasında Basra ilindeki limanların saldırılara uğramasının ve Suriye rejiminin, Baniyas Limanı’na uzanan Irak’a ait boru hattının topraklarından geçişini engellemesinin ardından yeni ihracat noktaları arayışına girdi. Irak, bu doğrultuda, petrol ihracatının devam etmesini ve Irak ekonomisinin savaştan etkilenmemesini sağlamak amacıyla komşu ülkelerle boru hattı projelerinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başladı. Fakat Saddam Hüseyin rejiminin Kuveyt’i işgal etmesinin ardından Irak’a sert uluslararası yaptırımlar uygulandı. Yaptırımlar, boru hattı projeleri çalışmalarının askıya alınmasına ve projelerin sadece resmi açıklamalara malzeme haline gelmesine neden oldu. Irak hükümeti, o dönem yaptırımlar nedeniyle yurtiçinde ve yurtdışında hiçbir boru hattı projesini hayata geçiremedi. Bu yüzden Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı üzerinden ihracata devam etmek zorunda kaldı.
Irak’ta 2013 yılının Nisan ayından bu yana göreve gelen hükümetler, Basra’daki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolü Ürdün'e taşıyacak bir boru hattı inşa etme dosyasını etkin bir şekilde gündeme getirmeyi başaramadılar. Irak, 2018 yılının sonlarında, Basra limanları ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı dışında ihracat için yeni bir alternatif bulunması gerektiğine ikna oldu. Çünkü önümüzdeki yıllarda günlük yedi milyon varilin üzerine çıkması beklenen Irak petrolünün ihracatı için artık bu yol yeterli olmayacak.
Basra'nın petrol sahaları ve limanları en iyi durumda günlük yaklaşık dört buçuk milyon varil petrol ihraç edebilecek kapasiteye sahip. Irak ile Türkiye arasında 1976 yılında faaliyete geçen petrol boru hattı ise Kerkük yataklarından Türkiye'nin Ceyhan limanına 1,6 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip. Ancak boru hattının artık iyice eskimesi sonucunda kapasitesi 600 bin varile düşmüş durumda. Bunun yanında 2003 yılından bu yana silahlı grupların el yapımı patlayıcılarla düzenlediği birçok saldırı nedeniyle boru hattının büyük bölümü hasar gördü.

DEAŞ sorunu
Petrol uzmanı Hamza el-Cevahiri, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı güzergahının DEAŞ için güvenli bir sığınak olarak görülen Horan Vadisi’nden geçtiğinin altını çizdi. Hürmüz Boğazı'nın ise dünyanın en hayati geçitlerinden biri olduğuna dikkati çeken Cevahiri, “Petrol boru hattı Horan Vadisi'nden geçiyor. Oradan ne bir uçak ne de bir araba geçer. Hatta iletişim ekipmanları dahi çalışmaz” dedi. Cevahiri, Körfez'de seyrüseferlerin sadece bir ya da iki olayda yalnızca birkaç saatliğine durması dışında durduğunu duymadığını belirtti.

Günlük 30 milyon varil petrol kapasitesi
Körfez ve Hürmüz Boğazı’nın günlük 30 milyon varil petrolün geçtiği dünyanın en hayati geçitleri arasında olduğuna işaret eden Cevahiri, ‘Buranın kapatılmasının, petrol arzının askıya alınmasına ve dolayısıyla Avrupa ülkelerinin yarısının ekonomik olarak çökmesine neden olacağını’ öne sürdü. Bir raporda boru hattından bir varil petrolün taşınmasının maliyetinin 14 doları bulduğu, Körfez'e petrol taşımanın maliyetinin ise sadece 60 senti geçmediğine işaret edildiğini belirten uzman isim, tüm bu büyük tartışmaların ardından bakanlığın proje için henüz bir fizibilite çalışması yapmadığını da sözlerine ekledi.
Projenin Irak için önemi
Ekonomi uzmanı Salih el-Hemaşi ise Basra-Akabe Petrol Boru Hattı projesinin, ekonomik çıkarlarının az olmasına rağmen Irak için önemli olduğunu söyledi. Irak’ın gelecekte komşu ülkelerden geçecek başka boru hatları kurma planları olduğuna dikkati çeken Hemaşi, “Bu proje ile Akabe Limanı aracılığıyla Ürdün’e günlük 150 bin varil petrol taşınacak. Böylece maliyetler düşecek. Çünkü petrol tüketici ülke tarafından değil, üretici ülke tarafından taşınacak. Ayrıca Mısır’a da 350 bin varil petrol taşınacak” ifadelerini kullandı.

İlişkilerin geliştirilmesi
Boru hattının maliyetini Irak üstlenecek. Petrolün taşınmasında ise Ürdün'ün payı olacak. Ancak bunun karşılığında Irak'ın başta Ürdün ve Mısır olmak üzere komşu ülkelerle ilişkilerinin geliştirilmesi gibi kazanımları da söz konusu. Hemaşi’ye göre bu, Irak petrolünün Basra limanları üzerinden halihazırda Körfez'de bulunan iki çıkış noktasından yapılan ihracat kapasitesini ve Türkiye'nin Ceyhan Limanı üzerinden yapılan ihracat kapasitesini de artıracak. Hemaşi, projeye harcanacak miktarın, iki yıl içinde kendini amorti edebileceğini, bunun yanında Mısır’ın elektriği enerjiyle sağlayacağını, Ürdün’ün ise Akabe Limanı ile bir rafineri ülkesi olacağını vurguladı.  Irak'ın rafinerilerinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle petrol türevleri sıkıntısı çektiğini hatırlatan Hemaşi, böylece Ürdün’ün Irak'a petrol türevleri tedarik edeceğini belirtti. Ekonomi uzmanı ayrıca Suudi Arabistan ve Suriye gibi komşu ülkelerle başka boru hatları inşa etme planları olduğunu da sözlerine ekledi.



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.


İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı