İslam İşbirliği Teşkilatı: Mescid-i Aksa Müslümanların kırmızı çizgisidir

İİT’nin dün Cidde’deki olağanüstü toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
İİT’nin dün Cidde’deki olağanüstü toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı: Mescid-i Aksa Müslümanların kırmızı çizgisidir

İİT’nin dün Cidde’deki olağanüstü toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
İİT’nin dün Cidde’deki olağanüstü toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde düzenlenen olağanüstü toplantısında, işgalci İsrail’in Kudüs şehrinin tarihi ve yasal statüsünü değiştirme girişimleri reddetti.  Toplantıda, İsrail’in Kudüs şehrinin statüsünü değiştirmeye yönelik açıklamaları, tutumları ve kararları kınandı. Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın Müslümanların kırmızı çizgisi olduğu vurgulandı.
Dün İİT Genel Sekreterliği’nde Endonezya Cumhuriyeti'nin talebi üzerine ve Suudi Arabistan’ın başkanlığında, daimi delegeler düzeyinde İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırılarını görüşmek üzere yapılan olağanüstü toplantının sonunda yapılan açıklamada, Kudüs'ün işgalden kurtarılıp Filistin halkına ve Müslümanlara iade edilmeden güvenlik ve istikrara kavuşamayacağı uyarısında bulunuldu.
İsrail’in ‘yasadışı işgalci güç’ olarak tanımlandığı açıklamada, İsrail'in aldığı tüm önlem ve tedbirlerin reddedildiği, Kudüs şehrine yönelik yasa ve idari prosedürlerinin yasa dışı olduğu, bu yüzden de hükümsüz ve yasal bağlayıcılığı olmadığı vurgulandı. Tüm ülke, kurum, kuruluş ve şirketlere bu prosedürleri tanımamaları ya da hiçbir şekilde uymamaları çağrısı yapıldı.
Etkin uluslararası taraflara hitap eden İİT, işgalci İsrail’in Mescid-i Aksa’ya zamansal ve mekansal bölünmeyi dayatmayı reddettiğini ve kınadığını ifade etti. Uluslararası toplumdan İsrail'in kutsal mekanlara yönelik ihlallerine son vermesi için acilen hareketi geçmesini istedi. Suudi Arabistan ise İsrail’in tekrarlanan saldırılarını ve provokatif ihlallerini kınarken uluslararası toplumu etkin bir şekilde harekete geçmeye çağırdı.
İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha, “İİT, Filistin devletinin başkenti olan Doğu Kudüs şehri de dahil olmak üzere Filistin halkının işgal altındaki topraklar üzerindeki egemenlik hakkına ve tüm dünyada Müslümanların ebedi dini ve manevi merkeziliğini mutlak bir şekilde destekleyeceğini taahhüt etmektedir” ifadelerini kullandı. Taha, herkesi Kudüs şehrini ve kutsal mekanlarını korumaya, Kudüslülerin İsrail'in Kudüs’ü Yahudileştirme planları karşısındaki kararlılığını desteklemeye ve burada yaşayan Filistinlilerin vazgeçilmez haklarını savunmaya davet etti. İİT Genel Sekreteri, etkin uluslararası tarafları sorumluluklarını yerine getirme, İsrail işgalini bitirecek ve uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler’in (BM) ilgili kararlarına ve Arap Barış Girişimi'ne dayalı, 1967 sınırları içerisinde bağımsız Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak siyasi sürece arabuluculuk etme çağrısında bulundu.
Suudi Arabistan’ın İİT nezdindeki daimi temsilcisi Dr. Salih es-Suhaybani, toplantıdaki konuşmasında şunları söyledi:
“Hadimu’l Harameyn Kral Selman bin Abdulaziz, o zamanlar Kudüs Zirvesi olarak adlandırılan ve Dahran’da düzenlenen 29. Arap Birliği Zirvesi’nin başkanlığı sırasında Filistin'in bizim birinci davamız olduğunu, Filistin ve Filistinlilerin Arapların ve Müslümanların kalbinde olduklarını vurguladı. Aynı zamanda, kardeş Filistin halkı, başta bağımsız devletlerinin kurulması olmak üzere tüm meşru haklarına kavuşana kadar da Filistin’in birinci davamız olarak kalacağının altını çizerek Filistin davasının İİT’nin çalışmalarının ana sütununu oluşturduğunu ve kardeş Filistin halkının uluslararası meşru kararlar ve Arap Barış Girişimi uyarınca kendilerine garanti edilen tüm meşru haklarını alması için hepimizin odak noktası olduğunu belirtti. Suudi Arabistan, mübarek Mescid-i Aksa'da namaz kılanlara ve itikafa girenlere karşı İsrail'in gerçekleştirdiği saldırıları ve kışkırtıcı ihlalleri şiddetle kınıyor. Aynı zamanda, uluslararası toplumu, işgalci İsrail güçlerini işledikleri bu suçlardan ve ihlallerinden ve tüm bunların barış sürecini yeniden canlandırma şansı üzerindeki olumsuz sonuçlarından tamamen sorumlu tutmak için etkin bir şekilde harekete geçmesi gerektiği çağrısında bulunuyor. Çünkü bu kışkırtıcı eylemler bölgede bir çatışmanın patlak vermesi riski oluşturuyor.”
İİT açıklamasında İsrail'in başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki topraklarda Filistin halkına yönelik ‘vahşi’ saldırıları kınandı. İsrail'in Kudüs’e karşı sömürgeci bir kontrol yöntemini dayatmayı amaçlayan tüm yasa dışı tedbirlerinin yanı sıra tarihi ve yasal statüsünü, demografisini ve dini karakterini değiştirme çabalarının reddedildiği açıklamada, işgalci İsrail ordusu ve fanatik Yahudilerin namaz kılanlara ve Mescid-i Aksa'da itikafa girenlere yönelik devam eden saldırılarının ve baskınlarının kınandığı vurgulandı. Açıklamada, Ramazan ayında artan saldırılar sırasında Mescid-i Aksa’da ibadet eden savunmasız Müslümanlardan yüzlercesinin yaralandığı, yüzlercesinin de tutuklandığı belirtildi. Filistin Devleti'nin Doğu Kudüs dahil olmak üzere 1967 yılında işgal edilen tüm toprakları ve komşu ülkelerle sınırları üzerindeki egemenliğinin yeniden teyit edildiği açıklamada, kardeş Filistin halkının kararlılığının yanı sıra başta özgürlük hakkı olmak üzere tüm meşru haklarının ve iki devletli çözüm temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen bir devlet kurma hakkının desteklendiği kaydedildi.
Ürdün Kralı 2. Abdullah bin el-Hüseyin tarafından yürütülen Kudüs'teki İslam ve Hristiyan kutsal mekanlar üzerindeki Haşimi vesayetine dikkat çekilen açıklamada, Ürdün'e bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nin, Mescid-i Aksa'nın işlerini yönetme ve tesislerini koruma konusundaki çalışmalarını kısıtlayan tüm engellerin kaldırılması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, aynı zamanda Fas Krallığı Kralı 6. Muhammed'in başkanlığındaki Kudüs Komitesi'nin işgalci İsrail makamları tarafından alınan tehlikeli önlemlere karşı mücadeledeki merkezi rolü teyit edildi.
Açıklamada, uluslararası toplum, İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Filistin toprakları üzerindeki yasadışı işgaline son vermesi için yapılan baskıyı artırmak amacıyla BM Sözleşmesi, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları, Mescid-i Aksa'nın Müslümanlıkla bağlantısını teyit eden Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) kararları dahil olmak üzere Kudüs'le ilgili tüm uluslararası meşru kararlara saygı duymaya çağrıldı. UNESCO, Mescid-i Aksa’nın Müslümanların ibadetlerine adanmış İslami bir yer ve Dünya Mirası Listesi’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etmiş, İsrail'in tarihi statüsüne saygı duyması ve 2000 yılı öncesindeki haline dönmesi gerektiğini açıklamıştı. UNESCO, 144 dönümlük alana sahip olan Harem-i Şerif’in tamamen Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu, gayrimüslimlerin buraya yapacakları ziyaretlerin, Harem-i Şerif’in tüm işlerini yöneten ve girişleri düzenleyen tek yetkili yasal otorite sıfatıyla Kudüs İslami Vakıflar İdaresi tarafından düzenlendiğini de teyit etmişti.



Washington, Irak'taki grupların "tamamen silahsızlandırılmasını" istiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
TT

Washington, Irak'taki grupların "tamamen silahsızlandırılmasını" istiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)
Irak Başbakanı Ali el-Zaidi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede, (Reuters)

ABD, Irak’taki devlet dışı bütün silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılmasını” sağlama konusunda kararlılığını vurguladı.

Bu tutum, ABD’nin başkanlık elçisi Tom Barrack ile Irak Başbakanı Ali Zeydi arasında dün Bağdat’ta yapılan görüşmenin ardından “ortak bir taahhüt” olarak açıklandı. ABD-Irak ortak bildirisinde, Zeydi ve Barrack’ın, Irak’ın devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren bütün silahlı grupların dağıtılmasına ve silahın yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik planların uygulanmasını ele aldığı, ayrıca tam egemenliğin tesis edilmesinin ve bu grupların lağvedilmesinin hedeflendiği belirtildi.

Taraflar ayrıca, Irak’ın bölgesel çatışmalardan uzak tutulması ve hiçbir tarafın ülke topraklarını bölgesel barışı tehdit etmek için kullanmaması konusunda mutabık kaldı. Açıklamada, anayasal kurumlara dayalı güçlü bir Irak’ın desteklenmesinin önemine vurgu yapıldı.

Barrack, ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın, Başbakan Zeydi’yi temmuz ortasında Washington’a davet ettiğini ve Beyaz Saray’da ağırlanacağını, görüşmede ikili ilişkilerin ele alınacağını ifade etti.


Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
TT

Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)

Irak'ta Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam grubu, salı günü yaptığı açıklamada Haşdi Şabi'nin komutası altında faaliyet göstermeyi kesin olarak reddettiğini duyurdu. Bu gelişme, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin Haziran 2026 başında uygulamaya koyduğu "silahların yalnızca devletin elinde toplanması" planı açısından erken bir sınav olarak değerlendiriliyor.

Seraya es-Selam'ın itirazı, Samarra kentinde güvenlikten sorumlu yeni bir komutanın görevlendirildiğine ilişkin haberlerin ardından geldi. Atanan komutanın, Sadr hareketinin etkin olduğu kentte Asaib Ehl el-Hak Hareketi'ne yakın bir isim olduğu öne sürülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi'nin önde gelen liderlerinden Kays el-Hazali'nin liderlik ettiği Asaib Ehl el-Hak ile Sadr Hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr arasında, gözlemcilerin "siyasi ve ideolojik" olarak nitelendirdiği nedenlerden dolayı uzun süredir dostane ilişkiler bulunmuyor.

"Samarra'da ciddi bir gerilim var"

Sadr Hareketi'nden bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Samarra'da "son derece ciddi bir gerilim ortamı" oluştuğunu söyledi.

Yetkili, Haşdi Şabi bünyesindeki bazı komutanlar ve grupların Seraya es-Selam mensuplarına yönelik "kasıtlı sürtüşme ve taciz girişimlerinde" bulunduğunu iddia etti.

vbf
Bağdat sokaklarından birinde yürüyen bir Iraklı, Mukteda es-Sadr'ın Seraya es-Selam üniformasıyla yer aldığı bir posterin önünden geçiyor. (AFP)

Aynı kaynak, anlaşmazlığın temelinde Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad'ın Samarra'daki Haşdi Şabi Operasyonları Komutanı Ali el-Akili'yi görevden alması ve yerine Asaib Ehl el-Hak'a yakın ya da ona bağlı bir ismi atamasının bulunduğunu belirtti.

Sadr Hareketi mensubu olan Akili'nin görevden alınmasının Seraya es-Selam savaşçıları arasında ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi.

Yetkili ayrıca Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali ez-Zeydi'yi "konuya derhal müdahale etmeye" çağırarak, "Seraya es-Selam artık doğrudan başbakanın komutası altındadır" dedi.

Entegrasyon süreci başlatılmıştı

Başbakan Ali ez-Zeydi, bu ayın başında yayımladığı bir kararnameyle Seraya es-Selam'ın devlet güvenlik güçlerine entegrasyonunu denetleyecek üst düzey bir komite kurulmasını kararlaştırmıştı.

Kararın ardından Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Seraya es-Selam'a bağlı tüm birliklerin personel, silah ve teçhizat bilgilerini içeren listelerin teslim alındığını açıklamıştı. Böylece örgüte bağlı tüm oluşumların Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı'na bağlı güvenlik kurumlarına katılım ve entegrasyon sürecinin tamamlanmasının hedeflendiği belirtilmişti.

dbdrb
Seraya es-Selam mensupları, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atıyor. (AP)

Seraya es-Selam, Haşdi Şabi bünyesinde 313, 314 ve 315'inci tugaylar aracılığıyla faaliyet gösteriyor ve başta Samarra olmak üzere çeşitli bölgelerde güvenlik görevleri yürütüyor.

Örgüt, Haziran 2007'de Samarra'daki İmam Askerî Türbesi'ne yönelik saldırının ardından kentte konuşlandırılmıştı.

Mukteda es-Sadr, 27 Mayıs'ta yaptığı açıklamada silahlı kanadı Seraya es-Selam'ın devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurmuş ve diğer Haşdi Şabi gruplarını da silahlarını teslim etmeye çağırmıştı.

Her ne kadar Seraya es-Selam resmen Haşdi Şabi bünyesinde yer alsa da, grup uzun yıllardır büyük ölçüde bağımsız hareket ediyor; Haşdi Şabi komutasından emir almıyor ve birçok grup ile de yakın ilişki kurmuyor.

"Silahların devlet tekelinde toplanması" planına ilk sınav

Haşdi Şabi yönetimi, Seraya es-Selam ile yaşanan gerilime ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Buna karşılık Seraya es-Selam, yayımladığı bildiride Mukteda es-Sadr ve Başbakan Ali ez-Zeydi'ye seslenerek Haşdi Şabi komutası altında kalmayı reddettiğini vurguladı.

Grup, kararname doğrultusunda devletin güvenlik kurumlarına gönüllü olarak entegre olma sürecini hatırlatarak bunu "silahların devletin elinde toplanması politikasının pratik bir modeli" olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Haşdi Şabi tarafından bazı komutanların görevden alınmasına yönelik son kararların, "komuta kademelerinin, sorumluluk alanlarının ve birliklerin değiştirilmesi yoluyla entegrasyon ve silahların devlet tekelinde toplanması sürecinin ruhuna aykırı olduğu" savunuldu.

Yeni güvenlik komutanının atanmasının da entegrasyona ilişkin kararname komitesinin çalışmalarına aykırı olduğu belirtilerek, bunun Seraya es-Selam mensuplarını hedef alan "gerekçesiz bir girişim" olduğu ifade edildi.

Grup, "Haşdi Şabi komutası altında görev yapmayı kesin olarak reddettiğini" yineledi.

Geçen cumartesi günü Samarra'daki aşiret liderleri ve din adamları da Seraya es-Selam'ın yerine başka silahlı grupların getirilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu. Yerel liderler, Başbakan Ali Falih ez-Zeydi'nin bizzat kente gelerek durumu yerinde incelemesini talep etmiş, ayrıca böyle bir değişiklik planlanıyorsa güvenlik dosyasının İçişleri Bakanlığı'na devredilmesini istemişti.

Gözlemciler, Seraya es-Selam ile Haşdi Şabi arasındaki gerilimin, hükümetin "silahların devlet tekeline alınması" planının gerçekten ciddi ve uygulanabilir olup olmadığını ortaya koyacak önemli bir sınav niteliği taşıdığını belirtiyor. Ayrıca bu durumun, devlet kurumlarına entegre olduklarını açıklayan silahlı gruplar arasındaki anlaşmazlıkları çözme konusunda Başbakan'ın yetkilerini nasıl kullanacağının da bir testi olduğu değerlendiriliyor.


‘Boş oy pusulaları’ turunun ardından... Hamas başkanlık seçimlerine yeniden başlıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
TT

‘Boş oy pusulaları’ turunun ardından... Hamas başkanlık seçimlerine yeniden başlıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)

Hamas, hareketin en üst düzey liderlik makamı olan Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerini ikinci tur oylamayla yeniden başlattı. Geçtiğimiz ay gerçekleştirilen ilk turda yeni liderin belirlenememesi ve bazı seçmenlerin aday ismi yazılmamış ‘boş oy pusulaları’ kullanması nedeniyle sonuç alınamamış, seçim süreci ertelenmişti.

Siyasi Büro Başkanlığı için daha önce bu görevi yürüten Halid Meşal ile Gazze’de Hamas’ın liderliğini üstlenen ve halen Gazze’de ateşkes görüşmelerini yürüten müzakere heyetine başkanlık eden Halil el-Hayye yarışıyor.

Gazze’deki Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre, ikinci tur oylama Gazze Şeridi’nde başladı. Kaynaklardan biri, güvenlik koşullarının zorluğu ve devam eden suikastlar nedeniyle oy kullanma hakkına sahip isimlerin daha gizli ve karmaşık yöntemlerle oylamaya katıldığını söyledi.

Hamas, 1987’deki kuruluşundan bu yana en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunuyor. Hareket, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından İsrail’in başlattığı operasyonlarda siyasi ve askeri kanatları dahil olmak üzere farklı kademelerde ağır kayıplar verdi. Bu durumun örgüt içinde çeşitli idari ve mali sorunlara yol açtığı belirtiliyor.

İki kaynak, birbirinden bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda, oy verme işleminin ‘seçim hakkına sahip kişilere ulaştırılan kapalı zarf veya mühürlü mektuplar’ aracılığıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Kaynaklar, seçmenlerin tercih ettikleri adayı belirledikten sonra oyların, hareketin hem seçmenlerin hem de seçim sürecini yöneten kişilerin güvenliğini korumak amacıyla uyguladığı özel güvenlik prosedürleri çerçevesinde geri gönderildiğini ifade etti.

Hamas’ta Siyasi Büro Başkanı, hareketin üç faaliyet bölgesini (Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışı) temsil eden 71 üyeli Şura Meclisi tarafından seçiliyor. Yaklaşık 10 yıl önce 50 üyeden oluşan meclisin üye sayısı, hareketin iç tüzük ve yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerin ardından artırılmıştı.

Kaynaklar, seçimlerin Batı Şeria ve yurt dışı teşkilatlarında da mevcut dönemde yapılmasının öngörüldüğünü belirtirken, her iki bölgede seçim sürecinin fiilen başlayıp başlamadığına ilişkin kesin bir bilgi vermedi.

‘Daha gizli bir tur’

Hamas, 16 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerinin ilk turunda herhangi bir adayın gerekli desteği sağlayamaması nedeniyle sonucun belirlenemediğini duyurmuştu. Hareket, iç tüzük ve yönetmelikleri doğrultusunda seçimlerin ikinci turunun daha ileri bir tarihte gerçekleştirileceğini bildirmişti.

Hamas’ın iç düzenlemelerine göre ikinci turun 20 gün içerisinde yapılması gerekiyordu. Ancak hareket içinden kaynaklar, Gazze’deki güvenlik ve siyasi koşulların yanı sıra devam eden suikastlar ile yurt dışındaki Hamas liderlerinin arabulucular ve çeşitli taraflarla yürüttüğü temas ve görüşmeler nedeniyle sürecin ertelendiğini belirtti. Kaynaklar, seçimlerin ilk tura kıyasla çok daha gizli bir şekilde yürütüldüğünü, bunun da olası güvenlik açıklarının ve medya sızıntılarının önüne geçmeyi amaçladığını ifade etti.

sdvdf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda İsrailli rehinelerin cesetlerini arayan İzzeddin el-Kassam Tugayları savaşçılarının yanında duran Filistinli bir çocuk, 1 Aralık 2025 (EPA)

Hamas yönetimi, gelecek yılın başında Siyasi Büro, Şura Meclisi ve diğer idari organlar için kapsamlı seçimler yapılıncaya kadar yalnızca hareketin Siyasi Büro Başkanı’nın seçilmesi konusunda uzlaşıya vardı.

İsrail, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi Temmuz 2024’te Tahran’da düzenlediği operasyonla öldürmüş, aynı yılın ekim ayında ise yerine geçen Yahya Sinvar Gazze’de hayatını kaybetmişti.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas’ın işlerini bir ‘Liderlik Konseyi’ yürütürken, hareket içerisinde bu yılın başında yeni bir lider seçilmesine yönelik süreç yeniden başlatıldı. Seçilmesi planlanan yeni başkanın, görev süresi bir yıl uzatılan mevcut Siyasi Büro döneminin kalan kısmında hareketi yönetmesi ve ardından yıl sonu ya da gelecek yılın başında yapılması planlanan genel seçimlere kadar görevde kalması öngörülüyor.

Şarku’l Avsat’ın 21 Mayıs’ta Hamas kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, ilk tur oylamada bazı seçmenler iki adaydan herhangi birini desteklemediklerini göstermek amacıyla boş oy kullandı. Bu adaylar, Hamas’ın Gazze sorumlusu Halil el-Hayye ile hareketin yurt dışı teşkilatının liderlerinden Halid Meşal’di. Kaynaklar, Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerinde bu ölçekte boş oy kullanımının ilk kez görüldüğünü belirtti.

Söz konusu kaynaklar, boş oy kullanımının, hareket içinde iki adaydan da memnun olmayan bir kesimin varlığına işaret ettiğini değerlendirdi. Kaynaklara göre bu durum, Hamas’ın bazı dosyalardaki politikalarına yönelik bir tepkinin yanı sıra daha genç bir liderlik kadrosunun önünün açılması yönündeki talepleri de yansıtıyor olabilir. Buna karşılık diğer kaynaklar ise boş oyların doğrudan adaylara yönelik bir protesto olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtti. Bu görüşe göre, boş oylar daha çok hareketin çeşitli konularda izlediği bazı politikalara yönelik itirazları veya geçici bir başkan seçmek yerine kapsamlı seçimlerin yapılmasını bekleme ve mevcut Liderlik Konseyi’nin görevini sürdürmesi yönündeki tercihleri ifade ediyor. Kaynaklar, bu eğilimin Hamas içerisinde gelecekteki liderlik yapısı ve hareketin siyasi yönelimine ilişkin farklı yaklaşımların bulunduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.