BM Genel Sekreteri Danışmanı’nın mekik diplomasisi Libya’yı siyasi kaostan kurtarır mı?

Stephanie Williams’ın BM Libya Misyonu’nun görev süresinin bitmesine sayılı günler kaldığı ve Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki uçurumun genişlediği bir ortamda yürüttüğü mekik diplomasisi ülkeyi siyasi kaostan kurtarır mı?

Williams Londra’da Birleşik Krallık'ın Güney Asya ve İngiliz Milletler Topluluğundan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ile bir araya geldi (Twitter)
Williams Londra’da Birleşik Krallık'ın Güney Asya ve İngiliz Milletler Topluluğundan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ile bir araya geldi (Twitter)
TT

BM Genel Sekreteri Danışmanı’nın mekik diplomasisi Libya’yı siyasi kaostan kurtarır mı?

Williams Londra’da Birleşik Krallık'ın Güney Asya ve İngiliz Milletler Topluluğundan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ile bir araya geldi (Twitter)
Williams Londra’da Birleşik Krallık'ın Güney Asya ve İngiliz Milletler Topluluğundan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ile bir araya geldi (Twitter)

Libyalıların büyük bir kesimi iktidar çekişmesine son vermeye yönelik uluslararası ve bölgesel çabaların başarısızlıkla sonuçlanması durumunda ülkelerinde hâlâ yerinde sayan krizin yeniden savaşa dönüşmesinden endişe ediyor ve on yıldan uzun süredir kaynaklarını siyasi çatışmalarda tüketen bu ülkeye sunmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) çantasında ne kaldığını soruyor.
UNSMIL’ın görev süresinin bitmesine günler kalırken, BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Danışmanı Stephanie Williams, ülkede cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesine imkan sağlayacak ve siyasi kaosun yayılmasını engelleyecek bir çözüm bulma arayışıyla çeşitli taraflar arasında çalışmalar yürütüyor. Libyalı bazı gözlemciler, siyasi taraflar arasındaki bölünmüşlüğün ve her grubun kendi ajandasını hayata geçirme çabalarının mevcut krizi daha da derinleştirdiği ve çözümsüzlüğün sürmesine neden olduğu görüşünde. Gözlemcilere göre Libya’nın doğusu ile batısı arasındaki uçurum genişliyor.
Libya, Muammer el-Kaddafi rejiminin düşürülmesinden bu yana siyasi kaosun yanı sıra güvenlikle ilgili endişelerden mustarip. Ancak bu durum Abdulhamid Dibeybe hükümeti ile Fethi Başağa hükümeti arasındaki iktidar çatışması sebebiyle kendisini yeniden güçlü bir biçimde hissettirmeye başladı. Williams, Libyalıların bu endişeleri karşısında, ülkedeki gergin durumla ilgili gelişmeler hakkında uluslararası güçleri bilgilendirmek ve seçimlerin yapılmasını sağlayacak ‘anayasal zemin’ konusunda siyasi tarafların anlaşması amacıyla UNSMIL’ın gösterdiği çabaları koordine etmek için zamanla yarışıyor.
Williams, Libya’daki güncel gelişmeler hakkında bilgi vermek için önceki gün Londra’da üst düzey İngiliz yetkililerin yanı sıra Birleşik Krallık'ın Güney Asya, Kuzey Afrika, BM ve İngiliz Milletler Topluluğundan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ile bir araya geldi. Williams görüşmelerde “Libya’da uygulanabilir ve ulusal seçimlerin en kısa zamanda düzenlenmesine izin verecek anayasal-seçim sürecine destek konusunda tam bir mutabakatın” hakim olduğunu bildirdi. Williams ayrıca tüm katılımcıların “sahada sükunetin korunması, insan hakları, hesap verilebilirlik ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesinin gerekliliğini yinelediklerini” belirtti.
Williams’ın İngiliz yetkililerle görüşmesi, Libya’daki siyasi krize çözüm bulmak amacıyla çeşitli başkentlerde yürüttüğü temasların ardından geldi. Nitekim Williams daha önce Berlin’de Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndaki Devlet Bakanları Dr. Tobias Lindner ve Andreas Michaelis ile bir araya gelerek Libya’daki güncel gelişmeler ve Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi temsilcilerinden oluşan Anayasal Süreç Komitesi üyelerinin Kahire’de gerçekleştirdiği görüşmelerin sonuçları hakkında bilgi vermişti.
Kahire’de bir hafta boyunca BM himayesinde yürütülen siyasi görüşmelerden somut bir sonuç alınamadı ve Ramazan Bayramı sonrasına ertelendi. Dibeybe ise 5 yıl önce bağımsız bir komitenin onayladığı anayasa taslağının esas alınması amacıyla bireysel bir girişim yürütüyor.
Libyalı siyasetçiler, ülkedeki siyasi aktörler tarafından eleştirilen UNSMIL’ın Libya sorununu tek başına çözemeyeceği görüşünde. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının ülkelerini etkilediğini söyleyen Libyalı siyasetçiler, bu değerlendirmelerine kanıt olarak ABD-Libya İlişkiler Konseyi’nin “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin üzerindeki baskının artması halinde Paris, Washington ve Roma’nın Libya’daki çatışmayı çözebileceğini ve istikrarı sağlayabileceğini” ifade eden görüşünü gösteriyor.
Libya’nın eski Amman Büyükelçisi ve cumhurbaşkanı adayı Muhammed el-Bargati, dünkü açıklamasında, “Uluslararası aktörler sorunumuz için bir mucize yaratmayacak ve çözüm üretmeyecekler. Son yıllarda biriken siyasi yapılar çözüm değil, sorun olduğunu tecrübe ettik. Silahların da çözüm üretmeye gücü yetmez” dedi.
Libya’da bugün oldukça zor ve riskli bir durumun hakim olduğunu ve aynı şekilde küresel durumun da tamamen kızgın bir demirin üzerinde durduğunu söyleyen Bargati, bütünleştirici bir ulusal girişimin çekirdeği olması ümidiyle birtakım önerilerde bulundu ve bunların daha da geliştirilebileceğini belirtti.
Bargati’nin önerilerinden biri, ülkenin üç eyaletini temsil edecek ve mevcut çekişmenin içinde bulunmayan 30 Libyalı isimden oluşan bir ulusal komitenin kurulması ve komitenin koordinatörlüğüne bir mahkeme hakiminin seçilmesini öngörüyor.
Bu girişimin, ülkenin kurtuluşu için bir yol haritası sunduğunu, Libya ile ilgili tüm meselelerin görüşülmesini ve tüm soruların sorulmasını amaçladığını kaydeden Bargati, girişiminin ayrıca tüm endişelere, uyarılara ve askıda bekleyen meselelere kulak verdiğini ve çoğunluk değil adalet üzerine inşa edildiğini söyledi.
Bargati, kurulacak komitenin ilk toplantısının Trablus’un 450 kilometre doğusunda Sirte kenti yakınındaki El-Kardabiye’de yapılmasını teklif etti. Bargati, “ülkenin geri alınması ve devlet inşa etme sürecinin başladığı yer” olarak nitelendirdiği El-Kardabiye’nin sembolik öneme sahip olduğunu sözlerine ekledi.
UNSMIL’ın görev süresi bu ayın sonunda bitiyor. Bu süreçte küresel aktörler, Kasım 2021’de istifa eden UNSMIL Başkanı Jan Kubis’in yerine yeni temsilcinin atanması konusunda yeniden anlaşmazlık yaşayabilirler.



İsrail, akşam saatlerinde güney Lübnan'a hava saldırıları düzenledi

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarından duman yükseliyor (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarından duman yükseliyor (AFP)
TT

İsrail, akşam saatlerinde güney Lübnan'a hava saldırıları düzenledi

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarından duman yükseliyor (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarından duman yükseliyor (AFP)

İsrail ordusu dün akşam, Lübnan içindeki çeşitli bölgelerde Hizbullah'ın askeri altyapısına saldırdığını açıkladı. Yerel medya, İsrail uçaklarının ülkenin güneyindeki Barghaz, Cabur ve Rihane tepelerini hedef aldığını ve 15'ten fazla hava saldırısının gerçekleştiğini bildirdi.

İsrail ordusu dün, Hizbullah'ın topçu komutanı olarak tanımladığı Muhammed el-Huseyni’yi öldürdüğünü duyurdu. El-Huseyni'nin öğretmenlik yaparken aynı zamanda “terörist faaliyetlerde” bulunduğunu belirtti.

Ordu ayrıca, Lübnan'ın güneyinde silah üretimi için kullanılan bir Hizbullah tesisini bombaladığını duyurdu. İsrail ordu sözcüsü Avichay Adraee, ordunun Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'nde de “Hizbullah'ın askeri altyapısına” saldırdığını belirtti.

İsrail, saldırılarının Hizbullah militanlarını, tesislerini ve silah depolarını hedef aldığını belirterek, savaş sırasında askeri cephaneliği ve komuta yapısı ağır darbeler alan örgütün savaş sonrası yeniden güçlenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. İsrail, son zamanlarda (İsrail'in güney sınırından yaklaşık 30 km uzaklıkta) Litani Nehri'nin kuzeyindeki Lübnan bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Bu gelişme, Lübnan ordusunun ocak ayı başında Beyrut yetkilileri tarafından onaylanan Hizbullah'ın silah depolarını imha etme planının ilk aşamasını tamamladığını açıklamasının ardından geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ilk aşama Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyi kapsıyordu, ancak İsrail bu hamleyi sorguladı ve yetersiz buldu. Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, sınırdan yaklaşık 60 kilometre ve Beyrut'un yaklaşık 40 kilometre güneyinde bulunan Sayda’nın kuzeyinden akan Avali Nehri'ne kadar uzanan alanı kapsıyor.


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.


Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.