Ukrayna, nükleer ve Ortadoğu

Avrupa'daki savaşın en tehlikeli yansımalarından biri, uluslararası sistemin artık uzun soluklu bir yeniden yapılanma sürecine girmesidir.

Ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları ve bunları kullanma tehditleri yeniden gündeme geldi. (AFP)
Ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları ve bunları kullanma tehditleri yeniden gündeme geldi. (AFP)
TT

Ukrayna, nükleer ve Ortadoğu

Ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları ve bunları kullanma tehditleri yeniden gündeme geldi. (AFP)
Ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları ve bunları kullanma tehditleri yeniden gündeme geldi. (AFP)

Nebil Fehmi
Dünyanın ya da en azından Avrupa’nın oldukça riskli bir dönemden geçtiği herkesçe kabul edilen bir gerçek. Bu dönem, başta Rusya ile Batı ülkeleri arasındaki, Batı’nın ve Rusya’nın görüş ayrılıklarının ve 1950’li yıllardan bu yana aralarındaki güvenlik uyumu kavramları üzerindeki çelişkili tutumlarıyla ilgili çatışma olmak üzere birkaç açıdan İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en tehlikelisi olabilir. Her iki tarafın da diğer tarafça atlanılamayan nüfuz bölgeleri ve alanları var.
Söz konusu güvenlik uyumu kavramları, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve ona bağlı sosyalist ülkelerin taraf olduğu Varşova Paktı’nın çöküşüyle kısmen sarsıldı. Rusya, nefes kesen bir iç birleşme sırasında yaşananlardan memnun olmasa da NATO'nun doğu kanadına doğru genişlemesini onlarca yıl boyunca isteksizce kabul etti. Daha sonra nüfuzunu bir miktar yeniden kazanmaya ve en azından Batı'nın genişlemesini dizginlemeye kararlı bir şekilde ABD liderliğinin azalması ve Ukrayna'daki adımları ile ilgili Avrupa'da yaşanan kargaşaya dikkati çekmeyi seçti.
Batı, özellikle de ABD, hırslarını ve doğuya olan ilgisini abarttı. Bu tutumu, Doğu Avrupa halklarının istedikleri siyasi sistemi seçme konusundaki geçersiz kılınması amaçlanan meşru haklarına bir yanıt olarak savunuldu. ABD Savunma Bakanı'nın son dönemde ABD'nin en önemli hedeflerinden birinin Rusya'yı zayıflatmak olduğunu açıklaması bunun göstergelerinden biriydi. Bunun yanı sıra ABD ve Batı'nın kendi nüfuz bölgelerine ve alanlara olan bağlılıkları karşısında Rusya'nın kendi nüfuz bölgeleri ve alanlarına olan bağlılığını kabul etmemeleri, uyguladıkları çifte standartı yansıtıyor.
Dolayısıyla, Ukrayna'daki son olayların en tehlikeli yansımalarından biri, modern uluslararası sistemin, Çin’in aralarına katılacağı büyük güçler; ABD ve Rusya arasında çeşitli güvenlik ve ekonomik çatışmalara sahne olabilecek uzun soluklu, yeni bir yapılanma sürecine girmiş olmasıdır. Bu olurken ABD de bir yandan dünyadaki askeri, güvenlik ve ekonomik liderliğini sürdürmeye çalışıyor. Ukrayna'daki olaylarla bağlantılı bir diğer önemli güvenlik riski, bazı taraflarca dillendirilen büyük bir askeri tırmanıştır. Rusya Dışişleri Bakanı açıklamalarında üçüncü dünya savaşının çıkması olasılığını defalarca kez dile getirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nükleer silahların kullanılabileceği tehdidinde bulunurken Rusya’nın en güçlü balistik füzelerinden biri olan RS-28 Sarmat ICBM’den bahsetti. Putin, gerektiğinde ülkesinin başkalarının kullanımına açık olmayan benzersiz bir Rus teknolojisi olan RS-28 Sarmat ICBM’yi kullanmaya hazır olduğunu belirterek açıkça tehdit etti. Bu açıklamalar, bizi yeniden Soğuk Savaş teorilerine, ‘karşılıklı olarak yok etme’ tehdidi ile güvenlik sağlamaya ilişkin efsanelere geri getiriyor.
Büyük güçler arasındaki ilişkiler, 1962 yılında Sovyetler Birliği’nin Küba'da füze konuşlandırmak istemesiyle yaşanan krizden bu yana böyle bir gerilim ve askeri tırmanışa sahne olmadı. Başkanların bilgeliği hırslarını yenmedi ve kriz çözüldü. Dünya hızla nükleer savaşın eşiğine gelirken Ortadoğu'da 1973 yılında yaşanan İsrail tarafından işgal edilen Arap topraklarını özgürleştirme savaşları sırasında Sovyetler Birliği’nin Mısır ve Suriye'ye askeri teçhizat tedarikini abartmaması yönünde dolaylı bir mesaj olarak ABD’nin kontrollü bir şekilde nükleer gerilimi körüklediğine tanık olduk.
Burada, yukarıda sözünü ettiğimiz iki olaydan bu yana Sovyetler Birliği (Rusya) ve ABD’nin, hata ve yanlış hesap yapmaktan kaçınmak için bilgi alışverişinde bulunmak ve nükleer politikalarını, askerlerinin konuşlandırılmasını ve nükleer güçlerinin hazırlık durumlarını bir birleri ile paylaşmak için bir sistem kurdukları belirtilmeli. Ancak şu an bu önlemler neredeyse tamamen durmuş durumda. Bu da iki tarafın otokontrol ve acil gözden geçirme mekanizmalarını kaybetmelerine neden olurken karşı tarafın gerçek niyetlerine dair ortak teorilere kapıyı ardına kadar açtı. Nükleer seçenek bir kez daha, çok tehlikeli bir konu olan ülkeler arasındaki güvenlik hesaplamalarına dahil edildi.
Yani ülkelerin çeşitli şekillerde nükleer silahlara sahip olmaları ve bunları kullanma tehdidi bir kez daha olasılıklardan biri haline gelmiş ve diğer ülkelerin nükleer silah edinme arzularını bir kez daha körüklemiştir. Eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna’da dahi bir zamanlar nükleer silahlar vardı. Batı’nın biyolojik kitle imha silahları üretme olasılığı ya da Rusya'nın taktik nükleer silah kullanma olasılığından giderek daha fazla konuşulduğu dikkatlerden kaçmıyor. Kuzey Kore'nin de balistik füze geliştirmeye yönelik açıklamalarının bununla aynı zamana denk gelmesinin ise bir tesadüften ibaret olmadığına inanıyorum.
İkinci sonuç da dünyanın bir kez daha, biyolojik ve nükleer silahlar ile özellikle taktik nükleer silahlar dahil olmak üzere kitle imha silahları edinme ve hatta kullanma tehdidini içeren askeri bir gerilim dönemine girdiğini ortaya koyuyor.
Ortadoğu'nun dünyanın kimyasal kitle imha silahları kullanılan en çalkantılı bölgelerinden biri olduğu herkesçe biliniyor. Ortadoğu’da bir nükleer devlet olduğu ilan edilmemiş olan İsrail de yer alıyor. Ortadoğu'nun çeşitli bölgelerinde hakim olan kaba politikalarıyla İran'ın nükleer programı, çok sayıda kardeş Arap ülkesini endişelendiriyor.
Ukrayna'daki son durum, Ortadoğu'daki siyasi ve askeri kalıplar üzerinde, henüz netleşmiş bir vizyon olmasa da dikkate alınması gereken birçok güvenlik etkisine sahip. Bu yansımalar çerçevesinde İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyesi (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) ve Almanya arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasının sağlanamaması durumunda İran'ın nasıl bir tepki vereceği merak ediliyor. Nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla Avusturya’nın başkenti Viyana’da anlaşmanın tarafları arasında yapılan müzakerelerde sona yaklaşılmışken  İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin Yabancı Terör Örgütleri (FTO) listesinden çıkarılması talebiyle müzakereler askıya alındı. Çünkü ABD Başkanı Joe Biden yönetimi DMO’nun FTO’da kalması gerektiğini düşünüyor ve böyle bir adım atmayı istemiyor. Bu konu, ABD’de yaklaşan ara seçimler ve ABD Kongresi’nin her iki kanadı; Temsilciler Meclisi ve Senato da çoğunluk için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasındaki yoğun yarışın başlamasıyla daha da kızışacak.
İsrail'in tüm bunlar karşısındaki tutumu da kafaları karıştırıyor. İran'la nükleer anlaşmayı canlandırmaya tepki olarak ya da İran’ın Suriye ve Lübnan'da disiplinli ama rahatsız edici askeri varlığıyla Levant Bölgesi’nde yeni bir Ortadoğu denklemi ve dengeleri kurma bağlamında kendisini nükleer devlet ilan edip etmeyeceği merak ediliyor.
İsrail ve hatta İran, bölgesel çatışmalarını kontrol altına almak ve uluslararası dengelerden çıkmak için taktik nükleer silahlar üretme yetenekleri olduğundan bahsetmeye başlarlar mı? Bir kilotonluk bomba şeklindeki taktik nükleer silahların, amonyak nitrat miktarı açısından 2020 yılında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta meydana gelen ve yaklaşık 400 metrelik bir alanda ciddi hasara neden olan patlamaya eşdeğer olduğu biliniyor. Bu da kimyasal ve biyolojik silahlardan konuşulmasının önünü açıyor.
İsrail ya da İran, nükleer silahlara sahip olduklarını açıklasalar veya bunları kullanmakla tehdit etseler Araplar nasıl bir tutum sergilerlerdi? Yoksa bu olduktan sonra mı bölgeyi nükleer silahlardan ve diğer kitle imha silahlarından korumak için daha spesifik ve kesin önlemler almak için harekete geçireceğiz? Nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturmak adına İran’la yapılan nükleer anlaşmayı genişletmeli ya da en azından bu anlaşmayı ek protokollerle tamamlamalıyız. Bu ek protokollerden biri bölgede nükleer silahların yasaklanması için bölgesel bir anlaşma yapılmasıdır. Diğeri ise Ortadoğu ülkeleri arasındaki ilişkilere dair bir ilkeler bildirgesi imzalanmasıdır. Bunun için bir takım girişimlerin, fikirlerin ve eylemlerin olması gerekiyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ın bunları en iyi şekilde benimseyip harekete geçirebileceğine inanıyorum.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal