İran’ın nükleer müzakereleri ağırdan almasının arkasında petrol fiyatları mı var?

Analistler, kötüleşen yaşam şartlarının etkileri konusunda uyardı.

Fotoğraf  (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)
TT

İran’ın nükleer müzakereleri ağırdan almasının arkasında petrol fiyatları mı var?

Fotoğraf  (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)

İran’ın ülkenin enerjiye bağımlı ekonomisine yönelik yaptırımları hafifletmek için, uluslararası arenanın önde gelen ülkeleriyle yürütülen nükleer müzakeleri ağırdan aldığı kaydedildi. Reuters’ın haberine göre Tahran yönetimine yakın üç yetkili tarafından yapılan açıklamalarda da süreç ekonomik gidişatla ilişkilendirildi. Analistler ise İran’ın kötüleşen ekonomik durumunun etkilerine ilişkin uyarıda bulunarak yönetimin ‘saatli bomba üzerinde olduğunu’ kaydetti.
Tahran ve Washington bir yıldan uzun bir süredir 2015 nükleer anlaşmasını canlandırmak için Viyana’da dolaylı görüşmeler gerçekleştiriyor. Görüşmelerde İranlıların gelirlerini ciddi şekilde azaltan, ekonomik sıkıntıları ciddi şekilde artıran ve kamuoyunda hoşnutsuzluğa yol açan ABD yaptırımlarının kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer taahhütlerine geri dönmesi müzakere ediliyor.  
Tahran’ın  ‘Washington’ın İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesinden çıkarması’ konusundaki ısrarı nedeniyle Viyana süreci mart ayından bu yana çıkmaza girmiş durumda.
Her ne kadar nükleer anlaşmayı canlandırmak ncelikli hedef olmaya devam etse de İranlı yetkililer, Reuters’a petrol fiyatlarındaki artışın, gelirleri artırarak İran ekonomisine belki de aylarca nefes alma alanı sağladığını aktardılar. Kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir İranlı yetkili “Nükleer programımız planlandığı gibi ilerliyor ve zaman bizden yana. Müzakereler başarısız olursa bu dünyanın sonu olmayacak” derken İran ekonomisinin anlaşmayı yeniden canlandırmaya şu an güçlü bir şekilde bağlı olmadığını vurguladı.  
Reuters tarafından aktarılanların aksine İranlı analistler, daha önce İran’ın petrol satışlarında elde ettiği kazanımların ABD yönetiminin İran’a yönelik yaptırımlarda gösterdiği ‘esneklikten’ kaynaklandığına olan inançlarını dile getirmişlerdi. Ayrıca Tahran’ın şu an Çin gibi ülkelere düşük fiyattan petrol satmak için izlediği yollara dair müzakerelerin başarısızlığa uğramasının yansımaları konusunda uyarmıştı.
İran’ın Devrim Muhafızları’nın ‘terör örgütü olarak sınıflandırılmaması’ talebinden vazgeçmeye karşı çıkılması nükleer müzakerelerin önündeki engelin aşılıp aşılamayacağı konusunda şüphelere yol açtı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, böyle bir planı bulunmadığını ve bu fikrin tamamen uzak olduğunu belirtti.
İranlı yetkililer ABD baskısına kayıtsız kalırken Tahran’ın onlarca yıldır bir yaşam biçimi haline gelen yaptırımları aşmakta ustalaştığına dikkat çektiler.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından Tahran’a karşı yaptırımları yeniden uygulamaya başlamasıyla İran’daki ekonomik kriz daha da derinleşti. Trump ayrıca Mayıs 2019’da İran’ın petrol ihracatını engelleyerek Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırmıştı. İran, anlaşmanın kısıtlamalarını kademeli olarak ihlal ederek daha yüksek saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yeniden oluşturmaya başladı. Ayrıca üretimi hızlandırmak için gelişmiş santrifüjler kurarak ve (karar vermesi halinde) bir nükleer bomba geliştirmek için gereken süreyi azaltarak karşılık verdi. Tahran, Biden’ın yönetime geçmesiyle birlikte nükleer anlaşmaya olan taahhütlerinin dışına daha fazla çıktı. Öyle ki geçen ocak ayında uranyum saflığını yüzde 20’ye, Viyana müzakerelerinin başlamasının ilk haftalarında da yüzde 60’a çıkardı. Tahran, geçen yıl şubat ayından itibaren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın Ek Protokol’ünü askıya aldı. Daha sonra da metalik uranyum üretti.
Toprakları dördüncü en büyük küresel ham petrol rezervlerine sahip olan İran’dan yapılan petrol ihracatı azaldı. İhracat günlük 2,8 milyon varilden günlük 200 bin varile düşüş yaşandı. İran, petrol ihracatıyla ilgili belirli rakamları açıklamıyor. Ancak petrol sektöründe faaliyet gösteren İranlı bir yetkili şu an günlük yaklaşık 1,5 milyon varil ihraç edildiğini ve bunun çoğunun büyük bir indirimle Çin’e yönelik olduğunu dile getirdi. İranlı yetkililer, söz konusu indirimin hacmini açıklamayı kabul etmiyor.
Mart ayında Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 139 dolara ulaşırken uluslararası petrol fiyatları ise halen yüksek. Bu durum, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının arz sıkıntısı korkularını alevlendirmesinden sonra 2008’den bu yana en yüksek düzey oldu. İran Parlamentosu mart ayında genel bütçedeki petrol ve kondensat ihracatı için maksimum sınır tahminini günde varil başına 60 dolardan 1,2 milyon varili, varil başına 70 dolardan günde 1,5 milyon varile yükseltti.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Orta Doğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, Reuters’a yaptığı açıklamada İran ekonomisinin son birkaç yılda yaptırımlara uyum sağladığını söyledi. Azur, “Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve İran’ın petrol üretimine hız vermesi gelirlerin artmasına katkıda bulundu” dedi.
Diğer yandan İranlı analist Henry Rohm, Tahran’ın yaptırımların hafifletilmesinin etkisini hafife aldığını ve uzun vadeli dayanıklılığını artırdığını vurguladığı açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İranlı yöneticiler, muhtemelen daha güçlü iç ekonominin performansını, ABD’nin petrol yaptırımlarını uygulama konusundaki sınırlı kabiliyetini ve Avrupa’nın bir anlaşmaya varmak için acele etmeme nedeni olarak Ukrayna’daki savaşa dair hoşnutsuzluğunu hesaba katıyor.”
Analist tüm bu tabloya rağmen İran’ın uygun bedelle bir anlaşmayı kabul etmeye hazır olduğuna dikkat çekti.
Gelirlerdeki son artışa rağmen yaptırımların İran’daki günlük yaşam üzerinde halen büyük bir etkisi var. Bu durum, işletme sahiplerinden düşük gelirli ailelere kadar herkesin ‘yükselen enflasyon, değer kaybeden bir para birimi ve artan işsizlikle’ karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Eski bir yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada “Yöneticiler, içeride hoşnutsuzluğun kaynadığından endişeli olabilir” dedi. Sonuç olarak İranlı yetkililerin, düşük gelirli insanlar arasında huzursuzluğa dönüş korkusuyla yaptırımları kaldırmayı tercih ettiklerini belirtti. Zira halkın son yıllarda tekrarlanan protestoları, liderlere ekonomik sıkıntıların bir sonucu olarak yaşanan hoşnutsuzluk nedeniyle karşılaşabilecekleri tehlikeyi hatırlatıyor. Yetkili ayrıca daha yüksek petrol gelirlerinin faydalarının henüz pek çok insan arasında hissedilmediğini de vurguladı.
İranlı kaynaklar bu hafta başlarında Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ülkenin üst düzey departmanlarının, gelecek üç ay içinde halk protestoları beklentisiyle güvenlik ve yargı kurumlarına ‘gizli yönergeler’ sağladığını söyledi. Kaynaklara göre yetkililer, gıda ürünlerindeki artış ve nükleer müzakerelerin çökeceği endişeleri nedeniyle İran halkının, öncekilerden daha fazla protesto gösterisinde bulunacağından endişe ediyor. Yetkililer ayrıca yaşam şartlarına yönelik gösterilerin,  nedeniyle geçen yıl su kıtlığının şiddetlenmesiyle hükümetin su politikasına karşı tekrarlanan protestolarla eş zamanlı olarak düzenlenmesinden korkuyor.
İranlı analist Said Laylaz, Reuters’a şu açıklamada bulundu:
“İran’ın yatırım, kalkınma ve istihdam yaratma için gereken gelirleri israf eden kötü yönetim ve yolsuzluk da dahil olmak üzere iç ekonomik sorunları, kurum için yaptırımlardan daha büyük bir zorluk teşkil ediyor.”
Ortadoğu Enstitüsü İran Programı Direktörü Alex Watankhah da “Bütün ekonomik göstergeler İran'da kötüleşen bir ekonomik gerçekliğe işaret ediyor. İran’ın bir saatli bombanın üzerinde oturduğunu söylemek abartı olmaz” ifadelerini kullandı.
Reuters’a göre İran’da resmi enflasyon oranı yüzde 40 civarında. Bazı taraflar ise yüzde 50’den fazla olduğu tahmininde bulunuyor. İran hükümetine bağlı ‘İran’ gazetesi, geçen ay İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığını üstlenmesinden sonraki sekiz ay içinde enflasyonun mart ayında yaklaşık yüzde 60’tan yüzde 46’ya düştüğünü duyurdu. İran İstatistik Merkezi geçen ay yayınlanan son istatistiklerde enflasyonun geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43, ancak toplam yıllık enflasyonun yüzde 39’un üzerinde olduğunu aktardı.
İran’ın yaklaşık 82 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Resmi olmayan tahminler, işsizlik oranını resmi oran olan yüzde 11’in oldukça üzerinde gösteriyor. Ekmek, et ve pirinç gibi temel gıda maddelerinin fiyatları her geçen gün artıyor. Resmi medya organları sık sık hükümet fabrikalarında çalışanlar da dahil olmak üzere aylardır maaşları ödenmeyen çalışanların işten çıkarıldığını ve grevler düzenlediğini duyuruyor. Aynı şekilde Tahran’da ev sahibi olmak, birçok kesim için imkânsız hale geldi. Fiyatlar son aylarda bazı bölgelerde yaklaşık yüzde 50 arttı. Para birimi, 2018’den bu yana dolar karşısında yüzde 70’ten fazla değer kaybetti.
Tahran’da yaşayan bir öğretmen ve iki çocuk babası olan Muhsin Sıddıki duruma ilişkin şu soruyu yöneltti:
“Petrol geliri nereye gidiyor? Neden herhangi bir iyileşme hissetmiyoruz?”



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.