İran’ın nükleer müzakereleri ağırdan almasının arkasında petrol fiyatları mı var?

Analistler, kötüleşen yaşam şartlarının etkileri konusunda uyardı.

Fotoğraf  (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)
TT

İran’ın nükleer müzakereleri ağırdan almasının arkasında petrol fiyatları mı var?

Fotoğraf  (Reuters)
Fotoğraf (Reuters)

İran’ın ülkenin enerjiye bağımlı ekonomisine yönelik yaptırımları hafifletmek için, uluslararası arenanın önde gelen ülkeleriyle yürütülen nükleer müzakeleri ağırdan aldığı kaydedildi. Reuters’ın haberine göre Tahran yönetimine yakın üç yetkili tarafından yapılan açıklamalarda da süreç ekonomik gidişatla ilişkilendirildi. Analistler ise İran’ın kötüleşen ekonomik durumunun etkilerine ilişkin uyarıda bulunarak yönetimin ‘saatli bomba üzerinde olduğunu’ kaydetti.
Tahran ve Washington bir yıldan uzun bir süredir 2015 nükleer anlaşmasını canlandırmak için Viyana’da dolaylı görüşmeler gerçekleştiriyor. Görüşmelerde İranlıların gelirlerini ciddi şekilde azaltan, ekonomik sıkıntıları ciddi şekilde artıran ve kamuoyunda hoşnutsuzluğa yol açan ABD yaptırımlarının kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer taahhütlerine geri dönmesi müzakere ediliyor.  
Tahran’ın  ‘Washington’ın İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesinden çıkarması’ konusundaki ısrarı nedeniyle Viyana süreci mart ayından bu yana çıkmaza girmiş durumda.
Her ne kadar nükleer anlaşmayı canlandırmak ncelikli hedef olmaya devam etse de İranlı yetkililer, Reuters’a petrol fiyatlarındaki artışın, gelirleri artırarak İran ekonomisine belki de aylarca nefes alma alanı sağladığını aktardılar. Kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir İranlı yetkili “Nükleer programımız planlandığı gibi ilerliyor ve zaman bizden yana. Müzakereler başarısız olursa bu dünyanın sonu olmayacak” derken İran ekonomisinin anlaşmayı yeniden canlandırmaya şu an güçlü bir şekilde bağlı olmadığını vurguladı.  
Reuters tarafından aktarılanların aksine İranlı analistler, daha önce İran’ın petrol satışlarında elde ettiği kazanımların ABD yönetiminin İran’a yönelik yaptırımlarda gösterdiği ‘esneklikten’ kaynaklandığına olan inançlarını dile getirmişlerdi. Ayrıca Tahran’ın şu an Çin gibi ülkelere düşük fiyattan petrol satmak için izlediği yollara dair müzakerelerin başarısızlığa uğramasının yansımaları konusunda uyarmıştı.
İran’ın Devrim Muhafızları’nın ‘terör örgütü olarak sınıflandırılmaması’ talebinden vazgeçmeye karşı çıkılması nükleer müzakerelerin önündeki engelin aşılıp aşılamayacağı konusunda şüphelere yol açtı. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, böyle bir planı bulunmadığını ve bu fikrin tamamen uzak olduğunu belirtti.
İranlı yetkililer ABD baskısına kayıtsız kalırken Tahran’ın onlarca yıldır bir yaşam biçimi haline gelen yaptırımları aşmakta ustalaştığına dikkat çektiler.
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından Tahran’a karşı yaptırımları yeniden uygulamaya başlamasıyla İran’daki ekonomik kriz daha da derinleşti. Trump ayrıca Mayıs 2019’da İran’ın petrol ihracatını engelleyerek Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırmıştı. İran, anlaşmanın kısıtlamalarını kademeli olarak ihlal ederek daha yüksek saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yeniden oluşturmaya başladı. Ayrıca üretimi hızlandırmak için gelişmiş santrifüjler kurarak ve (karar vermesi halinde) bir nükleer bomba geliştirmek için gereken süreyi azaltarak karşılık verdi. Tahran, Biden’ın yönetime geçmesiyle birlikte nükleer anlaşmaya olan taahhütlerinin dışına daha fazla çıktı. Öyle ki geçen ocak ayında uranyum saflığını yüzde 20’ye, Viyana müzakerelerinin başlamasının ilk haftalarında da yüzde 60’a çıkardı. Tahran, geçen yıl şubat ayından itibaren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın Ek Protokol’ünü askıya aldı. Daha sonra da metalik uranyum üretti.
Toprakları dördüncü en büyük küresel ham petrol rezervlerine sahip olan İran’dan yapılan petrol ihracatı azaldı. İhracat günlük 2,8 milyon varilden günlük 200 bin varile düşüş yaşandı. İran, petrol ihracatıyla ilgili belirli rakamları açıklamıyor. Ancak petrol sektöründe faaliyet gösteren İranlı bir yetkili şu an günlük yaklaşık 1,5 milyon varil ihraç edildiğini ve bunun çoğunun büyük bir indirimle Çin’e yönelik olduğunu dile getirdi. İranlı yetkililer, söz konusu indirimin hacmini açıklamayı kabul etmiyor.
Mart ayında Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 139 dolara ulaşırken uluslararası petrol fiyatları ise halen yüksek. Bu durum, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının arz sıkıntısı korkularını alevlendirmesinden sonra 2008’den bu yana en yüksek düzey oldu. İran Parlamentosu mart ayında genel bütçedeki petrol ve kondensat ihracatı için maksimum sınır tahminini günde varil başına 60 dolardan 1,2 milyon varili, varil başına 70 dolardan günde 1,5 milyon varile yükseltti.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Orta Doğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, Reuters’a yaptığı açıklamada İran ekonomisinin son birkaç yılda yaptırımlara uyum sağladığını söyledi. Azur, “Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve İran’ın petrol üretimine hız vermesi gelirlerin artmasına katkıda bulundu” dedi.
Diğer yandan İranlı analist Henry Rohm, Tahran’ın yaptırımların hafifletilmesinin etkisini hafife aldığını ve uzun vadeli dayanıklılığını artırdığını vurguladığı açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İranlı yöneticiler, muhtemelen daha güçlü iç ekonominin performansını, ABD’nin petrol yaptırımlarını uygulama konusundaki sınırlı kabiliyetini ve Avrupa’nın bir anlaşmaya varmak için acele etmeme nedeni olarak Ukrayna’daki savaşa dair hoşnutsuzluğunu hesaba katıyor.”
Analist tüm bu tabloya rağmen İran’ın uygun bedelle bir anlaşmayı kabul etmeye hazır olduğuna dikkat çekti.
Gelirlerdeki son artışa rağmen yaptırımların İran’daki günlük yaşam üzerinde halen büyük bir etkisi var. Bu durum, işletme sahiplerinden düşük gelirli ailelere kadar herkesin ‘yükselen enflasyon, değer kaybeden bir para birimi ve artan işsizlikle’ karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Eski bir yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada “Yöneticiler, içeride hoşnutsuzluğun kaynadığından endişeli olabilir” dedi. Sonuç olarak İranlı yetkililerin, düşük gelirli insanlar arasında huzursuzluğa dönüş korkusuyla yaptırımları kaldırmayı tercih ettiklerini belirtti. Zira halkın son yıllarda tekrarlanan protestoları, liderlere ekonomik sıkıntıların bir sonucu olarak yaşanan hoşnutsuzluk nedeniyle karşılaşabilecekleri tehlikeyi hatırlatıyor. Yetkili ayrıca daha yüksek petrol gelirlerinin faydalarının henüz pek çok insan arasında hissedilmediğini de vurguladı.
İranlı kaynaklar bu hafta başlarında Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ülkenin üst düzey departmanlarının, gelecek üç ay içinde halk protestoları beklentisiyle güvenlik ve yargı kurumlarına ‘gizli yönergeler’ sağladığını söyledi. Kaynaklara göre yetkililer, gıda ürünlerindeki artış ve nükleer müzakerelerin çökeceği endişeleri nedeniyle İran halkının, öncekilerden daha fazla protesto gösterisinde bulunacağından endişe ediyor. Yetkililer ayrıca yaşam şartlarına yönelik gösterilerin,  nedeniyle geçen yıl su kıtlığının şiddetlenmesiyle hükümetin su politikasına karşı tekrarlanan protestolarla eş zamanlı olarak düzenlenmesinden korkuyor.
İranlı analist Said Laylaz, Reuters’a şu açıklamada bulundu:
“İran’ın yatırım, kalkınma ve istihdam yaratma için gereken gelirleri israf eden kötü yönetim ve yolsuzluk da dahil olmak üzere iç ekonomik sorunları, kurum için yaptırımlardan daha büyük bir zorluk teşkil ediyor.”
Ortadoğu Enstitüsü İran Programı Direktörü Alex Watankhah da “Bütün ekonomik göstergeler İran'da kötüleşen bir ekonomik gerçekliğe işaret ediyor. İran’ın bir saatli bombanın üzerinde oturduğunu söylemek abartı olmaz” ifadelerini kullandı.
Reuters’a göre İran’da resmi enflasyon oranı yüzde 40 civarında. Bazı taraflar ise yüzde 50’den fazla olduğu tahmininde bulunuyor. İran hükümetine bağlı ‘İran’ gazetesi, geçen ay İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığını üstlenmesinden sonraki sekiz ay içinde enflasyonun mart ayında yaklaşık yüzde 60’tan yüzde 46’ya düştüğünü duyurdu. İran İstatistik Merkezi geçen ay yayınlanan son istatistiklerde enflasyonun geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43, ancak toplam yıllık enflasyonun yüzde 39’un üzerinde olduğunu aktardı.
İran’ın yaklaşık 82 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Resmi olmayan tahminler, işsizlik oranını resmi oran olan yüzde 11’in oldukça üzerinde gösteriyor. Ekmek, et ve pirinç gibi temel gıda maddelerinin fiyatları her geçen gün artıyor. Resmi medya organları sık sık hükümet fabrikalarında çalışanlar da dahil olmak üzere aylardır maaşları ödenmeyen çalışanların işten çıkarıldığını ve grevler düzenlediğini duyuruyor. Aynı şekilde Tahran’da ev sahibi olmak, birçok kesim için imkânsız hale geldi. Fiyatlar son aylarda bazı bölgelerde yaklaşık yüzde 50 arttı. Para birimi, 2018’den bu yana dolar karşısında yüzde 70’ten fazla değer kaybetti.
Tahran’da yaşayan bir öğretmen ve iki çocuk babası olan Muhsin Sıddıki duruma ilişkin şu soruyu yöneltti:
“Petrol geliri nereye gidiyor? Neden herhangi bir iyileşme hissetmiyoruz?”



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.