İsrail güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından Ebu Akile’nin cenazesi defnedildi

İşgal ordusu, gazetecinin askerlerinden biri tarafından vurularak öldürülmüş olabileceğini itiraf etti

Dün Doğu Kudüs’te gazeteci Şirin gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenaze töreni sırasında tabutunu taşıyan Filistinliler ile İsrail polisi çatıştı (AP)
Dün Doğu Kudüs’te gazeteci Şirin gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenaze töreni sırasında tabutunu taşıyan Filistinliler ile İsrail polisi çatıştı (AP)
TT

İsrail güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından Ebu Akile’nin cenazesi defnedildi

Dün Doğu Kudüs’te gazeteci Şirin gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenaze töreni sırasında tabutunu taşıyan Filistinliler ile İsrail polisi çatıştı (AP)
Dün Doğu Kudüs’te gazeteci Şirin gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenaze töreni sırasında tabutunu taşıyan Filistinliler ile İsrail polisi çatıştı (AP)

Cenaze törenine yapılan doğrudan saldırıya ve onlarca yas tutan kişinin darp edilmesine ve tutuklanmasına rağmen, gazeteci Şirin Ebu Akile’nin işgal altındaki Doğu Kudüs’teki cenaze töreni, şehir tarihindeki en büyük cenaze törenlerinden biri oldu.
İsrail polisinin ‘Kudüs’ün İsrail’in birleşik başkenti’ olduğunu göstermek amacıyla Filistin bayrağının taşınmasını engelleme girişimlerine rağmen, gazetecinin ebedi istirahat yerine kadar, onlarca bayrak ona eşlik etti.
İsrail hükümeti cenaze töreninin Cenin, Nablus ve Ramallah’ta olduğu gibi yapılmasını engelleme ve Filistinli görünümü vermeyen bir sivil cenaze töreni yapma kararı almıştı. Bu amaçla, gazetecinin kardeşi Antoine Ebu Akile’yi, bir İsrail İç İstihbarat Servisi (Şin-Bet) görevlisinin kendisini beklediği polis merkezine çağırarak, kolluk kuvvetlerinin gerekli önlemleri alması için cenaze töreni hakkında bilgi vermesini istedi.  Antoine Ebu Akile yurtdışından yeni döndüğünü ve gençlerin, kilisenin, ailenin ve Filistin siyasi liderliğinin ne karar verdiğini bilmediğini belirterek cevap verdiğinde memur ona, cenaze törenin sadece dini ve aile içine olması, siyasi bir görünüme sahip olmaması ve Filistin bayrağı taşınmayan bir cenaze olduğundan emin olması gerektiğini söyledi. Zira normal, güvenli bir cenaze töreni istiyorlarsa, İsrail’in isteklerini yerine getirmesi, cenaze töreni sırasında kamu güvenliğini rahatsız etmekten ve kışkırtmalardan kaçınmaları gerektiği belirtildi. Bu şartların ihlal edilmesinin güvenlik kuvvetlerinin müdahale etmesine neden olacağı tehdidinde bulundu.
Ebu Akile ailesi bu tehdidi ve İsrail makamlarının cenaze törenine kısıtlama getirme girişimini reddetti. Ailenin avukatı Mueyyed Miari, “İsrail makamları şehit Şirin’in cenazesi için kısıtlamalar ve şartlar koymaya çalıştı. Bunu reddettik ve müdahale edilmemesini ve cenaze törenine kendisine uygun şekilde saygı gösterilmesini istedik” ifadelerini kullandı. Ardından işgal güçleri, tehditlerinin ciddiyetini kanıtlamak için perşembe akşamı Kudüs’te Beyt Hanina’daki Toplantı Kilisesi’ndeki cenaze evine baskın düzenledi. Askerler, mekâna asılmış Filistin bayrağını indirmeye çalıştı, bu durum direniş ve çatışmalarla sonuçlandı. Çok sayıda genç tutuklandı, ancak Filistin bayrağı tekrar evin üzerinde dalgalandı ve gençler yüzlerce bayrak astı, şehrin duvarlarına bayrak resmi çizildi. Kudüs’teki ulusal ve İslami güçler cenaze töreni sırasında kapsamlı bir grev ilan etti.
Sabah saatlerinde Filistinliler, şehir genelinde büyük bir polis kalabalığına ve askeri kontrol noktalarına uyandı. Gençleri durdurdular ve cenazeye katılımları konusunda sorguya çektiler. Filistin bayrakları arandı. Resmi cenaze alayı, Ramallah’taki cumhurbaşkanlığı konutundan Kudüs’e doğru yola çıktı, yolda el-Emari mülteci kampında ve ardından da Kalandiya kampında ara verdi. İşgalci güçler, Kudüs’e girer girmez yollarını kesti ve tabutun olduğu cenaze arabasını aradı ve Şirin Ebu Akile’nin şalı da dahil olmak üzere eşyalarına el koydu.
Naaş, cenaze töreni başlayıncaya kadar durması için Kudüs’teki Fransız Hastanesine nakledildi. İşgal güçleri hastane binasını ve bahçesini bastı. Katılımcılara iterek ve vurarak saldırdı. Güçlendirilmiş kuvvetlerle cenazeye katılanları kuşattıktan sonra, ses bombaları atıldı. Gençler tabutu korumak için acele etmeseydi, tabut yere düşecekti. Kudüs Kızılayı, işgal güçlerinin hastane basması sırasında, onlarca kişinin coplarla vahşice darp edildiğini bildirdi. Daha sonra naaş, tören ve duaların başladığı Roma Katolik Kilisesi’ne götürüldü. Kiliseye giden yolda işgal güçleri, omuzlarda taşınan naaşın Filistin bayrağına sarılmasını zorla engelledi. İşgal güçleri bunu, askeri bir operasyonla, bombalar atarak, katılımcıları darp ederek, tabutu taşıyanları abluka altına alarak onları naaşı bir cenaze aracı ile taşımaya zorlayarak yaptı. İşgal güçleri kilise bahçesine bile girdi. Askerler, Filistin bayrağı veya Şirin Ebu Akile’nin resmini taşıyanlara saldırdı. Cenaze alayı, işgal altında bulunan şehirdeki kiliseden, büyük bir kalabalığın katılımıyla, cenazenin ebedi istirahat yerine, Zion Dağı mezarlığına doğru yola çıktı.
Cenazeye, Filistin halkının her kesiminden hatta barışı destekleyen bazı Yahudilerden ve Batı Şeria’daki tüm Filistinli grupların temsilcilerinden büyük katılım oldu. Aynı zamanda Ortak Arap Listesi’nden çok sayıda diplomat, yabancı büyükelçi ve Knesset üyesi katıldı.
İsrail ordusu, Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesiyle ilgili hikayesinde yeni bir değişiklik yaptı. Cuma günü yapılan açıklamada, askerlerden birinin Ebu Akile’yi teleskopik görüşlü bir tüfekle öldürmüş olabileceğini belirtti. Ordu, yaptığı soruşturmanın Ebu Akile’nin vurulmasına neden olan silahlı saldırının kaynağı için iki olasılık olduğunu gösterdiğini, bunlardan ilki ile ilgili olarak “Çatışma sırasında olmuş olabilir, asker, cipteki özel bir aradan atış yaparken, silahlı bir kişi teleskopik görüşle askerin içinde bulunduğu araca ateş açmıştı” ifadelerine yer verdi.  Ordu ikinci ihtimal olarak ise, “Askeri gücü hedef alma girişimi sırasında gerçekleşmiş olabilir, Filistinli silahlı kişiler yoğun ateş açtı ve bu sırada çeşitli yerlerden yüzlerce mermi atıldı. Filistinli militanların İsrail ordusuna ait bir aracı hedef alma girişiminde, askeri araçlara denetimsiz bir şekilde onlarca kurşun sıkıldı ve muhabir de burada bulunuyordu, gazeteciye isabet eden kurşun bu kurşunlardan olabilir” iddiasında bulundu.
Filistinliler, bir Filistinli silahlı kişinin Şirin’e ateş etme olasılığının olmadığını, çünkü Şirin’in bulundukları yerden çok uzakta olduğunu bir kez daha belirttiler ve gazetecinin İsrail kurşunlarıyla kasten öldürüldüğü konusunda ısrar ettiler.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.