Florence Nightingale: Londra’dan İstanbul’a Hemşireliğin annesi

Rusya ile savaş, Florence Nightingale’in hemşirelik mesleğinde devrim yapmasına olanak tanıdı. 1854 Kırım Savaşı sırasında genç bir İngiliz hemşire, modern sağlık hizmetlerinin temellerini atmak için çabaladı

Florence Nightingale, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar'daki bir askeri hastanede gece turunda, 24 Şubat 1855 (Getty Images)
Florence Nightingale, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar'daki bir askeri hastanede gece turunda, 24 Şubat 1855 (Getty Images)
TT

Florence Nightingale: Londra’dan İstanbul’a Hemşireliğin annesi

Florence Nightingale, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar'daki bir askeri hastanede gece turunda, 24 Şubat 1855 (Getty Images)
Florence Nightingale, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar'daki bir askeri hastanede gece turunda, 24 Şubat 1855 (Getty Images)

Bilmeyenler için, Florence Nightingale’den önce hemşirelik ondan sonrası gibi değildi. Tüm tıp alanında devrim yarattığını söylemek doğru olur. Hemşire, hijyen uygulamalarının savunuculuğunu yaptı. Birileri, bunun önemsiz bir unsur olduğunu söyleyebilir. Ama aslında bu, meslektaşlarının elinde birçok hastanın iyileşmesinin anahtarıydı. Korona pandemisinin ortasında bile hijyen, enfeksiyon zincirlerini kırmak için ‘güvenli bir sığınaktı’ ve öyle olmaya devam ediyor. 
1854 yılında genç İngiliz kadın sağlıkçı, Osmanlı’da Üsküdar Askeri Hastanesi’ne gittiğinde sağlık tesisi, savaş alanının tanık olduğu trajedilerden farklı olmayacak kadar içler acısı durumdaydı. O zamanlar Rusya’nın bugün Ukrayna’ya saldırısındaki savaş alanı gibi Kırım Savaşı’na tanık oluyordu. İngiltere ve müttefikleri, Rus İmparatorluğu’nun toprak hırslarını geri püskürtmeye çalışırken, İngiliz askerlerin ölüm oranları artıyordu. Ancak bunun nedeni vücutlarına giren yaralar ve kurşunlar değildi. Aksine gerekli temizlik ve sterilizasyon sağlansa kaçınılabilecek bir hastalıktan kaynaklanıyordu. 
Genç İngiliz hemşire, yaralı askerlerin nasıl kan ve irinle sırılsıklam olduğuna tanık oldu. Birçok, farelerin sağa sola koştuğu alanlarda yatıyordu. Havalandırması olmayan bir koğuşta, yaralıların çürüyen yaraları kirli sargılarla sarılıyor, bitler ve pireler de dahil olmak üzere parazit böcekler, bazı hastaların vücutlarıyla beslenmeye bırakılıyordu. Her 150 askere sadece bir küvet düşüyordu. Washington Post’a göre ölü bir at, su kaynağında çürümeye bırakılmıştı. 
Gördüğü kadarıyla Nightingale, kollarını sıvadı, 38 kişilik bir ekiple, doktorlar da dahil olmak üzere birçok kişinin önemsiz gördüğü sorunları düzeltmeye koyuldu. Bunlar arasında kanalizasyon ve gıda kalitesi de yer alıyor. Genç hemşire, İngiltere’den ihtiyaç duyduğu malzemelerin gelmesini beklemeden bugün adı İstanbul olan dönemin Konstantiniyye kentine gitti. Yerel pazarlardan sabun, havlu, temiz çarşaf ve taze yiyecek aldı. Daha sonra o ve meslektaşları, hastaneyi temizlemek ve sterilize etmek için yola çıktı. Tedarik, hijyen ve beslenme ile ilgilenen Nightingale, bir nevi sağlık tesisi yöneticisiydi. Sonuç olarak, ölüm oranları azaldı ve kendileri ‘melekler’ olarak adlandırıldı.
Aynı zamanda Nightingale, ‘aydınlatma taşıyıcısıdır’. Çünkü gecenin karanlığında bile, hastalara yardım etmek için savaş alanlarına gider, elinde bir fenerle yolunu arardı. Daha sonra ‘Modern Hemşireliğin Kurucusu’ ve zamanının en beğenilen kadınlarından biri oldu.
Nightingale’e göre hasta bakımı bir lüks değil, bir zorunluluktur. Bu nedenle kendini, hemşirelik sistemlerine ve yöntemlerine büyük reformlar getirmeye adadı. Hayatının büyük bir kısmını hemşireliğin hem doktorlar hem de insanlar tarafından saygı duyulan bir meslek olmasını savunarak geçirdi. İlk profesyonel hemşirelik okulunu kurdu.
Buna rağmen Nightingale, hemşirelerin askeri mesleklerde ve tıp sektöründe erkeklerin yanında tanık olduğu küçümseme karşısında bağışık değildi. Ayrıca mevcut yönetimi aşma eğilimi birçok yetkiliyi kızdırdı.Ayrıca Washigton Post’a göre savaş sırasında “Fransızların Jeanne d’Arc’ı (Joan of Arc) yakarak infaz ettiği gibi yapabilse her yetkili de beni yakardı. Ama biliyorlar ki ‘savaş ofisi’, beni sınır dışı edemiyor, çünkü ülke beni destekliyor” ifadelerini kaleme aldı. Pek çok eleştirmen, ona karşı bir araya geldi. Kısa süre sonra ister taze ürünleri güvence altına almak isterse Kraliçe Victoria’dan gerekli malzemeleri temin etmek konusunda işleri halletme yeteneğine tanık oldular. 
Dünya geçen cuma günü başlayan ve perşembe günü Nightingale’in (Uluslararası Hemşirelik Günü olarak kutlanan) 202. doğum gününde sona eren Dünya Hemşirelik Haftası’nı kutlarken, ABD de dahil olmak üzere birçok ülke, bir hemşirelik kriziyle karşı karşıya. Kırım Savaşı’ndaki Nightingale gibi hemşireler, genellikle tıbbi sistemde, elleriyle inşa edemedikleri yapısal başarısızlıkların yükünü taşırlar. Hafife alınırlar ve fazla çalıştırılırlar. Buna binaen hemşirelik alanının, ‘korona pandemisinin azalmasıyla birlikte’ istifalar dalgasından büyük bir pay aldığı kaydedildi. ABD’de ise işlerine geri dönmeyi kabul etmeyen bir hemşireler dalgasına tanık oldu. 2030 yılına kadar yaklaşık 200 bin hemşirelik kadrosunun boş kalması beklenirken, diğer ülkeler de aynı durumdan değişen derecelerde mustarip. Yakın zamanda yapılan bir anket, hemşirelerin üçte birinden fazlasının yıl sonuna kadar işlerini bırakmayı planladığını ortaya koydu. Hemşirelerin yarıya yakını, kararlarının yorgunluktan olduğunu ifade etmiştir.
Kovid- 19 pandemisi, özellikle de bakımın yükünün ‘yetersiz buldukları bir ücret karşılığında uzun saatler çalışmak zorunda kalan’ hemşirelere düştüğü hastanelerde mevcut sorunları daha da kötüleştirdi. Hemşireler, işlerinde güvenlik ve saygınlık talep ederek, bugün Nightingale’in başlattığı görevi yerine getiriyorlar.Amaç, mesleklerinde fedakâr değil, uzman olarak muamele görmeyi sağlamaktır.
 
Bayan Florence Nightingale, ABD iç savaşı sırasında Federal Ordu’ya sahra hastanelerinin nasıl işletileceği konusunda tavsiyelerde bulundu (Getty) 
Hasta bakımına, hijyen ve sterilizasyona gösterilen özenin ötesinde Nightingale, verilerin görsel olarak gösterilmesinde de öncü olmuştur. İstanbul’da bir buçuk yıldan uzun bir süre sonra Nightingale, Kırım’ın savaş alanlarından İngiltere’ye döndü ve çalışmalarına burada devam etti. Küçük yaşlardan itibaren matematik okuduğu ve istatistik konusunda tutkulu olduğu göz önüne alındığında, bir sahra hastanesini denetlediğiÜsküdar’daki birçok ölümün ardındaki nedenleri bilmek ve bilgileri insanlara kolay anlaşılır bir şekilde sunmak istiyordu. Ortaya koyduğu çok net çizelgeler ve grafikler, o dönem için devrim niteliğindeydi. Kuru bilimsel istatistikler okumak yerine, önlenebilir bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin Kırım’daki savaş alanında ölenlerden daha fazla olduğunu göstermek için renk kodlu pembe bir çizelge kullandı. 
Nightingale ayrıca, RSS Kraliyet İstatistik Kurumu’na üye olan ilk kadın oldu. Veriler, sağlık sektörü reformu arayışında kullanıldı. Mektuplarından birinde ‘"Ne zaman sinirlensem yeni bir grafik oluşturarak kendimden intikam alırım’ diye yazmıştı. 
Nightingale, hasta bakımını sosyal ve politik bir konu olarak nitelendiriyor. Yüksek ölüm oranı ile düşük gelirin yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bu durum, bugün hala bilinen bir olgu. Örneğin birkaç araştırma, fakir ABD’lilerin zenginlerin ölüm oranına göre çok daha yüksek oranlarda koronadan öldüğünü ortaya çıkardı. 
1860 yılında Nightingale, uzmanlar tarafından ilk sivil hemşirelik okulu olarak kabul edilen ‘Nightingale Eğitim Okulu’nu kurdu. Bu çerçevede Nightingale Business Group’ta araştırmacı ve Kanada’daki GuelphÜniversitesi’nde fahri profesör olan Lynn MacDonald, Nightingale Okulu’ndan önce hemşirelerin hiçbir eğitimi olmadığını belirtti. MacDonald, “Eskiden hemşire denenkişiler sadece hastane çalışanlarıydı. Genellikle pek bir şey bilmiyorlardı” dedi. 
Nightingale sayesinde hemşireler, ilk kez 1859 tarihli ‘Hemşirelik Üzerine Notlar’ kitabında açıkladığı bir konu olan ve bugün bizim hasta bakımı olarak kabul ettiğimiz noktaya ilgi duymaya başladı. Nightingale, “Hemşirelik kelimesini kullanıyorum, çünkü daha iyi bir alternatif yok. İlaç vermekten ve kompres yapmaktan biraz daha fazlasını ifade eder. Ancak aynı zamanda temiz hava, ışık, sıcaklık, temizlik, sakinlik ve doğru beslenme seçimi ve yönetimine de atıfta bulunuluyor” ifadelerini kullandı.
Ek olarak okulunda kurs, temel bilimler ve tıp öğretim yoluyla modern hemşirelikte ilk resmi eğitimi sağladı.Hemşirelik işçi sınıfı kadınlarıyla sınırlandırılırken Nightingale, onu meslek saflarına yükseltti ve farklı geçmişlerden kadınlar için daha kabul edilebilir hale getirdi.
Nightingale’in hemşirelik konusundaki bakış açısı, kısmen yazısının geniş çapta yayınlanması sayesinde, Atlantik’in ötesinde ABD’ye ulaştı. Hatta ‘Birlik Ordusu’, ABD İç Savaşı sırasında sahra hastanelerinin nasıl işletileceği konusunda ona danıştı. 1873’te Nightingale’in Londra’daki okulunu açmasından yaklaşık 10 yıl sonra New York’taki Bellevue Hastanesi, müfredatını Nightingale ilkelerine dayandırarak ABD’deki ilk hemşirelik programlarından birini başlattı.
Geçen bir buçuk yüzyıl boyunca, tıp bilimleri genişledi. Örneğin Nightingale okulunu kurduğunda mikrop teorisi yoktu. Bugün iş piyasasına çıkmadan önce hemşireler, hayatlarının birkaç yılını öğrenmek için harcıyor ve birçok hemşire pratisyen hekim meslektaşlarıyla benzer sorumluluklar üstleniyor. 
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre bununla birlikte hemşirelerin eğitiminde önemli gelişmeler görülse de bu, genellikle onlara nasıl davranıldığına yansımamaktadır. Bu nedenle 2022’de birçok hemşire, tamamen farklı alanlara yönelmeye başladı. Washington Post’a göre MacDonald, bugün hemşirelik mesleğinin hala düşük ücretli olduğunu ve hemşirelere saygı duyulmadığını belirtti. MacDonald, “Bu sorunlar hala var. Açıkçası Nightingale’inzamanından bu yana önemli ölçüde küçüldü, ama hala devam ediyor” dedi.



CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı
TT

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP için 'mutlak butlan' ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun göreve dönmesi kararı

CHP'nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada mahkeme mutlak butlan kararı verdi.

Partinin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, her iki kurultay hakkında da "mutlak butlan" kararı verdi. Kararın tedbirli olarak alındığı belirtildi.

Mahkeme, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar verdi. Kararda, "4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay tarihinden önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerime oy birliğiyle karar verildiği" ifade edildi. 

CHP'den genel merkezde toplanma çağrısı

Kararın açıklanmasının ardından CHP Ankara İl Başkanlığı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla parti üyelerine genel merkezde toplanma çağrısında bulundu. Paylaşımda, "Omuz omuza, tek yürek; demokrasiye, dayanışmaya ve halkın iradesine sahip çıkmak için herkesi Genel Merkezimize davet ediyoruz" denildi.

dfevgthyj
Fotoğraf: Reuters

Dava neyi içeriyordu?

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı 4-5 Kasım 2023'te düzenlendi.

Bu kurultayda genel başkanlık yarışını Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı Özgür Özel kazandı.

Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ile bazı delegeler, bu kurultayın iptali ve yetkili kurulların görevden uzaklaştırılması talebiyle davalar açtı.

6 Nisan 2025'te ise CHP'de 21. Olağanüstü Kurultay yapıldı.

Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi.

Lütfü Savaş ve bazı delegelerin açtığı davalar, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde birleştirildi.

30 Haziran'daki duruşmanın ardından bir sonraki duruşma tarihi 15 Eylül olarak belirlendi.

Bu süreçte bir hukuk davası dışında bir de ceza davası açıldı.

sdvfbth
Fotoğraf: Reuters

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kurultayda usulsüzlük yapıldığı iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlattı ve hazırlanan iddianame 3 Haziran'da kabul edildi.

BBC Türkçe'nin incelediği iddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) yolsuzluk suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 12 şüpheli hakkında "oylamaya hile karıştırma" suçundan bir yıldan üçer yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

İddianamede eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na mağdur, Lütfü Savaş'a ise müşteki sıfatıyla yer veriliyordu.

Kılıçdaroğlu bu dava kapsamında ifade vermeye gitmedi ve bunu "Partimi adliyede tartıştırmam" sözleriyle açıkladı.

 


Türkiye: Güvenlik operasyonunda 110 DEAŞ üyesi gözaltına alındı

İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
TT

Türkiye: Güvenlik operasyonunda 110 DEAŞ üyesi gözaltına alındı

İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)
İstanbul'da terörle mücadele güçleri bir eve düzenlenen baskında (Arşiv-Türkiye İçişleri Bakanlığı)

İstanbul merkezli üç ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda terör örgütü DEAŞ üyesi olduğu belirlenen 110 şüpheliyi yakaladı.

Emniyet kaynaklarından alınan bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube ekipleri, bugün şafak vaktinde İstanbul ve diğer iki ilde önceden belirlenen çok sayıda adrese baskın düzenledi. Operasyonda, yasa dışı derneklerde dini dersler adı altında terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda çocukları eğitmek, cezaevindeki örgüt mensupları için para toplamak ve örgüt adına faaliyet yürütmek suçlamalarıyla 110 DEAŞ mensubu gözaltına alındı.

Kaynaklar, şüphelilerin DEAŞ'a yeni üyeler kazandırmaya çalıştıklarını, örgütsel propaganda yapmak ve finansman sağlamak amacıyla örgütün radikal fikirlerini öven kitap ve dergilerin satışını üstlendiklerini belirtti. Operasyonlar kapsamında yapılan aramalarda 4 tüfek, 90 mermi ile terör örgütünün propagandasını içeren çok sayıda yasaklı yayın, örgütsel doküman ve dijital materyal ele geçirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltına alınanlar arasında DEAŞ lehine faaliyet yürüten, İstanbul'un Sultanbeyli, Kartal ve Sancaktepe ilçelerinde örgüt sempatizanlarına yönelik ders ve sohbetler düzenleyen İshak Baysal ve Tekin Eriç'in de bulunduğunu açıkladı.

Operasyonlar aralıksız sürüyor

Türk güvenlik makamları geçtiğimiz çarşamba günü, 47 ilde düzenlenen geniş çaplı ve eş zamanlı operasyonlarda 324 DEAŞ terör örgütü mensubunun yakalandığını duyurmuştu. Yakalananlar arasında daha önceden haklarında yakalama kararı bulunanların yanı sıra örgüte finansal destek sağlayan ve geçmişte örgüt saflarında faaliyet yürüten kişilerin de olduğu belirtildi.

Terörle mücadele güçleri mensupları bir baskında (Türk medyası)Terörle mücadele güçleri mensupları bir baskında (Türk medyası)

İçişleri Bakanlığı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Milletimizin huzuru, birlik ve beraberliği için terör örgütüne yönelik operasyonlarımıza yılın 365 günü, gece gündüz demeden aralıksız devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Bunun yanı sıra, 5 Mayıs'ta İstanbul merkezli 16 ilde düzenlenen bir başka eş zamanlı operasyonda, kripto paralar üzerinden örgüte fon toplayıp transfer eden bir finans ağına darbe indirilmiş ve 43 DEAŞ mensubu yakalanmıştı. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yürütülen incelemelerde, Telegram kanalları üzerinden toplanan paraların takibi zorlaştırmak amacıyla "soğuk cüzdanlara" aktarıldığı ortaya çıkarılmıştı. Kaynaklar, bu dijital cüzdanlar aracılığıyla 2021 ile 2025 yılları arasında yaklaşık 170 bin dolar toplandığını belirtti. İncelemelerde, gözaltına alınan kişilerin terör örgütleriyle bağlantılı suç kaydı bulunan şahıslarla mali işlemler gerçekleştirdiği tespit edilmiş ve ikametlerinde çok sayıda dijital materyale el konulmuştu.

Türk güvenlik güçleri, 2017'den bu yana DEAŞ'a karşı yoğun operasyonlarını aralıksız sürdürüyor (Türkiye İçişleri Bakanlığı)Türk güvenlik güçleri, 2017'den bu yana DEAŞ'a karşı yoğun operasyonlarını aralıksız sürdürüyor (Türkiye İçişleri Bakanlığı)

Türkiye'nin 2013 yılında terör örgütleri listesine aldığı DEAŞ, 2015-2017 yılları arasında üstlendiği ya da kendisine atfedilen, yaklaşık 300 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir dizi sivil saldırı gerçekleştirmişti. Örgütün yabancı savaşçıları, Suriye'deki iç savaş döneminde Türkiye'yi bir geçiş noktası olarak kullanmıştı.

Türkiye, Özbek asıllı DEAŞ'lı Abdulkadir Masharipov'un (Ebu Muhammed El-Horasani) 2017 yılbaşı gecesi İstanbul'daki Reina gece kulübüne düzenlediği ve çoğunluğu yabancı uyruklu 39 kişinin hayatını kaybettiği, 79 kişinin ise yaralandığı terör saldırısından bu yana örgüt hücrelerine yönelik düzenli operasyonlar yürütüyor. Bu süreçte binlerce kişi gözaltına alınırken, yüzlerce yabancı savaşçı sınır dışı edildi ve binlerce şüphelinin ülkeye girişi engellendi. Bu adımlar, DEAŞ saldırılarının önemli ölçüde azalmasını sağladı.

Örgüt faaliyetlerinin yeniden canlanması

DEAŞ, 7 yıllık bir aranın ardından 2024 Şubat ayı başında Horasan yapılanmasının kolu aracılığıyla İstanbul'daki Santa Maria Kilisesi'ne saldırı düzenleyerek yeniden ortaya çıktı. Türk vatandaşı Tuncer Cihan'ın (52) hayatını kaybettiği bu saldırının ardından, olayla bağlantılı 17 örgüt mensubu yakalandı.

Yalova'da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışma sırasında polis memurları bir eve giden yolu kapatıyor (Arşiv- Reuters)Yalova'da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışma sırasında polis memurları bir eve giden yolu kapatıyor (Arşiv- Reuters)

29 Aralık 2025'te ise Yalova’da güvenlik güçleri ile DEAŞ militanları arasında çıkan çatışmada 3 polis memuru ve 6 DEAŞ'lı ölmüş, 8 polis ile 1 güvenlik görevlisi de yaralanmıştı. Olayın ardından düzenlenen operasyonlarda 500'den fazla örgüt üyesi gözaltına alındı. Bu çatışma, İstanbul'daki Reina saldırısından sonra Türk güvenlik güçlerinin örgüte karşı yürüttüğü operasyonlar içindeki en büyük çaplı sıcak çatışma olarak kayıtlara geçti.

Geçtiğimiz 7 Nisan'da İstanbul'daki İsrail Başkonsolosluğu yakınlarında meydana gelen bir başka saldırıya ilişkin yürütülen soruşturmada da faillerin DEAŞ ile bağlantılı olduğu belirlendi. Saldırganlardan birinin ölü ele geçirildiği, ikisinin ise yaralandığı olayda 2 polis memuru hafif şekilde yaralanmıştı. İçişleri Bakanlığı, bu saldırının ardından düzenlenen operasyonlarda, yakalanan 198 şüpheliden 24'ünün doğrudan DEAŞ ile bağlantılı olduğunu açıklamıştı.


Mersin'de bir silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü, 8 kişiyi de yaraladı

Türk polisi (Reuters)
Türk polisi (Reuters)
TT

Mersin'de bir silahlı saldırgan 6 kişiyi öldürdü, 8 kişiyi de yaraladı

Türk polisi (Reuters)
Türk polisi (Reuters)

Mersin yakınlarında dün silahlı bir saldırganın etrafa ateş açması sonucu 6 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi de yaralandı. Acı haberi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan duyurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, televizyonda yayınlanan konuşmasında daha fazla ayrıntıya yer vermeksizin, "Hayatını kaybeden 6 vatandaşımıza Allah'tan rahmet... Hastanede tedavileri devam eden 8 yaralımıza da acil şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.

DHA ve İHA haber ajanslarının aktardığı bilgilere göre, polis tarafından her yerde aranan şüpheli, önce bir restorana girerek ateş açtı. Burada restoran sahibini ve bir çalışanı öldüren saldırgan, çok sayıda müşteriyi de yaraladı. Zanlı, olay yerinden kaçtığı esnada ise iki kişiyi daha vurarak öldürdü.

Saldırıda kalçasından yaralanan restoran çalışanlarından Mehmet Han Topal, İHA'ya yaptığı açıklamada yaşanan dehşet anlarını şöyle anlattı:

"Hiçbir şey söylemeden içeri girdi... Telefonunu çıkaracağını sandık ama tabancasını çıkardı. Kendimi yere attım, o sırada beni de vurdu."

Anadolu Ajansı (AA) ve Sabah gazetesinin haberlerine göre, 37 yaşında olduğu belirlenen şüphelinin daha önce eski eşini de öldürdüğü ortaya çıktı.

Yerel basında çıkan görüntülerde, şüpheliyi yakalamak için bölge üzerinde uçuş yapan bir polis helikopteri ve yaralıları yakındaki hastanelere taşıyan çok sayıda ambulans yer aldı.

Haber ajansları, kurbanlardan birinin, Mersin'in 40 kilometre kuzeydoğusundaki yol kenarında bulunan restoranın yakınlarında sürüsünü otlatan bir çoban olduğunu bildirdi. Mersin makamlarından henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

Silah yasalarında sertleşme sinyali

Türkiye'de son dönemde yaşanan silahlı şiddet olayları dikkat çekiyor. Geçtiğimiz nisan ayında, Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki çocuğun bir okula düzenlediği silahlı saldırıda, yaşları 10 ile 11 arasında değişen 8 öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybetmişti.

Bu olaydan bir gün önce ise Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 19 yaşındaki bir gencin yine bir okulda ateş açması sonucu 16 kişi yaralanmıştı. Bu iki olayın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, silah ruhsatı ve bulundurmaya yönelik yasaların sertleştirileceğini açıkladı. Türkiye'de bir vakfın verilerine göre, ülkede çoğunluğu yasa dışı olmak üzere on milyonlarca ateşli silah bulunuyor.