Suudi Arabistan Sanayi Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırımcılar için 50 maden sahası belirledik

Sanayi Bakanı Harif, helal ürünlerle ilgili bir strateji belirlenmesi ve elektrikli araçlar için yeni bir fabrika kurulması çalışmaları sürüyor

Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Sanayi Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırımcılar için 50 maden sahası belirledik

Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif, yatırımcılara açmak üzere ticari miktarlarda maden olduğu düşünülen 50 sahanın belirlendiğini duyurdu.
Harif, Suudi Arabistan’ın madencilik gelirinin 1,3 trilyon doları aştığına dikkati çekti. Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladığı röportajda, Suudi Arabistan'daki madencilik sisteminin çevre, toplum ve yönetim ile ilgili ilkelere odaklandığını belirtti. Sanayiyi madencilikle ilişkilendirmeye odaklandıklarını ifade eden Bakan, “Kendi doğal kaynaklarını kendisine fayda sağlamadan tüketen bazı ülkeler gibi hata yapmak istemiyoruz” dedi.
Suudi Arabistan’ın endüstriler, sertifikalar ve teknoloji olarak helal ürünler için bir merkez olmayı hak ettiğinden helal stratejisini güncellemeye çalıştığını belirten Harif, ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Lucid Motors’un (LCID) yanı sıra Suudi Arabistan'da elektrikli otomobil üretecek bir şirketin de yakında açıklanacağını duyurdu. Bakan, Suudi Arabistan’da 2030'da yıllık 300 bin otomobilin üzerinde elektrikli otomobil üretilmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.
4 binden fazla fabrikanın ‘Made in Saudi Arabia’ ibaresini kullanmasının tescil edildiğini ve 6 bin fabrikanın yolda olduğunu söyleyen Harif, “Made in Saudi Arabia rüyası çok şükür gerçek oldu” şeklinde konuştu. Şu anda Made in Saudi Arabia'nın yönetimi üzerinde çalıştığını söyleyen Bakan, böylece bir ana başlık ve onun altında ‘Made in Mecca’ ya da ‘Made in Medina’ gibi detayların olacağını kaydetti.
İşte Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif’in, sanayi için ulusal bir strateji, ilaç ve aşılara yatırım ve sanayi sektörü ile maden devrimini ilgilendiren birçok konuya değindiği röportajının tamamı:
- Suudi Arabistan'da ulusal sanayi stratejisi ne zaman duyurulacak? İçerisinde yer alanlardan başlıcaları neler?
Kısaca söylemek gerekirse strateji yakında duyurulacak. Ulusal sanayi stratejisini, Ulusal Sanayi Kalkınma ve Lojistik Programı’nın (NIDLP) geniş hatları ile başlatılmasıyla Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı Enerji Bakanlığı'ndan ayırdıktan sonra hedeflenen sektörler ve mevcut imkanlar açısından daha ayrıntılı olması için elden geçirdik. Tarım sektörü stratejisi gibi pek çok alandaki stratejilerle kesiştiği ve sağlık sektörü stratejisi, ilaçlar, enerji sektörü stratejisi, petrokimya sektörü stratejisi ve çeşitli ürünler üzerindeki etkisi düşünüldüğünde sanayi stratejisinde neler olduğu tahmin edilebilir.
Strateji, NIDLP çerçevesinde 2019 yılında sektörel stratejiler güncelledikten sonra hayata geçirilmiş olsa da farklı alanlarda meydana gelen değişiklikler nedeniyle birçok kez değiştirilip gözden geçirildiğinden şuan gerek mevcut düzenlemeler ve mevzuat yoluyla gerek hedef sektörlerin ihtiyaç duyduğu altyapı yoluyla olsun, gerek el-Cubeyl ve Yanbu Kraliyet Komisyonu’nda gerek şehirlerde gerekse şuan Sanayi Fonu ya da Saudi EXIM Bank aracılığıyla sektörün ihtiyaç duyduğu finansman yönlerinde olsun, gerek Suudi Arabistan İhracatı Geliştirme Otoritesi ve yine Saudi EXIM Bank aracılığıyla ihracat direktiflerimiz olsun Bakanlık olarak başlattığımız ve birlikte çalıştığımız girişimlerle son kez inceleniyor ve yakında onaylanacak.
Strateji aynı zamanda iki büyük stratejiden de etkileniyor. Bunlardan biri yerelleştirme stratejisi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Yerelleştirme Komitesi'ne başkanlık ediyor ve yerelleşme stratejisinin, sanayi stratejisine yansıyacak özellikleriyle yakından ilgileniyor.

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif, Bakanlığındaki yeni projeleri açıkladı

-Ulusal sanayi stratejisinde herhangi yeni bir yasanın çıkarılmasını ya da bazı yasalarda değişiklik yapılmasını gerektirecek mi?
Az sayıda mevzuat olacak. Mevzuata ek olarak sunacağımız bazı politikalar var. Sanayi stratejisi, yaklaşık 30 politikanın değiştirilmesini gerektiriyor. Bu politikaların tamamı, örneğin yerli içerik gibi sektörlerin gelişmesine ve büyümesine yardımcı olmayı amaçlıyor. Bakanlar Kurulu iki gün önce, yerli içerik sektörüyle ilgili bazı usulleri onaylama kararı aldı. Bu usuller, talebin önemli bir yönünü oluşturuyor ve dış ticaretle de ilgili olan teşvik edici politikalardan biridir. Dış ticaret anlaşmasıyla ilgili olarak ise Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde İngiltere ile bir blok olarak Körfez ülkeleriyle üzerinde çalışılan bir ticaret anlaşmasını duyurdu. Bu tür adımlar sanayi yatırımcısını çekmek için çok önemli. Suudi Arabistan'da ihracat yoluyla yerel bir pazar ya da piyasa oluşturmak için sanayi imkanları oluşturuyoruz.

- Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığımız röportajda, ülkesinin madencilik sektörünün yüzde 3'üne bile yatırım yapmadığını ifade etti. Bakanlığın bu sektörle ilgili politikası nedir?
Suudi Arabistan'ın kalkınmasının ilk yıllarında petrol, gaz ve petrokimya sektörlerine odaklanması nedeniyle madencilik sektörü mecburen terk edildi. Suudi Arabistan'ın büyük madencilik kapasiteleri olduğu bir gerçek. Madencilik sektöründe en az 5 trilyon riyalimiz (1.3 trilyon dolar) olduğunu tahmin ediyoruz. Suudi Arabistan, jeolojik olarak büyük bir araştırma yapılmamış olan ülkelerden biri. Eski dönemlerde gerek ABD, gerekse Fransa ile yapılan çalışmaların verileri mevcut. Şimdi 80 yıllık verilerin toplamını içeren bir veritabanı çalışması başlattık, ancak aynı zamanda yaklaşık 2 milyar riyal değerindeki jeolojik araştırma programıyla birlikte maliyeti yaklaşık 2 milyar riyal olan jeolojik bir araştırma programı başlattık. Bu program, Suudi Arabistan topraklarının üçte birini ve Yarımada Kalkanı'nın tamamını kapsıyor.  Burası madenler açısından zengin bir bölge. Her ülke daha doğru verilere sahip olana kadar jeolojik araştırmalara yatırım yapıyor. Bunun yanında vakit kaybetmemek için paralel olarak başka bir girişim daha başlattık. Elimizdeki verilerle bazı madenlerin daha çok oldukları bazı sahaları tespit etmeye ve bunlarla ilgili özel izinlerle kamu ihaleleri açarak çalışmalara başladık.  Geçtiğimiz Nisan ayının başında uluslararası düzeyde bir ihale gerçekleştirdik. İhale, dünya genelindeki madenlerle ilgilenen büyük şirketlerin çoğundan büyük ilgi gördü. Büyük bir rekabet ortamı oluştu. İhale, Riyad'dan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta bulunan el-Kuveyiye şehrinin el-Huneykiye bölgesinde bakır ve çinkonun bol miktarda bulunduğu bir sahası için yapıldı. Saha ile ilgilenen tüm büyük firmalar ihaleye katıldı. Daha sonra bir ihale daha yaptık. Bu yıl bitmeden üçüncü bir ihale daha yapmayı planlıyoruz. Aslında, yatırımcılara açmak üzere ticari miktarlarda maden olduğunu düşündüğümüz 50 saha belirledik. Verileri doğrulamak için basit bir çaba ve biraz sondaj gerekiyor. Dolayısıyla önümüzde gidebileceğimiz iki yol var. Birincisi jeolojik araştırma ve veri tabanına dayalı uzun yol -ki bu zaman alıyor ve yüksek doğruluk sağlıyor. Diğeri ise daha hızlı olan ihale yolu. Madencilik sektörünün yapı malzemeleri ve bunların düzenlenmesi gibi başka alanlarla da ilişkili olduğu unutulmamalı.

-Eğitim alanının Suudi Arabistan'daki madencilik sektörünü desteklemediği iddialarına katılmıyor musunuz?
Kral Abdülaziz Üniversitesi'nin güçlü bir Yer Bilimleri Fakültesi var. Mevcut müfredatın güncellenmesi ve sahadaki uygulamalara daha yakın olması için çalışmalar devam ediyor. Sektörle ilgili çalışmaların olmamasının sektörü üniversitelerin ilgi alanı dışına ittiğine şüphe yok. Bugün ise üniversitelere yeni kapılar açan madencilik sektörüne yönelik bir eğilim ile Kral Fahd Üniversitesi ve Kral Abdülaziz Üniversitesi olmak üzere iki üniversiteyi, daha önce bu alanda deneyimleri olduğu için belirledik. Madencilik alanında uzmanlıklar konusunda uluslararası üniversitelerle ortaklıkları var. Ulusal düzeyde ise uzun zaman alabilecek bilimsel yönün dışında ‘Vaat’ adlı daha umut verici ve daha hızlı sonuç veren yeni bir program üzerinde çalışıyoruz.

-Yabancı yatırımcıların madencilik sektörüne olan ilgisinden memnun musunuz?
Şimdiye kadar firmaların katılımının yüksek olmasından ve tanıştığım tüm firmaların yeni sahalara yoğun ilgi göstermesinden ötürü herhangi bir tereddüt yaşamadık. Hatta yaklaşık 12 nitelikli başvurunun olacağını tahmin ederken 18'e ulaştık. Ardından uluslararası büyük şirketlerin yer aldığı listeyi 9'a indirdik. Madencilik sektörüne yoğun ilgi olduğundan ve bu sektördeki yatırımcılar bu türde yatırım yapmanın zorluklarını bildiklerinden belli bir grup şirket hedefleniyordu ve katılması beklenen tüm şirketler ihaleye katıldı. Suudi Arabistan madencilik sistemini gerçekten modernize etti ve 2021 yılında çevre, toplum ve yönetim ile ilgilenerek bu alandaki usullere daha fazla odaklanmak için bu sistemi hayata geçirdi. Ayrıca sanayi ile madencilik sektörlerini ilişkilendirme konusunda doğal kaynaklarından yararlanamadan tüketen başka ülkeler gibi hata yapmak istemiyoruz. Bu yüzden madencilik sektörünü sanayi sektörüne bağlanmasını planladık.  Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı da bu çerçevede sanayi ve maden zenginliği ile ilgili özel bir bakanlık olarak Enerji, Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı’ndan ayrıldı.
Üçüncüsü ise şeffaflık. Bugün Ulusal Jeolojik Veritabanı’nın açık olması ve herkesin girebilmesi sistemdeki şeffaflık düzeyini gösteriyor. Herkes buradan Suudi Arabistan’ın tüm maden sahalarını ve bu sahalarda faaliyet gösteren kişi ya da kurumları açık ve şeffaf bir şekilde görebilir.
Sistem, yatırımcı sürekliliğini garanti etmesinden ötürü büyük önem taşıyor. Çünkü bu sektörün 20, 30 ve 50 yıllık yatırımlara ihtiyacı var. Hatta birkaç gün önce çelik yatırımcılarından biriyle konuşuyordum ve bana 50 yıllık bir plandan bahsetti. Yani eğer baştan netlik olmazsa sorun olur. Suudi Arabistan’ın ayrıcalıklı olduğu ikinci nokta ise yatırımcının karşısında bir hükümetin olmasıdır. Dünyanın büyük bir bölümünde yatırımcı, federal ve yerel yönetim karmaşıklığıyla ve toplumla şu veya bu biçimde uğraşmak zorunda kalıyor.  Bunların hiçbiri bizde yok. Diğer bir nokta ise çevre sorunudur. Çevre çok önemli bir konu. Bazen çevresel talepler ya netliğin olmaması ya da uygulamada ciddiyetin olmaması nedeniyle büyük bir engel oluşturuyor.  Bu nedenle madencilik sektörü büyük bir ilgi görürken neredeyse hiçbir zorluk görmüyoruz.

-Araştırmalara göre Suudi Arabistan’da en fazla hangi madenin rezervi bulunuyor?
Dört ayrı maden rezervi var. Bunların başında fosfat geliyor. Suudi Arabistan, madenler ve bunlara yapılan yatırımlar bakımından dünyada 2’nci ya da 3’üncü sırada yer almayı hak ediyor. Fosfatın ardından çinko, bakır ve altın rezervleri geliyor. Örneğin altın üretimimiz şuan 400 bin ons ve 2030 yılına kadar ikiye katlanarak bir milyon onsun üzerine çıkması bekleniyor. Jeolojik araştırma sonuçlarının bize tahminimizden daha fazla maden çeşidi ve miktarı verdiğine inanıyoruz.

-Madenler petrol ürünlerinin yanında önemli bir yan kol haline gelir mi?
Bir kolu olduğuna şüphe yok. Bugün sektörler arasında nasıl bağlantı kuracağımızı anlamaya başladık. Örneğin bugün Enerji Bakanlığı ve Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu (SABIC) gibi kurumlarla bina teknolojiler üzerinde kapsamlı bir çalışmamız var. Bir madencilik sektörü olan çimento sektörünün petrokimya sektörüne nasıl yardımcı olduğunu ve daha sağlam, daha ucuz ve daha fazla zaman kazandıran malzemeleri üretirken bu malzemelerin birbirini nasıl tamamladığını gördük. Bina teknolojisiyle ilgili büyük bir programımız ve aynı büyüklükte bir finansman programımız var. İngiltere ziyaretim öncesinde Avusturya'daydım. Orada bu konuyla ilgilenen birçok şirket olduğunu gördüm.
Bu yüzden sanayi stratejimizde, bu sektörlerin downstreamde (mansap) önemli olduğunu, Suudi Arabistan’ın bugün petrokimya sektöründe başarı sağladığını ve büyük şirketlere ulaştığını görüyoruz. Buna karşın petrokimya üretimimizin yüzde 85'ini yurtdışına ihraç ediyoruz. Büyük bir kısmını da yüksek katma değerli ürün üretiminde kullanılmak üzere dönüştürmeye çalışıyoruz. Ürünlerin çoğu metal ya da metal olmayan malzemelerin karışımı olduğundan madencilik sektörüyle yakından ilgililer.

-Suudi Arabistan'ın ilaç sektörüne yatırım yapmaya başladığını açıkladınız. Peki, hedef sektörler neler?
Suudi Arabistan, aşı ve hayati ilaç endüstrilerini yerelleştirmeyi istiyor. Bakanlar Kurulu,  biyolojik tıbbi ürün ve aşı endüstrileri dosyasıyla ilgili olarak Sağlık ve Maliye bakanlarının, Kamu Yatırım Fonu (PIF) Başkanının ve Gıda ve İlaç Otoritesi (SFDA) Başkanı’nın yönetim kurulunda yer alacağı Sanayi Bakanı başkanlığında bir komite oluşturulması kararı aldı. Mevcut projelerle ilgili yaklaşık 3,4 milyar riyallik tahminlerimiz var. Bunlar hazır fırsatlar. Söz konusu dosyayı yönetmek için çalışan bir ekibimiz var. Dosyayla ilgilenen bazı şirketlerle iletişime geçmeye başladık ve daha da hızlanacağız. Bunlar strateji dahilindeler. Koronavirüs salgını birçok önceliği değiştirdiğinden hızlı ilerleme kaydedilen yola öncelik verdik.
Suudi Arabistan, gıda, ilaç ve sarf malzemeleri, ürünlerin bulunabilirliği bakımından salgınla en iyi şekilde mücadele eden ülkelerden biriydi. Salgının başında 500 bin civarında maske ürettik. Sağlık Bakanlığı ile yaptığımız toplantıdaki ilk tahminlere göre 10 milyon maskeye ihtiyacımız vardı. Üreticilere yönelik bir program hayata geçirebildik ve kapasiteyi 500 binden 7 buçuk milyona çıkardık.

-Suudi Arabistan, sanayi sektörü bakımından Arap ve Müslüman ülkeler arasında öncü bir rol oynuyor. Bu noktada uluslararası ortaklıkları ve Vizyon 2030 çerçevesinde dost ülkelerin büyümesine ve istikrarına nasıl bir katkıda bulunabilir?
Suudi Arabistan’ın çok önemli ve asli bir rolü var, ama müsaadenizle hayati öneme sahip ilaçlar ve aşılarla ilgili bir kaç örnekler vereyim. Tüm öneriler yalnızca Suudi Arabistan için değildi, çünkü içerideki talep hacmi sınırlıydı. Bağış ve diğer desteklerle katkıda bulunarak Suudi Arabistan’ın bir merkez haline gelmesi planlandı. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi, bu konuda önemli bir role sahip olan komite üyelerinden biriydi. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın helal ürünler için özel bir stratejiyi güncellemeye çalıştığını da eklemek isterim. Suudi Arabistan sektörler, sertifikalar ve teknoloji olarak helal ürünler için bir merkez olmaya hak kazanıyor. Bugün bu alanda büyük fırsatlar var. Bakanlık görevimden önce gıda üretimi yapan Arasco Şirketi’nde genel müdürlük yapıyordum. Bu nedenle helal ürünler geliştirmek için çok büyük fırsatlara sahip olduğumuzu biliyorum.
İhracat stratejimizin hedefinde, bizim için önemli pazarlar olacak birçok ülke ve komşu ülkelerin pazarları var. Komşumuz olan bazı ülkelerdeki huzursuzluğun sona ermesini ve eski hallerine dönmesini umuyoruz. Irak pazarı, Yemen ve onun yeniden inşası çok önemli. Aynı şekilde Suriye’nin yeniden inşası da önemli olacak. Afrika susuz. Kısa bir süre önce Güney Afrika’yı ziyaret ettim. Ayrıca Riyad'da, Suudi Arabistan’ı güvenilir bir ortak olarak gören Afrika ülkelerinden yaklaşık 12 bakanla görüştüm. Suudi Arabistan'ın büyük bir adalet ve eşitlikle yatırımlara öncülük edebileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle, ihracat stratejimizde Afrika'da Suudi Arabistan’ın ihracatı için destinasyon olacak bir veya iki yer var.

-Made in Saudi Arabia, büyük yankı bulan ve sanayi sektörünün ötesine geçen bir program. Nedir bu program? Kaç fabrika programa katıldı?
Şuan programa katılan 4 binden fazla fabrikamız var. Buna 6 bin fabrika daha eklenecek. Bence tüm fabrikalarımız sektörün geneline hizmet ettiğinden Made in Saudi Arabia ibaresini kullanacak. En başından beri bunun farkındayız. Ne yazık ki burası Suudi Arabistan mı değil mi diye düşünmeyen bir toplumduk, ama artık bu kültürü yerleştirmeye başladık. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederim. Suudi Arabistan'da bir rüya gerçekleşti. Made in Saudi Arabia fuarını düzenlediğimizde, katılım muhteşemdi. Gurur, aidiyet duygusu, arzu ve gerçeğin bir araya geldiği bir fuar oldu. Sadece Suudilerden değil, aynı zamanda diğer uyruklardan katılımcılardan da bunu hissettik. Bu duyguyu başardık. Bu ibareyi, İngiltere, Almanya ve birçok ülkede olduğu gibi ürünün tek bir kimlik taşıması için ihracatımızda kullanmaya başladık.
Made in Saudi Arabia'nın ana kimlik olması ve altında Made in Mecca ya da Made in Medina gibi detayların yer alması için yönetimiyle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Yakında kendi sistemini ortaya koyacak. Bu yüzden yönetimin önemli olduğunu söylüyoruz. Çünkü niteliksel veya mekansal bir endüstri olarak yapılanların sebepleri var.  Müslümanlar olarak Mekke ile övünmek hakkımızdır. Umre ve hac ibadeti için ziyaretçiler geldiğinde kendisine Mekke veya Medine'yi hatırlatan bir eşya satın alıyorlar. Bu yüzden rastgele değil, sistemli olması gerekiyor.

-Küresel çağrılar ve özellikle iklim sorunu çerçevesinde bu dosyayla nasıl ilgileniyorsunuz?
Suudi Arabistan’ın bu konuyu ciddiyetle alan ülkelerin başında geldiğine eminim diyebilirim. Suudi Arabistan’ın bu konuda net bir planı var. Endüstrilerde ve projelerde, fabrika kurup bir milyar riyal koyan bir kişiye gelip ona değişmesini söylemek zor olduğundan tüm gözlemler toplanır, incelenir ve dikkate alınır. Ama bunun için belirli adımlar izlenmeli. Kademeli olarak geçiş yapmasına yardımcı olmalıyız. Bu dosya Enerji Bakanlığı’nın yetki alanına giriyor ve mükemmel bir iş çıkarıyor.

-Serbest ticaret konusunda Körfez ülkeleri ile İngiltere arasında müzakereler yapılıyor.  Bunların bir süresi var mı?
Takvimini bilmiyorum. Böyle müzakereler genellikle uzun zaman alıyor, ama önemli olan iki tarafın genel hatlarıyla fikir birliğine sahip olmaları. Taraflardan her biri diğerinin sunacağı ayrıcalıklardan yararlanmak istediklerinden her zaman bir kazan-kazan eğilimindeler ve konunun sizin çıkarınıza olduğunu keşfedebilirsiniz. Dışişleri Bakanı değilim, Sanayi Bakanıyım. Dosya, Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Ancak sanayide herhangi bir serbest ticaret anlaşması, endüstrilerimize ve onların dışarıya erişimlerine hizmet etmeli ve gelecekte üretim yeteneğimizi sınırlamamalı. Bu da büyük bir mücadele gerektiriyor. Bugün Suudi Arabistan Dış Ticaret Genel Otoritesi gurur duyduğumuz kuruluşlardan biridir. Ben özel sektördeyken, bağımsız bir kurumun kurulması için çağrıda bulunuyorduk. Ardından Dış Ticaret Genel Otoritesi kuruldu. Ticari çıkarları ve kapasite geliştirmeyi dengeleyebildiğinden tüm beklentilerimizi aştı.
Bazı serbest ticaret anlaşmaları önemli bir sektöre engel olabilir. Koronavirüs salgını krizinde neler olduğunu gördük. Ülkeler sizinle ihracatı durdurduğunda serbest ticaret kuruluşları neredeydi?! Ülkeler gerektiğinde ihracatı durdurma hakkına sahip olduklarını söylüyorlar, gelip desteklemek istediğinizi söylediğinizde ise bunu yanlış buluyorlar. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin, ortak çıkarlara ilişkin bir çerçeveyi müzakere etme ve tanımlama konusunda çok daha iyi bir konumda olduğunu düşünüyorum. Bugün biz bile bakanlık olarak Dış Ticaret Genel Otoritesi’ne bilgi ve veri ile ihtiyacımız olan ve olmayan konularda yardımcı olabiliriz. Sanırım zaman alacak ama İngiltere Körfez ülkelerinde hepimizin merak ettiği ülkelerden biri. Gerçek bir ortak ve ilgimizi hak ediyor.
Suudi Arabistan, Lojistik için önemli bir destinasyon olacak. Koronavirüs krizinden sonra birçok uluslararası şirketin üretimini dünyanın çeşitli bölgelerine dağıtması için listedeki en iyi seçeneklerden biri haline gelecek. Bu şirketlere devlet desteğinin en azından ahlaki açıdan önemli olduğuna şüphe yok.

-Siz bir iş adamısınız ve ticaret geçmişine sahipsiniz. Bugün ise Sanayi Bakanısınız. Sizin için değişen ne oldu?
Bu soruyu yanıtlamam için uzun bir oturuma ihtiyacımız var. Aslında düşünce şeklimi çok fazla değiştirmem gerekmedi. Hatta bir iş adamının yatırımcıya daha fazla hitap edebileceğini düşünüyorum. Siz onları anlıyorsunuz, onlar da sizi anlıyor. Hangi zorlukların üstesinden gelebileceğinizi tam olarak biliyorlar. Bakanların birçoğu özel sektörden geliyor. Bu yüzden zorlukları kolayca anlayabiliyorlar.

-Ne zaman Suudi Arabistan'da üretilen Lucid Motors marka bir otomobil siparişi verebiliriz?
(Gülüyor) Ben sipariş verdim bile, onlara söyledim.

-İlk otomobili ne zaman üretmeyi düşünüyorsunuz?
Bu gibi gelişmiş fabrikaların 3 yıl içinde faaliyete geçebileceğini ve daha uzun sürmemesini bekliyorum. Çünkü hepsi tam otomatik teknolojiye göre çalışan fabrikalar. Başka bir otomobil firmasının da faaliyet duyurusunun yapılması bekleniyor.

 -Suudi Arabistan elektrikli otomobil endüstrisinin merkezi olur mu?
Bunu söyleyemem ama Lucid Motors ile diğer şirketin üretimiyle 300 bin otomobili aşacağız.

-Önümüzdeki yıl Suudi Arabistan'da yapılacak maden konferansının hazırlıkları çerçevesinde Londra’ya geldiniz. Böyle bir konferansa katılmanın ne gibi yansımaları olacak?
Stratejik plan çerçevesinde, tüm yatırımcıları bir araya getiren konferans ve etkinlikler açısından bölgemizin yeterli ilgili görmediğini fark ettik. “Future Minerals Forum” başlığı altında yıllık olarak yapılan bu konferansı düzenlemek stratejimize dahildi. Esasen bu konferansın ilkini bu yılın başında Ocak ayında yaptık. Konferansın amacı, Riyad'ın ev sahipliğinde olan, ancak Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’yı da kapsayan uluslararası bir konferans gerçekleştirmek. Buralarda çok miktarda maden var, ancak bu madenler birçok sorun ve zorluk yaşayan ülkelerde bulunuyorlar.  Madencilik sektörü oldukça karmaşık bir finansal yapıya ihtiyaç duyduğundan ve lojistik, çevre ve akademik hizmetler sunan şirketlerin bazı zorlukları, fırsatları ve çözümleri tartışmak için tek bir yerde toplanması gerektiğinden hükümetlerden, büyük madencilik şirketlerinden, finans şirketlerinden ve zorlukları, fırsatları ve çözümleri tartışmak için bazılarının tek bir yerde olduğu lojistik, çevre hizmetleri ve akademik hizmetler sunan şirketlerden tüm paydaşları bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Konferansın ilk oturumuna yaklaşık 3 bin 500 kişi fiziki olarak yaklaşık 4 bin kişi ise koronavirüs nedeniyle çevrimiçi olarak katıldı. Bu konferansın yıllık olarak düzenlenmesini onaylayan Suudi Arabistan’ın bilge yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Bugün tüm büyük şirketler bu konferansa nasıl katılabileceklerini soruyorlar. İngiltere Enerji Bakanı ile Riyad’da yaptığım görüşmede konferansa katılma konusunda ne kadar istekli olduğunu gördüm. Daha önce görüştüğüm Sanayi ve Enerji İşleri Bakanı'nı bu konu ile görevlendirdi. Bu da onların büyük ilgisini gösteriyor. İngiltere, çok önemli olduğunu düşündüğü ve nadir olarak tanımladığı yaklaşık 16 veya 17 maden için bir strateji başlatacak. İngiliz Bakan’a göre strateji, önümüzdeki birkaç ay içinde başlatılacak. İngilizler, Suudi Arabistan'ı uyum açısından uygun bir ortak ve coğrafi konumu açısından tedarikçiler için alternatiflerden biri olarak görüyorlar.



Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
TT

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki stratejik demiryolu koridoru projesine ilişkin maliyet, yatırım ihtiyaçları ve finansman modelini belirlemeye yönelik detaylı çalışmaların, teknik heyetler tarafından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’a özel bir mülakat veren Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü siyasi iradenin, bu tarihi projenin önündeki tüm mali ve operasyonel engellerin aşılmasında temel itici gücü oluşturduğunu vurguladı. Uraloğlu, hattın hasar gören 400 kilometrelik kısmının rehabilitasyonu için Ürdün ve Suriye ile net mutabakatların sağlandığına dikkat çekerek, bu projenin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler karşısında Körfez ve dünya tedarik zincirini güvence altına alacak güvenli, jeopolitik bir alternatif olacağını ifade etti.

Söz konusu projenin Körfez ile Avrupa arasında, diğer ulaşım koridorlarını destekleyen ve bölgesel entegrasyonu güçlendiren yeni ve benzersiz bir ticari omurga oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Uraloğlu, stratejik hedefin sadece belirli ülkelere erişim sağlamak olmadığını, tüm Avrupa kıtasını kapsayacak entegre ve sürdürülebilir bir ulaşım ağı kurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Uraloğlu, 9 Haziran’da Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir ile demiryolları ve lojistik hizmetlerini kapsayan bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Sınır geçişlerinin ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırılması

Pasaport işlemleri ve sınır geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu aşamada önceliklerinin fiziksel altyapıyı oluşturmak ve eksik bağlantıları tamamlamak olduğunu ifade etti. Bu hatta yönelik uzun vadeli vizyonlarının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda yolcu taşımacılığını da kapsadığını belirten Uraloğlu, bu doğrultuda sınır geçiş işlemlerinin kendileri için büyük önem taşıdığını vurguladı.

vfebthy
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Güvenli, hızlı ve etkin bir sistem kurmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, bu amaçla bazı yeni ve somut düzenlemeleri hayata geçirdiklerini aktardı. Uraloğlu, sürücü vize sürelerinin 15 günden bir yıla çıkarılması ve işlemlerin daha hızlı tamamlanması için gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesi gibi adımlar attıklarını kaydetti. Pasaport işlemlerini ve sınır kapılarındaki süreçleri hızla iyileştirmek için çalıştıklarını ifade eden Uraloğlu, bu hattın yük taşımacılığının ötesine geçerek insanları birbirine yakınlaştırma, kültürel ve sosyal etkileşimi artırma misyonu taşıdığını sözlerine ekledi.

Uraloğlu, projenin nihai uygulama modelinin ve katılımcı şirketlerin, yürütülen teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından tamamen netleşeceğini belirtti. Türkiye’nin ulaştırma alanında dünyanın en güçlü mühendislik ve müteahhitlik kapasitesine sahip ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde Türk şirketlerinin bu kıtalararası projede önemli ve öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hattı

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hatlarının detaylarına ilişkin konuşan Uraloğlu, teknik çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bir aşamada olunduğunu belirtti. Teknik ekiplerin saha incelemelerine devam ettiğini aktaran Uraloğlu, yenileme yapılacak bölümlerin, tamamen yeniden inşa edilecek kısımların ve her bir sektör için gerekli yatırım miktarının belirlenmekte olduğunu ifade etti. Şu anki temel hedeflerinin hat güzergahı boyunca tam ihtiyaçları ve gerekli teknik çalışmaları netleştirmek olduğunu dile getiren Uraloğlu, işlerin planlandığı gibi gitmesi halinde yıl sonuna kadar maliyetler, yatırım ihtiyaçları ve finansmana yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkacağını, ardından ilgili ülkelerle doğrudan ortak yatırım programı ve detaylı uygulama planı üzerinde çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.

Projenin öngörülen finansman hacmi ve mali karşılanma mekanizması hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Uraloğlu, bu aşamada toplam maliyete ilişkin kesin bir rakam telaffuz etmek için henüz erken olduğunu söyledi. Öncelikle yapılması gerekenin, sahadaki gerçeklere dayalı olarak gerekli yatırımları tam olarak belirlemek olduğunu ifade eden Uraloğlu, teknik çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mali tablonun daha net ve kesin bir şekilde ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Liderlik iradesi ve esnek finansman alternatifleri

Uraloğlu sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Bununla birlikte, burada finansmandan bile önce en önemli unsur, siyasi iradenin mevcudiyetidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bu tarihi projeyi hayata geçirmek için güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuşlardır. Bu durum bizim için en önemli unsuru ve temel itici gücü temsil etmektedir.”

Aynı bağlamda açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, “Siyasi irade ve ortak vizyon sağlandıktan sonra finansman modelleri büyük bir esneklikle geliştirilebilir. Devletlerin kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşlarından destek alınması veya farklı yatırım modellerinin benimsenmesinin yanı sıra kamu-özel sektör ortaklığı finansman seçenekleri de değerlendirilebilir. Bu nedenle şu anki en yüksek önceliğimiz, teknik çalışmaları tamamlamak ve net, onaylanmış bir mühendislik projesi sunmaktır. Nihai finansman modeli, bu aşamadan sonra ilgili ülkeler arasında yapılacak ortak değerlendirmeler ve anlaşmalar doğrultusunda belirlenecektir” ifadelerini kullandı.

Ulaşım, stratejik bir güvenlik unsurudur

Jeopolitik boyutlara ilişkin değerlendirmesinde bulunurken son yıllarda yaşanan pandemi, bölgesel çatışmalar ve küresel krizlerin net bir gerçeği ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, ulaştırma koridorlarının sadece ekonomik ve ticari araçlar olmadığını, aynı zamanda son derece hassas stratejik güvenlik unsurları olduğunu ifade etti. Uraloğlu, bu nedenle ülkeler arasındaki iş birliğinde bağlanabilirliğin temel ve kalıcı bir odak noktası haline geldiğini vurgulayarak, küresel ticaretin sürdürülebilirliğinin, enerji arz güvenliğinin ve tedarik zincirlerinin istikrarının tamamen güçlü ve korunaklı ulaşım ağlarına bağlı olduğunu kaydetti.

Açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasındaki benzersiz stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel ticaret ağlarında merkezi ve hayati bir konumda yer aldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın ise Körfez bölgesinde ve dünyada en önemli, en güçlü ekonomik güçlerden biri olduğunu ifade eden Uraloğlu, iki ülke arasında ulaştırma sektöründe yapılacak iş birliğinin sadece Ankara ile Riyad arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Körfez’den Avrupa’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ticari ve lojistik yapısının gelişmesine de etkin bir katkı sağlayacağını vurguladı.

sdcdsc
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Uraloğlu, son dönemde Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin büyük bir ivme kazandığını ve gözle görülür bir gelişme kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İki Kutsal Caminin Hizmetkarı Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü iradenin iki ülke arasındaki iş birliğini daha geniş ve kapsamlı stratejik temellere oturttuğunu ifade eden Uraloğlu, bu durumun sadece geleneksel ticaret ve yatırım alanlarında değil; ulaştırma, lojistik, enerji ve kıtalararası bağlantı gibi geleceği şekillendirecek hayati alanlarda da somutlaşan ortak bir vizyon yarattığına dikkat çekti.

Teknolojik ve dijital ortaklık

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda, özellikle demiryolu sektöründe son derece vaat edici fırsatlar görüyoruz. Yakın zamanda Riyad’da imzaladığımız mutabakat zabıtları ile demiryolu sektöründe teknik iş birliği, lojistik hizmetlerin geliştirilmesi, modern ulaşım teknolojileri, dijitalleşme, bakım ve işletme faaliyetleri, emniyet ve güvenlik uygulamalarının yanı sıra karşılıklı eğitim faaliyetleri de dahil olmak üzere birçok alanda ortak ve kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturduk. İş birliğimiz sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmayıp yolcu taşımacılığını, turizm hareketliliğini, dini ziyaretleri ve halklarımız arasındaki insani etkileşimin artırılmasını da kapsıyor.”

Açıklamalarına devam eden Uraloğlu, “Biz sadece bugünün mevcut ihtiyaçlarını karşılamayı değil, geleceğin kapsamlı ulaşım sistemlerini inşa etmeyi planlıyoruz. Tam da bu nedenle, Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni demiryolu hatları kurmak için çalışıyoruz. Şu anda Suudi Arabistan’dan başlayan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan ve ardından tamamen Avrupa demiryolu ağına entegre olacak bir güzergâh üzerinde teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu hat tamamlanıp faaliyete geçtiğinde, Körfez bölgesinden Avrupa’ya daha hızlı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir şekilde yük taşımak mümkün olacak” dedi.

Riyad’da imzalanan iki mutabakat zaptının geleneksel teknik iş birliğinin ötesine geçerek lojistik ve dijital derinliğe ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, günümüz ulaştırma sektöründeki rekabetin sadece fiziksel altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital altyapıyı, akıllı lojistik sistemlerini, veri yönetimini ve sınır geçiş işlemlerinin hızlandırılmasını da kapsadığını belirtti. Uraloğlu, “İki ülke arasındaki stratejik iş birliğini sadece demiryolu rayları döşemek veya tren işletmekten ibaret görmüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye ve Ürdün ile bölgesel uzlaşma

Demiryolu bağlantısı konusunda Suriye ve Ürdün taraflarıyla varılan mutabakatın niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu projenin sadece Türkiye ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalmayıp coğrafi güzergâh üzerinde yer alan diğer ülkeleri de merkezine alan geniş kapsamlı bir bölgesel entegrasyon projesi olduğunu ifade etti. Uraloğlu, temel hedeflerinin Körfez bölgesinden başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan ve oradan Avrupa’ya bağlanan kesintisiz bir demiryolu koridoru oluşturmak olduğunu belirterek, bu stratejik çerçevede koridorun geliştirilmesi ve canlandırılması konusunda hem Suriye hem de Ürdün ile net mutabakatlara varıldığını açıkladı.

Suudi Arabistan tarafında şu anda Ürdün sınırına kadar uzanan gelişmiş ve güçlü bir demiryolu altyapısının mevcut olduğunu aktaran Uraloğlu, Türkiye tarafında ise demiryolu ağının sınır hattındaki Gaziantep, Kilis ve İslahiye bölgelerine yüksek etkinlikle ulaştığını kaydetti. Bu doğrultuda, Suriye ve Ürdün kısımlarındaki bağlantının kurulması ve rehabilite edilmesinin projenin en acil ve ana eksenlerinden birini oluşturduğunu belirten Uraloğlu, yapılan ilk değerlendirmelere göre Suriye ve Ürdün’den geçen yaklaşık 400 kilometrelik bir bölümde yenileme, rehabilitasyon ve yeni yatırımlara ciddi ihtiyaç duyulduğunu, bazı kesimlerde mevcut hatların iyileştirilmesinin yeterli olacağını, bazı kesimlerde ise tamamen yeni inşaatların gerekeceğini ifade etti.

Şu anki önceliklerinin hattın mevcut fiili durumunu belirlemek, teknik ihtiyaçlarını ve mali yatırım gereksinimlerini tam bir hassasiyetle tespit ederek yıl sonuna kadar net bir çerçeve ortaya koymak olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu hayati projeyi sadece ulaştırma sektörüne yapılan soyut bir yatırım olarak görmediklerini, bölge ülkelerini birbirine daha güçlü ve sağlam bağlarla bağlayan, ticaret, lojistik ve kapsamlı bölgesel ekonomik hareketlilik alanlarında olağanüstü kazanımlar ve geri dönüşler sağlayacak stratejik ve egemen bir girişim olarak değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.

Jeopolitik alternatifler

Uraloğlu’na göre bölgesel çatışmalar, Körfez bölgesindeki hızlı gelişmeler ve Hürmüz Boğazı çevresinde süregelen gerilimler, mevcut geleneksel ulaşım koridorlarının ne kadar kırılgan olduğunu dünyaya net bir şekilde gösterdi ve sürdürülebilir alternatiflerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Bu kapsamlı anlayıştan yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası bağlantıları güçlendirmek adına büyük stratejik projeler geliştirdiğini belirten Uraloğlu, Orta Koridor’un Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışları için güvenilir ve etkin bir alternatif sunduğunu, Kalkınma Yolu Projesi’nin ise Arap Körfezi’ni Irak üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlayan yeni bir lojistik altyapı oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Suudi Arabistan-Türkiye demiryolu projesini bu kapsamlı lojistik vizyonun temel tamamlayıcı unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Uraloğlu, bu hattın Körfez bölgesinden Avrupa’ya giden sevkiyatlar için çoklu ve esnek seçenekler sunacağını, böylece tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak küresel ticaret hareketini olası kriz ve aksamalara karşı koruyacağını, özellikle demiryolu taşımacılığının daha hızlı, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir lojistik yapı garanti ettiğini vurguladı.

Projenin kıtasal ve uluslararası boyutlarına dikkat çeken Uraloğlu, bu eksenin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu ile birlikte ele alındığında, Avrupa’dan Körfez’e, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası ticaretin yapısını kökten etkileme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Uraloğlu, birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan entegre ve bağlantılı koridorlar aracılığıyla küresel ticaret hareketini daha güvenli ve kesintisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin altyapı hazırlığına değinen Uraloğlu, Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı gibi stratejik projeler sayesinde Asya ile Avrupa’yı doğrudan birbirine bağlayan kesintisiz bir demiryolu hattı kurmayı başardıklarını aktardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan yeni demiryolu hattı ve şu anda yapımı devam eden Halkalı-Kapıkule Yüksek Hızlı Tren projesi gibi yeni yatırımların, Türkiye’nin Avrupa kıtasıyla tam entegrasyonunu benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Ülke genelinde 4 bin kilometreden fazla yeni demiryolu hattı inşa edildiğini ve kıtalararası koridorların kapasitesinin artırıldığını açıklayan Uraloğlu, bu adımların Türkiye’nin merkezi bir çekim merkezi ve stratejik bir kesişim noktası olma konumunu pekiştirdiğini belirtti. Uraloğlu, bölgesel bağlantının tamamlanması ve eksik hatların rehabilitasyonunun ardından, Suudi Arabistan’dan hareket eden bir yük treninin Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’daki birçok varış noktasına ve başkente doğrudan ve sorunsuz bir şekilde ulaşabileceğini ifade etti.

Entegrasyonun boyutları ve Avrupa’nın kazanımları

Ağın kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak Uraloğlu, projenin ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye arasında şekillendiğini, ancak ikili görüşmeler ve tartışmaların gelecek dönemlerde hattın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Umman gibi diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olasılığını içerdiğini açıkladı.

Avrupa tarafı açısından jeoekonomik getirilere değinen Uraloğlu, Avrupa için en belirgin kazancın Arap Körfezi bölgesiyle daha doğrudan ve güvenli bir lojistik bağ kurulması olduğunu belirtti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin; enerji, petrokimya ve çeşitli endüstriyel ürünler sektörlerinde Eski Kıta’nın en önemli stratejik ortakları arasında yer alması ve iki taraf arasındaki devasa karşılıklı yatırım hacmi nedeniyle bu hattın, karşılıklı ticari akışları daha düzenli ve daha yüksek bir kesinlikle öngörülebilir kılacağını ifade etti.

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa, son dönemde yaşanan art arda krizler nedeniyle tedarik zincirlerini kısaltmaya, daha güvenli, çeşitlendirilmiş ve bağımsız hale getirmeye ciddi şekilde odaklanmış durumda. Tam da bu noktada bu stratejik koridor, Avrupalıların lojistik seçeneklerini zenginleştiren yenilikçi bir rota olarak öne çıkıyor. Buradaki rekabet meselesi sadece mali maliyetle sınırlı olmayıp, esas olarak zaman hızı, sürekli erişim kolaylığı ve varış zamanının tam olarak öngörülebilirliği unsurlarını kapsıyor.”

Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği mülakatın sonunda Uraloğlu, lojistik maliyetler üzerindeki kesin etkilerin ve detaylı rakamların ancak hattın nihai teknik ve mühendislik yapısının belirlenmesi ve hat üzerinden geçmesi beklenen fiili taşımacılık hacimlerinin tespit edilmesinden sonra netleşeceğini açıkladı. Demiryolu taşımacılığının diğer yöntemlere kıyasla sağladığı büyük ve belirgin ölçek ekonomisi ile sınır kapılarında sunulacak prosedür ve gümrük kolaylıkları göz önüne alındığında, projenin hem bölge ülkeleri hem de Avrupa için muazzam ekonomik ve kalkınma faydaları ile geri dönüşler sağlayacağına tam anlamıyla güvendiklerini belirten Uraloğlu, hattın uzun vadede uluslararası ticaret hareketini güçlendirmeye, yatırımları teşvik etmeye ve kapsamlı bölgesel ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir dönüm noktası olacağını ifade etti.


Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
TT

Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos, Sudan’daki sahadaki karmaşık tabloya rağmen Washington’ın gerilimi düşürme sürecinin başarı şansına hâlâ inandığını belirterek, yıllardır süren çatışmada “askeri bir çözüm olmadığını” söyledi. Boulos, çatışan taraflara yönelik dış mali ve askeri desteğin durdurulmasının önemini vurguladı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a verdiği özel demeçte Sudan’daki gelişmelerin yanı sıra bölgesel dosyalar ve Etiyopya’nın Hedasi (Rönesans) Barajı anlaşmazlığına da değinerek, “Gerilimin azaltılması ve kalıcı bir çözüme ulaşılması için uygulanabilir bir yol var. Bu süreç, tarafların kendilerine sunulan insani ateşkesi ön koşulsuz kabul etmesiyle başlıyor” dedi.

Sudan’daki tüm tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Boulos, “Düşmanlıkların sona erdirilmesi, insani yardımların tam, güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılması gerekiyor. İnsani yardımlar konusunda hiçbir ön koşul veya siyasallaştırma olmamalı” diye konuştu.

Gerçek bir ateşkes ilerlemesinin neden geciktiğine ilişkin soruya ise Boulos, “Sorumluluk Hem Hızlı Destek Kuvvetleri’nin hem de Sudan ordusunun omuzlarında. Tarafların insani ateşkese ulaşması ve buna bağlı kalması, vahşetin sona ermesi ve Sudan halkının yaşadığı büyük acıların hafifletilmesi için gerekli” yanıtını verdi.

Boulos, Suudi Arabistan, Mısır, ABD ve BAE’den oluşan dörtlü grubun müzakere edilmiş bir çözüm ve uygulanabilir bir siyasi yol konusunda hemfikir olduğunu belirterek, “Herkes Sudan’daki bu vahşetin sona ermesini ve istikrarın sağlanmasını istiyor. Çünkü sürdürülebilir bir askeri çözüm yok” ifadelerini kullandı.

dscfdebfd
Boulos’un, geçtiğimiz Nisan ayının ortasında Berlin’de Sudan’daki insani krizi ele almak üzere düzenlenen konferansa katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD’li yetkili ayrıca, çatışan taraflara sağlanan dış mali ve askeri desteğin kesilmesinin önemini yineleyerek, “Hem Hızlı Destek Kuvvetleri hem de Sudan ordusu çatışmaları durdurmalı, insani yardımların ülkenin tüm bölgelerine engelsiz ulaşmasına izin vermeli, sivilleri korumalı ve kapsayıcı bir diyaloga dayalı kalıcı müzakere edilmiş barış için adım atmalı” dedi.

Hedasi Barajı

Boulos, 20 Nisan’da Kahire’ye giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Görüşmede Etiyopya’nın Hedasi Barajı krizi de ele alındı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Ocak 2026’da ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Hedasi Barajı konusunda “sorumlu ve nihai bir çözüme ulaşılması” için yeniden arabuluculuğa hazır olduğunu dile getirdiğini söyledi.

ervfrbvf
Mısır Cumhurbaşkanı’nın, geçtiğimiz 20 Nisan’da Trump’ın kıdemli danışmanı ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında (Boulos’un X hesabı üzerinden)

ABD’nin Nil Nehri konusunda tüm tarafların ihtiyaçlarını dikkate alan diplomatik bir çözümü desteklediğini belirten Boulos, “Kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun müzakere edilmesi ve sonuçlandırılması için destek vermeye hazırız” dedi.

Mısır, 2024 yılında Etiyopya ile yıllardır süren Hedasi Barajı müzakerelerini, Kahire’nin açıklamasına göre “Etiyopya tarafında siyasi irade eksikliği” nedeniyle durdurmuştu. Addis Ababa ise barajın “kalkınma amacı taşıdığını ve aşağı kıyıdaş ülkelere zarar vermeyi hedeflemediğini” savunuyor.

Doğu Kongo krizi

Sudan ve Etiyopya dosyalarının yanı sıra üçüncü yılına giren Doğu Kongo’daki gerilim de gündemde yer aldı. Washington bölgede tansiyonu düşürmek için önemli bir rol oynuyor.

Boulos, “Şiddetli çatışmayı sona erdirme imkânı var” diyerek, Trump’ın Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında “tarihi bir barış anlaşması” imzalandığını açıkladığını hatırlattı.

“Bu anlaşma, 30 yıldır süren inanılmaz derecede şiddetli çatışmayı sona erdirecek bir barış yolu sunuyor. Hiçbir şey kolay değil” diyen Boulos, Katar’ın ABD ve diğer taraflarla birlikte çatışmanın sona erdirilmesinde oynadığı role teşekkür ettiklerini ifade etti.

Afrika Birliği, Togo ve İsviçre’nin de müzakereleri destekleme konusunda önemli roller üstlendiğini belirten Boulos, ABD’nin Doğu Kongo’daki devam eden şiddetten büyük endişe duyduğunu ve bölgesel ortaklarla ateşkesi güçlendirmek için yakın çalıştığını söyledi.

Boulos, “Ruanda’nın M23 hareketine verdiği desteği sona erdirmesi ve Washington anlaşmaları uyarınca Doğu Kongo’dan çekilmesi gerekiyor” dedi.

Diplomatik çabaların sürdüğünü belirten ABD’li yetkili, “Tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için elimizdeki tüm araçları kullanmayı sürdüreceğiz. Devam eden diplomatik görüşmelere ilişkin başka yorumumuz yok” ifadelerini kullandı.

İran savaşı

Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Boulos, İran’a yönelik sert eleştirilerde bulunarak Washington’ın tutumunda geri adım olmadığını, özellikle de İran’ın nükleer silah edinmesine karşı olduklarını vurguladı.

Boulos, “İran, dünyada devlet düzeyinde terörizmin bir numaralı destekçisidir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Taliban, El Kaide ve diğer terör ağlarını destekliyor” dedi.

İran Devrim Muhafızları’nın ABD ve Avrupa Birliği dâhil birçok ülke tarafından yabancı terör örgütü olarak sınıflandırıldığını belirten Boulos, İran rejimindeki bazı isimlerin de terörist olarak tanımlandığını söyledi.

ABD’nin Tahran konusundaki pozisyonunun değişmediğini ifade eden Boulos, “Amerikan tutumu açık ve nettir: İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin verilemez” diye konuştu.

Şubat ayının sonunda İsrail ve ABD, İran’a karşı savaş başlatmış, ardından Washington 8 Nisan’da yürürlüğe giren bir ateşkes ilan etmişti. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen süreç, dünya ekonomilerini etkileyen çatışmanın tamamen sona erdirilmesini hedefliyor.


İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Roma’da gökyüzü, Ortadoğu’daki gerilimin ritmini andırır şekilde sürekli değişiyordu; güneş bir anda bulutların ardına çekiliyor, ardından sert bir yağmurla şehri kaplıyordu. Aynı gün içinde bile yön değiştiren ABD ve İran açıklamalarıyla bu hava arasında dikkat çekici bir paralellik oluşuyordu.

Bu dalgalı süreç eşliğinde İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Avrupa Birliği’nin deniz operasyonlarını ve seyrüsefer güvenliğini genişletmesini sağlayacak şekilde Aspides Avrupa misyonunun kapsamının Hürmüz Boğazı’nı da içerecek biçimde genişletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Crosetto ayrıca, Asya’nın boğazın hayati önemi nedeniyle daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bakan Crosetto, Suudi Arabistan’ın “kışkırtıcı” olarak nitelendirdiği İran saldırılarına karşı tutumunu “son derece ciddi ve önemli” olarak değerlendirdi. Riyad’ın savaşın tırmanmasını engellemeye çalıştığını, kendini savunurken provokasyonlara yanıt vermekten kaçındığını ve bugün savaşın sona ermiş olabileceği yönündeki koşulların oluşmasına katkı sağladığını söyledi.

Crosetto ayrıca Roma ile Riyad arasındaki savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini belirterek, İtalya’nın yalnızca satış yapan bir ülke olmadığını, ortak üretim ve geliştirmeye dayalı stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini ifade etti. Bu yaklaşımın Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” hedefleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.

dfvfdv
Guido Crosetto, ülkesinin son savaş sırasında füze ve insansız hava araçlarına karşı kullanılan sistemler de dâhil olmak üzere savunma kabiliyetleri gönderdiğini açıkladı. (Şarku’l Avsat)

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ücret uygulaması fikrini kesin bir dille reddeden Crosetto, “İran’ın Hürmüz Boğazı’na herhangi bir ücret ya da kısıtlama getirmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu boğaz serbest bir geçiş yolu olarak kalmalıdır” dedi.

Suudi Arabistan ve Körfez’in İran saldırılarına yaklaşımı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın İran saldırılarına karşı tutumunu övgüyle değerlendirerek, Riyad’ın çatışmanın tırmanmasını önlemeye çalıştığını, kendini savunmakla yetindiğini ve Körfez’de normalleşme koşullarının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.

“Barış, savunma ve caydırıcılık üzerine inşa edilir”

Crosetto’ya göre Körfez ülkeleri bu savaştan önemli bir ders çıkardı: Barışın yalnızca savunma ve caydırıcılık temelinde mümkün olduğu. İran’ın saldırıları, bu ülkelerin herhangi bir saldırganlık göstermemiş olmasına rağmen gerçekleşti.

Bakan, enerji tesisleri ve su arıtma tesislerinin hedef alınmasının beklenmedik olduğunu, bu durumun Körfez ülkelerine hem sivil hem askeri altyapıyı koruma ihtiyacını gösterdiğini belirtti.

İtalya’nın rolü

Crosetto, İtalya’nın Körfez ülkelerine savunma desteği sağladığını, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı teknolojiler gönderdiğini, bunun satış değil “yardım” niteliğinde olduğunu ifade etti.

Savunma ilişkilerinde hızlı büyüme

İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin hızla geliştiğini belirten Crosetto, yakın zamanda uydu alanında anlaşma imzalandığını, hava savunma, deniz ve havacılık alanlarında müzakerelerin sürdüğünü söyledi.

“Farklı türde bir ortaklık”

Crosetto, İtalya’nın Suudi Arabistan ile yalnızca ticari değil, ortak geliştirme ve teknoloji transferine dayalı stratejik bir ortaklık kurmak istediğini vurguladı. Bu yaklaşımın “Vizyon 2030” ile uyumlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da caydırıcılığın yeniden şekillenmesi

Bakan, son savaşın Avrupa’daki caydırıcılık anlayışını değiştirdiğini, savunmanın ülkeler arasında ne kadar entegre olursa o kadar güçlü hale geldiğini söyledi. NATO’ya güvenin sürdüğünü ancak Avrupa’nın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

İran’da fiili yönetim Devrim Muhafızları’nda

Crosetto, İran ile ilişkilerin sınırlı olduğunu belirterek, ülkede fiili gücün Devrim Muhafızları’nda olduğunu ve bunun diplomatik diyaloğu zorlaştırdığını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş vurgusu

İran’ın boğazı kontrol ederek savaş aracı haline getirmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Crosetto, benzer uygulamaların başka boğazlara da yayılabileceği uyarısında bulundu.

NATO’nun geleceği

Crosetto, NATO’nun uzun vadede varlığını sürdüreceğini ve hem Avrupa hem ABD için değerli bir yapı olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik modeli

Bakan, “Aspides” misyonunun Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin tartışıldığını, ancak bunun yalnızca Avrupa değil, Asya ülkelerinin de sorumluluk üstleneceği daha geniş bir uluslararası yapıyı gerektirdiğini söyledi.

İran’ın füze kapasitesi ve küresel tehdit

Crosetto, İran’ın nükleer ve uzun menzilli füze kapasitesinin yalnızca İsrail için değil, Avrupa şehirleri için de tehdit oluşturduğunu belirtti.

İnsansız hava araçları savaşın doğasını değiştiriyor

Bakan, Ukrayna ve Körfez savaşlarının modern savaşların doğasını değiştirdiğini, özellikle insansız hava araçlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin savaş alanında belirleyici hale geldiğini ifade etti.