Suudi Arabistan Sanayi Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırımcılar için 50 maden sahası belirledik

Sanayi Bakanı Harif, helal ürünlerle ilgili bir strateji belirlenmesi ve elektrikli araçlar için yeni bir fabrika kurulması çalışmaları sürüyor

Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Sanayi Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırımcılar için 50 maden sahası belirledik

Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki genel merkezinde gazetenin yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif, yatırımcılara açmak üzere ticari miktarlarda maden olduğu düşünülen 50 sahanın belirlendiğini duyurdu.
Harif, Suudi Arabistan’ın madencilik gelirinin 1,3 trilyon doları aştığına dikkati çekti. Bakan Harif, Şarku’l Avsat gazetesinin Londra'daki yayın kurulu üyelerinin sorularını yanıtladığı röportajda, Suudi Arabistan'daki madencilik sisteminin çevre, toplum ve yönetim ile ilgili ilkelere odaklandığını belirtti. Sanayiyi madencilikle ilişkilendirmeye odaklandıklarını ifade eden Bakan, “Kendi doğal kaynaklarını kendisine fayda sağlamadan tüketen bazı ülkeler gibi hata yapmak istemiyoruz” dedi.
Suudi Arabistan’ın endüstriler, sertifikalar ve teknoloji olarak helal ürünler için bir merkez olmayı hak ettiğinden helal stratejisini güncellemeye çalıştığını belirten Harif, ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Lucid Motors’un (LCID) yanı sıra Suudi Arabistan'da elektrikli otomobil üretecek bir şirketin de yakında açıklanacağını duyurdu. Bakan, Suudi Arabistan’da 2030'da yıllık 300 bin otomobilin üzerinde elektrikli otomobil üretilmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.
4 binden fazla fabrikanın ‘Made in Saudi Arabia’ ibaresini kullanmasının tescil edildiğini ve 6 bin fabrikanın yolda olduğunu söyleyen Harif, “Made in Saudi Arabia rüyası çok şükür gerçek oldu” şeklinde konuştu. Şu anda Made in Saudi Arabia'nın yönetimi üzerinde çalıştığını söyleyen Bakan, böylece bir ana başlık ve onun altında ‘Made in Mecca’ ya da ‘Made in Medina’ gibi detayların olacağını kaydetti.
İşte Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif’in, sanayi için ulusal bir strateji, ilaç ve aşılara yatırım ve sanayi sektörü ile maden devrimini ilgilendiren birçok konuya değindiği röportajının tamamı:
- Suudi Arabistan'da ulusal sanayi stratejisi ne zaman duyurulacak? İçerisinde yer alanlardan başlıcaları neler?
Kısaca söylemek gerekirse strateji yakında duyurulacak. Ulusal sanayi stratejisini, Ulusal Sanayi Kalkınma ve Lojistik Programı’nın (NIDLP) geniş hatları ile başlatılmasıyla Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı Enerji Bakanlığı'ndan ayırdıktan sonra hedeflenen sektörler ve mevcut imkanlar açısından daha ayrıntılı olması için elden geçirdik. Tarım sektörü stratejisi gibi pek çok alandaki stratejilerle kesiştiği ve sağlık sektörü stratejisi, ilaçlar, enerji sektörü stratejisi, petrokimya sektörü stratejisi ve çeşitli ürünler üzerindeki etkisi düşünüldüğünde sanayi stratejisinde neler olduğu tahmin edilebilir.
Strateji, NIDLP çerçevesinde 2019 yılında sektörel stratejiler güncelledikten sonra hayata geçirilmiş olsa da farklı alanlarda meydana gelen değişiklikler nedeniyle birçok kez değiştirilip gözden geçirildiğinden şuan gerek mevcut düzenlemeler ve mevzuat yoluyla gerek hedef sektörlerin ihtiyaç duyduğu altyapı yoluyla olsun, gerek el-Cubeyl ve Yanbu Kraliyet Komisyonu’nda gerek şehirlerde gerekse şuan Sanayi Fonu ya da Saudi EXIM Bank aracılığıyla sektörün ihtiyaç duyduğu finansman yönlerinde olsun, gerek Suudi Arabistan İhracatı Geliştirme Otoritesi ve yine Saudi EXIM Bank aracılığıyla ihracat direktiflerimiz olsun Bakanlık olarak başlattığımız ve birlikte çalıştığımız girişimlerle son kez inceleniyor ve yakında onaylanacak.
Strateji aynı zamanda iki büyük stratejiden de etkileniyor. Bunlardan biri yerelleştirme stratejisi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Yerelleştirme Komitesi'ne başkanlık ediyor ve yerelleşme stratejisinin, sanayi stratejisine yansıyacak özellikleriyle yakından ilgileniyor.

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender el-Harif, Bakanlığındaki yeni projeleri açıkladı

-Ulusal sanayi stratejisinde herhangi yeni bir yasanın çıkarılmasını ya da bazı yasalarda değişiklik yapılmasını gerektirecek mi?
Az sayıda mevzuat olacak. Mevzuata ek olarak sunacağımız bazı politikalar var. Sanayi stratejisi, yaklaşık 30 politikanın değiştirilmesini gerektiriyor. Bu politikaların tamamı, örneğin yerli içerik gibi sektörlerin gelişmesine ve büyümesine yardımcı olmayı amaçlıyor. Bakanlar Kurulu iki gün önce, yerli içerik sektörüyle ilgili bazı usulleri onaylama kararı aldı. Bu usuller, talebin önemli bir yönünü oluşturuyor ve dış ticaretle de ilgili olan teşvik edici politikalardan biridir. Dış ticaret anlaşmasıyla ilgili olarak ise Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde İngiltere ile bir blok olarak Körfez ülkeleriyle üzerinde çalışılan bir ticaret anlaşmasını duyurdu. Bu tür adımlar sanayi yatırımcısını çekmek için çok önemli. Suudi Arabistan'da ihracat yoluyla yerel bir pazar ya da piyasa oluşturmak için sanayi imkanları oluşturuyoruz.

- Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığımız röportajda, ülkesinin madencilik sektörünün yüzde 3'üne bile yatırım yapmadığını ifade etti. Bakanlığın bu sektörle ilgili politikası nedir?
Suudi Arabistan'ın kalkınmasının ilk yıllarında petrol, gaz ve petrokimya sektörlerine odaklanması nedeniyle madencilik sektörü mecburen terk edildi. Suudi Arabistan'ın büyük madencilik kapasiteleri olduğu bir gerçek. Madencilik sektöründe en az 5 trilyon riyalimiz (1.3 trilyon dolar) olduğunu tahmin ediyoruz. Suudi Arabistan, jeolojik olarak büyük bir araştırma yapılmamış olan ülkelerden biri. Eski dönemlerde gerek ABD, gerekse Fransa ile yapılan çalışmaların verileri mevcut. Şimdi 80 yıllık verilerin toplamını içeren bir veritabanı çalışması başlattık, ancak aynı zamanda yaklaşık 2 milyar riyal değerindeki jeolojik araştırma programıyla birlikte maliyeti yaklaşık 2 milyar riyal olan jeolojik bir araştırma programı başlattık. Bu program, Suudi Arabistan topraklarının üçte birini ve Yarımada Kalkanı'nın tamamını kapsıyor.  Burası madenler açısından zengin bir bölge. Her ülke daha doğru verilere sahip olana kadar jeolojik araştırmalara yatırım yapıyor. Bunun yanında vakit kaybetmemek için paralel olarak başka bir girişim daha başlattık. Elimizdeki verilerle bazı madenlerin daha çok oldukları bazı sahaları tespit etmeye ve bunlarla ilgili özel izinlerle kamu ihaleleri açarak çalışmalara başladık.  Geçtiğimiz Nisan ayının başında uluslararası düzeyde bir ihale gerçekleştirdik. İhale, dünya genelindeki madenlerle ilgilenen büyük şirketlerin çoğundan büyük ilgi gördü. Büyük bir rekabet ortamı oluştu. İhale, Riyad'dan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta bulunan el-Kuveyiye şehrinin el-Huneykiye bölgesinde bakır ve çinkonun bol miktarda bulunduğu bir sahası için yapıldı. Saha ile ilgilenen tüm büyük firmalar ihaleye katıldı. Daha sonra bir ihale daha yaptık. Bu yıl bitmeden üçüncü bir ihale daha yapmayı planlıyoruz. Aslında, yatırımcılara açmak üzere ticari miktarlarda maden olduğunu düşündüğümüz 50 saha belirledik. Verileri doğrulamak için basit bir çaba ve biraz sondaj gerekiyor. Dolayısıyla önümüzde gidebileceğimiz iki yol var. Birincisi jeolojik araştırma ve veri tabanına dayalı uzun yol -ki bu zaman alıyor ve yüksek doğruluk sağlıyor. Diğeri ise daha hızlı olan ihale yolu. Madencilik sektörünün yapı malzemeleri ve bunların düzenlenmesi gibi başka alanlarla da ilişkili olduğu unutulmamalı.

-Eğitim alanının Suudi Arabistan'daki madencilik sektörünü desteklemediği iddialarına katılmıyor musunuz?
Kral Abdülaziz Üniversitesi'nin güçlü bir Yer Bilimleri Fakültesi var. Mevcut müfredatın güncellenmesi ve sahadaki uygulamalara daha yakın olması için çalışmalar devam ediyor. Sektörle ilgili çalışmaların olmamasının sektörü üniversitelerin ilgi alanı dışına ittiğine şüphe yok. Bugün ise üniversitelere yeni kapılar açan madencilik sektörüne yönelik bir eğilim ile Kral Fahd Üniversitesi ve Kral Abdülaziz Üniversitesi olmak üzere iki üniversiteyi, daha önce bu alanda deneyimleri olduğu için belirledik. Madencilik alanında uzmanlıklar konusunda uluslararası üniversitelerle ortaklıkları var. Ulusal düzeyde ise uzun zaman alabilecek bilimsel yönün dışında ‘Vaat’ adlı daha umut verici ve daha hızlı sonuç veren yeni bir program üzerinde çalışıyoruz.

-Yabancı yatırımcıların madencilik sektörüne olan ilgisinden memnun musunuz?
Şimdiye kadar firmaların katılımının yüksek olmasından ve tanıştığım tüm firmaların yeni sahalara yoğun ilgi göstermesinden ötürü herhangi bir tereddüt yaşamadık. Hatta yaklaşık 12 nitelikli başvurunun olacağını tahmin ederken 18'e ulaştık. Ardından uluslararası büyük şirketlerin yer aldığı listeyi 9'a indirdik. Madencilik sektörüne yoğun ilgi olduğundan ve bu sektördeki yatırımcılar bu türde yatırım yapmanın zorluklarını bildiklerinden belli bir grup şirket hedefleniyordu ve katılması beklenen tüm şirketler ihaleye katıldı. Suudi Arabistan madencilik sistemini gerçekten modernize etti ve 2021 yılında çevre, toplum ve yönetim ile ilgilenerek bu alandaki usullere daha fazla odaklanmak için bu sistemi hayata geçirdi. Ayrıca sanayi ile madencilik sektörlerini ilişkilendirme konusunda doğal kaynaklarından yararlanamadan tüketen başka ülkeler gibi hata yapmak istemiyoruz. Bu yüzden madencilik sektörünü sanayi sektörüne bağlanmasını planladık.  Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı da bu çerçevede sanayi ve maden zenginliği ile ilgili özel bir bakanlık olarak Enerji, Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı’ndan ayrıldı.
Üçüncüsü ise şeffaflık. Bugün Ulusal Jeolojik Veritabanı’nın açık olması ve herkesin girebilmesi sistemdeki şeffaflık düzeyini gösteriyor. Herkes buradan Suudi Arabistan’ın tüm maden sahalarını ve bu sahalarda faaliyet gösteren kişi ya da kurumları açık ve şeffaf bir şekilde görebilir.
Sistem, yatırımcı sürekliliğini garanti etmesinden ötürü büyük önem taşıyor. Çünkü bu sektörün 20, 30 ve 50 yıllık yatırımlara ihtiyacı var. Hatta birkaç gün önce çelik yatırımcılarından biriyle konuşuyordum ve bana 50 yıllık bir plandan bahsetti. Yani eğer baştan netlik olmazsa sorun olur. Suudi Arabistan’ın ayrıcalıklı olduğu ikinci nokta ise yatırımcının karşısında bir hükümetin olmasıdır. Dünyanın büyük bir bölümünde yatırımcı, federal ve yerel yönetim karmaşıklığıyla ve toplumla şu veya bu biçimde uğraşmak zorunda kalıyor.  Bunların hiçbiri bizde yok. Diğer bir nokta ise çevre sorunudur. Çevre çok önemli bir konu. Bazen çevresel talepler ya netliğin olmaması ya da uygulamada ciddiyetin olmaması nedeniyle büyük bir engel oluşturuyor.  Bu nedenle madencilik sektörü büyük bir ilgi görürken neredeyse hiçbir zorluk görmüyoruz.

-Araştırmalara göre Suudi Arabistan’da en fazla hangi madenin rezervi bulunuyor?
Dört ayrı maden rezervi var. Bunların başında fosfat geliyor. Suudi Arabistan, madenler ve bunlara yapılan yatırımlar bakımından dünyada 2’nci ya da 3’üncü sırada yer almayı hak ediyor. Fosfatın ardından çinko, bakır ve altın rezervleri geliyor. Örneğin altın üretimimiz şuan 400 bin ons ve 2030 yılına kadar ikiye katlanarak bir milyon onsun üzerine çıkması bekleniyor. Jeolojik araştırma sonuçlarının bize tahminimizden daha fazla maden çeşidi ve miktarı verdiğine inanıyoruz.

-Madenler petrol ürünlerinin yanında önemli bir yan kol haline gelir mi?
Bir kolu olduğuna şüphe yok. Bugün sektörler arasında nasıl bağlantı kuracağımızı anlamaya başladık. Örneğin bugün Enerji Bakanlığı ve Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu (SABIC) gibi kurumlarla bina teknolojiler üzerinde kapsamlı bir çalışmamız var. Bir madencilik sektörü olan çimento sektörünün petrokimya sektörüne nasıl yardımcı olduğunu ve daha sağlam, daha ucuz ve daha fazla zaman kazandıran malzemeleri üretirken bu malzemelerin birbirini nasıl tamamladığını gördük. Bina teknolojisiyle ilgili büyük bir programımız ve aynı büyüklükte bir finansman programımız var. İngiltere ziyaretim öncesinde Avusturya'daydım. Orada bu konuyla ilgilenen birçok şirket olduğunu gördüm.
Bu yüzden sanayi stratejimizde, bu sektörlerin downstreamde (mansap) önemli olduğunu, Suudi Arabistan’ın bugün petrokimya sektöründe başarı sağladığını ve büyük şirketlere ulaştığını görüyoruz. Buna karşın petrokimya üretimimizin yüzde 85'ini yurtdışına ihraç ediyoruz. Büyük bir kısmını da yüksek katma değerli ürün üretiminde kullanılmak üzere dönüştürmeye çalışıyoruz. Ürünlerin çoğu metal ya da metal olmayan malzemelerin karışımı olduğundan madencilik sektörüyle yakından ilgililer.

-Suudi Arabistan'ın ilaç sektörüne yatırım yapmaya başladığını açıkladınız. Peki, hedef sektörler neler?
Suudi Arabistan, aşı ve hayati ilaç endüstrilerini yerelleştirmeyi istiyor. Bakanlar Kurulu,  biyolojik tıbbi ürün ve aşı endüstrileri dosyasıyla ilgili olarak Sağlık ve Maliye bakanlarının, Kamu Yatırım Fonu (PIF) Başkanının ve Gıda ve İlaç Otoritesi (SFDA) Başkanı’nın yönetim kurulunda yer alacağı Sanayi Bakanı başkanlığında bir komite oluşturulması kararı aldı. Mevcut projelerle ilgili yaklaşık 3,4 milyar riyallik tahminlerimiz var. Bunlar hazır fırsatlar. Söz konusu dosyayı yönetmek için çalışan bir ekibimiz var. Dosyayla ilgilenen bazı şirketlerle iletişime geçmeye başladık ve daha da hızlanacağız. Bunlar strateji dahilindeler. Koronavirüs salgını birçok önceliği değiştirdiğinden hızlı ilerleme kaydedilen yola öncelik verdik.
Suudi Arabistan, gıda, ilaç ve sarf malzemeleri, ürünlerin bulunabilirliği bakımından salgınla en iyi şekilde mücadele eden ülkelerden biriydi. Salgının başında 500 bin civarında maske ürettik. Sağlık Bakanlığı ile yaptığımız toplantıdaki ilk tahminlere göre 10 milyon maskeye ihtiyacımız vardı. Üreticilere yönelik bir program hayata geçirebildik ve kapasiteyi 500 binden 7 buçuk milyona çıkardık.

-Suudi Arabistan, sanayi sektörü bakımından Arap ve Müslüman ülkeler arasında öncü bir rol oynuyor. Bu noktada uluslararası ortaklıkları ve Vizyon 2030 çerçevesinde dost ülkelerin büyümesine ve istikrarına nasıl bir katkıda bulunabilir?
Suudi Arabistan’ın çok önemli ve asli bir rolü var, ama müsaadenizle hayati öneme sahip ilaçlar ve aşılarla ilgili bir kaç örnekler vereyim. Tüm öneriler yalnızca Suudi Arabistan için değildi, çünkü içerideki talep hacmi sınırlıydı. Bağış ve diğer desteklerle katkıda bulunarak Suudi Arabistan’ın bir merkez haline gelmesi planlandı. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi, bu konuda önemli bir role sahip olan komite üyelerinden biriydi. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın helal ürünler için özel bir stratejiyi güncellemeye çalıştığını da eklemek isterim. Suudi Arabistan sektörler, sertifikalar ve teknoloji olarak helal ürünler için bir merkez olmaya hak kazanıyor. Bugün bu alanda büyük fırsatlar var. Bakanlık görevimden önce gıda üretimi yapan Arasco Şirketi’nde genel müdürlük yapıyordum. Bu nedenle helal ürünler geliştirmek için çok büyük fırsatlara sahip olduğumuzu biliyorum.
İhracat stratejimizin hedefinde, bizim için önemli pazarlar olacak birçok ülke ve komşu ülkelerin pazarları var. Komşumuz olan bazı ülkelerdeki huzursuzluğun sona ermesini ve eski hallerine dönmesini umuyoruz. Irak pazarı, Yemen ve onun yeniden inşası çok önemli. Aynı şekilde Suriye’nin yeniden inşası da önemli olacak. Afrika susuz. Kısa bir süre önce Güney Afrika’yı ziyaret ettim. Ayrıca Riyad'da, Suudi Arabistan’ı güvenilir bir ortak olarak gören Afrika ülkelerinden yaklaşık 12 bakanla görüştüm. Suudi Arabistan'ın büyük bir adalet ve eşitlikle yatırımlara öncülük edebileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle, ihracat stratejimizde Afrika'da Suudi Arabistan’ın ihracatı için destinasyon olacak bir veya iki yer var.

-Made in Saudi Arabia, büyük yankı bulan ve sanayi sektörünün ötesine geçen bir program. Nedir bu program? Kaç fabrika programa katıldı?
Şuan programa katılan 4 binden fazla fabrikamız var. Buna 6 bin fabrika daha eklenecek. Bence tüm fabrikalarımız sektörün geneline hizmet ettiğinden Made in Saudi Arabia ibaresini kullanacak. En başından beri bunun farkındayız. Ne yazık ki burası Suudi Arabistan mı değil mi diye düşünmeyen bir toplumduk, ama artık bu kültürü yerleştirmeye başladık. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederim. Suudi Arabistan'da bir rüya gerçekleşti. Made in Saudi Arabia fuarını düzenlediğimizde, katılım muhteşemdi. Gurur, aidiyet duygusu, arzu ve gerçeğin bir araya geldiği bir fuar oldu. Sadece Suudilerden değil, aynı zamanda diğer uyruklardan katılımcılardan da bunu hissettik. Bu duyguyu başardık. Bu ibareyi, İngiltere, Almanya ve birçok ülkede olduğu gibi ürünün tek bir kimlik taşıması için ihracatımızda kullanmaya başladık.
Made in Saudi Arabia'nın ana kimlik olması ve altında Made in Mecca ya da Made in Medina gibi detayların yer alması için yönetimiyle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Yakında kendi sistemini ortaya koyacak. Bu yüzden yönetimin önemli olduğunu söylüyoruz. Çünkü niteliksel veya mekansal bir endüstri olarak yapılanların sebepleri var.  Müslümanlar olarak Mekke ile övünmek hakkımızdır. Umre ve hac ibadeti için ziyaretçiler geldiğinde kendisine Mekke veya Medine'yi hatırlatan bir eşya satın alıyorlar. Bu yüzden rastgele değil, sistemli olması gerekiyor.

-Küresel çağrılar ve özellikle iklim sorunu çerçevesinde bu dosyayla nasıl ilgileniyorsunuz?
Suudi Arabistan’ın bu konuyu ciddiyetle alan ülkelerin başında geldiğine eminim diyebilirim. Suudi Arabistan’ın bu konuda net bir planı var. Endüstrilerde ve projelerde, fabrika kurup bir milyar riyal koyan bir kişiye gelip ona değişmesini söylemek zor olduğundan tüm gözlemler toplanır, incelenir ve dikkate alınır. Ama bunun için belirli adımlar izlenmeli. Kademeli olarak geçiş yapmasına yardımcı olmalıyız. Bu dosya Enerji Bakanlığı’nın yetki alanına giriyor ve mükemmel bir iş çıkarıyor.

-Serbest ticaret konusunda Körfez ülkeleri ile İngiltere arasında müzakereler yapılıyor.  Bunların bir süresi var mı?
Takvimini bilmiyorum. Böyle müzakereler genellikle uzun zaman alıyor, ama önemli olan iki tarafın genel hatlarıyla fikir birliğine sahip olmaları. Taraflardan her biri diğerinin sunacağı ayrıcalıklardan yararlanmak istediklerinden her zaman bir kazan-kazan eğilimindeler ve konunun sizin çıkarınıza olduğunu keşfedebilirsiniz. Dışişleri Bakanı değilim, Sanayi Bakanıyım. Dosya, Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Ancak sanayide herhangi bir serbest ticaret anlaşması, endüstrilerimize ve onların dışarıya erişimlerine hizmet etmeli ve gelecekte üretim yeteneğimizi sınırlamamalı. Bu da büyük bir mücadele gerektiriyor. Bugün Suudi Arabistan Dış Ticaret Genel Otoritesi gurur duyduğumuz kuruluşlardan biridir. Ben özel sektördeyken, bağımsız bir kurumun kurulması için çağrıda bulunuyorduk. Ardından Dış Ticaret Genel Otoritesi kuruldu. Ticari çıkarları ve kapasite geliştirmeyi dengeleyebildiğinden tüm beklentilerimizi aştı.
Bazı serbest ticaret anlaşmaları önemli bir sektöre engel olabilir. Koronavirüs salgını krizinde neler olduğunu gördük. Ülkeler sizinle ihracatı durdurduğunda serbest ticaret kuruluşları neredeydi?! Ülkeler gerektiğinde ihracatı durdurma hakkına sahip olduklarını söylüyorlar, gelip desteklemek istediğinizi söylediğinizde ise bunu yanlış buluyorlar. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin, ortak çıkarlara ilişkin bir çerçeveyi müzakere etme ve tanımlama konusunda çok daha iyi bir konumda olduğunu düşünüyorum. Bugün biz bile bakanlık olarak Dış Ticaret Genel Otoritesi’ne bilgi ve veri ile ihtiyacımız olan ve olmayan konularda yardımcı olabiliriz. Sanırım zaman alacak ama İngiltere Körfez ülkelerinde hepimizin merak ettiği ülkelerden biri. Gerçek bir ortak ve ilgimizi hak ediyor.
Suudi Arabistan, Lojistik için önemli bir destinasyon olacak. Koronavirüs krizinden sonra birçok uluslararası şirketin üretimini dünyanın çeşitli bölgelerine dağıtması için listedeki en iyi seçeneklerden biri haline gelecek. Bu şirketlere devlet desteğinin en azından ahlaki açıdan önemli olduğuna şüphe yok.

-Siz bir iş adamısınız ve ticaret geçmişine sahipsiniz. Bugün ise Sanayi Bakanısınız. Sizin için değişen ne oldu?
Bu soruyu yanıtlamam için uzun bir oturuma ihtiyacımız var. Aslında düşünce şeklimi çok fazla değiştirmem gerekmedi. Hatta bir iş adamının yatırımcıya daha fazla hitap edebileceğini düşünüyorum. Siz onları anlıyorsunuz, onlar da sizi anlıyor. Hangi zorlukların üstesinden gelebileceğinizi tam olarak biliyorlar. Bakanların birçoğu özel sektörden geliyor. Bu yüzden zorlukları kolayca anlayabiliyorlar.

-Ne zaman Suudi Arabistan'da üretilen Lucid Motors marka bir otomobil siparişi verebiliriz?
(Gülüyor) Ben sipariş verdim bile, onlara söyledim.

-İlk otomobili ne zaman üretmeyi düşünüyorsunuz?
Bu gibi gelişmiş fabrikaların 3 yıl içinde faaliyete geçebileceğini ve daha uzun sürmemesini bekliyorum. Çünkü hepsi tam otomatik teknolojiye göre çalışan fabrikalar. Başka bir otomobil firmasının da faaliyet duyurusunun yapılması bekleniyor.

 -Suudi Arabistan elektrikli otomobil endüstrisinin merkezi olur mu?
Bunu söyleyemem ama Lucid Motors ile diğer şirketin üretimiyle 300 bin otomobili aşacağız.

-Önümüzdeki yıl Suudi Arabistan'da yapılacak maden konferansının hazırlıkları çerçevesinde Londra’ya geldiniz. Böyle bir konferansa katılmanın ne gibi yansımaları olacak?
Stratejik plan çerçevesinde, tüm yatırımcıları bir araya getiren konferans ve etkinlikler açısından bölgemizin yeterli ilgili görmediğini fark ettik. “Future Minerals Forum” başlığı altında yıllık olarak yapılan bu konferansı düzenlemek stratejimize dahildi. Esasen bu konferansın ilkini bu yılın başında Ocak ayında yaptık. Konferansın amacı, Riyad'ın ev sahipliğinde olan, ancak Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’yı da kapsayan uluslararası bir konferans gerçekleştirmek. Buralarda çok miktarda maden var, ancak bu madenler birçok sorun ve zorluk yaşayan ülkelerde bulunuyorlar.  Madencilik sektörü oldukça karmaşık bir finansal yapıya ihtiyaç duyduğundan ve lojistik, çevre ve akademik hizmetler sunan şirketlerin bazı zorlukları, fırsatları ve çözümleri tartışmak için tek bir yerde toplanması gerektiğinden hükümetlerden, büyük madencilik şirketlerinden, finans şirketlerinden ve zorlukları, fırsatları ve çözümleri tartışmak için bazılarının tek bir yerde olduğu lojistik, çevre hizmetleri ve akademik hizmetler sunan şirketlerden tüm paydaşları bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Konferansın ilk oturumuna yaklaşık 3 bin 500 kişi fiziki olarak yaklaşık 4 bin kişi ise koronavirüs nedeniyle çevrimiçi olarak katıldı. Bu konferansın yıllık olarak düzenlenmesini onaylayan Suudi Arabistan’ın bilge yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Bugün tüm büyük şirketler bu konferansa nasıl katılabileceklerini soruyorlar. İngiltere Enerji Bakanı ile Riyad’da yaptığım görüşmede konferansa katılma konusunda ne kadar istekli olduğunu gördüm. Daha önce görüştüğüm Sanayi ve Enerji İşleri Bakanı'nı bu konu ile görevlendirdi. Bu da onların büyük ilgisini gösteriyor. İngiltere, çok önemli olduğunu düşündüğü ve nadir olarak tanımladığı yaklaşık 16 veya 17 maden için bir strateji başlatacak. İngiliz Bakan’a göre strateji, önümüzdeki birkaç ay içinde başlatılacak. İngilizler, Suudi Arabistan'ı uyum açısından uygun bir ortak ve coğrafi konumu açısından tedarikçiler için alternatiflerden biri olarak görüyorlar.



Darfur Bölgesi Valisi Minawi Al-Majalla’ya konuştu (2): Sudan’ın bölünmesini oldubittiye getirmek istiyorlar… HDK'nın operasyon odalarında yabancılar var

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
TT

Darfur Bölgesi Valisi Minawi Al-Majalla’ya konuştu (2): Sudan’ın bölünmesini oldubittiye getirmek istiyorlar… HDK'nın operasyon odalarında yabancılar var

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi, Al Majalla’ya verdiği röportajın ikinci bölümünde Sudan’la ilgili uluslararası ve bölgesel bir tartışmanın olduğunu belirtti. Minawi, “Sudan’ı ya bölmek istiyorlar ya da bölünmeyi oldubittiye getirmek istiyorlar” diyerek dışarıdan ülkeyi bölmeye yönelik bir plan yapıldığı uyarısında bulundu.

Röpottajın iilk bölümünde 15 Nisan’da Hartum'da tanık olduklarını anlatan Darfur Bölgesi Valisi Minawi, Muhammed Hamdan Dagalu komutasındaki HDK'nın başlangıçta yaklaşık 25 bin kişiden oluştuğunu ancak savaş başlamadan önce Hartum’a 120 bin HDK üyesinin getirildiğini belirterek, “Bunların yüzde 70'inden fazlası eğitimsizdi. Gerçek sicile sahip HDK’ya bağlı seçkin güçler arasında yer almıyordu. Sudan'ı yağmalamak ve işgal etmek için (başkent Hartum’a) farklı ülkelerden çok sayıda genç getirildi” şeklinde konuştu.

HDK’nın Darfur bölgesindeki 5 eyaleti askeri olarak kontrol ettiğini, ancak tam kontrole sahip olmadığını söyleyen Minawi, HDK’nın yanında Rus paralı asker grubu Wagner’in de rolü olduğuna dikkati çekerek “HDK üyelerinin yüzde 50’sinden fazlası yabancı uyruklu ve operasyon odalarında Sudanlı olmayan yabancı subaylar oturuyor” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Port Sudan’da askeri bir üs kurma anlaşmasının ‘öldüğünü’ belirten Minawi, ancak Sudan Ordusu ile Tahran arasında, askeri ortaklık karşılığında İran’ın ürettiği silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) satın alımının da olduğu bir mutabakata varılabileceğini göz ardı etmedi.

İşte Darfur Bölgesi Valisi ve Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ile Zoom uygulaması üzerinden yaptığımız röportajın ikinci bölümü:

*Sudan’daki savaşın, iki general (Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Dagalu) arasındaki bir savaş olduğunu, Darfur’daki savaşın bir uzantısı olarak patlak verdiğini ve dolayısıyla Darfur’daki savaşın bitmediğini, mevcut savaş başlayınca Darfur'daki savaşın bir uzantısı olarak oldubittiye getirildiğini söyleyenler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu doğru. Bu savaş, Darfur’daki savaşın, 1955 yılında Torit şehrinde patlak veren savaşın, Güney Sudan’daki savaşın, Nuba Dağları’ndaki savaşın, Mavi Nil’de yaşanan savaşın ve tüm birikmiş meselelerin bir uzantısıdır. Bunu neden söylediğime gelince öncelikle HDK'nın yapısı kabile temellidir. Kurulduğu dönemde Darfur'da çıkan olaylar adına oluşturuldu. Ben de başlarda bu oluşum içinde yer aldım. HDK, dönemin Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir'i, bazı generalleri ve yardımcılarıyla birlikte Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önüne çıkarana kadar birtakım eylemler gerçekleştirdi.

Darfur'da bir soykırımın yaşandığı, 2003 yılında başlayan etnik temizliğin 2006 ve 2007 yıllarına kadar devam ettiği herkesçe biliniyor. Darfur’daki çatışmanın tüm dünyayı, bölgenin kontrolünü Afrika Birliği (AfB) tarafından gönderilen AMIS (African Union Mission in Sudan) adlı barışı koruma gücüne devredecek kadar ikilem içerisine soktuğu biliniyor. Durumun kötüleşmesi üzerine AfB Barışı Koruma Gücü’nün (AMIS) misyonu Birleşmiş Milletler (BM) tarafından oluşturulan bir görev gücüne devredildi. BM ve AfB’nin ortak görev gücüne o dönemde dünyanın en büyük misyonu olan ‘UNAMID’ (BM-AfB Darfur Misyonu) adı verildi.

FOTO: Minni Arko Minawi, Sudan hükümeti ile beş isyancı hareket arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim Muhammed ile birlikte, 31 Ağustos 2020 (Reuters)
 Minni Arko Minawi, Sudan hükümeti ile beş isyancı hareket arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim Muhammed ile birlikte, 31 Ağustos 2020 (Reuters)

Tüm bunlar olurken, merkez ile kenarlar arasındaki gerginlik, merkez beni çağırıncaya kadar zaman zaman şekil değiştirdi. O sıra iktidarda siyasal İslamcı Ulusal Kongre Partisi hükümeti vardı. HDK, demokratik dönemde Sadık el-Mehdi hükümeti ve şu ​​an Milli Ümmet Partisi’nin lideri olan general tarafından kurulmuş bir kabile ordusu olmasına rağmen ondan yardım istediler.

HDK, devletin kendisine sağladığı imkanlar sayesinde orduyu destekleyen bir yapıdan paralel bir orduya dönüştü.

*HDK, bahsettiğim gibi Darfur’daki daha önceki savaşta önemli bir rol üstlenmişti. Bu savaş yeniden başlamış gibi görünüyor. İhlallerden, sahadaki ve insani durumdan bahsediliyor. Şu an Darfur'daki askeri durumla ilgili nasıl bir harita çizersiniz?

HDK 2003-2004 döneminde bu saydıklarınızı içeren bir kültür üzerine kuruldu. Tıpkı ‘her kap içindekini dışına sızdırır’ deyiminde ifade edildiği gibi. HDK, son dakikaya yani hedef aldığı düşmanın kafasına sıkacağı son kurşuna kadar uygulanmak üzere manifesto geliştiren bir yapıdır. Dolayısıyla HDK’nın sahip olduğu bu kültür, karşınıza çıkan ne varsa mutlaka ele geçirilmesi gerektiğini salık verir. Karşısına çıkan tüm kadınlara tecavüz etmesi gerekiyor, çünkü o dönemde bu gücü oluşturan istihbarat üyelerinin bu güçleri oluşturmadaki gerçek niyeti bu tür ihlallere yol açmaktı. ‘Her kap içindekini dışına sızdırır’ derken kast ettiğim o kabın içindeki işte bu. Dolayısıyla bir şekilde iktidarı ele geçirmeye karar verdiklerinde, komşu ülkelerden çok sayıda paralı asker, savaş tutkunu, para düşkünü ve kaos müptelası, hiç eğitim almamış, vicdanı olmayan, çölden gelmiş, insanlık nedir bilmeyen kim varsa getirdiler. Hepsi Sudan sahasında, savaş alanında toplandı. Herkes bunun bir parçası oldu. Tecavüz olsun, yağma olsun, insanlara baskı olsun, başka şeyler olsun istediklerini yapıyorlar. Tam özgürlüğe sahipler. Hartum'da evlere el koydular. Sudan dışından gelenler ne Sudan halkını ne de Sudan ruhunu umursuyorlar. Çünkü ele geçirmek için geldiler. Yaklaşım bu. Onlara verilen mesaj da bu. Dolayısıyla aldıkları mesajı yerine getiriyorlar.

HDK’nın operasyon odalarında yabancı uyruklu, Sudanlı olmayan subaylar oturuyor

*HDK askeri olarak Darfur’un kontrol ediyor mu?

Evet, Darfur’u askeri olarak kontrol ediyor. Darfur dört eyaletten oluşuyordu. Darfur’daki savaş sırasında Ulusal Kongre Partisi hükümeti bu sayıyı Batı Darfur, Orta Darfur, Güney Darfur, Doğu Darfur ve Kuzey Darfur eyaletleri olmak üzere beşe çıkardı. HDK dört eyaleti kontrol ediyor, ama yönetimi ele geçirmedi. Tam bir kaos yaşanıyor. Vatandaşlar da bu yüzden tüm bu eyaletlerden kaçıyorlar. Gerçekler bunlar.

*Wagner güçlerinin HDK’ya Darfur'daki operasyonlarında yardım ettiği konuşuluyor. Bununla ilgili bir bilginiz var mı?

Bu konuda yeterli ve kesin bir bilgiye sahip değilim. Fakat savaştan önce bile duyduklarım ve elde ettiğim bilgiler doğrultusunda bunu göz ardı etmiyorum. Ama bu savaşı destekleyenler ve bu savaşı çok yüksek bir oranda, yüzde 50’nin üstünde yönetenler Sudanlı değiller. HDK’nın operasyon odalarında Sudanlı değil, yabancı uyruklu subaylar oturuyor.

(Soldan sağa) HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Daklu, Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk başkent Hartum'da düzenlenen bir tören sırasında, 8 Ekim 2020 (AFP)
(Soldan sağa) HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Daklu, Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk başkent Hartum'da düzenlenen bir tören sırasında, 8 Ekim 2020 (AFP)

*Sudanlı olmayanlar da var dediniz. Wagner’den olanların ve olmayanların olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

Evet, Wagner’den olanlar ve Wagner’den olmayanlar var.

*Wagner’den olmayanlar, yani Afrikalılar. Bildiğiniz gibi Çad'da darbe girişimi yaşandı. Kabilelerin Darfur bölgesine müdahalesi nedeniyle Darfur'daki savaşın Çad ve Orta Afrika'da yansımaları olduğunu düşünenler var. Bununla ilgili yorumunuz nedir?

Ben herhangi bir ülkenin adını vermedim ve daha fazla ileriye gitmek de istemiyorum. Ama Çad’a ile ilgili ne kastettiniz. Orada darbe girişimi mi oldu yoksa başka bir şey mi oldu bilmiyorum. Fakat güvenlik durumu ve kriz haline gelip çözülmesi gereken siyasi gerginliklerin yaşandığını biliyoruz. Ama bahsettiğim rol, Sudan'ın savaşın yönetilmesinde oynadığı rol. Burada Çad devletini kastetmiyorum.

Altın kaçakçılığı ve Sudan topraklarının sömürülmesi korkunç bir durum.

*Wagner meselesine dönecek olursak, basında Wagner'in HDK'yı desteklediğine dair birçok haber yer alıyor. Altın kaçakçılığına karıştığı konuşuluyor. Sizce bu haberler doğru mu? Bununla ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

Biz bu tür haberleri ve bilgileri, hassas istihbarat bilgilerine sahip, modern istihbarat eğitimi almış, tecrübesi ve kabiliyeti yüksek, bu tür gelişmeleri takip edebilecek uyduları olan kişilerden alıyoruz. Elimde, basında çıkan haberleri teyit edecek bir bilgi yok ama altın kaçakçılığı ve Sudan topraklarının sömürüldüğü açık. Bu çok korkunç. Sudan'da kaynaklar gibi birçok alanda da sömürü var. Dolayısıyla bu sömürü sayesinde şimdi bu savaşın büyük potansiyeli ortaya çıktı.

*Milislerden ve HDK'dan bahsetmişken, sizce Orgeneral Hamideti ile ne ölçüde temas halindeydiniz? Hamideti’nin HDK’yı tamamen kontrol ettiğini düşünüyor musunuz? HDK’ın kaç üyesi var?

Bu güçler bir ya da birkaç kabileden oluşuyor. Hatta bu güçlerin içindeki kabilelerin doğal olarak kardeş lidere ve komutan yardımcısına yakınlıklarına göre düzenlenmiş kategorileri var. Bu yüzden sayıları çok. Ancak bu güçlere liderlik edenler seçkin kesimlerden kişiler. Seçkinler ve elitler birdir, kabile de birdir. Kabile içinde bile ailelerin en üst düzeyden en alt düzeye kadar çeşitlilik gösterdiği biliniyor.

*Tam bir kontrol ve net bir yapı olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabii ki hayır, oluşumu gereği kontrol tam olamaz. Hatta bunu bizzat Hamideti bile söyledi. Olan bitenlerin sebebinin ‘isyancılar’ olduğunu ifade etti. Hamideti onlara böyle diyor. Hamideti’nin yardımcısı Sayın Abdurrahim Hamdan Dagalo ile görüştüm. O da (Darfur’daki) el-Cenine’de yaşananların ‘isyancılardan’ yani kendi kontrolleri dışında olanlardan kaynaklandığını düşünüyordu. Belki savaşlardan çıkar sağlıyorlar ve operasyonlarından faydalanıyorlar ama askeri emirlere ve talimatlara uyanlardan değiller. Bu sebeple isyancıların olduğuna şüphe yok. Bununla birlikte seçkinler gibi sistemin içinden gelen, ancak kişisel çıkar elde etme eğiliminde olanlar da var. Bunlar, HDK’nın düzenli ordu oluşturma yöntemiyle oluşturulmamasından ötürü varlar.

*HDK’nın üye sayısıyla ilgili bir tahmininiz var mı?

Sayılarını tam olarak bilmiyorum ama savaştan önce generallerden öğrendiğime göre Hartum’a dışarıdakiler hariç yaklaşık 120 bin HDK üyesi girdi. Bunların yüzde 70'inden fazlası eğitimsizdi. Gerçek sicile sahip HDK’ya bağlı seçkin güçler arasında yer almıyordu. Sudan'ı yağmalamak ve işgal etmek için (başkente) farklı ülkelerden çok sayıda genç getirildi.

Bu ittifak ‘Anayasal Bildiri’ üzerine kurulmuştu. Anayasal Bildirinin üç imzalı nüshası vardı ve her bir nüshada farklı hükümler yer alıyordu.

*Yaklaşık 120 bin HDK'lının Hartum'a girdiği söylenebilir mi?

O dönemde böyle olduğu söyleniyordu. Bu, Hartum'daki sayıydı. Çünkü savaşa altı aydan az bir süre kala HDK sayısının 25-30 bin civarında olduğunu söylüyorlardı. Ancak savaşa birkaç gün kala Hartum’a 120 binden fazla HDK üyesinin getirildiğini söylediler. Bu, sayının çok fazla olduğu ve çok az dönemde dramatik bir şekilde katlandığı anlamına geliyor. Bu artışın arkasında bir kuşatma vardı ve bunun arkasında da bir hedef.

*Röportajın başında Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin (ÖDG) rolünden bahsettiniz. Siz o dönemde de önemli bir isimdiniz, şimdi de öylesiniz. 25 Ekim 2021 günü Abdullah Hamduk hükümetine yapılan darbe hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hamduk hükümetine yapılan darbe üçüncü darbedir. Darbe diyebiliriz ama ben bunu darbe olarak görmüyorum. Çünkü iktidarı Beşir’in elinden alanlar Hamduk değil, Burhan ve Hamideti idi. Hamduk o dönem hükümetin üçüncü adamı olması için getirilmişti.

Orada bulunan görgü tanıklarından birinin aktardığına göre Hamduk 25 Ekim'den önce nüfuz sahibi biri değildi. Çünkü yönetim bizzat generallerin elindeydi. En nihayetinde Hamduk bir komutan değildi ve başbakanın yetkisi dahilinde olması gereken birçok konuda onlardan yardım istiyordu. Ancak Merkez Konseyi, ÖDG, ordu ve HDK arasında yapılan ittifak sonucu Hamduk hükümeti düştü. Bu bir darbeden ziyade bir ortaklığın sona ermesiydi. Çünkü bu ittifak ‘Anayasal Bildiri’ üzerine kurulmuştu. Anayasal Bildirinin üç imzalı nüshası vardı ve her bir nüshada farklı hükümler yer alıyordu. Dolayısıyla ne devlet ne de hükümet vardı. Bu da kaosun başlangıcı oldu.

Kaos, Anayasal Bildirinin imzalanmasıyla başladı.

*Kaos ile neyi kastediyorsunuz?

Kaos, Anayasal Bildiri imzalandığında başladı. ÖDG’nin Merkez Konsey kanadı ve ÖDG'yi kanla kurduğumuz, silahlı hareketlerle inşa ettiğimiz için benim de içinde bulunduğum Demokratik Blok kanadı dahil olmak üzere diğer gruplar tarafından darbe yapıldığına inanıyorduk. Ancak (eski Cumhurbaşkan Ömer) el-Beşir rejiminin devrilmesinin ardından ordu ve HDK ile ÖDG'nin temel oluşumuna karşı çıkanlar arasında gizli bir ittifak yapıldı. Çok sayıda kişi HDK'ya katıldı. Aslında Sudan'ın lehine değil de kendi lehlerine hedefleri olan ülkelerden uluslararası yardım aldılar. Bu kusurlu oluşum 25 Ekim'e kadar böyle devam etti.

FOTO: Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk Hartum'da siyasi bir anlaşmanın imzalandığı törende, 21 Kasım 2021 (Sudan Cumhurbaşkanlığı)
Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk Hartum'da siyasi bir anlaşmanın imzalandığı törende, 21 Kasım 2021 (Sudan Cumhurbaşkanlığı)

*Darbenin Burhan ile Hamideti tarafından Hamduk’a karşı yapılmadığını söylüyorsunuz ama gerçekte ÖDG ve Merkez Konsey kanadı içinde Hamideti’ye karşı bir anlaşmazlık mı vardı?

Darbe, ÖDG içinde gerçekleşti. ÖDG'den bazı gençler tarafından yönetilen ve Hamideti ve Burhan'la ittifak kurmalarını sağlayan bu darbe, 18 Ağustos 2019'da Beşir rejiminin düşmesinin ardından ‘geçiş hükümeti’ ve diğer oluşumların kisvesi altında üstü kapalı olarak gerçekleşti. Darbe böyle başladı. Bundan önce Hamideti ve Burhan Beşir'e darbe yaptı. Durum böyle ilerledi. Askeri Konsey’deki kardeşlerimiz darbecilerin merkez noktalarını tasfiye etmek için orduyu kullanıyorlardı. Mesela bir gün darbeye kalkışabilecekleri zayıflatmak için Burhan’ı kullanıyorlardı, başka bir gün askeri operasyonla iktidara gelebilecek silahlı hareketleri zayıflatmak için Hamideti'yi. Dile getirdikleri gizemli amaç da buydu.

*Sizce en fazla suçlu olan ÖDG-Merkez Konseyi mi?

Kesinlikle. Çünkü ÖDG-Merkez Konseyi, 25 Ekim öncesi dönemde siyasi güçlerle ulaşıp orduya sızdılar.

Sudan sahnesinde şu an yer alan taraflarla Anayasal Bildiriyi oluşturan taraflar aynı olduğundan bir yenilik görmüyorum.

*Hamideti ve Hamduk arasındaki son anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddüm) lideri Abdullah Hamduk siyasi rol, HDK Komutanı Hamideti ise askeri rol oynuyordu. Dolayısıyla onların aynı partinin ya da örgütün kanatları olduğuna inanıyorum. Bu da Sudan halkı açısından ‘gülünç’ bir durum. Bir diğer ‘gülünç’ olan konu ise bu tür senaryolar, skeçler ve oyunlarla bizi kandırdıklarını düşünmeleri.

*Sizce bu Sudan'da daha geniş kapsamlı bir çözümün başlangıcı mı, yoksa şu an var olan bölünmenin devamı mı?

Henüz ortaya yeni bir yapı çıkmış değil. Sudan sahnesinde şu an yer alan taraflarla Anayasal Bildiriyi oluşturan taraflar aynı olduğundan bir yenilik görmüyorum.

*Ordu Komutanı Orgeneral Burhan ile iletişim halinde olduğunuzu sanıyorum, doğru mu?

Ben herkesle iletişim halindeyim. Ancak Cuba Barış Anlaşması çerçevesinde oluşturulan hükümetteyim. Bu hükümetin başında da hâlâ Orgeneral Burhan bulunuyor.

Bu savaşı yürüten ülkeler, Sudan’ı bölme ve bölgenin haritasını yeniden çizme planının arkasında olan ülkeler.

*Şu an Orgeneral Burhan’ın Port Sudan’da bulunduğu, ordunun güç merkezinin Port Sudan'da olduğu, Hamideti komutasındaki HDK’nın ise Hartum’da olduğu ve Darfur'da savaştığı bir durum söz konusu. Cevabını net olarak almak istediğim bir soru var. Sudan’ın bir gerçeklik bağlamında coğrafi olarak daha fazla bölünmeye doğru sürüklendiğini düşünüyor musunuz?

Bu savaşı ister orduda olsun ister HDK'da olsun, savaş saflarında yer alan Sudan vatandaşları ya da vatanseverler değil, devletler yürütüyor. Bu savaşı yürüten ülkeler, Sudan’ı bölme ve bölgenin haritasını yeniden çizme planının arkasında olan ülkelerdir. Eğer Sudan'da başarılı olurlar ve Sudan’ı bölmeyi başarırlarsa bu felaket daha fazla yere yayılacak. HDK, Hartum'dan dönüp kasım ayı sonları aralık ayı başlarına kadar Darfur’daki operasyonlara odaklandığında, amaç Darfur'u ele geçirmek ve bir oldubittiye getirmekti. Bu oldubittinin amacı, bir zamanlar Sudan’ın komşusu olan ülkelerde yaşananları tekrarlamaktı.

Bu elbette bildiğimiz gerçeklere dayanıyor. Bunun arkasında HDK’nın olması şart değil. Daha ziyade söz konusu ülkelerin bir gündemi var. Bu gündemin uygulanması gerekiyor ve iç unsurları da var.

FOTO: Sudan Ordusu ile HDK arasındaki çatışmalar sırasında başkent Hartum'da bir bölgede yükselen dumanlar, 8 Haziran 2023 (AP)
 Sudan Ordusu ile HDK arasındaki çatışmalar sırasında başkent Hartum'da bir bölgede yükselen dumanlar, 8 Haziran 2023 (AP)

*Kim o ülkeler?

İsim vererek hiçbir ülkeyi rencide etmek istemiyorum.

*Sudan'ın bölünmesinin oldubittiye getirilmesinden mi yoksa Sudan'ın bölünmesinden mi endişeleniyorsunuz?

Sudan’ın bölmek ya da bölünmeyi oldubittiye getirmek istiyorlar. Darfur'dan başlayıp HDK'nın Darfur’u ele geçirmesini ve ardından burayı insani yardım kisvesi altında kendisini dayatmasını istediler. Darfur'u ele geçirenlerin desteğiyle bu oldubittiye getirilecek. Hartum senaryosunun suya düşmesiyle bu senaryoya yöneldiler.

*Yani Sudan’ın bölünmesinden bahsediyoruz. Peki, ordu yalnızca Port Sudan’ı mı kontrol ediyor?

Ordu, Port Sudan'ı kontrol ediyor, Hartum'da, Darfur'da ve el-Faşir’de de ordu güçleri var. Yani ordu sadece Port Sudan’da değil, birçok bölgede güçleri var. Ancak örneğin, ülkeyi Port Sudan'dan yönetmeyi tercih ederse bu ordunun sadece Port Sudan’ı kontrol ettiği anlamına gelmez.

*Geçtiğimiz günlerde Burhan’ın Mısır’ı Hamideti’nin ise Libya’yı ziyaret ettiği söylendi. Bu ziyaretler oldu mu?

Hamideti’nin Libya’yı ziyaret ettiğine dair herhangi bir şey duymadım, ancak Burhan'ın Mısır ziyaret ettiğini biliyorum ve bu ziyareti takip ettim.

Mısır çok önemli ve Sudan’ın komşusu olan bir ülke. Sudan'daki istikrar Mısır’ın çıkarınadır. Aynı durum Sudan için de geçerli.

*Peki, Burhan’ın Mısır ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sıradan bir ziyaretti. Mısır çok önemli ve Sudan’ın komşusu olan bir ülke. Sudan'daki istikrar Mısır’ın çıkarınadır. Aynı durum Sudan için de geçerli. İki ülkenin liderlerinin karşılıklı ziyaretlerde bulunmasının çok doğal olduğunu düşünüyorum.

*Eski ABD Başkanı George W. Bush'la şahsi ve doğrudan bir ilişkiniz vardı...

Şimdiye kadar birçok ABD’li ile şahsi ilişkilerim oldu. Cumhuriyetçi Parti'deki birçok önemli isimle de şahsi ilişkilerim var.

*ABD, birkaç gün önce Sudan'a özel bir temsilci atadı. ABD’nin Sudan’la ilgili eğilimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni özel temsilci atanmasını memnuniyetle karşıladık ama ABD’nin Sudan eğilimleri her zaman kurumsal eğilimler olarak kaldı. Kişisel ilişkilerden ziyade kurumlarının planlarına, kurumlarının ve ofislerinin yönlendirdiği yönlere ve yaklaşımlara bağlı olmaya devam etti. Bu konuda onlara yazdım ve Sudan'a yönelik politikalarını daha önceki özel temsilcilerin ve büyükelçilerin yönlendirmelerinden farklı bir şekilde ele almaları çağrısında bulundum. Çünkü Sudan çok büyük bir ülke. Kültürleri ve dinleri farklı milletlere ev sahipliği yapıyor. Burası uçsuz bucaksız bir ülke. Tüm bu milletler, Sudan'ın her karışını seviyor. Sudan'da iyi insanların yanında kötü insanların da olduğunu kabul etmezler. Dışarıdan gelen ve iyi biri olarak tanımlanan kişi Sudan’da sorun yaşayabilir. Bu yüzden onları Sudan'da istikrarın sağlanması ve Sudan halkının sevgisinin kazanılması için tüm sivil ve siyasi güçlerle temasa geçmeye çağırdım.

*Sanki siz de böyle olduğunu düşünmüyorsunuz?

Bilmiyorum. Çünkü atanan kişi henüz görevinde ilerleme kaydetmedi. Fakat son iki yıldır Sudan dosyasını bizi savaşa sürükleyecek şekilde yönetenlerle deneyimlerimiz oldu. Elbette onlarla birlikte başkaları da vardı. Onların değerlendirmeleri yanlış olabilir.

*Sudan'daki savaşta ABD’nin Sudan politikasının etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Belki de bu, ABD’nin Sudan politikası değil, Sudan dosyasını yöneten kişilerin politikasıdır. Çünkü ABD, kendileri için belki de Sudan'dan daha büyük olan başka sorunlarla, Ukrayna gibi başka ülkelerle, başka eksenlerle ilgileniyordu. ABD’nin yol açtığı insani felaketlerin yanında büyük sorunlar da vardı. Örneğin Ukrayna, ABD’liler için bir iç felaketti. Belki de dosyaları yöneten kişiler tahminlerinde hata yapmışlardı.

Mevcut hükümetten ABD ile özel ilişkileri olduğuna dair herhangi bir sinyal almadım.

*Bu belki de şu ya da bu şekilde, Sudan hükümeti ile Rusya arasında, Port Sudan’da askeri bir deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmaya atıftır. Belki de ABD’nin bu anlaşmayı engellemekte çıkarı vardır. Bize bu anlaşmayla ilgili daha fazla bilgi verebilir misiniz?

Bu anlaşma eski olmadığı gibi yeni de değil. Hatta bir anlaşma da değil, daha ziyade bir anlaşma taslağıydı ve henüz hayata geçirilmedi. Mevcut hükümetten ABD ile özel ilişkileri olduğuna dair herhangi bir sinyal almadım. Kimse bu konuyu gündeme getirmiyor.

*Ben Rusya’nın Port Sudan’a kurmak istediği askeri üsle ilgili anlaşmayı kastediyorum. Ordu ile Rusya arasında Port Sudan’da askeri üs kurulması konusunda sanırım bir taslak anlaşma vardı...

Şu an böyle bir anlaşma yok. Daha görüşülmedi bile. Ben bu anlaşmanın ölü doğmuş olabileceğine inananlardanım.

FOTO: Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri Batı Darfur’da savaşta yaralananlara Çad'daki Adre Hastanesi’nde yardım ederken hastane önünde toplanan Sudanlı mülteciler, 16 Haziran 2023 (Reuters)
Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri Batı Darfur’da savaşta yaralananlara Çad'daki Adre Hastanesi’nde yardım ederken hastane önünde toplanan Sudanlı mülteciler, 16 Haziran 2023 (Reuters)

*İran’ın, Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssüne sahip olma karşılığında Sudan ordusunun envanterine SİHA sağlamayı teklif ettiğine dair haberleri okumuşsunuzdur. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tüm bunlar gerçek olmaktan ziyade basında dolaşan söylentiler. Sizin gibi ben de bu haberleri okudum, ancak şimdiye kadar bununla ilgili resmi bir hükümet kaynağından bilgi almadım. Ben de hükümetin içindeyim. Bu haberin doğru mu yanlış mı olduğunu herhangi bir zamanda herhangi bir kaynaktan tespit edebilirim. Ancak sorduğum insanlardan hiçbiri bana bunun doğruluğunu teyit edemedi. İran ya da başka ülkelerle iş birliği konusuna gelince, tüm bunlar ülkeler arası ilişkilere, özellikle Sudan gibi bir ülkenin değerlendirmesine, dış politikasına ve şu andaki mevcut durumuna bağlı. Ordu değil, devlet hisseder. Burada devlet ile orduyu birbirinden ayırmamız gerekiyor. Çünkü ordu devletin bir organıdır. Eğer devlet çevresinde bir kuşatma, kapatma, komplo olduğunu hissederse kuşatmayı kırabilecek herkesten yardım ister.

*Rusya, Port Sudan'da askeri üs kurmaya çalıştı, İran'ın da böyle bir girişimde bulunduğundan bahsediliyor. Aynı şekilde bölgedeki başka ülkeler için de aynı durum geçerli. Sudan konusunda bölgesel ve uluslararası bir rekabet olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu savaş, Sudan konusunda uluslararası ve bölgesel rekabetin bir özelliğidir.

Sudan halkının tanık oldukları hiç kolay değil.

*Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğini düşünüyor musunuz? Sizce bu savaşı sonlandırmanın en iyi yolu hangisi?

Elbette bu savaş bir gün bitecek. Çünkü savaş Sudan’da, dünyada ve hiçbir yerde normal olmayıp aksine anormal bir durumdur ve belli koşullar altında bitebilir. Dolayısıyla bu savaşa yol açan koşulların artık savaşa son vermenin bir yolunu bulması gerekiyor. Savaş, Sudan siyasi ve sivil güçlerinin onayı, birbirini tanıması, ulusal diyalog ve tüm tarafların rızasıyla sona erecektir. Sudan halkı bu noktaya ve bu kanaate ulaşırsa savaş bir daha başlamamak üzere biter.

FOTO: Batı Darfur'un yönetim şehri el-Faşir'de Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ve ona sadık isyancılar, 19 Eylül 2008 (AFP)
 Batı Darfur'un yönetim şehri el-Faşir'de Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ve ona sadık isyancılar, 19 Eylül 2008 (AFP)

*Gerçekten bunun olacağını düşünüyor musunuz?

Kesinlikle. Çünkü Sudan halkının sadece 15 Nisan savaşıyla değil, 70 yıllık bağımsızlık tarihi boyunca tanık oldukları hiç kolay değil.

*Size özel bir soru: Neden biraz ağır bir Arapça konuşuyorsunuz?

Ben Arapça konuşmayan bir kabileden geliyorum. Kabilemin farklı bir dili var. On yaşımdayken okula girdim ve Arapçayı burada öğrendim. İlk kez Arapça bir kelime duyduğumda on yaşındaydım. Arapça dersleri gördüm. Bu yüzden Arapçada dilim ağır geliyor, çünkü ana dilim değil.

*Darfur bölgesinde öğretmendiniz. Sonra Sudan Kurtuluş Hareketi'ne mi katıldınız?

Evet, bu doğru.

*Bu özel soruları size geçmişinizle ilgili okuyucularımıza daha fazla bilgi aktarmak için sordum.

Çok memnun oldum, teşekkür ederim.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.