Sovyetlerin NATO'ya karşı Varşova Paktı'nda topladığı tüm ülkeler şimdi İttifak'ın üyesi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Sovyetlerin NATO'ya karşı Varşova Paktı'nda topladığı tüm ülkeler şimdi İttifak'ın üyesi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Sovyet Birliği'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra NATO'ya rakip olarak kurduğu Varşova Paktı, doğu blokuyla eşzamanlı dağılırken üyelerinin tümü NATO bünyesine katıldı.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa ve İngiltere, "Brüksel Paktı" altında kolektif savunma için bir araya geldi.
1948'de kurulan Brüksel Paktı, bir sene sonra ABD, Kanada, İzlanda, İtalya, Portekiz ve Danimarka'nın da katılmasıyla NATO'ya dönüştü.
Batı blokundaki gelişmeyi dikkatle takip eden Sovyetler Birliği için alarm verici olay, 1954'te Batı Almanya'nın NATO'ya dahil olması oldu.
NATO'yu dengeleyecek bir oluşum gayretine giren Moskova yönetimi, Doğu Almanya, Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Romanya'yı "Varşova Paktı" altında birleştirdi.
Soğuk Savaş'ın en önemli simgelerinden Varşova Paktı, 1955 yılından başlayarak, dağıldığı 1991'e kadar Batı dünyasının karşısında önemli bir güç olarak yer aldı.
İki savunma örgütü, Soğuk Savaş boyunca "caydırıcılık" gerekçesiyle silahlanma yarışında oldu.

Kendi üyelerine tehdit oldu
Varşova Paktı'nı NATO'dan ayıran özellik, Moskova'nın diğer Pakt üyesi yönetimler üzerinde kontrol aracına dönüşmüş olmasıydı.
İmzacı devletler arasında birleşik bir askeri komutanlık oluşturulması, diğer devletlerin topraklarında Sovyet askerleri konuşlandırılması kararlaştırılmıştı. Bu kural, Sovyet Birliği tarafından suistimal edildi.
Pakt'ın ilk eylemi, 1956 yılında Macaristan'daki "sosyalizm karşıtı" hareketi bastırmak oldu. Benzer şekilde 1968'de Çekoslovakya, Batı Almanya ile ilişki kurmak, liberalizm yönünde adımlar atmak isteyince, yine Sovyet askerleri bu Pakt'a dayanarak ülkeye girdi.
Böylece Batı blokuna karşı kolektif savunma amacıyla kurulmasına rağmen Pakt, kendi üyeleri için tehdit unsuruna dönüşmüştü.

Akıbeti Sovyet Birliği'nin kaderine bağlıydı
1980'lerin sonunda, üye devletlerin çoğunda meydana gelen siyasi değişiklikler Pakt'ı fiilen etkisiz hale getirdi.
Eylül 1990'da Doğu Almanya, Batı Almanya ile yeniden birleşmeye hazırlanmak için Pakt'tan ayrıldı.
Ekim ayına kadar Çekoslovakya, Macaristan ve Polonya tüm Varşova Paktı askeri tatbikatlarından çekildi. Varşova Paktı, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının kısa süre önce 1991'in mart ve temmuz aylarında aşamalı olarak resmen dağıldı.

Varşova Paktı üyelerinin tamamı NATO üyesi oldu
Çekya, Macaristan ve Polonya 1997'de Madrid Zirvesi'nde katılım müzakerelerine başlamaya davet edildiler ve 12 Mart 1999'da Varşova Paktı'nın NATO'ya katılan ilk üyeleri oldular.
Bulgaristan, Romanya, Slovakya da 2002 yılındaki Prag Zirvesi'nde katılım müzakerelerine başlamak üzere davet edildiler. 29 Mart 2004'te, İttifak'ın tarihindeki en büyük genişleme dalgasıyla üye oldular.
Arnavutluk'un da 1 Nisan 2009'da üye olmasıyla, Soğuk Savaş'ta NATO karşıtı Pakt'ta yer alan ülkelerin tamamı NATO üyesi oldu.
NATO'nun doğu kanadında stratejik yere sahip bu ülkeler, Rusya'nın 24 Şubat'ta Ukrayna'ya saldırısını başlatmasından sonra daha büyük önem kazandı.
Doğu kanattaki muharip gruplar saldırı öncesinde Baltık ülkeleri Letonya, Litvanya, Estonya ile Polonya'da bulunurken saldırının ardından Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Slovakya'ya da muharip gruplar konuşlandırıldı.
Halihazırda bu ülkelerdeki muharip birliklerde görevli asker sayısı 10 bine yaklaştı.

NATO'nun genişleme süreci
1949'da 12 ülkeyle kurulan NATO, "açık kapı" politikası izlediği için NATO, yıllar içinde 8 kez genişleyerek üye sayısını 30'a çıkardı.
Son genişleme, 2020'de Kuzey Makedonya'nın katılımıyla oldu.
29-30 Haziran'daki Madrid Zirvesi'nde Türkiye ile imzalanan üçlü muhtıra neticesinde İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine davet edilmesiyle genişleme konusu yeniden gündeme geldi.
Ukrayna, Gürcistan ve Bosna Hersek ise 2000'lerin başından bu yana NATO'ya üyelik hedeflerini ifade ediyor. 2008'de Romanya'nın başkenti Bükreş'teki zirvede NATO, Ukrayna ve Gürcistan'ın gelecekte üye olacağı konusunda uzlaşsa da halen bu ülkelerin NATO üyeliği için herhangi bir tarih zikredilmiyor.
Aynı zirvede Karadağ ve Bosna Hersek ile "yoğunlaştırılmış diyalog" kurulmasına karar verilirken Karadağ, 2017'de NATO üyesi oldu ancak Bosna Hersek ile ilgili henüz bir karar bulunmuyor.
Yeni üye alımı için tüm üyelerin oy birliği gerekiyor.
Ülkeler, NATO üyeliği için davet alsa da bundan sonraki süreç de oldukça zaman alıyor.
Süreç, İsveç ve Finlandiya örneğinde olduğu gibi, NATO müttefiklerinin ittifaka yeni bir ülkenin katılmasını kararlaştırması, bunu takiben de NATO'nun gönderdiği resmi davetle başlıyor. Bundan sonra Brüksel'deki ana karargahta söz konusu ülkenin NATO'nun siyasi, yasal ve askeri şartlarını karşılayıp karşılamadığı, NATO üyeliğinin ekonomik, askeri, yasal, siyasi ve istihbaratla ilgili yükümlülüklerini yerine getirip getiremeyeceği müzakere ediliyor.
Sonraki adımda davet edilen ülke, NATO üyeliğinin şart ve yükümlülüklerini kabul ettiğini bildirdiği ve müzakerelerde kararlaştırılmışsa reform planını içeren niyet mektubunu NATO Genel Sekreteri'ne gönderiyor. Bunu takiben NATO, Washington Antlaşması'na ilave katılım protokollerini hazırlıyor. Bu protokoller, NATO ülkeleri tarafından imzalanıyor. Ardından protokollerin NATO üyesi ülkeler tarafından kendi ulusal yasaları ve prosedürleri uyarınca onaylanması gerekiyor. Tüm üye ülkeler, kendi onay süreçlerini tamamladıktan sonra Washington Antlaşması'nı saklayan ABD'ye yeni üyenin katılımını öngören protokolleri kabul ettiklerine dair bildirim yapıyor.
Bütün aşamalar tamamlanınca NATO Genel Sekreteri, yeni üyeyi ittifaka katılmaya davet ediyor.
Son olarak yeni üye de kendi ulusal yasal sürecini tamamlayarak katılım belgesini ABD'ye teslim ediyor ve katılım süreci tamamlanıyor.



Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Hürmüz Boğazı’nın geçilmesine eşlik edecek bir ‘misyon’ oluşturmak için Avrupa senaryoları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisine yaptığı ziyaret sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşta kendilerini dışlanmış hissediyor. Avrupa başkentleri, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri planları hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bu planlar konusunda kendileriyle herhangi bir istişare yapılmadığını belirtiyor. Ayrıca Washington’un daha sonra belirlediği strateji ve hedefler konusunda da Avrupa tarafına ayrıntılı bilgi verilmediği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile birlik dışındaki Avrupa devletleri (başta Birleşik Krallık), savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğini ya da Washington ile Tel Aviv’in çatışmayı sonlandırmak için hangi şartlarda ısrar ettiğini de bilmiyor.

Öte yandan Avrupalılar, bölgeyle çok yönlü stratejik, siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilere sahip oldukları için bu savaşın sonuçlarından doğrudan etkileniyor. Özellikle enerji sektörü bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor. Ayrıca ABD Hava Kuvvetleri’nin operasyonlarında Avrupa topraklarında bulunan üslerden veya Avrupa dışındaki bazı askeri tesislerden yararlanması da Avrupa’nın bu savaşta dolaylı fakat doğrudan çıkarlarının bulunduğunu gösteriyor. Bu üsler Hint Okyanusu’nda ve Körfez bölgesinde konuşlu askeri tesisleri de kapsıyor.

Tamamen savunma amaçlı bir tutum sergileme taahhüdü

Şu ana kadar Avrupa’nın askeri rolü, İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve füzeler karşısında Körfez ülkelerinin hava sahasını ve çıkarlarını korumaya yardımcı olmakla sınırlı kaldı. Bu görevi Fransa ve Birleşik Krallık üstleniyor. Her iki ülke de bazı Körfez devletlerinde hava ve deniz üslerine sahip bulunuyor. Söz konusu ülkelerle savunma anlaşmaları, askeri iş birliği düzenlemeleri, stratejik ilişkiler ve ortak çıkarlar da mevcut.

gth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Charles de Gaulle uçak gemisinin mürettebatı arasında duruyor. Fotoğrafta bir Rafale savaş uçağının burnu görülüyor. (AP)

Körfez bölgesine en fazla angaje olan Avrupa ülkeleri Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra İtalya olarak öne çıkıyor. Ancak İran’ın Batılı ülkelere baskı aracı olarak zaman zaman kapatmakla tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin aksaması ihtimali, bunun petrol fiyatlarını yükseltmesi ve Avrupa ile dünya piyasalarını etkilemesi, ayrıca enflasyon göstergelerini yukarı çekerek ekonomik döngüyü sarsması gibi riskler, Avrupalıları bu savaşa dahil olmaya iten başlıca faktörler arasında görülüyor. Bununla birlikte Avrupa’nın bu süreçteki rolü ‘tamamen savunma amaçlı’ bir tutumla sınırlı tutuluyor.

Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da durumu yeniden tanımlayarak Avrupa’nın hedefinin ‘tamamen savunma niteliğinde bir tutum sürdürmek ve İran’ın misilleme saldırılarına maruz kalan ülkelerin yanında yer almak’ olduğunu söyledi. Macron, bunun Avrupa’nın güvenilirliğini korumak ve bölgesel gerilimin düşürülmesine katkı sağlamak amacı taşıdığını ifade etti.

Macron, “Sonuçta amacımız seyrüsefer özgürlüğünü ve deniz güvenliğini garanti altına almaktır” dedi.

Bununla birlikte gündeme gelen soru, Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü nasıl sağlayacağı ve bu misyonun hangi koşullar altında gerçekleştirileceğiyle ilgili planların niteliğine odaklanıyor. ABD Başkanı ise İran’ın bu hayati su yolunu kapatması halinde Tahran’a karşı en sert askeri saldırı seçeneklerine başvurabileceği tehdidinde bulunmuştu.

Bu süreçte Macron bir kez daha Avrupa’yı bu yönde harekete geçirmeye çalışan başlıca isim olarak öne çıkıyor. Macron, pazartesi günü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında, riskler barındırabilecek bu misyona ilişkin vizyonunu da ortaya koydu. Planın uygulanması durumunda, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik edecek deniz unsurları ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran Silahlı Kuvvetleri arasında olası çatışmalar yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Macron, GKRY Cumhurbaşkanı ve Yunanistan Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Tamamen savunma ve refakat niteliğinde bir misyon hazırlığı içindeyiz. Bu görev Avrupa ülkeleriyle ve Avrupa dışındaki ülkelerle iş birliği içinde hazırlanmalı. Amaç, çatışmanın en yoğun aşaması sona erdikten sonra mümkün olan en kısa sürede konteyner gemilerine ve tankerlere eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak yeniden açılmasına imkân tanımak” ifadelerini kullandı.

‘Hürmüz misyonu’ için Fransız liderliği

Macron, söz konusu fikri ilk gündeme getiren lider oldu. Macron, bu misyona öncülük etme konusundaki kararlılığını göstermek amacıyla Fransa’nın deniz unsurlarını ‘Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Hürmüz Boğazı’na kadar’ uzanan bir hatta konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu kapsamda sekiz fırkateyn, iki amfibi helikopter gemisi ve halen Yunanistan’a bağlı Girit Adası açıklarında bulunan Charles de Gaulle uçak gemisi ile ona eşlik eden savaş gemilerinin görevlendirilebileceği belirtildi.

Bu planın hayata geçirilmesi durumunda Paris’in deniz gücünün yaklaşık yüzde 80’ini çatışma bölgelerine göndermeye hazır olduğu ifade ediliyor. Kararın önemine dikkat çeken Macron, dün akşam Savunma ve Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Söz konusu toplantı, savaşın başlamasından bu yana gerçekleştirilen dördüncü oturum oldu. Konseyde yapılan görüşmeler ve alınan kararların ise gizli tutulduğu biliniyor. Fransız deniz gücünün önemli bir kısmı hâlihazırda Kıbrıs açıklarında konuşlanmış durumda.

Macron’a göre Paris, ilk aşamada bu deniz görev gücünü oluşturmak için Avrupa ülkeleriyle yoğun temaslar yürütüyor ve oluşumun uluslararası bir nitelik kazanması hedefleniyor. Fransız kaynakları, Körfez petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle Hindistan’ın da bu göreve katılabileceğini değerlendiriyor. Aynı basın toplantısında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise yeni misyonun yerine getirilebilmesi için ‘daha fazla Avrupa dayanışması’ çağrısında bulundu.

AB’nin 2024 yılında başlattığı ve İtalya’nın liderliğinde yürütülen Aspides misyonunun komuta merkezi Atina’da bulunuyor. Bu misyon, kuruluşundan bu yana Süveyş Kanalı’ndan Babu’l Mendeb Boğazı’na kadar uzanan hatta Kızıldeniz’de deniz trafiğinin korunmasına odaklanıyor. Hâlihazırda Fransız, Yunan ve İtalyan olmak üzere üç fırkateynden oluşan bu misyonun, Avrupalıların Hürmüz Boğazı’nı korumak için oluşturmayı planladığı yeni deniz gücüyle birleştirilmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Ancak planın ayrıntıları henüz tam olarak netleşmiş değil. Macron da Charles de Gaulle uçak gemisindeki subaylarla yaptığı görüşmede bunu kabul ederek, “görev gücünün çerçevesinin hâlâ şekillenme aşamasında olduğunu” söyledi. Bu ifade, misyonun kapsamı ve yapısının henüz kesinleşmediğine işaret ediyor.

Öte yandan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, pazartesi günü Ortadoğu’daki bazı liderlerle video konferans yoluyla gerçekleştirilen toplantının ardından yaptıkları açıklamada, AB’nin ‘deniz destek misyonlarını uyarlamaya ve güçlendirmeye hazır’ olduğunu vurguladı. Bu açıklama, uluslararası deniz güvenliği çabalarına katkı mesajı olarak yorumlandı.

Söz konusu deniz gücüne katılması beklenen Avrupa ülkeleri arasında, Aspides misyonuna dahil olan ülkelerin yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Portekiz, Norveç ve İspanya da bulunuyor. Girişimin mimarı olması ve projede en aktif rolü üstlenmesi nedeniyle bu gücün komutasının Fransa tarafından yürütülmesi bekleniyor.

Misyonu başlatmak için iki koşul

Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik planın iki temel koşula bağlı olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki, söz konusu deniz gücüne katılmak isteyen Avrupa ve Avrupa dışındaki ülkelerin sağlayacakları katkı ve askeri unsurları net biçimde açıklamaları. İkincisi ise bu gücün konuşlandırılması ve görevine başlaması için uygun güvenlik ortamının oluşması.

c7kı8
(soldan sağa) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi (Reuters)

Bu çerçevede Macron, planlanan refakat ve destek görevinin amacının ‘savaşın en yoğun aşamasının sona ermesinin ardından mümkün olan en kısa sürede konteyner gemileri ile petrol tankerlerine eşlik edilmesini sağlayarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli biçimde yeniden açılmasını mümkün kılmak’ olduğunu ifade etti.

Macron, projeye güçlü destek vermesine rağmen Charles de Gaulle uçak gemisinin Hürmüz Boğazı çevresine gönderilmesini bir uluslararası koalisyon kurulmasına ve başka ülkelerin de bu göreve katılmasına bağladı.

Fransız kaynaklara göre bu büyüklükte ve bu kapasitede bir deniz gücünün oluşturulması, caydırıcı bir nitelik taşıyacak. Aynı kaynaklar, söz konusu gücün yaklaşık üç hafta içinde görevine başlamasının mümkün olabileceğini değerlendiriyor. Paris yönetimi ise bu gücün Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için bölgede yürütülen ABD girişimlerinden ‘tamamen bağımsız’ kalmasını hedefliyor.

Buna karşılık, planlanan deniz gücünün İran tarafından gelebilecek olası saldırılara karşılık vermekten kaçınmayacağı da belirtiliyor. Avrupalı yetkililer, görevin başlamasının çatışmaların ve askeri gerilimin azalmasına bağlanmasının silahlı karşılaşma riskini azaltmayı amaçladığını ifade ediyor. Ancak aynı yetkililer, petrol ve doğal gaz akışının kesilmesinin Avrupa ekonomileri üzerinde yaratabileceği ciddi sonuçlar nedeniyle bu sürecin uzun süre ertelenmesinin de mümkün olmadığını vurguluyor.


İran Emniyet Genel Müdürü rejim karşıtı protestolara karşı uyardı: Parmaklarımız tetikte

İran polisi (Arşiv- AP)
İran polisi (Arşiv- AP)
TT

İran Emniyet Genel Müdürü rejim karşıtı protestolara karşı uyardı: Parmaklarımız tetikte

İran polisi (Arşiv- AP)
İran polisi (Arşiv- AP)

İran Emniyet Genel Müdürü Ahmed Rıza Radan, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun İranlıları İran yönetimine karşı ayaklanmaya çağırmasının ardından, vatandaşları rejim değişikliği talebiyle gösteri yapmamaları konusunda uyardı. 

Ahmad Rıza Radan devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, “Düşmanın emriyle sokağa çıkanlar artık protestocu olarak değil, düşman olarak kabul edilecek ve onlara bu şekilde davranacağız.” Şöyle devam etti: “Tüm güçlerimiz yüksek alarmda ve parmakları tetikte.”

Netanyahu daha önce İranlıları hükümetlerine karşı isyan etmeye çağırmış ve İran halkına gönderdiği mesajda, İsrail ve ABD'nin yürüttüğü savaşı “tarihi bir özgürlük savaşı” olarak nitelendirmişti.

İran polisi (Arşiv- Reuters)İran polisi (Arşiv- Reuters)

Netanyahu şöyle yazdı: “Bu, Ayetullah rejimini devirmek ve özgürlüğünüzü kazanmak için hayatta bir kez karşınıza çıkacak bir fırsat.” Ve ekledi: “Yardım istediniz ve yardım geldi.”

ABD Başkanı Donald Trump da İranlıları, ABD-İsrail saldırılarını Tahran'daki yönetimi devirmek için bir fırsat olarak görmeleri konusunda defalarca teşvik etti.


İngiliz Denizcilik Otoritesi: Birleşik Arap Emirlikleri'nin Ras el-Hikme kentinin batısında bir gemi saldırıya uğradı

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin ardından Dubai kıyılarında bir gemi demir attı (EPA)
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin ardından Dubai kıyılarında bir gemi demir attı (EPA)
TT

İngiliz Denizcilik Otoritesi: Birleşik Arap Emirlikleri'nin Ras el-Hikme kentinin batısında bir gemi saldırıya uğradı

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin ardından Dubai kıyılarında bir gemi demir attı (EPA)
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin ardından Dubai kıyılarında bir gemi demir attı (EPA)

İngiliz Deniz Ticaret Operasyonları Otoritesi bu sabah, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Ras el-Hikme kentinin 25 deniz mili kuzeybatısında bir olayın rapor edildiğini açıkladı.

İngiliz kurum, bir konteyner gemisinin kaptanının, geminin bilinmeyen bir mermi isabetiyle hasar gördüğünü bildirdiğini belirtti. Hasarın boyutunun şu anda bilinmediğini, ancak soruşturmanın devam ettiğini ve tüm mürettebatın güvende olduğunu ifade etti.