Libya Uzlaşısından Sorumlu Ayan Meclisi Başkanı Mubeşşir Şarku’l Avsat’a konuştu: Yabancı müdahalelerin çözümleri, Libyalılara zorla dayatılmadığı sürece başarısızlığa mahkumdur

Libya Uzlaşısından Sorumlu Ayan Meclisi Başkanı, silahların varlığının seçimlerin başarısız olmasına neden olan bir engeli teşkil ettiğini söyledi.

Şeyh Muhammed El-Mübeşşir (Şarku’l Avsat)
Şeyh Muhammed El-Mübeşşir (Şarku’l Avsat)
TT

Libya Uzlaşısından Sorumlu Ayan Meclisi Başkanı Mubeşşir Şarku’l Avsat’a konuştu: Yabancı müdahalelerin çözümleri, Libyalılara zorla dayatılmadığı sürece başarısızlığa mahkumdur

Şeyh Muhammed El-Mübeşşir (Şarku’l Avsat)
Şeyh Muhammed El-Mübeşşir (Şarku’l Avsat)

Libya Uzlaşısından Sorumlu Ayan Meclisi Başkanı Muhammed el-Mubeşşir, siyasi çatışmanın taraflarına “yarın birçok şey kaybetmektense, bugün biraz taviz verme” çağrısında bulundu. Mubeşşir “Herkes aynı gemide ve bir grubun gelip diğerinin dışlanması için değil, güvenliğe ulaşmak üzere bir yol aranmalı” dedi.
Mubeşşir Şarku’l Avsat gazetesine verdiği röportajda, ülkesindeki krize son vermeye yönelik uluslararası kararın henüz alınmadığını söyledi. Yurtdışında düzenlenen ve Libya’dan başlatılmayan tüm konferansların, belirlenen çözüm zorla dayatılmadığı sürece başarısız olmaya mahkum olduğuna yönelik inancını dile getirdi. Bazı Libya şehirlerinde tanık olunan gençlik gösterilerinin, siyasi isimleri sahneden indirmede başarılı olmayacağını belirtti. Başkanlık Konseyi’nin ‘siyasi tıkanıklık’ konusunda başlattığı plana da değinerek, bunu ‘tüm tarafları dinlemekten yoksun olduğu için, sadece bir çözüm bulma girişimi’ olarak değerlendirdi.

-Başlangıç olarak, şu anda sahada olup bitenlerde sosyal arabulucuların rolü nerede? Bu rolün etkinliği azaldı mı?
Libya’daki çatışma bilgimiz gibi siyasi bir çatışmadır. Dolayısıyla kriz dosyası, Birleşmiş Milletler (BM) misyonuna teslim edildi. Burada yerel reformcular ya da sosyal arabulucular, toplumsal derinlikte temsil edilen, bağımlı oldukları güç unsurlarının birçoğunu ve silahlı tarafların nüfuz gücünü kaybettiler. Libyalılar arasında, kendilerine olan güvenlerini yitirdiklerine yönelik kanaatin yayılması ile birlikte, bu arabuluculara sadece mevcut konseyler ile siyasi meselelerin ele alınmasına dayalı çok sınırlı bir rol kaldı. Ancak sosyal düzeyin yanı sıra kabilesel, şehirsel ve diğer açılardan, medya buna ışık tutmasa bile arabulucuların hala aktif bir rolleri var. Arabulucular, pek çok zorluğun ve krizin üstesinden sadece kelimelerle değil, kanıtlarla da gelebilecek güce sahipler. Eleştirilere maruz kalan birçok reformcu olduğu biliniyor. Kendi çıkarları için sosyal faktöre yatırım yapan siyasi partilerin varlığı, Libyalıların yerel arabuluculara olan güveninin sarsılması açısından gerçek sorunlara neden oldu. Ancak toplumsal derinliğiyle Libya’nın Allah'ın yardımıyla yaşadığı sıkıntıyı aşacağına inanıyorum.

-Başkanlık Konseyi tarafından yakın zamanda başlatılan uzlaşma projesinin stratejik vizyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerçek şu ki, bir dizi akademisyen ve araştırma merkezi tarafından hazırlanması sebebiyle bu strateji genel olarak iyi ancak uygulanıp uygulanmayacağı, şu anda Başkanlık Konseyi'nin yetkilerine ve ülkeyi birleştirme konusundaki imkanlarına ve kabiliyetine bağlıdır. Özellikle de uzlaşma projesini başarılı kılmak için tüm yeteneklere sahip olması göz önüne alındığında bunu güçlü bir şekilde başarırsa, iyi olur ama yapamazsa o zaman durum farklı.

-Sizce Libya toplumsal kutuplaşma durumundan ne zaman kurtulacak?
Libya’da gerek silahlı ideoloji, gerekse bölgecilik, hatta aşiret fanatizmi gibi, çoklu kutuplaşma durumu var ve bu durum çoğu toplumda mevcut ancak savaşlar ve açık rekabetler sırasında bunların etkisini artırıyor ve bu kutuplaşma Libya’yı bölüyor. Ancak tüm Libyalıları kendilerininmiş gibi gören tarafsızlar konusunda her zaman bir ayrım çizgisi vardır. Dolayısıyla Libya’yı üç dört kampa bölmeye başvurmak siyasi aptallıktır. Bunu yapan kişiler başarısız olacaktır, zira medyanın etkisi ve siyasi yatırıma rağmen, çeşitli fikirler ve ideolojiler ne kadar farklı olursa olsun, tek bir halk olduklarına ikna olmuşlardır.

-Libya’nın yönetiminden sorumlu olanlar, ülkenin sosyal doğasını anlamadılar mı?
Sosyal ‘kimya’ konusunda bir anlayış eksikliği var. Libyalılar Afganistan ya da Yemen gibi kabile yapısına dayalı mutlak bir kabile toplumundan ibaret değildir. Libya’da kabile anlayışının farklı bir boyutu vardır. 2011’den sonra ülkeyi yönetmek isteyen hiç kimse, siyasi rolü etkileyen toplumsal dengelerle nasıl baş edileceğine dair gerçek ve derin bir anlayışa sahip değildi. Ya kabileyi siyasete sokmak istediler ya da kabile anlayışının değersiz olduğunu düşünerek onu inkar ederek yok saydılar. Libyalılar arasında, ülkeyi yöneten kişilerin ulaşması gerekenleri içeren gizli bir sosyal sözleşme vardır. Yönetime gelen kişilerin, toplumu istikrara kavuşturmak ve acısını hafifletmek için toplumdaki tüm iktidar unsurlarını bir araya getiren kişiler olması gerekir. İktidara gelen herkesin bu meseleyi ele alırken derin ve akıllıca davrandığını düşünmüyorum. Libya’daki sosyal ve politik kimya bir karışımdır. İstikrar sağlamak için devlet başkanlığı görevini doğru kullanan bir yönetim olmalıdır.

-Başkanlık Konseyi’nin siyasi çıkmazı çözmek için başlattığı plana ilişkin yorumunuz nedir?
Bu sadece Muhammed el-Menfi’nin (Libya Başkanlık Konseyi Başkanı) bir çözüm bulma girişimidir. Ancak bu adım adım yapılmalıydı, sadece siyasi partiler ve sokağa çıkan gençlerden gelen söylemlere güvenilmemeliydi. Gerçekçi ve kabul edilebilir bir vizyon geliştirebilmesi için tüm taraflara gidilmesi ve onların dinlenilmesi gerekiyordu. Ancak Cenevre Sözleşmesi uyarınca yetkiniz yokken, krizi çözmek için kendi başınıza bir plan ilan etmek, itirazla karşılaşacak ve bazı taraflar buna ikna olsa bile başarıya ulaşamayacaktır. Menfi’nin önerdiği şey, Libya’daki önceki deneyimlerin üzerine inşa edilmeliydi. Söz konusu girişimi sunan herkes çeşitli nedenlerle eleştiriliyor. Bu konuyu açmadan önce danışmış olsalardı, konuyu daha derinlemesine incelemelerini tavsiye ederdim.

-Libya birçok yabancı girişime tanık oldu, ancak bunlardan somut bir sonuç alamadı... Yorumunuz nedir?
Benim düşünceme göre yurt dışından bizimle ilgili toplantılar ve yol haritaları gerçek bir yerel Libya inancını ve iradesinin sonucu değildir. Dolayısıyla, çözüm BM Güvenlik Konseyi kararları veya büyük uluslararası baskı yoluyla zorla dayatılmadıkça, yurt dışında gerçekleşen ve Libya kaynaklı olmayan tüm konferanslar başarısızlığa tabidir. Uluslararası baskı sağlanırsa, başarılı olabilir. Ülkenin kuzeyinde yaşananlar, Somaliland bölgesinde çözüme ulaşamayan Somali örneğine benziyor. Dolayısıyla uluslararası konferanslar ve diyaloglar değil, kanaate dayalı gerçek ulusal karar çözüm olacaktır. Bu noktada, bazı yabancı ülkelerin üzerinde çalıştığı çıkarların kesişmesine ve Libya’daki çatışmalarının girişimlerin çoğunu engellediğine dikkat çekiyoruz.

- Peki neden uluslararası siyasi çabalar sarf ediliyor?
Siyasi çabalar çözüm için değil, krizi idare etmek için sarf ediliyor Libya’daki anlaşmazlığı kontrol eden birçok uluslararası ve yerel çıkar söz konusu. Benim düşünceme göre, bu anlaşmazlığı sona erdirmeye yönelik bir uluslararası karar henüz alınmadı. Çatışmanın idaresi konusunda anlaşma var aynı zamanda acıların süresini kısaltmaya çalışan bir milli irade de var, ancak herkesin planlarını yok eden ve ulusal egemenliği yeniden tesis eden çok güçlü bir devrim olmadıkça güçlü eylem araçları, vatanseverlerin elinde değil, uluslararası toplumun elinde kalmaya devam ediyor. Oralar da çatışmayı çıkarlarına göre yönetiyorlar.

-Libya’da olanlara dönecek olursak... Zaman zaman sokaklarda çıkan gösteriler, mevcut siyasi simaları sahneden indirmeyi başarabilir mi?
Öyle olacağını sanmıyorum. Ülkede tanık olunan gösteriler, durumu tersine çevirecek ve mevcut tabloyu değiştirecek gerçek büyük ivme kazanamadı. Evet bir etkisi var. Siyasi partiler üzerinde gerçek bir baskı uyguluyor, ancak onu sahneden indirmeyi başaramaz.

-Bazıları Libya’da bir halk devrimi olacağını belirtiyor, düşünceleriniz neler?
Bunun olmayacağını düşünüyorum, tüm vatandaşların sokağa çıkmayacağını düşünüyorum. Bu hala uzak bir ihtimal, gençlik hareketi bir şekilde baskı altına alınacaktır. Belli sınırlar içinde başarılı olabilir ancak Libya’daki manzara kafa karıştırıcı, ülkedeki manzarayı tamamen değiştirecek bir halk devrimi olmayacaktır. Bu benim düşüncem.

-Başağa hükümetinin çok sayıda silahlı grubu etkisiz hale getirdikten sonra Trablus’a zorla girmesini bekliyor musunuz?
Hükümetler arası uluslararası bir anlaşma dışında, Dibeybe ve Başağa hükümetleriyle ilgili yeni bir şey olmayacak ve Başağa savaş açarak Trablus’a girmeyecek, zira bu sadece yerel bir karar değil, bazı çatışmalar olsa bile, uluslararası ve bölgesel hesaplamalara tabi bir karardır. Libya meselesinin mutlak bir şekilde politikacıların elinde olmadığını düşünüyorum, çünkü bu karar uluslararası taraflarla ve Libya’daki büyük çıkarlarla ilgili. Ayrıca Başağa hükümetinin Trablus’a girmesi, uluslararası bir anlaşmaya uygun olması gerekir ve bu da Libyalıların değerinin küçümsenmesinden başka bir şey değildir. Gerçek bu.

-Peki bu iki ismin seçimleri gerçekleştirme hazırlıkları için verdikleri sözler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine gitmeden önce, herkesin bu seçimlerin sonuçlarına saygı duyduğuna yönelik bir sözleşme ve tüzüğe göre ulusal bir uzlaşma sağlanması gerekiyor. Silahların varlığı da herhangi bir seçimin yapılmasını engelleyen faktörlerden biridir hata seçimler yapılsa ve uluslararası tanınırlık kazansa bile bu sorun devam edecektir. Bu nedenle, tüm tarafların seçimlerin sonuçlara uyacağına yönelik garanti vermesi gerekir. Garanti verilirse seçimler başarılı olur ve bir sonraki başkan işini yapabilir, bunun dışında seçimler sadece zaman kaybı olur.

-Libya krizinin on yıldır çözüme ulaştırılamamasından kim sorumlu?
Libyalılar. Çünkü aramızdaki güveni kaybettik ve kaybeden kişi, başkalarını suçlayan ve yaptıklarından sorumluluk almayan kişilerdir. Gerçek sorumluluk bize ait, BM misyonuna veya ülke dışı taraflara değil. Müdahalede bulundukları doğru, ancak sorumluluk halkımıza, politikacılarımıza ve çatışmanın taraflarına ait. Bu nedenle yarın birçok şey kaybetmektense bugün biraz taviz vermek onlar için daha iyi. Zira vatan kalıcı içindekiler gidicidir.
Bu noktada, Libya’nın herkesten büyük olduğunu söylüyorum. Ülkeniz bundan daha iyisini hak ediyor. Hepimiz için güvenliği sağlamanın bir yolunu aramalıyız, bir tarafın diğeri olmadan güvenlik sağlamak ve diğerlerinin dışlanması için değil. Hepimiz aynı gemideyiz, dolayısıyla herkese saygı duyan ve Libya’yı krizden çıkarabilecek ve ileriye taşıyabilecek totaliter bir lider seçmek gerekiyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”