Suudi Arabistan dış politikası müttefiklerin çeşitliliğini sağladı

ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, Krallığın büyük güçlerle ilişkilerine işaret ediyor (AFP)
ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, Krallığın büyük güçlerle ilişkilerine işaret ediyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan dış politikası müttefiklerin çeşitliliğini sağladı

ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, Krallığın büyük güçlerle ilişkilerine işaret ediyor (AFP)
ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, Krallığın büyük güçlerle ilişkilerine işaret ediyor (AFP)

İnci Mecdi
ABD Başkanı Joe Biden'ın Suudi Arabistan ziyareti, büyük güçlerle ilişkilerde Suudi dış politikasına dair pek çok işaret taşıyor. Riyad, son 20 yıl içerisinde ilişkilerdeki denge politikasını ve müttefiklerin çeşitlendirilmesini temel alarak uluslararası ilişkilerinde hem Doğu, hem de Batı’ya doğru genişledi.
11 Eylül 2001 saldırıları, Arap Baharı veya ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesi yönünde eski Başkan Barack Obama’nın başlattığı politika döneminde Riyad, iç ve bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir dış politika gündemi izledi.

Daha esnek politika
Dünya çapından gözlemciler, son 10 yıl içerisinde Suudi Arabistan’ın dış politikasında dikkate değer değişikliklerin kaydedildiğini gözlemledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Arap Demokratik Ekonomik ve Politik Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin Nisan 2020’de yayınladığı araştırma, Suudi Arabistan'ın uluslararası düzeyde daha fazla esnekliğe gittiğini ve bilhassa Rusya ve Çin gibi bazı bölgesel konularda önemli rol oynayan büyük ülkelere yönelik müttefiklerin çeşitliliği politikasını benimsediğini söylüyor. Aynı zamanda ortak çıkarlara ulaşma yönünde diğer ülkelerle herhangi bir konuda uyumluluğa dayanan işlevsel ittifaklara itimat ettiği belirtiliyor.

Katar’la uzlaşma
El-Ulâ Girişimi, en az üç yıllık bir kopukluğun ardından Katar ile uzlaşma anlaşmasının imzalanmasını sağladı. Irak ile ilişkilerini pekiştirmeye çalışan Riyad, Suriye’yi yeniden Arap dünyasına entegre etme yönünde adımlar da attı. Türkiye ile yeniden yakınlaşmaya başlayan Riyad, hatta asıl rakibi İran ile doğrudan görüşmelere de başladı.
Washington'daki Orta Doğu Enstitüsü, bu girişimler aracılığıyla Suudi Arabistan'ın çıkarlarına zarar veren bölgesel gerilimleri azaltmayı, Suudi nüfuzunu mümkün olduğunca artırmayı hedeflediğini söylüyor. Bu, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Suudi Arabistan’ı bölgesel sistemdeki doğal konumuna geri getirmek ve yönetimi babasından devralmaya hazırlanmak için Ortadoğu'daki en büyük ekonomi potansiyelinden, Suudi Kralı’nın konumundan faydalanmaya çalıştığına işaret ediyor. Bu bağlamda rakipler ve ortaklar açısından Suudi dış politikasında önemli değişiklikler kaydediliyor.
Biden’ın Riyad ziyareti, Rusya ile petrol üretimi ittifakıyla bağlantılı Suudi petrolü üretiminin artırılması amacı ile sınırlı değildi.
Bunun yanı sıra Washington ile Riyad arasındaki yakın ortaklığı yeniden hayata geçirmek ve iki ülke arasındaki gerilimi onarmak, Suudi Arabistan'ı Rusya ile Çin ekseninden uzaklaştırmak da bu ziyaretin hedefleri arasındaydı. Biden, ziyaret öncesinde Washington Post’a yazdığı yazıda, “En başından beri benim amacım 80 yılık stratejik ortağımız olan bir ülke (Suudi Arabistan) ile ilişkilere yeniden yön vermekti, bu ilişkileri koparmak değildi” vurgusunda bulunmuştu. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Dina Esfandiary, bu husustaki açıklamasında “Suudi Arabistan tamamıyla değişti. Güncellendi, birçok yönden biraz biraz açılım gösterdi” ifadelerini kullanıyor.
Suudi Arabistan'ın Rusya ile iş birliği; Rus devlet şirketi Rosatom'un Krallık’ta bir nükleer santral inşa etmesi yönündeki anlaşmanın yanı sıra geçen yıl ‘askeri ve savunma işbirliğinin geliştirilmesi için orduyu geliştirmenin yollarının araştırılması’ üzerine imzalanan anlaşmayı içeriyor. Diğer yandan Çin ise Suudi petrolünün önde gelen ithalatçısı sayılıyor. Riyad ise insansız hava araçları ve savaş uçakları dahil olmak üzere Çin’den teçhizat satın aldı. Geçtiğimiz Kasım ayında CIA, Suudi Arabistan'ın Çin'in yardımıyla kendi balistik füzelerini yaptığını öne sürdü.

Menfaatlerin çeşitlendirilmesi ve öz savunma
Obama yıllar önce bölgeden çekilme politikasını başlattığında, Washington'daki gözlemciler ABD'nin artık Suudi petrolüne bağımlı olmadığını, Amerikalıların bölge jandarması rolüne geri dönmek istemediklerini söyledi. Ancak Suudi Arabistan'ın petrol karşılığında güvenlik anlaşması kapsamında stratejik güvenliği için ABD'ye aşırı bağımlı olduğuna dikkat çekmeye devam ettiler. Ancak Riyad ise Rusya ve Çin ile daha geniş ilişkilere başvurarak birkaç yıl içerisinde bu durumu kırmaya çalıştı.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Cinzia Bianco, Suudi liderliğinin ABD'den onay almadan istediği yönde hareket etmeyi öğrendiğini söylüyor. Aynı zamanda “Özellikle Veliaht Prens Selman, ABD yönetiminin onayı olmadan bölgede ve bir derecede uluslararası arenada çalışmayı, hatta gelişmeyi öğrendi” ifadelerini kullanıyor.
Arap Demokratik Ekonomik ve Politik Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin araştırması, Suudi dış politikasının sessiz niteliğini değiştirerek etkin bir niteliğe ulaştığına, önceden ABD’nin koruyucu şemsiyesine itimat ettiğini, ancak şimdi ise ulusal güvenliği ve stratejik çıkarlarını savunmada kendisine güvendiğine dikkat çekiyor. Zirâ ABD’nin bu sırada bölgesel sorunlara doğrudan müdahale etmekten geri çekilme yönünde adım attığına, 2015 tarihinde İran ile nükleer anlaşmaya vardığına, 2021’de ise Afganistan’dan utanç verici bir şekilde çekildiğine değiniliyor.

Tedbirli ve dengeli siyaset
Tüm bunlar Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ortaklığın bozulduğu, dostluklarının kenara konduğu anlamına gelmiyor. Orta Doğu Enstitüsü Başkan Yardımcısı Gerald Feierstein, Washington ile Riyad arasındaki ilişkideki gerginliğe rağmen, Suudilerin ABD ile yaklaşık 80 yıllık stratejik ortaklığı sürdürmeyi dış politikalarının temel taşı olarak gördüklerine, zirâ bu ilişkinin iki ülkeye de hizmet ettiğine dikkat çekiyor. Ancak Washington'un Moskova ve Pekin ile güç rekabetine dahil olmak istemediklerini de ekliyor. Çinlilerin Suudi Arabistan Krallığı'nın önde gelen ticari ortağı olduğuna, Rusların ise OPEC Plus’ın önde gelen ortağı olduğuna işaret eden Feierstein, Suudi Arabistan'ın üç büyük uluslararası ortağıyla iyi ilişkilerini sürdürmeye kararlı olduğunu vurguluyor.
Suudilerin Pekin'in izlediği siyasete benzer bir şekilde, risk yönetiminin sağlandığı tedbirli ve dengeli bir dış politika izlemeyi şimdiye kadar başardığına değinen Feierstein, Çin ile ‘daha fazla ekonomik’ ilişkiler geliştirmeye, ABD ile stratejik ilişkileri ise sürdürmeye çalıştıklarını belirtiyor. Suudilerin ABD'ye mutlak bağımlılık durumundan kaçınmak için destek kaynaklarını çeşitlendirmek, rekabetçi güçlerle ilişkilerini geliştirerek ABD ile stratejik ilişkilerini tamamlamak istediğini de ekliyor.



Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
TT

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan, Husilerin artan saldırıları karşısında füze önleme mühimmatı sıkıntısı yaşarken beklenen yardımın ABD'den gelmemesi üzerine Fransa, Britanya, Pakistan ve Mısır'dan hava savunma desteği istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla AP'ye konuşan yetkililer, Suudi Arabistan'ın füze önleme mühimmatının azaldığını, İran destekli Husilerle çatışmanın uzaması nedeniyle bölgesel ve Batılı müttefiklerinden yardım istediğini belirtiyor. 

Kaynaklar, ABD'nin İran'la savaşta kendi önleyici füze stoklarının azaldığını belirterek, Suudi Arabistan'ın bu yüzden diğer müttefikleriyle iletişme geçtiğini ifade ediyor.

Yetkililerden biri, Suudi Arabistan'ın sadece askeri üslerini ve devlete ait kritik tesisleri değil, aynı zamanda petrol rafinerilerini de korumak zorunda kaldığı için “çok zor durumda” olduğunu söylüyor.

Riyad yönetiminin, Yemen'deki Husilerin saldırılarına karşı “kolektif bir yanıt” verilmesi için çağrıda bulunduğu aktarılıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu New America'dan Adam Baron, şunları söylüyor:

Bu sadece Husiler'le Suudi Arabistan arasındaki bir mesele değil. Bu, uluslararası deniz taşımacılığının daha geniş kapsamlı yapılarını ve rotalarını güvence altına alacak bir yol bulma meselesidir.

Diğer yandan analizde, bunun Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ilk sınavı olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak AP'nin aktardığına göre Türk ve Pakistanlı yetkililer, Suudi Arabistan'dan herhangi bir destek talebi almadığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam'daki ziyaretin yaptığı açıklamada, ortak savunma anlaşmasının "kurumsallaşma sürecinin devam ettiği" belirtti. Yemen'de gerginliğin azaltılması gerektiğini söyleyen Fidan, "Biz Mekke İttifakı’nın ruhuna uygun olarak davranıyoruz. Suudilerin yanında olduğumuzu zaten açıkladık. İlgili diğer taraflara da gerekli mesajları verdik. Bir dayanışma içerisindeyiz" dedi.

Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fayyadh Bin Hamed Al-Ruwaili de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'yle telefonda görüşerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı. 

Suudi Arabistan, Husi milislerin bu hafta Mekke'yi drone'la hedef aldığını öne sürmüş, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden saldırıyla ilgili kınama gelmişti. Ancak Yemen'deki Husiler iddiaları yalanlamıştı.

Reuters da ABD'li yetkililerin pazar günü (13 Eylül) Muskat'taki ABD Büyükelçiliği'nde Husi temsilcilerle bir araya geldiğini yazıyor.

Görüşmede Husilerin, bölgedeki Amerikan gemilerine saldırmama ve Beyaz Saray'la 2025'te imzalanan ateşkese bağlı kalma taahhüdü verdiği aktarılıyor. Örgütün ayrıca İsrail gemilerini de hedef almayı planlamadığı, yalnızca Suudi Arabistan'a ait gemilere saldırı düzenleneceğini söylediği belirtiliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, dünkü açıklamasında Washington'ın Yemen'deki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Suudi Arabistan'la askeri iş birliğini sürdürdüğünü söyledi.

Ancak Britanya ve Amerikan basınında geçen hafta çıkan haberlerde, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ABD Başkanı Donald Trump'la telefon görüşmesi yaparak askeri desteği artırmasını istediği fakat Beyaz Saray'ın Yemen'deki çatışmalara doğrudan dahil olmayı reddettiği savunulmuştu.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian, AP


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)

Ahmed Abdulhakim

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı gözlemci ve analistler, Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ve bölgesel gelişmelere ilişkin tutumların uyumunu ortaya koyan bu ziyaretin, artan bölgesel gerilim ile tehditler ortamında ve her iki ülkenin Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazları ile Kızıldeniz’deki seyir güvenliğine verdiği önem ışığında ‘olağanüstü bir öneme’ sahip olduğu konusunda görüş birliğine vardı.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede iki lider, Suudi Arabistan-Mısır ilişkilerini ve bunları geliştirme yollarının yanı sıra bölgedeki son gelişmeleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarına ilişkin konuları ve bunların başında gelen deniz seyir güvenliği ile özgürlüğünü ve bu husustaki koordinasyon çalışmalarını ele aldı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise görüşmelerde Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinin Arap dünyasında en üst düzeyde olması gerektiği hususunda mutabakata varıldığı ifade edildi. Açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken; Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidin Mısır tarafından tamamen reddedildiği ve kınandığı belirtildi.

İlişki stratejisinin teyidi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Arap İşlerinden Sorumlu Eski Bakan Yardımcısı Yaser Osman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ziyaretini ve Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, zamanlaması ve taşıdığı anlamlar bakımından ‘bölgenin son dönemde tanıklık ettiği en önemli etkinliklerden biri’ olarak değerlendirdi. Independent Arabia’ya konuşan Osman, ziyaretin iki kardeş ülkenin liderleri arasındaki sıradan ve rutin temaslar kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bu ziyaret, son derece kritik bir zaman diliminde; bölgenin, bölgesel güvenliği, istikrarı ve deniz seyir özgürlüğünü tehdit eden tehlikeli ve hızlı gelişmelerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu durum, söz konusu sınamalara karşı acil istişareyi ve ortak iş birliğini zorunlu kılmaktadır” dedi.

Ziyaret koşullarının iki ülkenin ulusal güvenliğinin ne denli birbiriyle bağlantılı olduğunu, stratejik çıkarlarının kenetlendiğini, ikili ilişkilerin gücünü, ortak kader birliğini ve bölge sorunlarına yönelik görüş yakınlığını gösterdiğini belirten Osman, bu çerçevede Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü tehdit karşısında Riyad ile tam bir dayanışma içinde olduğu yönündeki temel yaklaşımını vurgulamaya özen gösterdiğini ifade etti.

Osman, ziyaretin iki ülkenin bölgesel krizlere yönelik tutumlarında tam bir görüş birliğinin varlığını ortaya koyduğunu kaydetti. Bu uyumun boğazlardaki seyir özgürlüğü, Filistin davası ve Sudan krizi gibi bölgeyi ilgilendiren tüm dosyalarda geçerli olduğunu belirten Osman, ziyaretin ana mesajının ‘iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin sarsılmazlığını ve bölgenin karşı karşıya olduğu sınamalarla mücadeledeki ortak iradeyi teyit etmek’ olduğunu vurguladı.

rgrtgt
Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi arasındaki görüşmede, mevcut koşullarda iki ülke arasındaki dayanışma ve koordinasyonun önemi vurgulandı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider arasındaki görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sınamalar ele alındı. Sisi, Mısır’ın mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ile tüm Arap ülkelerine yönelik sarsılmaz desteğini yineledi. Bu çerçevede iki ülke arasındaki koordinasyon ve temasların artırılması gerektiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise Mısır’ın bölgesel istikrar ve barış çabalarına verdiği desteği takdirle karşıladığını belirterek, son jeopolitik sınamalar karşısında Mısır’ın Suudi Arabistan’a gösterdiği dayanışma ve desteği övgüyle karşıladı. Görüşmede ayrıca, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazları ve Kızıldeniz’de deniz seyir güvenliğini ve özgürlüğünü sağlama konusundaki kararlılığı teyit edildi. Sisi, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve istikrarını korumak için aldığı tedbirleri desteklediklerini, aynı zamanda Yemen krizine kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulunmasını desteklediklerini vurguladı.

İş birliği ve koordinasyon ‘acil bir gereklilik’

Arap Araştırma ve Etütler Merkezi Direktörü Hani Süleyman, Kahire ve Riyad arasındaki ‘koordinasyon ve iş birliğini güçlendirmenin’ artık bir lüks değil, bölgenin karşı karşıya kaldığı güvenlik sınamaları ve gelişmelerle mücadelede ‘acil bir zorunluluk’ olduğunu ifade etti. Süleyman, Suudi Arabistan ve Mısır’ın üstlendiği rol ile sahip oldukları farklı kapasitelerin, yalnızca kendi çıkarlarını korumak açısından değil, bölge ülkelerinin karşılaştığı siyasi ve güvenlik sınamalarıyla mücadele etmek açısından da hayati ve stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.

İki ülkenin çabalarını birleştirmesi ve aralarındaki koordinasyonu en üst düzeye çıkarması sayesinde ‘uzun süredir devam eden krizlere yönelik ortak yaklaşımlar ve çözümler geliştirebilecek kapasitede’ olduğunu belirten Süleyman, bu durumun birçok uluslararası aktöre de net ve doğrudan mesajlar taşıdığını kaydetti. Süleyman, bu mesajın iki ülkenin her türlü sınamayla Arap dünyasının yaklaşımları doğrultusunda ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü ile güvenliğini koruyacak şekilde mücadele etme kararlılığı olduğunu ifade etti.

Süleyman, her iki ülkenin de bölge meselelerinde akılcı ve dengeli bir dış politika izlediğini, koordinasyonun artırılmasıyla önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlar elde edileceğini dile getirdi. Ziyaretin çıktılarına da değinen Süleyman, bu sonuçların yakın gelecekte ortak ilgi alanına giren tüm dosyalarda somut gelişmeler olarak sahaya yansıyacağını belirtti.

trht5rhb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyareti bir gün sürdü; Sisi ile yaptığı görüşmelerde ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin geliştirilme yolları ile bölgedeki gelişmeler ele alındı. (Reuters)

Benzer şekilde, Mısır Dışişleri Bakanlığı Eski Bakan Yardımcısı Seyyid Kasım el-Mısri, ‘Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki iş birliği ve koordinasyonun derinleştirilmesinin, muhtelif güvenlik ve siyasi sınamalarla mücadelede her zaman büyük önem taşıdığını’ ifade etti. Tarihi, coğrafi, ekonomik ve güvenlik bağlarıyla örülü iki ülke ilişkilerinin konjonktürel bir krize veya geçici bir sınamaya bağlı olmadığını belirten el-Mısri, bu bağları güçlendirmenin Arap coğrafyasının güvenliğini ve istikrarını korumak için elzem olduğunu vurguladı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin köklü ve her düzeyde derin olduğunu dile getiren el-Mısri, her iki tarafın da Arap çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Son yıllarda Arap ortak hareket mekanizmalarında yaşanan aksaklıklara rağmen ‘Mısır-Suudi Arabistan ekseninin bölgedeki istikrar ve güvenliğin ana sütunu olmayı sürdürdüğünü’ belirten el-Mısri, bu eksenin güçlendirilmesinin her iki ülke için de zorunlu hale geldiğini ifade etti. Son bölgesel gelişmelerin ve tehditlerin iki ülkenin çıkarlarının ortak olduğunu gösterdiğini vurgulayan el-Mısri, birine yönelik tehdidin diğerinin de güvenlik ve istikrarını doğrudan etkilediğini belirtti.

Aynı doğrultuda değerlendirmelerde bulunan Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa da Mısır-Suudi Arabistan yakınlaşması ve koordinasyonunun artık bir tercih değil, bölgedeki durumun hassasiyetinin dayattığı bir zorunluluk olduğunu ifade etti. X platformu üzerinden yaptığı açıklamada Musa; Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik tekrarlanan saldırıların yanı sıra Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’teki saldırılar ile Kızıldeniz ve bölgesel sulardaki seyir güvenliğine dönük tırmanan tehditlerin net ve etkili bir Arap tutumunu zorunlu kıldığını vurguladı.

Musa, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Arap sisteminin iki temel sütunu olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve sıkı koordinasyonun, Arap güvenliğini ve çıkarlarını koruyacak, ayrıca Arapların kendi bölgelerinin geleceğini belirleme yetisini yeniden kazandıracak kapsamlı bir siyasi hareketi başlatmak için şart olduğunu kaydetti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan ziyaretin ardından yapılan açıklamada, iki liderin görüşmede ‘mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini, her iki ülkenin çıkar ve hedeflerinin örtüştüğünü ve aralarında tam bir anlayış birliği bulunduğunu’ vurguladıkları belirtildi. Açıklamada, Veliaht Prens’in ziyaretinin Mısır ile Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiği ifade edilerek; Sisi ve Selman’ın, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu yineledikleri kaydedildi. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidi tam bir kararlılıkla reddettiği ve kınadığı vurgulandı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’na göre görüşmede, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin davasına ilişkin tutumlarının tam olarak örtüştüğü teyit edilerek, iki devletli çözüm ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği belirtildi. İki lider, ABD Başkanı’nın barış planının ikinci aşamasının gerekliliklerinin ve 2803 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanması, Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda insani yardımın ulaştırılması ile Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail ihlallerinin durdurulması gerektiğinin altını çizdi.

Sudan krizine ilişkin olarak ise iki lider, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Sudan’ın güvenliğine, istikrarına ve ulusal kurumlarının bütünlüğüne verdiği desteğin sürdüğünü teyit etti. Sudan ordusunun herhangi bir milis gücü veya yasa dışı paralel yapıyla bir tutulmasının reddedildiği görüşmede, Sudan’ın birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü tehdidin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm bölge ülkelerinin kolektif güvenliği için bir risk oluşturduğu vurgulandı.