Nahda Barajı krizi neden çözülemiyor?

Mısır, Sudan ve Etiyopya 11 yıllık Nil sularındaki hakları konusunda müzakere ediyor

Etiyopya Nahda Barajı (Etiyopya Su ve Enerji Bakanlığı)
Etiyopya Nahda Barajı (Etiyopya Su ve Enerji Bakanlığı)
TT

Nahda Barajı krizi neden çözülemiyor?

Etiyopya Nahda Barajı (Etiyopya Su ve Enerji Bakanlığı)
Etiyopya Nahda Barajı (Etiyopya Su ve Enerji Bakanlığı)

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed 2018 yılında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin ülkenin ‘can simidi’ olarak tanımladığı Nil suyundan aldığı pay konusunda Mısır halkına güvenme vermesini istemesinin ardından Kahire'deki İttihadiye Sarayı’nda “Yemin olsun ki yemin olsun ki Mısır’daki suya zarar vermeyeceğiz” ifadelerini kullanmıştı. Ancak görünüşe göre tüm bu vaatler boşa çıktı. Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında yaklaşık 11 yıldır devam eden ‘iyi niyet’ girişimleri ve müzakereler, Nil suyundaki payı konusunda Mısır’a güvence veren nihai bir anlaşmaya varmayı başaramadı. Bu durum Mısır’ın, Addis Ababa’nın “tek taraflı adımlarına” itiraz ederek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne başvurmasına neden oldu.
Yeni gerilim Etiyopya’nın, Mısır ve Sudan ile herhangi bir anlaşma olmaksızın barajın rezervuarının üçüncü dolumunu uygulamaya başlamasına yanıt olarak geldi. Mısır, cuma günü BM Güvenlik Konseyi’ne resmi bir mektup göndererek, BM’ye bağlı uluslararası örgüte ‘bu konudaki sorumluluklarını üstlenmesi’ çağrısında bulundu ve “ulusal güvenliğini sağlamak ve korumak için gerekli tüm önlemleri almasının meşru hakkı olduğunu” belirtti. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri tarafından imzalanan mektup Kahire’nin, Etiyopya’nın Mısır ve Sudan ile barajın doldurulması ve işletilmesine ilişkin mekanizmalar konusunda bir anlaşmaya varmaksızın Nahda Barajı’nı tek taraflı kararlar alarak doldurmaya devam etmesine yönelik itirazını ve tam reddini içeriyordu. Aynı zamanda Mısır devletinin haklarına, su güvenliğine veya tek can damarı olan Nil Nehri’nin temsil ettiği Mısır halkının imkanlarına yönelik herhangi bir tehdide tahammül etmeyeceğini vurguladı.
Addis Ababa’nın Nahda Barajı’nı inşa etmesinin ardından, Mısır ve Etiyopya bir su anlaşmazlığına girdi. Mısır, barajın Nil suyundaki payını etkileyeceğinden korkarken, Etiyopya, barajın ülkede kalkınmayı sağlamak için bir zorunluluk olduğunu” söylüyor. Son 11 yılda Mısır, barışçıl çözümlere bağlı kaldı ve müzakere masasına başvurdu. Müzakereler sonucunda Mısır, Sudan ve Etiyopya, 2015 yılında Hartum’da baraj hakkında bir İlkeler Bildirgesi imzaladı. Mısır Cumhurbaşkanı o zaman yaptığı bir konuşmada, “İrade ve iyi niyet, herhangi bir anlaşmanın uygulamaya konulmasının temelidir” demişti. Ancak Mısır Dışişleri Bakanı'nın Güvenlik Konseyi’ne yazdığı mektupta, Etiyopya’nın barajı inşa etmeye devam ederken, “söz konusu iyi niyetlerin yerine getirilmediğini” belirtti. Ayrıca, “Mısır, 11 yıllık müzakereler sırasında, Nahda Barajı konusunda adil ve hakkaniyetli bir anlaşmaya varmaya çalıştı. Ancak Etiyopya, bu krizi çözmek için gösterilen tüm çabalarda başarısızlığa neden oldu” ifadelerine de yer verildi.
3 ülke arasındaki ‘sıkıntılı’ müzakereler devam etti. Müzakerelerin ortay paydası Etiyopya tarafının uzlaşmazlığıydı. Bu durum, Kahire’nin Addis Ababa’ya baskı yapmak için güçlü bir uluslararası arabulucu aramasına neden oldu. Mısır, 2019 yılı Ekim ayında bu krize diplomatik bir çözüm bulmak amacıyla üç tarafı 2019 Kasım bir araya gelmeye davet ederek, ABD’yi ‘çatışmanın çözümünde rol oynamasını’ ve krize diplomatik bir çözüm bulmak amacıyla taraf olarak müdahale etmesini istedi. Ancak ABD himayesinde 2020 yılı Ocak ayı ortasına kadar devam eden ve çözüm olarak 6 maddelik ön anlaşma ile sonuçlanan müzakereler anlaşmazlığı sona erdiremedi. Zira Etiyopya anlaşmayı imzalamazken, Mısır imzaladı, Sudan ise çekimser kaldı.
ABD’nin arabuluculuğu, Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılmasıyla geçici olarak sona erdi. Daha sonra müzakere turuna geri dönüldü. Son toplantı 2021 yılı Nisan ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkentinde gerçekleştirildi ancak herhangi bir çözüme ulaşılamadı. Bu da Mısır’ı ilk kez BM Güvenlik Konseyi’ne başvurmaya ve anlaşmazlığı çözmek için müdahale etmesini çağrısında bulunmaya yönlendirdi. Güvenlik Konseyi’nin 15 Eylül 2021’de yaptığı bir Başkanlık açıklamasında ‘üç ülkeyi Afrika Birliği himayesinde müzakerelere devam etmeye çağırma’ kararına yer verilirken, BM Güvenlik Konseyi’nin su kaynakları ve nehirlerle ilgili teknik ve idari uyuşmazlıklarda yetkili makam olmadığı vurgulandı.
Afrika Birliği tarafından üstlenilen arabuluculukta da, barajın beklenen olumsuz etkilerinin azaltılmasını sağlamak için dolumu ve işletilmesine yönelik mekanizmalar konusunda bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varılamadı. Addis Ababa planlarını tek taraflı olarak uygulamaya devam etti. Uzmanlar bu durumu “bir emrivaki uygulamak için bir tür erteleme ve yalan söyleme” olarak yorumladı. Müzakereler boş yere devam ederken, Etiyopya barajı doldurmaya ve işletmeye başladı.
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve ABD’li Mevkidaşı Joe Biden’ın Temmuz ayı ortalarına doğru Cidde’de yaptığı görüşme, Washington’ın söz konusu çatışmayı çözmek için arabulucu olarak bir kez daha rol üstlendiği duyuruldu. İki lider ortak açıklamalarında, barajı doldurmaya ve işletmeye yönelik mekanizmalar üzerinde bağlayıcı bir anlaşmaya varılması gerektiğini ve ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Mike Hammer’ın pazar günü (geçtiğimiz hafta) Mısır, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan ve 1 Ağustos’a kadar devam edecek bir tura başlayacağını belirtti. Ama görünüşe göre, ABD’nin bunu çözme çabaları biraz geç geldi. Etiyopya, 26 Temmuz’da Mısır’a, yağmur mevsiminde Nahda Barajı rezervuarını doldurmaya devam edeceğini belirten bir mektup gönderdi. Kahire Üniversitesi’nden Nil kaynakları konusunda uzmanlaşmış olan Toprak ve Su Profesörü Dr. Nadir Nureddin Şarku’l Avsat, “ABD’nin hamlesinin barajın rezervuarının üçüncü dolumunun başlamasından önce olacağını ummuştuk. Şimdi ABD ve BAE arabuluculuğu altında yapılması planlanan müzakere turunun sonucunu beklememiz gerekiyor” dedi.
Kahire’nin ‘su haklarının ihlaline göz yummayacağını’ belirtmesinin yanı sıra, tüm resmi Mısır açıklamaları, Mısır Cumhurbaşkanı’nın defalarca vurguladığı ‘siyasi çözümlere’ bağlılığını teyit ediyor. Cumhurbaşkanı bu ay Sırbistan’a yaptığı ziyarette, Mısır’ın konuyla ilgili ‘müzakere seçeneğini’ kullandığını söylemişti. Nureddin “Mısır’ın şimdi Güvenlik Konseyi’ne başvurması, Mısır davasıyla dayanışma içinde uluslararası bir fikir birliği oluşturma ve Etiyopya’ya müzakereleri sürdürmesi için baskı uygulama girişimidir” dedi. BM Güvenlik Konseyi kararları ‘bağlayıcı olmasa da”, “Etiyopya’nın uzlaşmazlığına devam etmesi ve aşağı havzadaki ülkelerle koordinasyon sağlamadan 75 milyar metreküp suyu tutan dev bir baraj inşa etmedeki ısrarı göz önüne alındığında, Mısır’ın Nil sularındaki meşru haklarına yönelik uluslararası bir sempati durumu oluşmasını sağladığını” belirtti.
 



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal